Türlerin Evrimi

Türlerin Evrimi

Her birey, şu yada bu biçimde öteki bireylerden farklıdır. Bu, yalnızca insanlar için değil, öteki hayvanlarla bitkiler için de geçerlidir. Her bireyin bir dereceye kadar öteki bireylere benzediği de doğrudur. Farklılık ve benzerlik derecesi, canlıların, üyeleri birbirlerine öteki grupların üyelerinden daha çok benzeyen gruplar halinde sınıflanmasına olanak sağlar.
Günümüzde biyologların kullandığı canlılar sınıflaması, XVIII. yüzyılda yaşamış İsveçli botanikçi Carolus Linnaeus’un geliştirdiği sınıflamaya dayanır.

BİR TÜRÜN ÖZELLİKLERİ
İnsanın evcilleştirdiği bazı bitkiler ve hayvanlar dışında bir tür, birbirine çok benzeyen bireylerden oluşur. Sıradan bir gözlemci, bir türün, birbirinin tıpatıp aynı bireylerden oluştuğunu sanabilir: İki kutup ayısı, iki kaplan, iki akça- ağaç birbirlerine çok benzerler.
Bir türün üyelerinin birbirine benzemesi, tümünün aynı ataya dayanmalarından gelir. Yani, tümünün jeolojik geçmişte aynı ortak atadan —evrim sonucu— gelmelerine bağlıdır. Bu nedenle, bir türün tüm üyeleri birbiriyle ilişkilidir ve birbirleriyle çiftleşip çoğabilirler. Bu, belli bir türün özelliklerinin uzun yıllar boyunca değişmez kalmasına yol açar. Günümüzdeki kutup ayıları, bin yıl önce yaşamış kutup ayılarını andırırlar. Bin yıl sonra yaşayacak kutup ayılarının da, bugünkü kutup ayılarına benzeyeceklerini söyleyebiliriz.
Türlerin birbiçimliliğini sağlayan bir etmen daha vardır: Bir türün üyeleri, çoğunlukla başka türlerin üyeleriyle birleşerek doğurgan döller üretmezler. Dişi bir atla erkek bir eşeğin birleşmesinin ürünü olan katır, sağlam, dayanıklı, bir hayvandır. Ama kısırdır ve ne atlarla, ne eşeklerle, hattâ ne de öteki katarlarla çiftleşerek üreyebilir. Böylece, at türü saf kalır ve eşeklerden, kalıtım yoluyla aktarılan genetik madde almaz. Aynı biçimde, eşekler de, at genetik madde
sinden uzak kalır.
Linnaeus ve onu izleyen biyologlar, türleri yalnızca üyelerinin anatomik özellikleri temeline göre sınırlandırmışlardı. Günümüzde türler, genellikle,birbirleriyle çiftleşip üreyebilen, ama öteki gruplarla çiftleşip üreyemeyen organizma grupları olarak kabul edilmektedirler.
Bu, bir tür içinde hiç değişiklik görülmediği yada türlerin hep aynı kaldığı anlamına gelmez. Türler arasında bir çiftleşmeden, doğurgan melezler elde edilmeyeceği yolundaki genel kuralın bile istisnaları vardır.

YENİ TÜRLERİN KÖKENİ
Herhangi bir .türün içindeki doğal değişkenlik, yeni türlerin birincil kaynağıdır. Yabanıl bir türün genetik maddesinin büyük değişkenliği her zaman açık seçik görülmez.Çünkü ancak,içinde doğdukları çevreye en iyi biçimde uyarlanan bireyler yaşamlarını sürdürürler. Bu kuraldan sapanlar ise, çoğunlukla ölürler. Ne var ki, insanın evcilleştirdiği ve doğada korunmadan varolmayı sürdürmelerini belki de önleyecek değişikliklerin gelişmesini desteklediği bitkilerde ve hayvanlarda büyük ölçüde değişikliğe kolayca raslanabilir. Lahana, karnıbahar ve Brüksel lahanasının biçimleri farklıdır; oysa tümü aynı türün, Brcıssica oleracea’mn üyeleridir. İskoç çoban köpekleri, foksteryeler ve kanişler de aynı türün, yani Ccınis familiaris’in üyesi olan köpeklerdir.
Doğada bu gibi çeşitlemeler ancak, çevre değiştiğinde yada tür, eskisinden biraz farklı yeni yerlere göç ettiğinde desteklenir. Doğal ayıklanma, yeni koşullara en iyi uyarlanan bireylerin yaşamı sürdürmesiyle sonuçlanır. Çevre değişiklikleri yavaş yavaş gerçekleşir ve yeterince uzun sürerse, birbirini izleyen her kuşak bir öncekinden farklı olacak ve binlerce kuşakta biriken değişiklikler, ilk atalarından yeni bir tür oluşturacak kadar farklı döllerle sonuçlanacaktır.
Aynı türden iki grubun birbirleriyle birleşip üremelerinin önüne uzun süre geçilirse, bunlar çoğunlukla ayrı türler olarak evrim geçirirler. Bu tür üreme tecritleri, bir türdeki gruplar birbirinden büyük sıradağlar, büyük sular yada başka engellerle ayrıldıkları zaman ortaya çıkar. Okyanus adalarında, sık sık orada tecrit edilmeleri sonucunda evrim geçirmiş, bu adalara özgü türlere raslanır. Charles Darwin’in bu adalar ve bu adalarda yaşayan canlılar üstünde yaptığı incelemeler, onu,daha önce varolan türlerden yeni türlerin türeyişi yolundaki kuramına götürmüştür.
Fosillerin ve canlı organizmaların incelenmesi, Darvvin’in kuramını yeniden doğrulamıştır. Yeterince fosil bulunursa, birbiriyle ilintili bir türler grubunun soyağacı yeniden kurulabilir. Bugün yalnızca iki fil türü vardır: Asya fili (Elephas indicus) ve Afrika fili (Loxodonta africana). Birçok fil, ya çevreye aşırı uyarlanmanın yada iklim değişikliklerinin sonucunda ölüp ortadan kalkmıştır.

EVRİM HIZI
Evrimin ilerleme hızı, birçok etmene dayanır: Türün içindeki değşinim hızı; çevrenin değişme hızı ve türlerin ömrü. Değşinim hızı, bir ölçüde organizmaların morötesi ışığa, radyoaktiviteye ve öteki gendeğiştirici etmenlere açık olmasına dayanır. Bu etmenlerin yoğunluğu, havada denizclekinden daha çok olduğu için, evrim karalarda denizlere oranla daha hızlı gelişmiştir. Deniz, iklimleri ve mevsimleri değişen karaya oranla, daha değişmeze yakın bir çevre sağlamıştır. Ömür ne kadar kısa olursa, uyarlanma ve ayıklanma da o kadar hızla yeni türler sağlar. Dolayısıyle karada yaşayan, ömürleri de kısa olan (bazı türlerde yalnızca birkaç gün) böceklerin, yalnızca evrimde en büyük gelişmeyi göstermiş canlılar arasında bulunmalarına değil, aynı zamanda öteki başlıca organizma gruplarından daha çok türleri olmasına da şaşmamak gerekir.

Etiketler:

Yorum yazın