Avrupa Hakkında Bilgiler

Avrupa Hakkında Bilgiler

Okyanusya’dan sonra dünyanın en küçük kara parçasıdır. Toplam yüzölçümü 10 521 928 km. karedir. Avrupa, Asya’nın batıya doğru uzanan doğal bir çıkıntısı sayılabilir. Gerçekten de Avrupa’yı Asya’dan kıta olarak ayıran doğal bir sınır yoktur. Avrupa’nın ayrı bir kıta sayılmasını gerektiren özellikler, hemen hemen yalnız toplulukların tarih ve kültüründen doğmuştur.
Bugün kuramsal olarak Asya ile Avrupa’yı ayıran sınır, Uralların doğusundan başlar, Mugodzari dağlarını izler, Hazar denizinin kuzey kıyısını Kuma ırmağı vadisinden geçer, bu ırmağın aşağı yatağı, doğu ve batı Maniç yatağı ve Don ırmağının batı Maniçle birleştiği yerden itibaren aşağı yatağını Azak denizine kadar izler. Avrupa’nın en uç noktaları kuzeyde, Kuzey burnu yakınlarında Magerö adasında kayalık bir çıkıntı olan 71°11’K enlemindeki Knivskjerodden; güneyde Girit yakınlarında 34°57’K enlemindeki Gavdos adası; batıda İzlanda’nın batı ucunda 24°32’B boylamında Bjargtangar burnu ve doğuda Karadenizin en iç kısmı, 68°5’D enlemidir. Bu sınırlar arasında uzunlamasına 5000 ve enlemesine 4000 km.’ den fazla bir bölgeyi kapsar. Kıyılarının toplam uzunluğu 38000 km. kadardır. Kara sınırlarının uzunluğuysa ancak 3000 km.’yi bulur. Avrupa’ nın şekli bir üçgene benzetilebilir. Kenarlarından en kısası, Asya kıta kitlesi boyunca uzanır, ötekiler bu geometrik şekli tamamlarken batı, güneybatı yönünde uzayarak Afrika’yla birleşecek gibi olur. Avrupa, Afrika’dan Akdenizle ayrılır. Akdeniz Cebelitarık boğazından Don havzasına kadar bütün güney kıyılarını kaplar. Kuzeyi ve batısı ise Atlas okyanusu ve buna bağlı denizler, bu arada Kuzey denizi, Baltık denizi, Barents denizi ve Beyaz denizle çevrilidir. Akdenizin, Tiren denizi, Adriya, Ege, Marmara denizi, Karadeniz ve Azak denizi gibi birçok girintileri ve kolları vardır. Güneydoğuda, eski bir denizin kalıntısı olan Hazar denizi yer alır.

Avrupanın su bilgisi bakımından yapısı iki bölge arasındaki kesin ayrılığı açıkça yansıtmaktadır. Batıda ırmaklar dağlık kesimlerin yakınlığı ve düzlüklerin dar oluşu nedeniyle genellikle kısa ve hızlı akışlıdır. Doğuda ise Rusya ovasından akan ırmakların yatağı çok geniştir ve büyük engebelerle karşılaşmaksızın açık düzlükte akarlar. Bu nedenle Avrupanın en uzun ırmağı olan Volga, Karadenize dökülen Dniyepr ile Dniyestr, Azak denizine dökülen Don en önemlileridir. Öbür büyük ırmaklar ise, Barents denizine dökülen Peçora, Beyaz denize dökülen Dvina ve Baltık denizine dökülen Düna’dır. Belirli bir merkezkaç özellik gösteren Rus ırmaklarından farklı olarak, hersinyen devri ırmakları ile Finlandiya-iskandi-navya ırmakları birbirine paralel olarak akarlar. Bunlardan Vistül, Oder, Elbe, Weser, Ren, Meuse, Schelde ve Seine en önemlileridir. Cal bölgesinin, Iber ve İtalya yarımadalarının ve Britanya adalarının öbür büyük akarsuları birinci ve üçüncü zamandan kalma yükseklikler arasında açılmış geniş ve derin havzalardan ve tektonik vadilerden akarlar: Loire, Garonne, Rhone, Ebro, Douro, Tejo, Guadiana, Guadalquivir, Po, Adige Tiber ve Taymis bunlardandır. Karadeniz-Baltik çizgisinin batısında kalan ırmakların en önemlisi, Karadenize dökülmeden önce yöredeki birkaç havzadan geçip çok geniş bir alanın sularını toplayan Tuna ırmağıdır.

Rejimleri bakımından çeşitli bölgelerin akarsuları iklim koşullarına ve üzerinde aktıkları toprağın niteliklerine göre değişirler. Doğu Avrupa ırmaklarının suları kışın kar yağışının fazla olduğu aylarda oldukça azalır; ilkbaharda karların erimesiyle sular yeniden çoğalır. Aynı nedenle, yazın suları azalan Orta Avrupa ırmakları da ilkbaharda taşacak hale gelir. Batı Avrupa ırmakları, yılın çeşitli mevsimlerinde hemen hemen aynı derecede yağış alan bölgelerde aktıklarından, tekdüze bir görünüşleri vardır. Akdeniz bölgesi ırmaklarının ise kışın suları çok artar, hatta bazen taşıp baskınlara yol açarlar.

Doğrudan doğruya Atlas okyanusuna dökülen ırmakların, gelgit nedeniyle ağızlarına biriken çamurlardan dolayı genellikle geniş birer deltası vardır. Akdenize ve Baltık denizine dökülen ırmakların ise ağızlarında deltalar bulunmayışı bunların ulaşıma elverişli olmayışı sonucunu doğurur ve dolayısıyle ırmak boyunca limanlara rastlanmaz. Bu bakımdan ağızlarında delta bulunan ırmaklar çok daha önemlidir. Avrupa denizlerinin en önemli limanlarından bazıları bu gibi ırmakların ağzında kurulmuştur, örneğin Londra, Bordeaux, Le Havre, Anvers, Rotterdam, Bremen e Hamburg gibi. Ayrıca bu ırmaklar boyunca ulusal ve bölgesel bakımdan büyük önem taşıyan limanlar da türemiştir. Paris, Köln, Coblenz, Mainz, Mannheim, Ludwigshafen ve Basel gibi. Avrupa’nın pek çok gölü vardır, fakat bunlar genellikle dünyanın öteki kıtalarındaki göllere oranla pek büyük değildir. Başlıcaları Baltık çevresi bölgelerinde (Ladoga, Onega, Cudskoye, özero, Vanern, Vattern) ve Alp bölgesinde Maggiore, Como, Garda, Cenevre, Constance gölleridir. Bunların hepsi eski buzullardan meydana gelmiş göllerdir. Bakonia ormanının ayakları dibinde meydana gelmiş bir tortul gölü olan Balaton ve

özellikle Rusya ovasının ırmaklarında meydana getirilmiş havzalarda birikmiş göller de önemlidir. Bu sonunculara örnek olarak Volga üzerindeki Gorki, Kuybişevve Volgograd; Dniyepr üzerindeki Kahivka ile Kremerçuğ gösterilebilir. Kıyılardaki göllerin de sayısı oldukça fazla olmakla beraber bunlar pek önemli değildir.

Kuzey kutup dairesi içinde kalan dar bir kesim dışında Avrupa’nın bütünü, ılımlı iklim bölgesi içinde kalır, öte yandan çeşitli bölgelerin iklimini daha da ılımlı hale getiren etkenler de vardır. Güneyde Akdeniz bölgesi tatlı sıcaklığıyle ılıman bir iklim yaratmıştır. Batıda Atlas okyanusu karanın içerilerine doğru uzattığı kollarıyle, yüksekliklerin iklimini yumuşatır. Bundan başka sıcaksu akıntısı da Atlas okyanusu kıyılarında olağandışı bir durum yaratır. Buraları bulundukları enleme hiç uymayacak şekilde, sıcaklığın fazla olduğu bölgelerdir, öte yandan Rusya ovasıyle devam eden Asya kıta kitlesi sıcaklık artış ve azalışlarında olumsuz etkiler yaratır. Avrupa iklimlerinin, Sibirya kıta iklimiyle Akdeniz ve Atlas okyanusu iklimleri arasındaki dengesizlikten doğduğu söylenebilir.

Kışın Rusya ovası ile Orta Avrupa üzerinde yüksek basınç merkezi oluşur ve şiddetli soğuklar getirir. Bu soğuklar kıyı şeridinde denizin etkisiyle hafifler. Bu bölgelerde alçak basınç bazen günlerce devam eden yağmurlar getirir.

Yazın Avrupa’nın kara kesimi alçak basınç merkezinin etkisinde kalır. Alçak basınç, Atlas okyanusundan gelen nemli ve ılık hava akımlarını kendisine çeker. Bundan başka Asor adalarının antisiklonu, daha yüksek enlemlere kadar çıkarak batı rüzgârlarının Akdenize ulaşmasına engel olduğundan, Akdeniz kıyıları yazın pek az yağmur alır. Yağış genellikle batıdan doğuya doğru gidildikçe azalır. En çok yağış alan bölgeler Atlas okyanusu kıyıları, en az alanlar ise Baltık-Karadeniz çizgisinin doğusunda kalan yerlerdir. Yağışları etkileyen başka etkenler de vardır. Bunların başında yüksekliklerin dağılımı gelir. En fazla yağış alan kesimler batı İrlanda, Iskoçya, Galler bölgesi,Masif Santral, Alpler, İskandinavya dağları, kuzey Apeninler, Dinar Alpleri ve Karpatlardır. Yağış yönünden en fakir olan kesimlerse iber yarımadasının orta bölgeleri, Almanya, Polonya ve Çekoslovakya’nın bazı iç havzaları ve ayrıca Rusya ovasının büyük bir kısmı ile Finlandiya-iskandinavya’nın kuzey kesimidir. Avrupa en aşağı dört iklim bölgesine ayrılabilir. Bol yağışlı ve ılımlı Atlas okyanusu (Batı Avrupa); kuvvetli sıcaklık farklı, az yağışlı ve donun uzun sürdüğü kara (Doğu Avrupa); çok şiddetli soğuklar ve az yağışlı kutup (Kuzey Avrupa) ve nihayet kurak ve sıcak yazları, ılımlı ve yağışlı kışlartyle Akdeniz (Güney Avrupa) iklimleri. Bu iklim bölgelerine Atlas okyanusu ve kıta iklimleri arasında geçiş iklimi adı verilen Orta Avrupa bölgesi de eklenebilir. Bu bölgenin özellikleri, batıdan doğuya doğru gidildikçe, kış ve yaz arasındaki sıcaklık farklarının artması ve yağışların azalmasıdır.

Bitki örtüsü çeşitli bölgelerin iklim koşullarını
yansıtır. Kuzeyde tunduralar görülür (islanda, Kuzey Rusya, İskandinavya dağları ve Laponya). Bunları güneye doğru inildikçe kozalaklılar (is-koçya, Galler, Finlandiya, İskandinavya, Orta-Kuzey Rusya, Alpler), sonra da iğneyapraklılar ve geniş yapraklılar ormanları (İngiltere, İrlanda, Galler bölgesi, Orta Avrupa, Merkezî Rusya, Polonya, Po bölgesi, Apeninler ve Dinarlar bölgesi, Trakya) izler. Akdeniz ikliminin etkisinde kalan bölgelerde kışın yapraklarını dökmeyen ağaçlar ve makiler ile Akdeniz bitkileri yaygındır. Avrupa’da insanoğlu, hayvan türünün ana yapısını değiştirmiş yabanî hayvanlarla savaşıp, soylarını tüketmiş, sığır, domuz, keçi, at, koyun, kümes hayvanları gibi kendisine yararlı olacak hayvanların yetirtirilmesine önem vermiştir. Ancak nüfus yoğunluğunun az olduğu kuzey düzlükleri, ormanlar, dağlık yerler gibi bölgelerde yabanî hayvanların son temsilcilerine rastlanır. Avrupa’da yabanî gevişgetirenlerden geyik, karaca, alageyik bugün de bulunmaktadır. Bizon Polonya’da yaşar. Bir zamanlar daha geniş bir bölgede yaşayan mus ise bugün yalnız kuzey bölgelerinde vardır. Etçillerin türleri de çok yaygın ve çeşitlidir: Gelincik, kakım, kokarca, kaya sansarı, susamuru, porsuk, bozayı, çakal, kurt, tilki, vaşak, yabankedisi gibi. Domuzlardan yalnız ya-bandomuzu bulunmasına karşılık kemiricilerden çeşitli sıçan türleri, sincap, yediuyuklayan ve ender olarak da kastora rastlanır. Böcekçillerden en yaygın olanlar kirpi ile köstebektir. Alp hayvanlarının da kendilerine özgü nitelikleri vardır. Ekonomik bakımdan deniz hayvanları büyük önem kazanmıştır: Kuzey denizlerinde morina ve ringa balıkları Akdenizdeyse sardalye ile tonbalığı çok bulunur ve avlanır.

Avrupa nüfusu bugün aşağı yukarı 650 milyon kadardır. Ortalama yoğunluk pek yüksek değildir. Fakat gene de dünyanın bütün öteki kıtalarından dikkati çekecek derecede fazladır. Tarihsel olaylar ve özellikle son zamanlarda endüstrileşmenin gelişmesiyle doğan ekonomik nedenler, Avrupa topraklarında nüfus dağılımını oldukça dengesiz hale getirmiştir. Böylelikle yoğunluğun pek yüksek rakamlara ulaştığı bölgeler yanında ıssız, geniş kesimler yer almaktadır. Bunlar Alplerin, Pire-nelerin, Karpatların, Dinar Alplerinin, iskoçya’ nın en yüksek kesimleri ile İskandinav Alpleri, Laponya, Kuzey Rusya, islanda gibi iklimi çok sert olan bölgelerdir. Nüfus yoğunluğu en fazla olan yerlerse Kuzey Gallerden başlayıp, hemen hemen kesiksiz olarak Orta İngiltere ve Londra havzasından Silezyai’ya kadar uzanan, Kuzey ve Kuzeydoğu Fransa’yı, Belçika’yı, Güney Hollan-da^ , Renanya’yı, Saar, Ruhr ve Saksonya bölgelerini içine alan geniş bir kesimdir. Buraları endüstrileşmede çok ilerlemiş, yeraltı zenginlikleri ile endüstri tesislerini çok geliştirmiş yerlerdir, iskoçya Lovvlandları, Asturia ve Donetz gibi bazı kesimlerde de aynı nedenlerle nüfus yoğunluğu yüksektir. Bunlardan başka Paris bölgesi, Kata-lonya, Rhöne vadisi, Ligurya’nın kıyı kesimleri,
Po-Venedik ovası, Toskana Kampanya’nın kıyı kesimleri ve genelikle büyük şehirlerin içi ve çevresi ekonomik bakımdan çok gelişmiş ve bunun sonucu olarak da nüfus yoğunluğu artmıştır. Avrupa, fizik yapısının çok değişik elemanlardan meydana gelişi, ayrı iklim koşullarına sahip oluşu, bitki ve bölgelerinin çokluğu ve enerji kaynakları ile hammaddelerin her yerde aynı çeşit ve miktarda bulunmayışı yüzünden, ekonomik birlik göstermekten uzaktır. Kuzey ve dağlık bölgelerinin daha çok ormanlık olmasına ve hayvancılığa ve tarıma elverişli bulunmamasına karşın Avrupa gene de bir tarım bölgesi sayılabilir. Fakat maden ve üretim endüstrileri bazı ülkelerde o derece önem kazanmıştır ki hayvancılığı, tarımı ve ekonominin başka dallarını çok gerilerde bırakmayı başarmıştır. Tarım ürünleri arasında en önemlileri tahıl ve özellikle ılımlı bölgelerde elde edilen ve daha soğuk bölgelerde yetiştirilen yulaf arpa ve çavdardır. İrlanda’dan S.S.C.B.’ne kadar uzanan ve Fransa’nın, Almanya’nın, Polonya’nın bir kısmını içine alan geniş bir kesimde patates çok ekilir. Keten (S.S.C.B.’nin Avrupa’daki kesimi, Hollanda, Polonya, Belçika, Fransa), kenevir (İtalya, S.S.C.B.’nin Avrupa kesimi, Romanya) ve şekerpancarı (S.S.C.B.’nin Avrupa kesimi, Almanya, Fransa,İtalya) gibi bazı endüstri bitkileri de geniş ölçüde yetiştirilir. Son yıllarda tarım, ileri ekim sistemlerinin uygulanması ve sunî gübrenin gittikçe daha geniş ölçüde kullanılması sayesinde, dikkati çekecek bir ilerleme göstermiştir. Danimarka, Hollanda gibi bazı ülkelerde büyükbaş hayvan yetiştiriminde en ileri usuller uygulanmaktadır.

Avrupa madenler yönünden pek zengin değildir. Başlıca madenleri: Uranyum (Çekoslovakya), demir (Laponya, Loren, Krivoj Rog), pirit (Finlandiya, Sierra Morena, Norveç, İtalya’da Grosseto bölgesi), kükürt (Sicilya), manganez (S.S.C.B.), tungsten (Portekiz), civa (İtalya’da Amiata dağı ve İspanya’da Almaden), kurşun (Yugoslavya), fosfatlar (S.S.C.B.) ve petrol (S.S.C.B. ve Romanya) dur.

Yorum yazın