Türlere Ayrılma

Türlere Ayrılma

Evrim kuramı benimsenmeden önce, bir tür, yani ana biyolojik birim, yalnızca morfolojik ve fizyolojik özelliklerine göre tanımlanıyor, her tür, ayrı bir yaratma eyleminin ürünü olarak ele almıyordu.
Ama, Charles Darwin yeni türlerin eskiden varolan türlerden doğuşu kuramını yayınlayınca —bu kuram genetik dalında yapılan araştırmalarla birçok kez desteklenmiştir— türlerin tanımı şöyle değişti: Tüm temel özelliklerinde benzer olan, birbirleriyle çiftleşebilen ve cinsel açıdan kendilerine benzer doğurgan bireyleri üretebilen bireyler grubu. Böylece her türün üretici bir birim olduğu, yani normal ve düzenli biçimde birbiriyle çiftleşebilen bir bireyler grubu olduğu anlaşıldı. Artık türlere durağan yaşam biçimleri gözüyle değil, tek bir özgün türe bağlı ırkların farklılaşmasından doğmuş, dinamik biçimler gözüyle bakılıyor.
Demek ki, her tür, kendine çok yakın akraba olan türlerden yalnızca morfolojisi nedeniyle değil, özellikle, değişik türlerden —birbirine çok benzeyenlerden bile— bireyler arasında çiftleşmeyi önleme eğilimi gösteren üremede tecrit mekanizmaları nedeniyle ayrılmaktadır. Bu üremede tecrit, türlerin korunması yönünden birinci derecede önemlidir. Böyle bir şey olmasaydı, değişik türlerden bireyler kolayca çiftleşir, böylece genetik kalıtımlarını birbirine geçirir ve ana -baba türlerinin her ikisinde de bulunmayan ara özellikler taşıyan döllerin ortaya çıkmasına yol açarlardı.

TECRİT MEKANİZMALARI

Birçok tecrit mekanizması arasında en önemlileri, büyük bir olasılıkla, ekolojik tecrit, mevsim tecridi ve cinsel tecrittir.
Ekolojik tecritte, iki ya da daha çok türün üyeleri birbirlerine çok benzeseler de, aynı coğrafi bölgede olsalar da, değişik yerlerde bulunurlar. Böylece, birbirleriyle karşılaşıp çiftleşme fırsatı ellerine geçmez. Sözgelimi birbirine çok benzeyen iki bitki türünden Tradescantia canaliculata, güneşli kuşaklarda kaya çıkıntılarının tepesinde, Tradescantia subaspera ise gölgelik kuşaklarda aynı kaya çıkıntılarının dibinde yetişirler. Aynı biçimde Alaska’dan Guatemala’ya kadar Kuzey Amerika kıyısı boyunca raslanan iki küçük sinek türünden —Drosophila pseudoobscura ve Drosophila persimilis— biri yüksek yerlerde, biri alçak yerlerde yaşarlar. Mevsim tecridi ise,benzer türlerden bireylerin çiftleşme mevsimlerinin yılın değişik zamanlarında olmasıdır. Kuzey Amerika’nın hemen tüm doğu bölümünde raslanan iki kurbağa türünden biri baharda, öteki ise yazın çiftleşir.
Cinsel tecridin olduğu yerlerde ise, farklı türlerden erkek ve dişiler, yakın da yaşasalar birbirlerine çekici gelmezler; ya yalnızca ya da büyük ölçüde, kendileriyle aynı türden bireylerle çiftleşirler. Birçok türün kendine özgü çağırışları, renkleri, ya da flört biçimleri vardır; kendi türlerinden eşleri olabilecek bireyleri bunlar aracılığıyle tanırlar. Öteki türlerin çağrılarına karşılık vermezler.

TÜRLERE AYRILMA MEKANİZMASI

Eskiden, türlere ayrılmış tüm bitkilerle hayvanların bu ayrımının dünyanın yaradılışı sırasında olduğuna ve o zamandan bu yana değişmeksizin kaldıklarına inanılırdı. Yani, başka bir deyişle, türlerin durağan şeyler oldukları savunulurdu.
Ne var ki modern genetik bilimi, türlerin dinamik gruplar olduğunu ve türlere ayrılmanın temelde, bir zamanlar aynı türden olup, sonradan değişen birey grupları arasında üremede tecrit kurulmasının sonucu olduğunu göstermiştir.
Aynı genetik kalıtımı taşıyan bireylerden kurulu olan ve oldukça büyük bir bölgeyi kaplayan kalabalık bir grubu ele alalım. Belirli bir süre sonra, kalabalık grubun türdeş (homogen) bir genetik yapısı olmayacak, doğal ayıklanmanın bir sonucu olarak evrimden geçen ve o bölgede bulunan birçok farklı çevre çeşitlerine uymuş çok sayıda tecrit edilmiş gruptan (ırk) oluşaçaktır. Bu gruplar, taşıdıkları genler, genlerin kromozomlarda düzenlenmesi ya da kromozom sayısı açısından birbirlerinden farklı olacaklardır. Genetik kalıtımdaki bu değişiklikler yüzünden, değişik ırklardan (ama aynı türden) bireyler, farklı çevrelerde yaşayabileceklerdir. (Hattâ, biraz farklı dış özellikler de taşıyabilirler). Ancak, hâlâ kendi aralarında çiftleşebilecek ve doğurgan yavrular üretebileceklerdir.
Ne var ki, coğrafi tecrit nedeniyle kendi aralarında çiftleşmeleri olanaksızlaşacak, öte yandan, kendilerini çevrelerine daha da uydurdukça, ırkları daha da farklılaşacaktır. Yeni genetik farklılaşmalar biriktirecek ve sonunda belki de, farklı türler haline geleceklerdir.

POLİPLOÎDLÎK

Yeni türlerin doğuşuna yol açan genetik değişiklikler, çeşitli tiplerdedir. Kromozomların sayısında bir değişiklikten, tek genlerin değişinime (mutasyon) uğramasından ya da genlerin düzenlerinin değişmesinden (kromozomların yapısal yönden yeniden düzenlenmesi) oluşabilirler.
Kromozom sayısındaki bir değişiklik, hem poliploidliğin, hem de «yerdeğiştirmenin» (bir kromozom parçasının türdeşi olmayan bir başkasına yapışması) sonucu olarak ortaya çıkabilir. Poliploidlik, üç ya da daha çok sayıda tam monoploid kromozom takımına sahip olmak anlamına gelir; bu, bitkilerde sık sık, hayvanlarda ise çok ender raslanan bir durumdur. Triploid hücrelerde üç kromozom takımı, tetraploid hücrelerde dört kromozom takımı vardır, vb.
Poliploidlik, doğal ya da yapay olarak ortaya çıkabilir. Normal olarak her hücre bölünmesinin ya da çekirdek bölünmesinin yanısıra, kromozom sayısı da iki kat artar. Bazen bu iki kat artmayı, çekirdeğin ve sitoplazmanın bölünüşü izlemez ve bunun sonucu olarak, hücredeki kromozom sayısı iki kat artar. Bu durum diploid bir organizmada ortaya çıkarsa sonucu tetraploid bir hücre, tetraploid bir hücrede ortaya çıkarsa sonucu oktoploid bir hücredir, v.b. Kolkisin (colchicum autumnale’den çıkarılan zehirli bir alkaloid) uygulamak yoluyla, poliploidlik yapay olarak başlatılabilir.
Bir türden üç ya da daha çok sayıda kromozom bir bireyin çekirdeği içinde bulunursa, otopoliploid-lik ortaya çıkar. Bu bireye, otopoliploid denir. Allopoliploidler ise, iki (ender olarak da daha çok) ana-baba türden, tam kromozom takımları almış melezlerdir. Çoğunlukla ana-baba türün birinden, birbirinin eşi iki monoploid takım, ötekinden de gene birbirinin eşi iki monoploid takım daha alırlar. Ancak otopoliploidler ile allopoliploidler arasında kesin bir ayrım yapılamaz. Çünkü, allopoliploidler, çoğunlukla, birbirine oldukça benzeyen türlerin melezleşmesinden türerler; bu yüzden de otopoliploidlerin taşıdıklarından hemen hemen farksız özellikler taşırlar.
Birçok durumda, bitki ototetraploidler, hücrelerinin boyutlarının daha büyük olması nedeniyle, doğdukları diploidlerden birçok özellikler bakımından farklıdırlar.
Üstelik, üreyebildikleri halde, çoğunlukla diploid bireylerden çok daha az döl verirler. Tetraploidler, diploid organizmalar gibi monoploid gametler (cinsel hücre) değil, diploid gametler oluştururlar.
Triploid bireyler ise tetraploid bir ana ya da baba ile diploid bir ana ya da baba arasındaki çiftleşmeden ortaya çıkarlar.
Farklı türlerden bireyler arasında çiftleşmeyi önlemeye yönelik birçok üretici tecrit mekanizması bulunmasına karşılık arada bir, doğada melezleşme görülür. Ne var ki, türler arasında böyle bir çiftleşmenin ürünü olan döl, aşağı yukarı her zaman üretken değildir. Lahana (Brassica oleracea, diploid sayısı 18) ile turbun (Raphanus sativas, diploid sayısı 18) melezlerinin durumu böyledir. Bu melezlerde lahanadan gelen 9 kromozom, meyoz sırasında turptan gelen 9 kromozomla eşleşmez, bu yüzden de yaşayan gametler oluşmaz. Bununla birlikte, bazı hücrelerde kromozom takımlarının sayısı arada bir, iki kâtına çıkar. Bu hücreler, 36 kromozomlu (9 çift lahanadan, 9 çift de turptan) tetraploidler haline gelir. Daha sonra, meyoz sırasında birbirinin tıpatıp eşi olan kromozomların eşleşme olanağı doğar ve ikinci bir üretken melezler kuşağı ortaya çıkar. Bu melez allotetraploidler, yeni bir tür oluşturur. Normal olarak kendilerini çoğaltabilirler, ama ataları olan lahana ve turptan hemen hemen tümüyle tecrit edilmişlerdir. Ana-baba türlerin herhangi biriyle çaprazlanmaları güçtür. Böyle bir çaprazlama yapılabilse bile, döller triploid melezlerdir, yani hemen her zaman kısırdırlar.

Yorum yazın