Uyarlanma ve Ayıklanma

Uyarlanma ve Ayıklanma

Jeologlar, yeryüzünün yaklaşık olarak 4,5 milyar yaşında olduğunu ve yeryüzünde en az bir milyar yıldır canlı varlıklar bulunduğunu varsaymaktadırlar. İlk ortaya çıkan organizmalar çok yalındı; büyük bir olasılıkla, günümüzün tek- hücreli bakterilerinden ne daha büyük, ne de daha karmaşıktılar. Günümüzde bu organizmaların, deniz sularında, büyük bir olasılıkla kıyılar boyunca geliştiklerine inanılmaktadır. Bu alanlarda, ihtiyaç duydukları tüm su ve mineralleri bulmuş ve bu çevrede yaşamaya çok iyi uyarlanmışlardı.
Ne var ki, dünya yalnızca deniz kıyılarından oluşmaz. Denizlerin derinlikleri, tatlısu gölleri ve ırmakları, soğuk dağ dorukları ve kıraç kayalık alanlar da vardır. İlk organizmalarla bunların soyundan gelenlerin, dalgalar ve rüzgarlarla bu çevrelere taşındıkları sanılır. Sözkonusu organizmaların çoğu, oralarda yaşamlarını sürdüremediler. Çünkü çok sıcak yada çok soğuk, çok karanlık yada çok aydınlık, yada besin, mineral ve oksijen yönünden çok yetersiz bölgelerdi. Ancak, arada bir, diğerlerinden biraz farklı bir organizma yaşamı sürdürüp üreyebiliyordu. Yeni çevrede yaşayabilme yeteneği, organizmanın soyundan gelenlere de kalıtım yoluyla geçiyorsa, bu yeni döller de, söz konusu yeni doğal yerlerinde yaşıyor ve yeniden döl veriyorlardı.
Eski türlerden yeni türler çıkabileceği düşüncesi, 1859’dan önce bilim adamlarınca pek kabul edilmedi. O tarihten önce, türlerin değişmezliğine, varolan tüm bitki ve hayvan türlerinin aynı anda yaratıldığına ve artık başka yeni türlerin ortaya çıkmayacağına inanılıyordu. 1859’da Charles Darwin, On t he Origin of Species by Mearıs of Natural Selection (Doğal Ayıklanma Yoluyla Türlerin Kökeni) adlı ünlü kitabını yayınladı ve bu kitapta, yeni türlerin, daha önce varolan türlerden yeni çevrelere uyarlanma yoluyla çıkabileceklerini öne sürdü. Yavaş yavaş onaylanan bu kuram, günümüzde genel olarak kabul edilmiştir.
Bir organizmanın çevresi, onun yalnızca fiziksel çevresini değil, aynı zamanda etrafındaki bitki ve hayvanları da kapsar. Üstelik, dünyanın fiziksel ve biyolojik çevreleri
hep aynı olmamıştır. Yeryüzü, büyük iklim değişikliklerinin olduğu dönemlerden geçmiş ve yeni organizma türleri ortaya çıkmıştır. Daha eski türler, ya yeni koşullara uyarlanmış yada soyları tükenmiştir. Bir hayvan yada bitkinin çevresine uyarlanmaları, kalıtım yoluyla aktarılabilen değişikliği etkileyen doğan ayıklanmanın sonucudur.

UYARLANMA
Amerika çöllerindeki kaktüslerle Afrika çöllerindeki sütleğenler (Euphorbia) son derece kurak çevrelerde yaşamaya uyarlanmış bitkilerin iyi örnekleridir. Bunların, su depolayan kalın, etli sapları vardır. Bitkilerin düzenli biçimleri, suyun buharlaşabileceği yüzey alanını azaltır; üstderileri de, su yitimini azaltan niumsu bir dericikle örtülüdür. Bu kaktüslerin çoğunun çok açık yeşil, nerdeyse beyazımsı renkleri, güneş ışınlarım yansıtır ve bitkilerin iyice kızıp kurumasına engel olur. Saplardaki sivri koruyucu dikenler de, bitkileri bir besin yada su kaynağı olarak kullanabilecek otçul hayvanları uzakta tutar.
Kuşların avlamaya çalıştığı kelebeklerle pervaneler, onları düşmanlarından korunmalarını sağlayan değişik birçok renk tipi türetmişlerdir. Bazı kelebekler, avlamak için peşlerine düşen hayvanları şaşırtıp korkutacağı varsayılan parlak desenlerle süslüdür. Sözgelimi baykuş kelebeğinin kanatlarında, baykuşun gözlerini andıran desenler vardır. Bu desenler, baykuşlara yem olan ve kelebek yiyen bir kuş türünü ürkütüp kaçırabilir. Bu tür uyarlanma yalnızca, baykuşların kelebek yiyen kuşları avladığı alanlarda yaşayan kelebekler açısından değerlidir. Baykuşların bulunmadığı bir alanda, baykuşa benzeyen herhangi bir şey, kuşları korkutmaz.
Renkle ilgili uyarlanmaların en çok Taşlananlarından biri, sırt yüzeyinde daha koyu renklerden, karın bölgelerindeki daha açık renklere doğru derece derece gidiştir. Bu, hayvanların kendi gölgelerini dengeler ve saklanmalarına yardımcı olur. Bazı hayvanlarda, yaşam çevrimi sırasında alışkanlık değişikliklerine uyacak biçimde renk değişimi görülür. Sözgelimi, bir yumuşakça türü, derinlerde kırmızı suyosunlarıyla beslenirken kırmızı, daha sığ yerlerdeki kahverengi ve yeşil yosunların yakınına göç ettiğinde ise zeytin yeşili olur. Birçok genç hayvanın benekli desenleri, kolayca incinebilecekleri bu gençlik döneminde onlara yardımcı olurken, daha soğuk enlemlerin Kutup tilkisi ve ormantavuğu gibi hayvanlarında, her yıl belirli zamanlarda renk değiştirmeleri görülür. Koyu renkli yaz kürkleri ve tüvleri, kışın başlamasıyla beyaza dönüşür.
Bazı, hayvanlar, bulundukları fonlara uymak için renk tonlarını, hattâ renklerini değiştirebilirler. Bu değişikliklere, gözler yada merkezi sinir sistemi aracılık eder. Sonucu yaratan organlarsa, derideki yada başka yerlerdeki kromotoforlardır. Bu cins renk değişiklikleri omurgalılardan balıklar, ikiyaşayışlılar ve sürüngenler arasında; omurgasızlardan da kabuklular ve kafadanbacaklı yumuşakçalar arasında ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Balıklar açısından renk ayarlamaları yeteneğinin, cankurtaran değerinde olduğu deneysel olarak kanıtlanmıştır.

AYIKLANMA
Çevreleriyle denge halinde yaşayan türlerde döllerin çoğu, yaşamı sürdürme için gerekli tüm özellikler açısından ana-babalarına benzerler. Bu özelliklerden yoksun olan döller, yaşamayı sürdüremez. Kuzey Kutbunda kürksüz doğan bir kutup ayısı, soğuğa karşı korunmadığı için kısa sürede ölür. Dikensiz bir kaktüs de çok geçmeden hayvanlar tarafından yenir.
Yalnızca, her çevreye en iyi uyarlanan organizmalar yaşamlarını sürdürmeyi ve döllenmeyi başarabilirler. Çevreye iyi uyarlanma- yanlar genç ölür, arkalarında ya hiç döl bırakmaz yada çok az döl bırakırlar. Bunun sonucu olarak, uyarlanmalar, kalıtım yoluyla geçen cinstense, her kuşak bir öncekinden biraz daha iyi uyarlanır.
İngiltere’de son zamanlarda yapılan bir inceleme, bir pervane türünün bir sanayi bölgesinde yaşamaya nasıl uyarlandığını ortaya koymuştur. Resim 2’de İngiltere’de yaşayan benekli pervanenin iki biçimi görülmekte. Geceleri dolaşan bu pervane, gün boyunca ağaç gövdelerinde durur. Hayvanın ilk biçimi, açık renkliydi ve güvenin onu avlayan kuşlardan nispeten uzakta ve güven altında olacağı ağaç gövdelerinde yetişen yosunlara iyi uyuyordu. Bazen siyah bir değşinik biçimi ortaya çıkardı, ama açık renkli ağaç gövdelerinde öylesine göze çarpardı ki, hemen kuşlara yem olurdu. İngiltere sanayileştikçe ve ağaçlar isten karardıkça, açık renkli pervaneler, kuşlar tarafından daha kolay görünür hale geldi ve siyah değşiniklerin yaşamlarını sürdürmeleri daha kolaylaştı. Bugün, İngiltere’nin sanayi bölgelerindeki bu türden pervanelerin hemen tümü siyah renklidir; ama sanayileşmemiş bölgelerde açık renkli biçimler hâlâ ağır basmaktadır.

DEĞİŞİNİM
Kalıtım yoluyla aktarılan uyarlanmalar, yalnızca bir tek yoldan gerçekleşir. DNA adı verilen nükleik asitte bir değişiklik yada değşinim olur. Bir bireyin her hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA, aynı türün üyesi bireyler arasında çok az, türden türe ise büyük farklılık gösterir DNA’nın kimyasal bileşimi, bir organizmanın birçok özelliğini —bir kelebeğin kanatlarındaki benekler yada bir kutup ayısının kürkü gibi— belirler. DNA’nın kimyasal bileşimindeki herhangi bir değişiklik, kalıtım yoluyla aktarılan özelliklerdeki bir değişiklikle sonuçlanabilir. Bazı durumlarda, bu değişiklikler küçük yada önemsiz olabilir; ama, baykuş gözü biçimi benekleri olmayan bir baykuş kelebeğinin yada kürksüz bir kutup ayısının başının derde girmesi kaçınılmazdır.
DNA’nın bileşiminde değişikliğe yol açan fiziksel ve kimyasal etmenler arasında röntgen ışınları, morötesi ışınlar, radyoaktif bileşiklerin ve bazı kimyasal bileşiklerin ışınımları sayılabilir. Bu etmenlere gendeğiştirici (mutagen) denir. Tüm canlılar bir ölçüde, gendeğiş- tiricilerin etkisine açıktır. Yumurtalarda yada spermalarda bir DNA değşinimi olursa, bu değşinim döllere aktarılabilir. Değşinim elverişliyse (sözgelimi kutup ayısı için daha kalın bir kürk yada kaktüs için daha sivri dikenler), dölün yaşamını sürdürüp, daha çok döl verme olasılığı, türün öteki üyelerininkinden çok olacaktır. Değşinim elverişsizse, dölün yaşamını sürdürme olasılığı az olacaktır. Görüldüğü gibi, uyarlanma ve ayıklanma, değşinimlerin sağladığı hammaddeyi etkilerler. Her kuşakta gelişen türler, çevrelerine uyarlanmayı daha kusursuzlaştırırlar. Büyük çapta değişikliklerin çevreyi değiştirmesine kadar, türlerin yaşamlarını sürdürme şansları artar.

GÜVENCE Mİ,TEHLİKE Mİ?
Belli bir çevreye kusursuzca uyarlanmanın da, çevre değişince tür kendini yeniden uyarlayamıyorsa, tehlike öğeleri vardır. Yeryüzünün tarihi, çevrenin değişebilir olduğunu göstermiştir. Güney Kutbunun iklimi bir zamanlar, eğreltiotlarının yetişmesine fırsat verecek kadar ılıktı. Ama bugün Güney Kutbu bir buz örtüsüyle kaplıdır ve eğreltiotlarının orada yaşayabilmeleri olanaksızdır. Soyları tükenmiş türlerin çok sayıdaki fosilleri, birçok organizmanın değişen koşullara uyarlanarpadığını ve ölüp ortadan kalktığını göstermektedir.
Öte yandan, geçmişte gerçekleşmiş birçok çevre değişikliği, değşinim süreciyle ve değişikliğe uğramış çevreye en iyi uyarlanan değşinimlerin seçilmesiyle, yeni türlerin evrimini olanaklı kılmıştır. Bir milyar yıl boyunca yaşam, birkaç yalın biçimden, günümüzde yaşayan birçok biçime varan bir evrim geçirmiştir.

Yorum yazın