Sünger hayvanı

Sünger hayvanı hakkında bilgiler

Dikkatli bir inceleme, bu çokhücreli, oldukça büyük hayVanın çok yalın bir yapısı olduğunu ortaya koyar. Yaklaşık bir milyar yıl önceden kalma sünger fosilleri, biraz büyümeleri bir yana bırakılırsa, bu hayvanların günümüze kadar hemen hiç değişikliğe uğramamış olduklarını gösterir. Kambriyen devrine gelindiğinde (bundan 560 milyon yıl önce) sünger günümüzdeki büyüklüğüne erişmişti. Bu durum, evrim kuramıyla çelişen bazı düşüncelere yol açtı. Bununla birlikte, birçok başka canlı organizma türünün doğal ayıklanmaya karşı koyamayarak yokolmasına karşılık, sünger, ilgi çekici biçimiyle denizlerde varlığını sürdürmüştür. Bu başarılı karşı koyuşun nedenini, evrim sürecinin altında yatan genetik olgunun bugünkü dar bilgisiyle açıklamak olanaksızdır. Süngerin kalıtımsal genlerinin değşinime karşı koyduğu ileri sürülebilir.
Sünger, içindeki kanallar sistemiyle bedeninde su dolaştıran ve bu sudaki küçük yaratıklar ve parçacıklarla beslenen bir hayvandır. Süngerin dış deri zarı, suyun girmesini sağlayan gözeneklerle delik deşiktir. Sünger içindeki su dolaşımı, grup halinde bulunan yakalı- hücreler üstündeki kamçıların hareketiyle sağlanır. Deri zarı ile ya- kalıhücreler arasında, bazıları koruyucu protein iplikçikleri ya da kalsiyum karbonat ve silisyum ,dioksit salgılayan çeşitli hücreler bulunur.

SÜNGER İSKELETİ

İskelet, süngerin önemli bir bölümüdür, çünkü organizmanın sert olmasını, gözeneklerini açık tutmasını ve böylece kendisine besin ve oksijen sağlayan suyun rahatça dolaşmasını sağlar. Sünger iskeletlerinin birçok değişik biçimi vardır; ama tümünde geniş gözeneklerden oluşan ağsı yada kafes benzeri bir yapı göze çarpar. Bu yapı, organizmanın yumuşak, süngersi bölümüne destek olur.
İskeletin temel yapı taşları çok değişik biçimlerde düzenlenmişti. Ama tümünde temel birimi iğnecik olan üç boyutlu kafes biçimi korunmuştur. İğnelerin büyüklük ve
biçimleri önemli ölçüde değişir. Bazıları tek uçlu çubuklara benzer; bazılarında iki yada daha çok uç vardır; bazılarında ise hiç uç yoktur. Bazı süngerlerin iğnecikleri, geometride kullanılan koordinat eksenlerine benzer. Bazılarınınki ise bir dörtyüzlünün merkezinden köşelerine uzanan ışınları andırır.
İğnelerin biçimleri ve kafeslerin tipleri, süngerleri tanımlamak ve sınıflandırmakta kullanılır. Altılı (resim 1) bir kafesin ağ gözleri, kare yada küp biçimindedir. Bu biçim süngerin her yerinde görülmese de, yapı kusursuzdur. Öteki sünger türlerinde ağ gözler, üçgen yada düzensiz kafesli, değişik ka- resel, kübik kafes yapıları görülür. Kafes tiplerinin bu çeşitliliği, gerçekten şaşırtıcıdır.

SÜNGERLERİN SINIFLANDIRILMASI

Süngerler Porifera filumunun üyesidirler. Bu filum, iğne yada iskelet öğelerinin kimyasal ayrışma özelliklerine göre üç sınıfa ayrılır:
Kalkerliler sınıfı, kalsiyum karbonattan oluşan, bir ışınlıdan dört ışınlıya kadar değişen iğneleri içerir. Bu sınıftan süngerler, düzensiz büyük koloniler halinde bulunurlar ve yapıları vazoya benzer. Genellikle sığ denizlerde yaşayan küçük organizmalardır. Birkaç kalkerli türüne ise 800 m derinlikte raslanmıştır.
Hexactinellida (Hyalosporgiae) sınıfından süngerlerin ise, 6 ışınlı silisli iğneleri vardır; ama bildiğimiz süngere eğilip bükülebilir yumuşaklığını veren ve sponjin adı verilen protein maddesinden yoksundurlar. Hexactinellid’ler 25’m den 8 500 m derinliğe kadar tüm denizlerde yaşayan organizmalardır.
Son olarak, Demospongiae sınıfından süngerlerin, bir ışınlıdan dört ışınlıya kadar değişen, ancak hiç bir zaman altı ışınlı olmayan iğneleri vardır. Sponjin iplikçikleri, genellikle silisyumlu iğnelerin yapısına destek olurlar. Demos- pongiae’nin bazı türlerinde, sözgelimi banyo süngerlerinde iplikçikler iskelet öğelerini oluştururlar. Bu sınıf süngerleri, en çok görülen ve en yaygın sünger sınıfıdır. Denizin çeşitli derinliklerinde bulunabilirler. Tek tatlısu süngerleri olan SpongillidaeTer de bu sınıftandırlar.

SÜNGER FOSİLLERİ
Gerek kalkerli, gerek silisyumlu süngerler, hemen tümüyle inorganik maddelerden oluşan fosiller bırakmışlardır. Canlı varlıkların bedenlerini oluşturan organik madde çok zayıf bir iz bırakmıştır ve ancak son derece güç yöntemlerle ortaya çıkarılabilir. Fosil kapsayan bir kaya parçalanıp asit ile tepkimeye sokulduğunda, süngerin yumuşak bölümlerinin organik bileşimindeki farklılıkları yansıtan hassas değişiklikler görülür.
Uzun süre su altında kalmış fosiller ise özel güçlükler doğurur. Sözgelimi, uzun bir süre içinde, bir madde yerini bir başkasına bıraktığı için (odunun taşlaşmasında olduğu gibi), kalkerli iskeletler, silisyumlu iskeletlere dönüşebilir. Pa- leontolog, iskeleti oluşturan maddenin ilk bileşimini incelemelidir.
Sünger fosilleri nispeten önemsizdir. Bir fosil, fosili olduğu canlı organizma çok az yaşamışsa önem kazanır; çünkü, ancak o zaman yaşadığı dönem kesin olarak saptanabilir ve bulunduğu tabakanın zamanı ortaya çıkartılabilir. Böyle bir fcTsile işaret fosili denir. Bir işaret fosili, jeologlara çevreyi yeniden tasarlamalarında yardımcı olabilir. Sözgelimi, yaşadığı suyun derinliği yada iklim koşulları konusunda bir fikir verebilir. Süngerler, genellikle en iyi sıcak iklimlerde gelişirler, ama her sünger sıcak iklimde yaşamaz. Üstelik süngerler değişik derinliklerde yaşarlar —bazıları 30 m, ötekiler 100-200 m, pek azı da sonsuz derinliklerde. Bu yüzden, bir sünger fosili, ilk organizmanın yaşadığı derinlik konusunda pek az bilgi verebilir. Hattâ, sünger fosillerinin yaşadığı deniz koşullarını tanımlayabilmek için, o bölgede yaşayan öteki bütün hayvanları da göz önünde bulundurmak gerekir.

ÖTEKİ CANLILARLA İLİŞKİ
Yaşayan süngerlerin öteki canlılarla çeşitli ilişkileri vardır. Salyangozlar, bazı yumuşakçalar ve balıklar hep süngerden geçinirler. Gene bazı sinirkanatlılar (Nevroptera [sünger sinekleri]), tatlısu süngerleri üstünde yaşar ve besinlerini onlardan sağlarlar.
Birçok hayvan, deniz süngerlerinin boşluklarına yerleşir yada kendileri bir delik oluştururlar. Ama, bu ilişkilerin gerçek niteliği henüz pek az bilinmektedir. Deniz şakayıkları, ipsiler, çokdikenliler (Poly- chaeta), ahtapotlar, kopepodlar, kabuklu deniz hayvanları, eşbacak- lılar, karidesler ve balıklar, süngerlerle sürekli yada geçici ilişkide bulunan hayvanlar arasındadırlar.
Karides (Spongicola) çiftleri genellikle Venüs – çiçek – sepetinin (Euplectella) iç boşluğunda yerleşirler. Büyük bir olasılıkla tüm yaşamları boyunca, bu silisyumlu sert ağsı iskelet’içinde kapalı kalırlar.
Suberites domunculus (Demospongiae sınıfından), genellikle içlerinde bir çeşit yengeç barındıran salyangoz kabukları üstünde yaşar. Yengeçler genellikle üstlerinde sünger parçaları taşırlar. Bu, onların saklanmalarına yada kendilerini düşmanların gözlerinden gizlemelerine yardımcı olur.
Birçok tatlı su yada sığ su süngerleri, amip-hücreleri (öteki hücrelere besin taşıyan hücreler) içinde, tekhücreli yeşil yosunlar barındırırlar. Yosunlar süngerlerin içinde büyüdükleri zaman, hücreleri nişasta bireşimi yapamadığı için, süngerlerin onlardan şeker biçiminde birtakım besinler elde ettikleri sanılır. Üstelik, süngerler ölü yosun hücrelerini de tüketebilirler. Yosunların da, süngerlerin de bağımsız olarak yaşayabilecekleri açıktır. Genç süngerler, su içinde başıboş yüzen bazı yosun tohumlarıyla aşılanır.
Tekhücreli ve lifsi yeşil yosunlar, mercan yosunları gibi, genellikle sünger kolonileri üstünde büyürler.

EKONOMİK ÖNEM
Ev kullanımında, doğal süngerlerin yerini büyük ölçüde yapay plastik süngerler almıştır. Ne var ki, zanaatçılar ve operatörler hâlâ doğal süngerler kullanmaktadırlar.
Bazı sünger çeşitleri mercanların, kireçtaşlarının yada başka kalkerli maddelerin deliklerinde yaşarlar. Kireçtaşından yapılmış dalgakıranları zayıflatır ve kırılması zor kabuklar oluştururlar.

Yorum yazın