Boğazlar – İstanbul ve Çanakkale Boğazları

Boğazlar – İstanbul ve Çanakkale Boğazları

İstanbul ve Çanakkale boğazlarının ikisine birden «Boğazlar» adı verilir. Her ikisi de kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan bu iki boğaz, çeşitli özellikleriyle birbirlerine
benzerler. En büyük ayrılıklarıysa, boyutları bakımındandır.
• İstanbul boğazı, Karadeniz ile Marmara denizini birleştirir. Daha az kullanılmakla birlikte, «Karadeniz boğazı» diye de adlandırılır. Boyutları bakımından, Çanakkale boğazının yarısı kadardır. İstanbul boğazının uzunluğu, ortasından geçen bir çizgi boyunca hesaplandığı zaman, 30,5 km’ dir. Kıyılarındaki girinti ve çıkıntılar gözönüne alınarak yapılan bir ölçmede, bu sayı daha büyür: Salacak – Anadolu- feneri arasındaki Anadolu kıyısı 35 km-, Sarayburnu ile Rumelifeneri arasındaki Rumeli kıyısı 55 km. Genişliği, yer yer değişir. Boğazın iki ucunda genişlik fazladır; en dar yeri orta kesimde, Anadoluhisarı ile Rumelihisarı arasındadır (698 m). İki uçtan kuzey ucunda, genişlik daha fazladır.
• Boğaz’ın dibinde, boydan boya Boğaz’ı geçen 50-60 m derinliğinde bir oluk bulunur. Bu oluk içinde de çukurlarla tümsekler biribirini izler. Çoğunlukla Boğaz’ın darlaştığı kesimlere raslayan en derin çukurların bazıları, 100 m’yi geçer. Bunlar arasında en derinleri, Bebek Camisi ile Kandilli arasındaki 120 m’lik çukur ile Arnavutköy – Vaniköy arasındaki 106 m’lik çukurdur. Boğaz’ın geniş kesimlerindeki en derin çukur ise, kuzeyde Garipçe köyü (Rumeli yakası) ile Poyrazköy (Anadolu yakası) arasındaki çukurdur (83 m).
• İstanbul boğazının her iki ucunda da derin oluk kapanır ve Boğaz’dan Karadeniz’e ve Marmara denizine az çok belirmiş bir eşik («topuk») ile geçilir. Boğaz’ın denizaltı kesiminde yapılan sondajlar, hemen her yerde kil ve kum gibi dolgu gereci bulunduğunu ve çıkıntı oluşturan kayalara pek raslanmadığını ortaya koymuştur. Boğaz’ın iki ağzındaki eşiklerin de, yerli kayadan
olmayıp, akıntının birden hızını yitirdiği yerlerdeki birikmeler sonucunda oluştuğu söylenebilir.
• Boğaz sularında önemli sıcaklık değişiklikleri, yüzey sularında görülür. En düşük yüzey sıcaklığı, şubat sonu ile mart başlarında, en yüksek sıcaklık ise ağustos sonu ile eylül başlarında saptanır; yüzey sularının sıcaklığı, 4°C ile 23°C arasında bir değişme gösterir.
• İstanbul boğazında, tuzluluk bakımından başlıca iki tabaka vardır: Karadeniz’den Marmara’ya akan ve tuzluluk oranı binde 18 dolaylarındaki az tuzlu üst tabaka; Marmara’ dan Karadeniz’e akan ve tuzluluk oranı binde 36-38 olan çok tuzlu alt tabaka. Bu iki farklı tuzluluktaki suyun karışım tabakası da, orta derecede tuzlu bir ara tabaka sayılabilir.
• İstanbul boğazında, Karadeniz’den Marmara’ya doğru bir üst akıntının ve Marmara’ dan Karadeniz’e doğru bir alt akıntının bulunduğu, eskiden beri bilinmektedir. Üst akıntının başlıca nedeni, Karadeniz’in beslenme fazlalığı yüzünden su düzeyinin Marmara denizine oranla biraz yüksek oluşudur. Bu yüzey akıntısı, Boğaz’da burunların önünden geçer ve Boğaz’m darlaşma alanlarında hızı artar. Akıntının hızı ortalama saniyede 0,90 m (saatte 3,2 km), Kandilli önlerindeyse saniyede 1,45 m’dir (saatte 5,2km).Burunlar önündeki güçlü akıntıların bazıları özel adlar alırlar: Hisarlar arasındaki şiddetli akıntıya Şeytan akıntısı, Arnavutköy – Vaniköy arasındakine Maskara akıntısı denir. Kuzey rüzgarları sürekli estiğinde, bu akıntıların hızı çok artar; bazen saatte 9-10 km’yi bulur. Böyle zamanlarda, Boğaz suları, güneye doğru akan büyük bir ırmaktan farksızdır.
• Boğaz’ın yüzey sularının akışı güneye doğru olmakla birlikte, bu akıntı her iki yakadaki kayalarda ters akıntılar (anaforlar) oluşturur. Koyların dışındaki akıntılar, ana akıntı doğrultusundadır. Rumeli yakasında Bebek, İstinye, Büyükdere gibi koylardaki ters akıntılar saat yelkovanı doğrultusunda, Anadolu yakasındakiler ise saat yelkovanının tersi doğrultudadır.
• İstanbul boğazının alt bölümünde «kanal» adı verilen ve Marmara denizinin daha tuzlu sularını Karadeniz’e doğru taşıyan bir alt akıntı vardır. Bunun hızı üst akıntının- kinden az ise de, en fazla hızı gene de saniyede 1,22 m’yi (saatte 4,4 km) bulur. Kuzey-güney doğrultulu üst akıntıyı, alttaki güney-kuzey doğrultuyu alt akıntıdan ayıran yüzey, güneyden kuzeye eğimlidir. Boğaz’ın İstanbul tarafında, iki akıntının temas yüzeyi 18 m derinlikte, Anadolu ve Rumeli fenerleri arasında ise 50 m derinliktedir. Bu, üst akıntıyı o- luşturan tabakanın kalınlığının, güneye doğru inceldiği anlamına gelir; üst akıntının kuzeyden güneye doğru şiddetini artırması, bu durumun sonucudur.
• Boğaz’ın bu genel akıntı durumunda, şiddetli güney rüzgarları (lodos) sırasında ö- nemli bir değişiklik görülür. Bu sırada Marmara’nın kuzey kıyılarında kabaran deniz suları, Boğaz’ın güney ağzından içeri girerek üst akıntıyı itmekte, alt akıntı ile birleşerek, Boğaz oluğunun tek bir su kütlesi halinde kaplanmasına yol- açmaktadır. Yılda birkaç kez tekrarlanan bu olaya (üst akıntının güney-kuzey doğrultusunu alması), «orkoz >> adı verilir. Orkoz da, üst akıntının özelliklerini gösterir: Burunlar önünden geçer; kayalarda ters akıntılar oluşturur.
• Çanakkale boğazı, Marmara ile Ege denizini birleştirir. En ve boy bakımından İstanbul boğazının yaklaşık iki katı kadardır. Çanakkale boğazının Marmara tarafında başlangıcı olarak alınan Gelibolu
– Çardak çizgisi ile Ege denizi tarafında başlangıcı olan Seddülbahir – Kumkale çizgisi arasında, Boğaz’ın tam ortasından geçen bir çizginin uzunluğu 62 km’yi bulur (İstanbul boğazında 30,5 km). Kıyılardaki girinti ve çıkıntılar gözönüne alınarak yapılan hesaplamalarda, farklı ve daha büyük sayılar çıkar: Anadolu yakası kıyıları 94 km (Kumkale burnu – Çardak feneri arası); Rumeli kıyıları 78 km (Seddülbahir – Çankaya burnu arası); Boğaz’ın kuzey ağzındaki genişliği 3 200 m; güney ağzındaki genişliği 3 600 m. Buna karşılık, yer yer darlaşmalar görülür. Özellikle iki yerde, Boğaz’ ın karşılıklı kıyıları, birbirine fazlasıyla yaklaşır. Bunların biri, İstanbul’dan gelinirken Boğaz’ın Anadolu kıyısının apansızın bir dirsek çizerek güneye doğru döndüğü yerde bir dil gibi denize uzanan Nara (Nağara) burnu ile Rumeli kıyısında Eski Bigalı kalesi arasındadır (1 950 m); öteki de, Çanakkale kentinin bulunduğu yerde, kentin hemen güneyinde Boğaz’a dökülen Sarıçay (Kocaçay) ağzı ile karşısındaki Kilitbahir arasındadır (1 250 m). Çanakkale boğazının en dar yeri olan bu yerde, karşılıklı kıyılar arasındaki açıklık, İstanbul boğazının en dar yerindeki açıklığın aşağı yukarı iki katı kadardır.
• Çanakkale boğazının dibinde de 60 m’lik bir derin oluk, Boğaz’ı baştanbaşa geçer ve yer yer, göbek biçiminde daha derin çukurlar bulunur. Boğaz’ın kuzey kesiminde, bu çukurlardan birinin derinliği 95 m’ye varır. Ama büyük derinliklere gene İstanbul boğazında olduğu gibi— Boğaz genişliğinin azaldığı kesimlerde raslanır: Nara burnu önünde 102 m’lik derinlik; Çanakkale – Kilitbahir çizgisinin biraz kuzeyinde 106 m’lik bir derinlik.
• İstanbul boğazında olduğu gibi, Çanakkale boğazında da iki akıntı vardır: Az tuzlu üst akıntı; çok tuzlu alt akıntı. Üst akıntı kuzey-güney, alt akıntı güney-kuzey doğrultularındadır. İki akıntıyı ayıran yüzey, burada da güneyden kuzeye eğimlidir; ama eğim İstanbul boğazındakinden azdır. İki farklı tabakayı ayıran yüzey, Boğaz’ın Ege ağzında
10 m, Marmara ağzında 20 m derinliktedir. İstanbul boğazına göre daha geniş olan Çanakkale boğazında, akıntıların hızı da İstanbul boğazındakinden azdır. Burada da, kuzey ve güney rüzgarlarına bağlı olarak, hız değişmeleri gözlenir. Özellikle şiddetli lodos günlerinde, üst akıntının hızı iyice azalmakta, hattâ İstanbul boğazındaki orkoz gibi, güneyden kuzeye doğru bir üst akıntı hareketi belirmektedir

Yorum yazın