Uyum ve Davranış

Uyum ve Davranış

Hiçbir canlı kendini saran çevreden soyutlanamaz. Hepsi ısı, nem, hava, basınç, ışık gibi öğelerden kesinlikle etkilenir. Aynı ya da değişik türlerden organizmalarla ilişkisinde de tümüyle bağımsız değildir. Bireysel organizmalar yaşamlarını sürdürmek için çevrelerine uyum sağlamalıdırlar. Türlerin, üyeleri üremek için yeterli süre yaşayabildikçe, varlıklarını korurlar. Doğal ayıklamanın evrim süreci, uyumu, yaşamlarını çevrelerinde sürdürebilen ve en iyi donanıma sahip türlerin üremelerini kolaylaştıracak biçimde destekler. Devam eden bir süreç olan uyumda, türlerin bir kuşaktaki üstünlüklerini kanıtlayabilen genetik özelliklerin, döllerine aktarılması eğilimi vardır. Her çevre, derece derece de olsa, sürekli değişmektedir, fakat mutasyonlar yeni özellikler ortaya çıkardıkça, türlerin genetik birikimi de çeşitlenmektedir. Bu yeni özelliklerin bazıları, mutasyona uğrayanın ve onun türünün de yaşamını, değişen bir ortamda sürdürmesine yardımcı olur.

O halde her hayvan ya da bitki, değişen çevre koşullarına, türlerin sürekli uyumları sonucu ortaya çıkar. Uyumlar, organizmanın biçiminin, büyüklüğünün, renginin, organlarının, duygularının vb. nedenini de açıklar. Bu gibi özellikler, organizmanın yeteneklerini belirlediği gibi, organizmanın çevreyle ilişkisinde gösterdiği tepki ve davranış biçimlerini de belirler. Genelde her organizma, kendi benzerleri gibi davranır. Daha gelişmiş hayvanlarda, aynı türden bireylerin, aynı durumlarda, fakat değişik biçimlerde davranabilmelerini sağlayan ve doğuştan gelen yetenekleri vardır. Hayvan davranışının incelenmesine etoloji denir.

Herhangi bir özel davranış etki ve tepki terimleriyle çözümlenebilir. Etki, deneğin karşılaştığı dış öğe, tepki ise deneğin etkiye karşı gösterdiği davranıştır. Dış öğeler sürekli olarak değiştiğinden ve tepkiler de denek olan organizmalarda değişmelerle biçimlendiğinden, neden benzer etki ve tepkilerin gözlenemediğini anlamak kolaydır. Örneğin bir kedi, açlığın etkisiyle, tok karınla geri çevireceği yiyecekleri, iştahla yer. Bazı türlerin erkekleri yalnız çiftleşme mevsimlerinde dişilerine kur yaparlar. Bazı kuşlar kafese kapatıldıkları için ölene kadar yemek yemez ve yavaş yavaş güçten düşerler.

Aynı türlerin bireyleri özdeş uyanlara özdeş biçimde tepki gösterdiklerinde, etolojistler bunu stereotip davranış olarak tanımlarlar. Böyle bir davranışta tepkinin sorumlusu olan herhangi bir deneyim yoktur. Bireyin DNA’sı o uyarıyı üretmek üzere programlanmıştır. Bu nedenle de birey o biçimde hareket eder. Örneğin en basit organizmalardan olan tek hücreli yaşam biçimleri, dış uyarılara karşı tüm bedenleriyle stereotip tepki gösterirler. Onların davranışları iki basit hareketle sınırlandırılmıştır. Organizma uyarıya doğru döner ya da hareket ederse pozitif, uyarıya sırt çevirir ya da uzaklaşırsa negatif denir. Eğer organizma uyarıya doğru ya da ondan uzağa dönüyor, eğiliyor ya da büyüyorsa onun hareketine doğrulum denir. Bitkiler çevrelerinde hareket edemediklerinden, yalnız doğrulum gösterirler. Işık kaynağına doğru hareket, ışıkgöçüm, ya da yerçekimine karşıt yönde büyüme; yeredoğrulum gibi. Organizmanın konumunu değiştiren harekete taksis denir. Bu hareket ışığa karşı ise fototaksis, ısı kaynağına ya da ondan uzağa doğru ise t er mo taksis ’dir.

Daha karmaşık yapıdaki hayvanlar geliştirilmiş sinir ve kas sistemlerine sahiptirler. Bunlar uyarıyı alabilir ve otomatik olarak bedenlerinin bir ya da daha fazla bölümlerini hareket ettiren bir dürtüyü iletirler. Bu, sıcak bir cisme Hokunup parmağınızı aniden çektiğinizde görülür. Bu hareketi sizin hiçbiı düşünce ya aa Kararınız etkilememiştir. Böyle bir tepkiye refleks denir. Yukarıda belirtilen örneği de içeren birçok refleks biçimleri kalıtım yoluyla geçer ve evrimsel uyum ya da içgüdü olarak nitelendirilir.

Daha önceleri “içgüdüsel” sanılan davranışların çoğunun, bilimsel incelemenin ışığı altında, etolojistlerin dediği gibi kazanılmış davranış olduğu kanıtlanmıştır. Örneğin şimdi, kedilerin fare öldürmede “gizli” bir içgüdüleri olmadığını bilmekteyiz. Kedi yavrusu, yetişkin kedilerin fareleri kovalamasını gözleyip, bu özel davranışı kazanmak için onları taklit ederler. Bu olay olmadığında kedi yavrularıyla farelerin uyum içinde, birlikte büyüdükleri gözlenmiştir.

Hayvanlar davranış kazanmak için deneyimden yararlanmalı ve bu deneyimden, sürekli uygulayacakları, bir davranış biçimi çıkarmalıdırlar. Şimdiki durumda bu, taksislerde, doğrulumlarda ve reflekslerde incelenen davranış biçiminden oldukça farklıdır. Bununla birlikte, çeşitli türden hayvanların davranış kazanma yeteneğinde önemli değişiklikler vardır. Bunlardan ilki alışkanlıktır. Bu, bireyin, belirli bir süre içinde yinelenen uyarıya tepki göstermeyi durdurmasıdır ve hayvana yararı ya da zararı yoktur. Yaygın bir örnek, av hayvanlarının doğadaki binlerce zararsız sese tepki göstermeyip, düşmanın sesini duyunca kaçmalarında görülür. Öğrenmenin ikinci düzeyi imprinting’tir (canlının kendi cinsini ya da kendisini barındıranı tanımasını sağlayan doğal eylem). Genellikle bu, bireyin yaşamının ilk günlerine ya da gelişme zamanına kadar sürer. Bu olay, her ne olursa olsun hareket halinde gördükleri ilk nesneyi sürekli izleme eğilimi olan bazı kuşlarda, sık sık görülür. Örneğin, kuluçka makinesinde doğan civcivler varoluşlarının ilk günlerinde onlara bakan kişiyi sürekli olarak izlerler (tıpkı yumurtasından çıktıkları tavuğu izledikleri gibi).

Davranış kazanmada bir diğer yol çağrışım belleğidir ve evcil hayvanları eğitmek için uygulanır. Böceklerden büyük memelilere kadar birçok canlı, yinelenen ve birbirini hızla izleyen bir ya da iki olgu arasında çağrışım yoluyla ilişki kurabilir. Evcil hayvanları yöneten ve yuvalarının yolunu bulmalarına yardım eden çağırışım belleğidir. Çağırışım belleğinin koşullandırın! denen özel bir biçiminde denek, aynı anda biri nötr biri hoş iki uyarının etkisi altında bırakılır. Belirli bir süre sonra, nötr uyarının verilmesi hayvanın hoş uyarıyı anımsamasını sağlayacaktır. Örneğin, bir köpek sürekli olarak, bir zil sesinden sonra beslenirse, sonunda tek başına zil sesi, köpeğin tükrük bezlerini harekete geçirecektir, çünkü zil sesi köpekte, yemek yeme çağrışımını yapacaktır. Bu deney, Rus fizyolojisti Ivan Pavlov’un, ünlü koşullu tepki deneylerinden biridir.

Kazanılmış davranışın bir başka çeşidi deneme ve yanılma ile öğrenme olarak bilinir. Denek, özel bir gereksinmesini yerine getirmek için, başarılı ve başarısız girişimler yapar. Sonunda bu yolla, geçmişte en başarılı olduğu girişimi kullanmayı öğrenir. Deneğin bu yeteneği kazanma hızı, onun bu özel yöntemle öğrenme kapasitesinin bir ölçüsüdür. Bir hayvanın kendi cinsinden diğer hayvanları bir süre gözlemesi, gözlem yoluyla öğrenmeyi sağlar. Bu, daha çok genç hayvanlar için geçerlidir.

Davranış biçimini öğrenmenin 3. ve son yolu kavramadır. Kavrama sözcüğünü insanlarla ilişkili kullandığımızdan, hayvanlar için uygun değilmiş gibi görünebilir. Kavrama, yeni ve beklenmedik bir duruma uygun tepki gösterebilme yeteneğidir. Elimizde, hayvanların da bir ölçüde kavrama yeteneği olduğuna ilişkin veriler vardır. Bir hayvanın kavrama yeteneğini belirlemede kullanılan en yaygın test, önüne yiyecek koymaktır. Böylece hayvan, yiyeceğe varmak için belirli engelleri aşacak ya da önceden denemediği cisimleri kullanacaktır. Diğer bir deyişle, zekasını kullanarak bu cisimler arasındaki ilişkiyi kavrayacak ve sonuca ulaşacaktır. İnsanlar dışında, etkisi altında bırakıldıkları testten ilk kez başarılı çıkan hayvanlar bazı gelişmiş maymun türleridir. Kediler, köpekler ve fareler belki ilk girişimde başarı sağlayamazlar, fakat çok çabuk öğrenirler. Bu ölçümlerde kuşlar ve balıklar en son sırayı alırlar.

Kazanılmış davranışın, hayvan bireyinin yaşamım sürdürmesine katkısı olabilir ya da olmayabilir, ancak genetik olarak hayvanın dölüne geçmez. Diğer yandan türlerin yaşamlarını sürdürmeleri için en gerekli olan davranış biçimleri ve davranışı etkileyen fiziksel özellikler genetik olarak geçerler. Bazı türlerin yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olan şaşkınlık verici fiziksel uyuma da taklitçilik denir. Türlerin doğal çevresinde, başka bir şeye benzemek için renk ve bazen biçim değiştirmesine aldatıcı taklitçilik denir. Örneğin, düşmanları tarafından fark edilmemesi için, kar tavşanının derisi yazın kahverengiye, kışın beyaza dönüşür. Bu da ona, yaşamını daha iyi bir biçimde sürdürme şansı verir. Bitkilerle beslenen birçok hayvan, yaprakları andırmak için ince dal ya da diken biçiminde organlar geliştirmişlerdir. Aldatıcı taklitçilik, bazı hayvanlara hem savunma hem de saldırganlık üstünlüğü verir. Bukalemunun deri rengi, bir bakıma kendini gizlemek için değişir. Bu da onun, kurbanına gizlice yaklaşma yeteneğini geliştirir ve düşmanlarının gözüne çarpmayı azaltır. Bazı kelebeklerle eşek arılarının parlak renkleri, onları, deneyimli düşmanlarından sakınmaları için uyarır. Bu uyuma gösterişçi taklitçilik denir. Bazı kelebek türleri de biçimlerini, kötü tadı olan türlere benzeterek, düşmanlarından bir dereceye kadar korunmuş olurlar.

Bir başka ilginç fiziksel uyum, bioluminescence’dir (görülebilen ışığın canlı organizmalar tarafından yayılması). Bu ışık, belirli bitkiler (örneğin, bazı mantarlar), deniz balıkları, tek hücreli deniz hayvanları ve ateşböcekleri tarafından çıkartılır ve hemen hemen hiçbir ısısı olmayan kimyasal bir süreçle üretilir. Bazı balıklarda bu ışık, kurbanının dikkatini çekmek üzere yem olarak kullanılır. Diğerlerinde ise gösterişçi taklitçilikte olduğu gibi, düşmanlan uzaklaştırmaya yarar. Bazı ateşböceklerinin, çiftleşme zamanı ışıklarını şifreli olarak yaktıkları bilinmektedir. Evrimsel uyarlanma, hayvanların, çiftleşme alışkanlıklarını, bazı hayvanların uzun mesafelerden yollarını bulma yeteneğini ve birçok hayvanın gece – gündüz ve mevsim değişimlerine ayak uydurmalarını biçimlendirir. Bazı türler ikinci uyarlanmalarını göç ederek yaparlar. Plankton denen küçük deniz bitkileri ve hayvanları okyanusta geceleri yukarı doğru, gündüzleri ise aşağı doğru göç ederler.

Havanın soğuması, bazı kuş ve kelebeklerin iç salgı bezlerini etkileyerek onları göç etmeye yöneltir. Bu göç, genellikle daha sıcak iklimlere doğru büyük sürüler halinde olur. Bazı türler kış ve yaz mevsimleri arasında binlerce İcm. uçarlar. Sazan balıkları yumurtadan çıktıkları yerlerde ürerler. Bu nedenle okyanuslardan nehir ağızlarına doğru yol alırlar.

Özellikle yılanbalıkları çok ünlü göçmenlerdendir. Batı Hint Adaları’yla Bermuda arasındaki Sargasso Denizi’nde hem Amerika hem Avrupa yılanbalıkları ürerler. Avrupa yılan balıklarının larvaları üç yaşlarındayken Avrupa’ya varırlar. Genç Amerikan yılanbalığı yaklaşık bir yaşındayken kuzeye doğru hareket eder. Yarasalar da göçmenlerdendir ve kış uykusuna yatmak için mağaralara ya da ağaç kovuklarına giderler.

Sonra göç etme denebilen yavaş yavaş yerini bırakma hareketi vardır ve bu, yaşa bağlıdır. Örneğin bazı böceklerin yumurtaları suda yaşarlar (nehir ve kaya diplerinde de bulunurlar). Büyüdüklerinde yüzeye çıkarak uçup giderler ve kendi yumurtalarını bırakmanın dışında, asla doğdukları yere gelmezler. Bazı bilim adamları bu olgunun, suyun, tüm yaşamın ilk yuvası olmasıyla ilgili olduğuna inanırlar.

Sosyal davranış, aynı türden bireyler arasındaki ilişkiler olarak tammlanabi-lir. Zoologlar genellikle hayvan “topluluklarını” bireysel ya da ortak olarak tanımlarlar. Bireysel topluluklarda (kurt sürüleri gibi), birçok geviş getiren hayvanların ve bazı böcek guruplarının her yetişkin bireyi, kendi gereksinmesini sağlamada bütünüyle özgürdür. Ağaç kurtları, karıncalar, “bal arıları” ve mayıs böcekleri gibi, ortak topluluk üyeleri arasındaki işbölümü belirgindir. Polimorfik ortak topluluk* aynı türden, fakat farklı biçimlere (doğurgan ve kısır) sahip bireylerden oluşmuştur. Sosyal davranış, türden türe değişiklik gösterdiğinden, evrimsel uyarlanmanın başlıca ürünü sayılmaktadır.

Yorum yazın