Buzul Çağı Nedir

Buzul Çağı Nedir , Buzul Çağı Hakkında Bilgiler

Buzul Çağı NedirDünyanın geçmişi incelenirse, yeryüzünün zaman zaman kalın bir buz örtüsü ile kaplı olduğu görülür. Jeologlar, en az üç buzul çağının varlığından söz ederler. Bunlardan ilki, bundan 570 milyon yıl önce sona eren Prekambrium döneminin sonlarına rastlar. Bu buzu çağı Kanada, Hindistan, Orta ve Güney Afrika ve Avustralya’yı etkisi altına almış ve 300 milyon yıl sürmüştür.

İkinci buzul çağı tropikal bölgeleri de etkisi altına almış ve Karbon döneminin sonu ile Perm döneminin başında gerçekleşmiştir. Bu çağ 80 milyon yıl sürmüş ve günümüzden ortalama olarak 280 milyon yıl önce son bulmuştur. En yakın buzul çağı ise çoğu zaman Büyük Buzul Çağı olarak adlandırılır ve dördüncü jeolojik zamanın Pleistosen devrine rastlar. Bu buzul çağı 600 000 ile

1 000 000 yıl arasında sürmüş ve günümüzden 10 000 yıl önce sona ermiştir. > ,
Büyük buzul çağı: Günümüzde karaların yüzeyinin onda biri buzla kaplıdır. Büyük Buzul Çağında ise bunun üç katı alan buzlaria kaplıydı. Ancak bu çağ süresinde iklim sürekli soğuk olmadığı zul yataklarıdır. Kaliforniya’da Sierra Nevada bölgesinde de eski buzul vadileri vardır. Yerbilimciler eriyen buzullardan geriye kalan kaya yı-ğınlarıyle karışmış çam ağaçları bulmuşlardır. Bunlar yirmi bin yıl önce buzullar tarafından ezilmiştir.

Yeryüzü tarihinin son 10 000 yılı içinde buzullar çekilmeye başlamıştır. Sayıları buz çağlarına göre daha az, boyutları daha küçüktür. Fakat, yeryüzü tarihini oluşturan dönemlerin çoğunda iklim öyle sıcak olmuştur ki, buzullar hiç ortaya çıkmayabilirlerdi.

gibi, toprağın üstü de her zaman buzla örtülü değildi. Buzul dönemleri olarak bilinen soğuk dönemler arasında, iklimin sıcak ve buzların erimeye başladığı zamanlar da vardı. Buzları çözülen topraklarda yeniden hayvansal ve bitkisel yaşam ortaya çıkıyordu. Bu dönemlere buzul ara dönemi adı verilir.

Büyüz Buzul Çağında buz tabakaları, güneyde bugün Amerika’nın New York, Cincinnati ve St. Louis kentlerinin olduğu bölgelere kadar uzanıyordu. Avrupa’da ise buzullar Londra, Batı Avrupa’da Karpat dağları ve Sovyetler Birliğinde Kiev kentinin olduğu bölgelere kadar uzanmaktaydılar. Kanada’yı örten buz katı bazı yerlerde 1 370 metre kalınlığa ulaşıyordu. Avrupa’da İskandinavya buz katının kalınlığı ise 3 000 metreye yaklaşıyordu.

Bu kadar büyük buz katlarını oluşturmak için gerekli kara, okyanus suları kaynaklık ediyordu. Okyanus sularının bu kadar su yitirmesi sonucunda yeryüzünün ortalama su düzeyi 90 metre alçalmıştı.

Öte yandan buzulların ağırlığı sonunda yer kabuğu bazı yerlerde 900 metre gömülmüştü. Buzların eridiği, sıcak buzul ara döneminde yerkabuğunun bu bölümleri yeniden yükselmeye başladı. Kutuplara yakın olan yerler günümüzde de yükselmeye devam etmektedir.

Buzullar yaygınlaştıkça 30° ve 60° kuzey enlemler arasında iklim ortalama 6°C soğudu. Buzullar çoğaldıkça sıcaklığın azalması o kadar arttı, öte yandan, bugün kurak olan bazı bölgeler o zamanlar oldukça sulaktı. Bugün çöllerin bulunduğu A.B.D.’nin Kayalık dağları ile Sierra Nevada arasında kalan bölge, Büyük Buz Çağında göllerle kaplıydı.

İklim değişiklikleri hayvan ve bitki yaşantısı üzerinde büyük etki yapmıştı. Buzullar yaygınlaştıkça hemen hemen bütün dayanıklı hayvanlar güneye göç etmeye zorlandılar veya öldüler. İklimin yavaş yavaş yumuşadığı buzul ara dönemlerinde göç eden hayvanlar yeniden kuzeye dönebiliyorlardı. Bitkiler de buzullar yayıldıkça ölüyor ancak iklim yumuşamaya başlayınca yeniden canlanıyorlardı.

Büyük Buzul Çağı yeryüzü yüzeyinde bazı büyük ve kalıcı değişikliklere yol açtı. Hareket eden buzul, toprağın yüzeyini aşındırır. Nitekim bugün de birçok dağ vadilerini dolduran ve hareket halindeki buz ve kardan oluşan buzullar aynı etkiyi yaparlar. Buzul çağlarında günümüzde olduğundan daha fazla buzul vardı. Kuzey bölgelerindeki buz tabakaları, gittikçe artan karın ve buzun ağırlığı altında sıkışarak kendiliğinden hareket ediyorlardı.

Arazinin oyulması: Buzullar Alp ve Himalaya dağlarının tepelerini oydular. Düz tabanlı vadiler oluşturdular. Ayrıca Kuzey Amerika’nın Büyük Gölleri gibi büyük göl çukurları oluşturdular. Niagara şelalesi de, buz tabakalarının eriyerek Erie gölü sularına bir çıkış yeri sağlaması sonucunda oluştu. Denizle dik yamaçlar biçiminde birleşen uzun ve dar kıyı oluşumları olan Norveç, Grönland, Alaska, Şili ve Yeni Zelanda fiyorları da buzullar tarafından oyuldu.
Toprak üzerinde yavaşça hareket eden buzullar çeşitli boylarda toprak ve kaya parçaları karışımını birlikte sürüklerler. Buzulların erimesi ile geriye jeologların “küme” adını verdikleri taş ve toprak yığını kalır. Buzul çağlarının bir belirtisi olan bu kümelere bugün birçok yerde rastlanır.

Bu kalıntıların bulunmasının, buzul çağlarının saptanmasında büyük rolü olmuştur. Jeologlar, bulundukları çevredeki toprak ve kaya yapısından bütünüyle farklı nitelikte olan bu kayalar üzerinde uzun zamandır incelemeler yapmaktaydılar. Bu kayalara göçmen kayalar adı verilmişti. Nereden çıkmıştı bunlar? Ve daha da önemlisi buralara nasıl ulaşmışlardı?

Bu konuda birçok görüş öne sürüldü. Göçmen kayaların rüzgâr, su ve yerçekimi etkisiyle yer değiştirdikleri savunuldu. Ancak bu açıklamalar yeterli değildi. 1800 yıllarının başlarında J. Venetz ve J.de Charpentier, adlarında iki isviçreli jeolog, göçmen kayaların buzullar tarafından sürüklendiğini öne sürdüler, 1837 yMında isviçreli bilgin Luis Agassiz Alplerdeki buzullar üzerinde ayrıntılı bir çalışma yaptı. Buzulların hareket hızını ölçen Agassiz, bunların büyük ölçüde kaya ve toprak parçalarını sürükleyebileceğini gösterdi. Göçmen kayaların bugünkü konumlarına, eski çağlardan bu yana geçen sürede eriyen buzullar tarafından taşındığını ileri sürdü. Bu durum, yeryüzünün bir zamanlar günümüzdekinden daha soğuk olduğunu gösteriyordu.

Jeologlar daha sonra buzul çağlarının ne kadar sürdüğünü ve nereleri etkisi altına aldığı konusunda yeni kanıtlar araştırmaya başladılar. Bu çalışmalar, birbirinden farklı, üst üste katlar biçiminde kümelerin varlığını ortaya çıkardı. Bu katlar, birbirinden binlerce yıl farklı zamanlarda oluşmuştu. Bu da Büyük Buzul Çağında bir değil,

birkaç buzul döneminin olduğunu ortaya koydu. En son buzul dönemi en iyi bilinen dönemlerden biridir. Bunun nedeni ise buzulların hareket ettikleri toprak üzerinde çok fazla oyucu etki yapmalarıdır. Daha önceki buzul dönemlerinde buzul hareketinin belirtileri, daha sonraki buzullar tarafından silinmiştir.

Jeologlar, toprak üzerinde radyokarbon zamanlaması uygularlar ve okyanustaki fosilleri incelerler. Radyokarbon zamanlaması, Avrupa ve Amerika’da buzulların bundan 11 400 yıl önce geri çekilmeye başladıklarını göstermiştir. (Daha önce bilim adamları bu olayın 20 000 yıl önce gerçekleştiğini düşünüyorlardı). Aynı yöntemle, Kanada’da en son buz tabakasının bundan 6 000 yıl önce kaybolduğu saptanmıştır.

Bilim adamları, çok eski zamanlarda ölmüş deniz hayvanlarının kalıntılarını inceleyerek okyanuslardaki sıcaklık değişiklikleri ve bunların buzul çağı ile ilişkileri üzerine oldukça ayrıntılı bilgiler edinmişlerdir. Bu örnekler birbirinden farklı iki oksijen atomu içerirler. Bunlardan biri yaygın olarak bulunan hafif tür yani, oksijen —16; İkincisi ise çok az rastlanan ağır tür yani oksijen —18′ dir. 1947 yılında, deniz hayvanlarında rastlanan bu iki oksijen türünün sıcaklığa bağlı olarak değiştiği ortaya çıkarıldı. Böylelikle, bilim adamları deniz hayvanları fosillerinde bu iki tür oksijenden hangisinin bulunduğuna bakarak bu hayvanların içinde yaşadığı denizlerin sıcaklığını saptayabilirle olanağına kavuştular. Bu “biyolojik termometre”, buzul çağlarının tarihleri ve süreleri hakkında yeni bilgiler sağladı.

Buzul çağlarını ortaya çıkaran neydi? Bu konuda birçok görüş ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre buzul çağları Dünyanın Güneşten aldığı enerjinin azalmasının sonucuydu. Enerjinin azalması ise Güneşin bazen normalden daha az enerji yayması, ya da enerjinin bir kısmının yeryüzüne ulaşmasının uzaydaki bir toz bulutu tarafından engellenişi olabilirdi.

Bir başka görüşe göre, dağların oluşum hareketleri ve kıtaların ortaya çıkması nedeniyle birçok yerlerde toprak düzeyi yükselmişti. Bu durum kar yağışının artması sonucunu doğurarak, büyük buzulların oluşmasına yol açabilirdi. Yeryüzüne Güneşten gelen enerjinin azalması da bu oluşumu hızlandırabilirdi.

Son olarak atmosfer içindeki karbondioksit gazının azalmasının buzul çağını başlatabileceği öne sürülmüştür. Bilim adamları, atmosferde bulunan karbondioksit gazının bugünkü düzeyinin yarısına düşmesi ile yeryüzünün ortalama sıcaklığının 4°C azalacağını tahmin etmektedirler. Bu da bir buzul çağının başlaması için yeterlidir.

Buzul çağlarının neden ortaya çıktığını kesin olarak bilmiyoruz. Ancak büyük soğukların ortaya çıktığı dönemlerin yeryüzü tarihinde çok az olduğu anlaşılmaktadır. Bazı jeologlar içinde bulunduğumuz dönemi, Büyük Buzul Çağının dördüncü buzul ara dönemi olarak nitelemektedirler. Bu görüşe göre yüz ya da bin yıl sonra yeryüzünde yeni bir buzul çağı ortaya çıkabilecektir

Yorum yazın