Çöllerin Yayılması


Çöllerin Yayılması

Günümüzde yeryüzündeki toprakların 1/3’ü çoraktır. Ama, bu oran hızla büyümektedir. Dünya nüfusunun % 14’ünü oluşturan 628 milyon insanın geleceğini, artan kuraklık: tehdit etmektedir. Birleşmiş Milletlerde, “Çölleşme” konusunda düzenlenen toplantılarda verilen rakamlara göre 628 milyon insanın 50 – 78 milyonu, doğrudan doğruya çölleşme dolayısıyla üretimin düşmesi yüzünden aç kalacaktır.
Çorak kuşak, dünyayı kuzey ve güney yarımkürede 40’ıncı enlem daireleri arasında çevreler. Ne var ki, bir iklim özelliği olarak gösterilen bu yüzey şekli aslında ekonomik ve teknik etmenlerle genişlemekte, hem yağışlı ve hem de kurak bölgelerde yapılan tahribat yüzünden toprak biyolojik gücünü yitirmektedir.
İklim kuşakları göz önünde tutulursa yeryüzündeki toprakların % 34 ‘ü çorak ya da yarı çoraktır. Ama, başka kuşaklarda da toprağın yapısı, bitki örtüsü hesaba katılırsa aslında bu oran % 43’ü bulmaktadır. Ayrıca tundra, buzul ve donmuş topraklar bu oran içinde yer almamaktadır.
Son 20 yıl boyunca, 135 milyon hektar toprak ekime açılmıştır. Bu, ortalama yılda 6 milyon hektar eder. Bozulan, kullanılmaz duruma gelen topraksa yılda ortalama 6-12 milyon hektar kadardır. Avustralya’nın % 25’i, Afrika ve Asya’nın % 20’si, Güney Amerika’nın % 10’u çöl olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Büyük Sahra’nın güneyi son 20, 30 yıl içinde 650 bin km. kare ekilebilir toprak yitirmiştir. Afrika’nın gelecekteki tahıl ambarı olarak kabul edilen Sudan’da 1958 -1975 yılları arasında çöl, yüzlerce km. ilerlemiştir. Şimdi de, yılda 5 – 8 km. hızla ilerlemektedir.
Uzmanlar; çölleşmeyi başlatan iki etmenden söz etmektedir. 1. İklim koşulları, 2. İnsanoğlu. Son 10.000 yıl boyunta, çöller yağış değişiklikleri dolayısıyla yayılmıştır. 4.000 yıldır yağışın azalması çevre dizgesini altüst ederek bir zamanlar çayırlıkların uzandığı şimdiki Büyük Sahra’ da olduğu gibi, çöllerin oluşmasına yol açmıştır. Oysa yağışın çok olduğu dönemlerde kurak yerler yine kurak kalmıştır. Ne var ki, çölleşmeyi doğuran asıl büyük etmen insanoğlunun kendisidir. Doğurduğu etki yeni de değildir. Örneğin 11. yüzyıla kadar İskenderiye’den şimdiki Libya sınırına kadar uzanan bölge çok verimli, bu yüzden çok da kalabalıktı. 11. yüzyılda Kahire yakınlarına yerleşen iki göçebe kavim, batıya doğru ilerledikçe, buralardaki su kanallarını bozdu. Bu kavimlerin halkı, bölgede bulunan bağları dağıtıp, tarlalarda hayvanlarını otlattı. Bu tahribat çölleşmenin başlamasına yol açtı.
Bugün, iki önemli etmen dolayısıyla çölleşmenin hızlandığı görülmektedir: Nüfus artışı ve toprakların aşırı işlenmesi. Bu iki etmen, toprakların veremeyeceği bir şeyi istemek gibi bir sonuç doğurmaktadır. Artan nüfusun baskısıyla hayvancılar hayvanlarının sayısını artırmakta ve otlaklar aşırı biçimde kullanılmaktadır. Çalı ve yabanıl otların toprağı temizlemek amacıyla yakılması, yapay yollardan, gübrelerle sağlanan verimliliği tüketmektedir. Ayrıca, ormanların azalması, toprağın rüzgârla erozyona uğramasına neden olmaktadır.
Çöl hayvanlarının çoğu, sıcaktan korunmak için gündüz bir kuytuda saklanıp besin aramak için yalnızca geceleri dışarı çıkar. Bazıları çok sıcak ve kurak ayları uykuda geçirirken,bir çoğu yeraltındaki inlerinde yaşar. Kimi sürüngenler, sıcaktan kaçmak için kum altına gizlenirler. Çöl tilkileri büyük kulaklarıyla vücutlarındaki fazla sıcaklığı dışarı atmaya çalışırlar.
Çöllerin her yanı yaşanamayacak denli kurak değildir. Şurada burada su, ya kaynaklar .şeklinde yeryüzüne çıkar ya da bir akarsu durumunda akar. Su kaynaklarının yakınındaki bitkiler iyi gelişir. Çölde yer yer adalar halinde görülen böyle verimli alanlara “vaha” adı verilir. Sıcak çöllerdeki vahalarda palmiye ve otlar büyür. Vahalarda çöllerin kurak alanlarındakinden çok daha çeşitli hayvan türleri vardır. Suya diğer hayvanlardan daha çok gereksinme duyan kuşlar buralarda konaklar.

Yorum yazın