Deprem Nedir – Nasıl Oluşur

Deprem Nedir – Deprem Nasıl Oluşur

Deprem, dünya yüzeyindeki bir kırık boyunca koparak fırlayan, sıkıştırılmış yada gerilmiş kayaların neden olduğu titreşimler ve sarsıntılar biçiminde görülen ani bir enerji boşalımıdır. Volkanlardan fışkıran lavlar da küçük sarsıntılara neden olabilir. Yılda yaklaşık bir milyon deprem olduğu tahmin edilmektedir, ama bunların çoğu öylesine küçüktür ki farkedilmeden geçerler. Yaygın bir yıkıma yol açan gerçekten şiddetli depremler yaklaşık iki haftada bir olur. Neyse ki, bunların çoğu okyanuslar altında yeraldığından insanlara zarar vermez. Yüzeyin 700 km kadar altında oluşan depremlere ne gibi nedenlerin yolaçtığı bilinmemektedir.

Bir kırık boyunca kayma, kırık düzlemi üstündeki sürtünme tarafından önlenir. Bu, enerji ortaya çıkarır; enerji de esnek bir biçim değişimi olarak biriken hareketi üretir (bir yay gerildiğinde de buna benzer bir sonuç elde edilir). Sonunda gerilim kritik bir noktaya erişir, sürtünme altedilir ve kayalar birikmiş enerjilerini öne arkaya titreşerek deprem biçiminde boşaltıp birbirlrine çarparak fırlarlar. Esnek biçim değişimini taşıyamayacak duruma gelen kaya büklümleri, bir kırık oluşturacak biçimde paraçlandıklarında da deprem olabilir.
Sismik (deprem) dalgalar merkezden dışarı doğru, tıpkı bir silah ateşlendiğinde ses dalgalarının yayılması gibi her yönde yayılırlar (4). Başlıca iki tür deprem dalgası vardır: sıkıştırma dalga ve makaslama dalga . Sıkıştırma dalgaları, içinden geçtikleri kaya taneciklerinin dalga yönünde öne arkaya sallanmalarına neden olurlar. Makaslama dalgaları, taneciklerin kendi geçiş yönlerine dik açıyla titreşmelerine yolaçarlar. Her iki tür sismik dalga da tanecikleri fiziksel olarak hareket ettirmez; yalnızca onların arasından geçer.

Sıkıştırma dalgaları makaslama dalgalardan 1,7 kez daha hızlı hareket eder ve deprem kayıt istasyonunda (3) önce bunlar saptanır. Bu yüzden sismologlar onlara birincil (P), makaslama dalgalarına ise ikincil (C) dalgalar adını verirler. Sismologlar bir başka dalga türü daha bulmuşlardır: Uzun dalga (L) yada yüzey dalgası. En şiddetli şoklara yol açan dalgalar (L) dalgalarıdır. Depremlerin şiddetini ölçmek için Richter ölçeği kullanılır. Şiddet ölçüleri öylesine ayarlanmıştır ki, ölçekteki her birim, önceki tarafından bırakılan enerjinin 30 katıdır. 2’lik şiddet çok zor hissedilir. Oysa 7’lik şiddet büyük bir alanda yıkıcı etkiye sahip depremin alt sınırıdır.

Büyük Deniz Dalgaları (Esunami’ler)

Depremler genellikle yol açtıkları hasarla tanınırlar (1,9). Yıkım, toprak titreşimlerinin yada deniz tabanındaki sismik bozuklukların doğurduğu dev gel git dalgalarının (Japonya’daki esunami’ler) sonucu olabilir. Denizde esunami’lerin dalga boyları (bir tepeyle diğeri arasındaki uzaklık) 200 km’ye kadar ulaşabilir. Saatte 800 km hızla yol alırlar. Hafif eğimli bir kıyıya ulaştıkları zaman yavaşlarlar ve yükseklikleri artar. Esunami yaklaşırken, deniz önce çekilir, daha sonra karanın iç kısımlarına kadar ulaşabilen bir dizi dev dalga halinde geri gelir.

1755 Lizbon depreminde kent, altı dakika içinde bir harabe haline gelmişti. Şimdiye kadar kaydedilenlerin en yıkıcılarından biri olan bu deprem sırasında deniz önce çekilip 17 m yüksekliğinde bir esunami olarak hızla geri gelmiş ve yüzlerce kişinin boğulmasına neden olmuştu. Daha sonraki küçük sarsıntılar da toprak kaymalarına yolaçmışti; çeşitli yerlerde yangınlar çıkmış ve 60000 kişi ölmüştü. Bu depremin doğurduğu sarsıntılar İngiltere’nin 40 katı büyüklüğünde bir alan içinde hissedilmişti.

Depremlerin böylesine yıkıcı olmalarına karşın, bazı durumlarda tehlikeyi en aza indiren önlemler alma olanağı vardır. Yüksek bina-lar deprem dalgalarının geçişi sırasında sözcüğün gerçek anlamıyla «yüzen» pekiştirilmiş beton sallar üstüne inşa edilebilir. Dikkatli bir planlamayla sokakların bina yüksekliklerinden daha geniş yapılması sağlanabilir; depremler sırasındaki ölümlerin çoğu, dar sokaklara çöken yüksek binalar sonucu ortaya çıkar.

Denetim ve Tahmin

Son araştırmalar depremleri denetim altına alma olanağının bulunduğunu göstermiştir. 1960 ortalarında Colorado’daki (Den ver) bir kuyuya sulu çöpün boşaltılması, bir dizi hafif depreme yolaçmıştı. Böylece, bir kırık boyunca derin delikler açıp içine su pompalayarak, gerilimlerin büyük bir depreme yol-açacak kadar birikmesini beklemek yerinç, bir dizi küçük ve yıkıcı olmayan deprem halinde boşalmalarını sağlamanın olanaklı olduğu düşüncesi doğdu .
Depremden hemen önce, kırığın her iki tarafındaki toprakta bir esnek deformasyon olur. Bu deformasyon, teodolit yada lazer ışını kullanılan üçgenlere bölme yöntemiyle ölçülebilir. Toprakta meydana gelen eğilmenin saptanması için, eğim ölçerlerden yararlanılır. Günümüzde geniş alanların gözlemlenmesi de olanaklı hale gelmiştir. Başlıca kırıkların çevresinde yerleştirilmiş aygıtlardan toplanan bilgi, yapay uydular aracılığıyla araştırma merkzelerine gönderilir. Dünya yüzeyindeki çok küçük hareketleri bile saptamak ve gerilimin oluşmakta olduğu yerleri bulmak olanaklıdır.

Yeni bulunan başka bir yöntem de, kayaların içindeki su tutarının ölçülmesidir. Kaya gözenekleri gerilim altında genişlediğinden, içeri giren su miktarı artar. Depremlerin doğmasında, yeraltı sularının rolü büyüktür. Bu yüzden deprem bölgelerinde yeralan kuyulardaki su düzeyinin bilinmesi çok önemlidir.

Yorum yazın