Çevre Bilim Nedir

Çevre Bilim Nedir

Çevre Bilim NedirToros dağlarında ya da Ege kıyılarında neden kutup ayısına rastlanmaz? Buralarda birçok hayvan yaşar da, neden kutup ayısı yaşamaz? Bu bölgelerde iklimin kutup ayıları için sıcak olduğu ileri sürülebilir. Ama bu gerekçe inandırıcı değildir. Çünkü dünyanın her yanında, hayvanat bahçelerinde kutup ayıları yaşayabildiğine göre soğuk havaya gerek duymadıkları ortadadır. Öyleyse bunun başka bir nedeni vardır.

Buralarda eksik olan şey, kutup ayısının beslenmesi için gerekli yiyecekler ve alışık olduğu yaşamı sürdürebilmesi için gerekli gereçlerdir. Bir kutup ayısı Kuzey Kutbundaki koşullara uymuştur da. Yani, hayvanın vücudu, belli bir tür yaşamı sürdürebilmek için belirli özelliklere sahiptir. Kutup ayısı deniz hayvanlarını, en çok ayı balıklarını yiyerek beslenir. Deniz aygırı ve balık yediği de olur. Yiyeceğini yakalamaya yarayan keskin ve güçlü pençeleri vardır. Bu yiyecekler de yüzen buzlar üzerinde ya da yakınında bulunur. Bu yüzden, kutup ayısı yüzen buzların olduğu yerlerde yaşamak zorundadır. Soğuk su içindeki avını yakalamak için gerekli özelliklere sahiptir; iyi yüzer ve vücudu kendisini soğuğa karşı koruyan kalın bir yağ tabakasıyla kaplıdır. Kutup ayısı, kendi bölgesinde çok iyi bir avcıdır ama, ılıman iklim bölgelerinde kuş, sincap ve fare yiyerek yaşamını sürdürmek zorunda bırakılırsa aç kalır. Bunları avlamaya uygun özelliklere sahip değildir. Kutup ayısı yalnızca kendi çevresinde yaşamını sürdürebilir. İşte, değişik yaşam biçimlerinin özel çevrelerine uyma yollarını inceleyen bilim dalına “çevrebilim” adı verilir.

Uyumlu insan: Bütün canlıların içinde yalnız biri dünyanın her yerinde yaşayabilir: bu da insandır. Bunun nedeni de, hemen her çevrede kendine uygun değişiklikleri yapabilmesidir. Sıcak tutan giysiler giyerek Kutup bölgelerinde, korunaklar yaparak yağmurlu ormanlarda, su çıkararak çöllerde yaşayabilir. Bulunduğu bölgede yeterli miktarda doğal besin yoksa, yiyeceği bitkileri ve hayvanları kendisi yetiştirir.

Fakat, insanın da, nasıl yaşayacağına karar verirken çevrebilimi düşünmesi gerekir. Mısır ekmek için bütün ağaçları keserse, toprak su tutmayacak ve sonunda sürüklenip gidecektir. Böylece, bir zamanlar ağaçlık olan yer çöl haline gelecektir. Sulama yapmak için bir ırmağa set çekerse, balıkların yaşamasına engel olacak kadar çok miktarda yosun büyümesine yol açacaktır.

Bütün çevre yaşamı başka yaşam türlerine bağımlıdır. Bu kural çevrebilimin en önemli ilkesidir. Kutup ayısının yaşamı ayı balıklarına bağlıdır. Oysa ayı balıkları da ancak bulundukları yerde yaşayabilirler çünkü onlar da yaşamlarını belirli balık türlerine bağlamışlardır. Bu balıklar da, küçük hayvanları ve bitkileri, deniz yüzeyine yakın yerlerde yüzen mikroskopik canlı varlıkları (plankton) yiyerek beslenen, daha küçük başka balıklarla yaşamlarını sürdürürler.

Buna benzer dizilere besin zinciri denir. Çevrebilim üzerinde çalışan bilim adamları besin zincirini anlamak zorundadırlar. Bir besin zincirini anlamak için en basit yöntem, onu, her yaşam biçiminin canlı kalabilmek için sahip olması gereken enerjiyi sağlamak yolu olarak görmektir.

Oksijen çevrimi, bilim adamlarının, hayvanlar ve bitkilerin birbirine bağımlı olma yollarından birini açıklarken kullandıkları bir deyimdir. Yaşam boyunca bir hayvan soluk alır. Havadan aldığı bir miktar oksijeni yediği besini yakmak için kullanır. Bu işlem sırasında oksijen karbondioksite dönüşür. Bitkiler de bunu çok daha yavaş olarak yaparlar. Hareketsiz oldukları için çok az enerjiye gerek duyarlar ve bu nedenle az besin yakarlar. İnsanlar açımızdan, bitkilerin en önemli etkinliği besinlerini kendilerinin yapmalarıdır. Yeşil bitkilerde klorofil denen ve onlara yeşil renklerini veren kimyasal bir madde vardır. Bu kimyasal madde, bitkilerin, Güneşten aldıkları enerjiyi kullanarak, karbondioksit ve sudan şeker ve nişasta elde etmelerini sağlar. Bitkiler bu işlemi yaparken dışarı oksijen çıkarırlar. Bu işleme fotosentez adı verilir. Bitkiler, böylece insanlara hem besin, hem de oksijen sağlarlar. İnsanların soluyarak dışarı çıkardıkları karbondioksiti alıp oksijene dönüştürürler. Karbondioksit hem soluk vermeyle, hem de yanmayla ortaya çıkar. Yeryüzü, ancak bitkiler oluşup yanma ile ortaya çıkan karbondioksiti oksijene dönüştürdükten sonra hayvansal yaşama uygun bir ortam haline gelmiştir.

Bitkilerin ve hayvanların birbirlerine bağımlı olduklarını gösteren başka önemli çevrimler de vardır. Azot çevrimi bunlardan biridir. Bitkiler azot bileşiklerini topraktan alarak proteine dönüştürürler. Hayvanlar bu proteini yer ve azotun bir kısmını dışkı olarak çıkarır, kalanını da öldükten sonra et olarak bırakırlar. Fakat doğada hiç bir şey boşa harcanmaz. Her madde bir çevrim içinde tekrar kullanılır.

Belirli yaşam biçimlerinin birbirlerine bağımlı olmalarını sağlayan birçok yol vardır. Çiçekli bitkiler böcekler vasıtasıyle döllenir ve bu böcekler de bitkilerden besin alırlar. Bazı kuşlar yalnızca bitkilere zarar veren böcekleri yerler. Bu ilişkiler genellikle çok katı kurallar çerçevesinde olur. Biı tür kuş yalnızca bir tür bitkiye zarar veren böcekleri yer; bazı çiçeklerin biçimleri ancak belirli bir böceğin bitkinin öz suyuna erişmesini ve çiçeği döllemesini olanaklı kılar. Bu bağımlılık neden belirli bir yaşam türünün yalnız kendi belirli ortamı için geliştiğini açıklar. Yeryüzünde yaklaşık olarak 1 300 000 değişik bitki ve hayvan türü vardır. Bunların çoğu özellikle iyi uydukları ortamlarda yaşarlar. Bitki ve hayvanların kendi ortamlarına “çevrebilimsel yuva” adı verilir. Bu yuvalar çok küçük alanlar olabilir.

Biyosfer: Çevrebilimciler bu küçük çevrelerdeki hayat biçimlerini de incelemekle birlikte, daha çok yeryüzünün geniş çevreleriyle ilgilenirler. Yeryüzünün yalnız küçük bir bölümünde en çok yaşama olanağı vardır. Denizin 10 km. derinliğinde de yaşam vardır ama denizde yaşayan canlıların büyük bölümü yüzeyden 180 metre derinliğe kadar bulunur. Bu derinlikte bile su hemen hemen hiç Güneş ışığı almaz ve sonuç olarak hayvanlar yüzeye daha yakın olan bitkilere bağımlıdırlar. Karada ağaçlar dağların yalnız birkaç bin metre yüksekliğine kadar bulunurlar. Gerek bu bitkiler, gerekse yosunlarla likenler, çevrenin hayvan yaşamını desteklerler. Kuşlar ve böcekler bu düzeyden yüksekte ancak kısa uçuşlar yapabilirler ve sonunda kendilerini barındıran çevreye dönerler, işte, yeryüzünün yaşama olanağı sağlayan yerlerine biyosfer adı verilir.
Biyosferin her yerinde yaşayan tek canlı insandır. Ancak az sayıda da olsa yaygın başka canlılar da vardır. Fakat bu canlılar insana bağımlıdırlar, insandan sonra her yerde bulunan canlı sinektir. Onu insan üstünde yaşayan çeşitli pire ve bitler izler.

Diğer canlılar belirli bölgeler içinde yaşarlar. Bu bölgelerin her birinde başka bölgelerde bulunmayan yaşama biçimleri vardır, örneğin, Meksikada Yengeç Dönencesine kadar Kuzey Amerika’yı içine alan Nearktik bölgesinde çıngıraklı yılan, misk faresi, yaban hindisi, çatal boynuzlu geyik ve bizon bulunur.

Bu bölgenin güneyi Neotropikal bölgedir. Tokan (bir kuş türü), uluyan maymun, hint domuzu, karınca yiyen, sinek kuşu ve tembel hayvan yalnızca bu bölgede bulunur. Hiç kimse bu yaratıkların neden bu belirli bölgelerde geliştiğini tam anlamıyla açıklayamamaktadır. Fakat, karalarla birbirlerine bağlı oldukları halde neden bu hayvan kuşaklarının karışmadığını anlamak oldukça kolaydır. 15 milyon yıl öncesine kadar Güney Amerika bir adaydı ve belirli canlı türleri gelişmişti. Kara bağlantısı oldukça yenidir ve çok az canlı öbür yana geçmiştir. Tapir bunlardan biridir. Kuzey Amerika’da ortaya çıkmış, Güney Amerika’ya göç etmiştir.

Avustralya bölgesi, Avustralya’yı, yeni Zelanda’ yı Tasmanya’yı ve Malaya takım adalarının bir kısmını içine alır. Bu bölgenin en ünlü hayvanları yavrularını ceplerinde taşıyan ve keseliler olarak tanınan hayvanlardır. Kangurular keselilerdendir. Avustralya bölgesinin diğer hayvanları keseli ayı, kivi kuşu, devekuşu türünden kuşlar ve kunduza benzeyen ördek gagalı hayvandır.

Avustralya bölgesinin kuzeyinde, Hint yarımadasında Himalayalara ulaşan Doğu Bölgesi vardır. Orangutan ve kuyruksuz maymun bu bölgede yaşar. Afrika filinden birçok bakımdan değişik olan
Asya fili, Hint kaplanı, küçük ağaç faresi ve tavus kuşu bu bölgenin hayvanlarıdır.

Habeşistan bölgesi hemen hemen doğu bölgesiyle aynı enlemde bulunursa da hayvanları oldukça değişiktir. Bu bölge kuzeyde Atlas dağlarına kadar Afrika’yı, doğuda da Mısır’ın batısına kadar olan kesimleri kapsar. Goril, zürafa, zebra, aslan, hipopotam, devekuşu ve Afrika fili bu bölgede yaşayan hayvanların başlıcalarıdır.

Palearktik bölge bütün Avrupa’yı ve Hint yarımadasına kadar Asya’yı içine alır. Sincaba benzer fare, kirpi, kırmızı geyik, yaban koyunu bölgenin başlıca hayvanlarıdır. Bu bölge, coğrafyacıların, Yeni Dünya (Amerika) ile karşılaştırarak Eski Dünya dedikleri alanın bir parçasıdır. Palearktik bölgenin çalı bülbülleri ve sinek yutan kuşları, Yeni Dünya’daki uzak akrabalarından belirli farklılıklar gösteren Eski Dünya kuşlarıdır.

Bunlar biyosferdeki yaşam alanlarının büyük bölgeleridir. Nasıl ortaya çıktıklarını ve bu bölgelerde yaşayan hayvanlarla bitkilerin birbirlerine nasıl bağımlı oldukları kolayca anlaşılabilir. Örneğin, sığırlar ovalarda ot bulunan yerlerde, tundraların liken ve yosun bulunan kesimlerinde yaşarlar. Geçmişte varolan ve belki hâlâ bulunan bir engel, örneğin dağlar ya da deniz yüzünden, dünyaya yayılamazlar. Küçük alanlarda yaşayan hayvan ve bitkilerin birbirlerine nasıl katkıda bulundukları bugün tam olarak bilinmemektedir. Çevrebilimciler bu konuyu araştırmaktadırlar.

 

Etiketler:

Yorum yazın