Sudan Karaya Geçiş

Sudan Karaya Geçiş – Hayvan Yaşamının Karaları Kaplaması

Silüryen devrinin sonunda, canlı varlıklar derinliklerden başlayıp sığ kumsallara doğru denizleri kapladılar. Bu organizmaların yapıları, deniz ortamının değişik yerleşme alanlarının değişen koşullarına uydukça, daha karmaşıklaştı ve etkinleşti. Silüryen devrinin sonlarında, canlı varlıklar, su ortamından karaya geçişi başlatmaya yetecek derecede evrimleşmişlerdi. Yaşamın su ortamından karaya geç-, meşinin, evrim sürecinde önemli bir olay olarak değerlendirilmesi gerekir; çünkü, yaşam biçimlerinin yapıları ve hareket düzenleri, karada gözle görülebilir bir çeşitlenme —denizdekinden çok daha büyük bir çeşitlenme— göstermiştir.
Bir yerleşme alanına tümüyle uyarlanan herhangi bir biyotik biçim, başka bir ortamda çok büyük yaşama güçlükleriyle karşılaşır. Belirli türlerin bu tümüyle uyarlanma
özellikleri, hızla yeni bir ortama geçmelerini olanaksız kılar. Canlı organizmalar sudan karaya geçişi —kuşkusuz milyonlarca yılı kapsayan bir süreçtir bu— tamamlamak için, birçok engeli altetmek zorundadırlar.

YAŞAMIN KARŞISINDAKİ ENGELLER
Hayvanların karadaki yaşamı için, besin elde etmek, destek sağlamak, hareket ve üreme için uyarlanmak, bellibaşlı engelleri oluşturuyordu.
Hayvanlar besinleri için yeşil bitkilere bağımlıdırlar; çünkü, yalnızca bu bitkiler fotosentez olayını —yani güneş ışığının hayvanlarca tüketilebilecek ve kullanılabilecek biçimlere dönüştürülmesini— gerçekleştirebilir. Bu yüzden, bitkilerin hayvanlardan önce kara ortamına geçtikleri kesin sayılabilir. Hayvanlar karaya geçtikleri zaman, hiç değilse başlangıçta, su organizmalarıyla beslenmeye devam ettiler. Ama zamanla, karada hem bitki, hem de hayvan türleri farklılaşarak çoğaldıkça, hayvanların besin kaynağı olarak denize bağımlılıkları azaldı. Birkaç kuraldışı durum bir yana bırakılırsa, canlı organizmalar, besinlerini kullanmak için serbest oksijene ihtiyaç duyarlar. Her su kütlesinde bir miktar erimiş oksijen vardır. Su hayvanlarının oksijen ihtiyaçlarım gidermek için, suda bulunan erimiş oksijeni elde etmeye yarayan bir yöntemleri olması gerekir. Birçok su hayvanının, erimiş oksijenin geçebileceği yada yayılabileceği özel dokuları vardır. Bu hayvanlar, oksijeni dokularına doğrudan doğruya sudan alırlar. Böyle bir uyarlanma geçirmiş bir hayvan, su ortamından çıkarsa, oksijeni artık kullanamadığı için ölür. .
Kuşkusuz, bazı hayvanların oksijen tüketimi, sözkonusu hayvanların bir süre sudan çıkıp karada dolaştıktan sonra, dokularda oksijen stoku tükendiği zaman suya dönmelerine elverişli olacak derecede düşüktür. Bu olayla, su altına dalan bir insan arasında paralellik kurulabilir. İnsan su altında kısa bir süre yaşasa bile, hiç bir zaman gerçekten su ortamına uymaz; oksijen stokunu yenilemek için su yüzüne çıkmak zorundadır. Yoksa ölür. Bununla birlikte, karaya kısa yolculuklar yapabilen ilkel yaratıklar, zamanla yavaş yavaş evrim geçirdiler. Gerçekte bu, hayvan evriminin tarihsel başlangıcıdır.
Hava ortamına yerleşmede ikinci adım, organların havadan oksijen çıkarmaya uyarlanmaları oldu.
Günümüzde balıklar dahil birçok hayvan, özel organların yanısıra, derileriyle oksijen alırlar. Bu iş için, derinin ıslak yada nemli olması gerekir; çünkü, oksijen derinin altındaki su tabakalarında eritilir. Genellikle, yalnızca çok küçük yada çok ince hayvanlar, bu yöntemle yaşamlarını sürdürmeye yeterli oksijeni alabilirler.
Geçmişte, hava soluma mekanizmaları gelişmeden önce, hava ortamına geçen hayvanların nemli yada ıslak derileri yoluyla oksijeni emerek yaşayabildikleri sanılmaktadır. Havadan oksijeni emebilmek için, bu yaratıkların karada (hiç değilse büyük bölümünde) çok nemli bir iklimle karşılaşmış olmaları gerekir. Sonraları, solunumla ilgili uyarlanmalar evrim geçirerek bugünün akciğerleri haline geldiler. Akciğerde gaz değiş tokuşunun yapıldığı alanın nemli olması gerekir; bu, yaşamın su kökeninden gelen bir gereklilik sayılabilir.
Sudan karaya geçen tüm hayvanlar için, destek ve hareket birbiriyle ilintili iki önemli sorundu. Bir kara hayvanı, suyun kaldırıcı gücünden yararlanmadan kendi ağırlığını taşımak zorundadır. Arkhimedes’in ilkelerine göre, suya batmış herhangi bir yaratığın ağırlığı, karada olduğundan daha azdır. Bir su canlısının özgül ağırlığı, hemen hemen suyunkine eşittir. Bu yüzden, bir su hayvanının, destek sağlamak için uzantılarını su dibine
değdirmesine gerek yoktur. Zaten, çoğunlukla bu uzantılar, ancak hayvanı yavaşça ileriye itebilecek güçtedir.
Hareket, beden biçimi ve yapısından da etkilenir. Su altında en elverişli biçim, kıvrılmaya uygun olanıdır. Ne var ki, kara yüzeyi üstünde kıvrılarak ilerlemek, su içinde yada deniz dibinde kıvrılmak kadar kolay değildir. Bacaklar yada başka destek sağlayan yapılar aracılığıyla bedeni yerden kaldırılan bir hayvan, karada böylesine uzantıları olmayan bir hayvandan çok daha büyük bir kolaylıkla hareket edebilir. Evrim sürecinde, güçlü, kısa ayakları olan hayvanlar karada başarılı oldular. Eklemleri onlara destek ve hareket olanağı sağladı. Öte yandan, kaldırıcı gücü olmayan bu ortam, kara hayvanlarının büyüklüklerini sınırlamaya yöneldi.
Su hayvanları, suda hareket etmek için uzantılarıyla suyu geri iterler. NeWton’un üçüncü hareket kanununa göre, bu eylem, ters yönde eşit bir tepki oluşturur. Hayvan, küreklerin geri hareketiyle ilerleyen bir kayık gibi, ileri doğru hareket eder. Bu hareket yöntemi, karanın büyük bölümünde etkili olmayan bir yöntemdir. Hava bir gaz olduğu için, sudan çok daha sıkıştırılabilir olma özelliği sonucu, harekete karşı çok az bir direnç gösterir. Yalnızca kuşun kanatlan gibi uzantılar, hayvanın ileri doğru hareketiyle sonuçlanacak yeterlilikte havayı geri itmeyi başarabilir. Kanatlar, çok sayıda canlı türün karada yerleşmesinden uzun süre sonra oluşmuştur.

ÜREMENİN FARKLILAŞMASI
Solunum sorununun çözümlenmesi ve hareket olanağı sağlayan organların evrimi, yaşamın sudan karaya geçişinde önemli olaylardı. Ama canlı varlıkların, yaşamak için göğüs germek zorunda oldukları başka sorunlar da vardı. Bunların başlıcası üreme sorunuydu. Suda, yumurtaları saklayan ve yavruları içine alan sıvı ortamı, oluştukları andan başlayarak, onların yaşama şanslarını artırır. Oysa yaşama düşman olan hava, yumurtaların kurumasına ve sonuçta, olgunlaşmamış
organizmaların ölümüne yol açar. Dolayısıyle, atmosfer ortamına uymak zorunda olanlar yalnızca yetişkin yapılar değildi: embriyon yaşamının da ortama uydurulması gerekiyordu. Bu sorunu ilk kez, iki- yaşayışlılar çözümlediler; karada yaşayan yetişkinler, yumurtalarını suya bırakıyorlar, yavru da, yaşamının ilkel bölümünü o sıvı ortamda geçiriyordu. Dolayısıyle, ikiyaşayışlılar, zorunlu olarak suya yakın bölgelerde yaşamak zorunda kaldılar.
Hayvanların kara yaşamına çeşitli tepkileri vardı. Temel olarak korudukları suda gelişmiş üreme biçimlerini, yeni ortamın yarattığı ihtiyaçlara dayanarak farklılaştırdılar. Birçok hayvan, yumurtlayarak üremeyi sürdürdü; ama bazı türlerin yumurtaları gelişerek sert, köseleye benzer bir kabuk oluşturdu. Bu tip yumurtalar, havanın kurutucu etkisinden korunmuş olarak kuru toprak üstüne bırakılabilirdi. Sözkonusu uyarlanma, bu türlerin sudan uzak bölgelerde yaşamalarına ve üremelerine olanak verdi.
Kurtçuk (larva) yapısının gelişmesi, olgunlaşmamış hayvanların, havanın acımasız etkilerine karşı savunulacağı yollar sağladı. Kurtçuklar ya suya dönme yoluyla (kurbağalarda olduğu gibi) yada özel yapılar içinde —bazı böcekleri olgunlaşana kadar hareketsiz bir. biçimde kuşatan kozalar gibi— korunan özerk, tam gelişmemiş embriyonlar sayılabilirler.
Zamanla, memeliler gibi yaşamın daha yüksek biçimleri, başka üreme ve gelişme yöntemleri geliştirdiler. Birçok memelide, sözgelimi döllenme ve gebelik, annenin bedeninde gerçekleşir. Yani, burada da, embriyonun gelişmesi sıvı bir ortamda olur. Bu da, ataların tümüyle su kökenli yaşamının kanıtlarından biridir.
Hayvan organizmaları karada yayılarak çok çeşitli bölgelere yerleştikçe, başka birçok uyarlanma özellikleri evrimleşmiştir. Nemi korumak, beden ısısını düzenlemek, değişik besinleri almak ve kullanmak için mekanizmalar, hayvan yaşamının karaya yerleşmesinden bu yana geçen binlerce yıl içinde gerçekleştirilen uyarlanmalardan yalnızca birkaçıdır

Yorum yazın