Solunum nedir

Solunum nedir

Solunum nedir

SOLUNUM i. (solunmak’tan solun-u-m). Fizyol. Yeni. Bütün canlılarda görülen, oksijen alıp karbon dioksit atma şeklindeki genel fonksiyon. (Bk. ANSİKL.) [Eşanl. TENEFFÜS.] || Solunum katsayısı, belirli bir süre içinde alman oksijenin hacmiyle çıkarılan karbon dioksitin hacmi arasındaki oran. (Ciğerlerin dinlenmesi, normal solunumda, nefes verdikten sonradır; normal solunumun tersi olan solumalı solunum özellikle brankopnömonilerde görülür.) Bk. ANStKL. Bot. bölümü.

— Anat. Solunum yolları, havanın akciğerlere girmek için geçtiği yollar (gırtlak, nefes borusu, bronşlar).

— Biyol. İşıkta solunum

— Bot. Bk. ANSİKL.

— Patol. Solunum güçlüğü, zor nefes alıp verme durumu. Bk. ANSİKL.

— Petr. Depoların solunumu, çevre sıcaklığındaki değişiklikler stoklanmış bir ürünün hacmini ve buhar gerilimini değiştirdiği zaman, bir stoklama deposu tarafından dış havanın emilmesi veya buharların dışarı atılması.

— Sağ. bil. Ağızdan ağıza solunum, ciğere çekilen taze havayı başkasının ciğerine üfleme esasına dayanan sunî solunum metodu. Bk. ANSİKL.

— Tıp. Sunî solunum, tabiî solunumun kendi kendine olmadığı durumlarda onun yerine geçmek üzere yapılan manevraların tümü. (Bk. ANSİKL.) || Yardımcı veya kontrollü solunum, aneztezi esnasında veya bazı patolojik durumlarda akciğerin kısmen veya tamamen havalanmasını sağlayan metot. || Sunî solunum aygıtı, akciğere sunî solunum yaptırmağa yarayan aygıt. Bk. ANSİKL.

— Teknol. Solunum aygıtı, solunuma elverişli olmayan ortamlarda yaşayabilmeyi sağlayan aygıt. || Solunum aygıtları devresi, uzay gemisi kabininde olduğu gibi, havasız bir ortamda solunumu sağlayan aygıtların tümü.

— Zool. Bk. ANSİKL.

— ANSİKL. Fizyol. ve Patol. Hayvanlar âleminde, akciğer veya solungaç gibi özel organlarda, dış ortamla (hava, su) iç ortam (kan) arasındaki oksijen ve karbon dioksit alışverişine solunum denir. Hayvanlarda solunumun görevi hücrelere oksijen taşımak ve hücrelerde meydana gelen karbon dioksidi dışarı atmaktır; oksijen, hücrelerin içinde oksitlenme yoluyle yanarak yaşamak için gerekli enerjiyi sağlar; bu esnada meydana gelen karbon dioksit gazının da vücuttan atılması gerekir. Oksijeni hücrelere kandaki alyuvarlar taşır; alyuvarlar havadaki veya sudaki oksijeni tutup tespit eder, hücrelere varınca orada bırakır; hücrelerde oluşan karbon dioksit kana geçer, akciğerlerde (üstün yapılı o-murgalı hayvanların ve insanın solunum organı) veya solungaçlarda dış ortamla temasa gelince havaya karışır.

— Fizyol. Akciğerlerde havanın yenilenmesini solunum hareketleri (nefes alma ve verme) sağlar. Bu hareketler göğüs kafesinin ve akciğerlerin esnekliği sayesinde mümkün olur. Göğüs kafesi kaburgaları yukarıya kaldırarak göğüs kemiğini öne doğru iten birtakım kasların yardımıyle büyür ve enlemesine genişler; göğsü karından ayıran büyük kas (diyafram) kasılarak aşağı iner ve göğsü boylamasına genişletir. Nefes alırken göğüs kafesinin hacmi artar, atmosferin basmcıyle hava içeriye dolar ve akciğerler genişler. Nefes verme sırasında göğüs kafesi daralır ve kirlenmiş olan hava dışarıya atılır. Bnndan başka «derin solunum» denilen daha geniş bir nefes alıp verme şekli de vardır; derin solunum ¡(in normal nefes almayı sağlayan kaslardan başka kasların da (kaburgaları İçeri çeken karın kasları) işe karışması gerekir. Derin bir nefes alma ve verme sonunda dışarı atılan havanın hacmine «solunum hacmi» denir.

Normal olarak, istirahat halindeki erkekte nefes alma sayısı dakikada 1S-16, kadında 18, çocukta yaşı ne kadar kUçiik-se o kadar fazladır. Bedenen çok fazla çaba harcanırsa solunum sayısı 30’a, 40’a, hattâ daha ytiksege çıkabilir.

Akciğerdeki hava akımı iki türlü ses meydana getirir; kulağı göğse dayayarak dinlerken işitilebilen bu seslerden biri nefes alma esnasında duyulan hava peteği sesidir; gayet hafif olan bu ses, havanın bronşçuklardan hava peteğine geçmesinden meydana gelir; İkincisi, havanın gırtlak dilinden geçerken çıkardığı ve akciğer parankimasında yankılanan nefes borusu-gırtlak sesidir. Solunum kaslarının hareketini, so-ğanilikte karşılıklı olarak yer alan bir çift solunum merkezi idare eder. Bunlardan biri nefes alma, diğeri nefes verme merkezidir; bu merkezler elektrikle uyarılınca insan derin bir nefes verir. Bunlardan başka varol köprüsünün içinde bu iki merkezi kontrol eden ve pnömotaksik merkez adı verilen bir merkez daha vardır. Bütün bu merkezler birleştirici yollarla birbirine bağlıdır. Solunumun düzenlenmesi aynı zamanda kimyasal ve sinirseldir. Çeşitli deneyler sonucunda solunum hareketlerinin ritmikliği şu şekilde izah edilmiştir (Pitts kavramı): solunum merkezi, kandaki karbon dioksit gazının etkisine karşı duyarlı-dır. Karbon dioksit pnömotaksik merkezi etkileyerek nefes aldırıcı kasların kasılmasını sağlar. Akciğerler ve dolayısıyle hava petekleri genişler; hava peteklerinin genişlemesi akciğer-mide sinirinin duyarlı uçlarını uyarır. Meydana gelen sinir akımı akciğer-mide siniri yoluyle, önceden pnömotaksik merkezin uyarmasıyle faaliyete geçmiş bulunan nefes verdiriri merkeze ulaşır. Bu merkez yeteri kadar çalışmağa koyulunca, nefes aldırıcı merkezin çalışmasını durdurur ve nefes verilir; sonra gene yeni bir devre başlar.

Solunum ritmi herhangi bir duyu sinirinin uyarılmasıyle etkilenebilir; meselâ üçüz sinir uçlarının burun mukozasında kloroform buharlarıyle uyarılması bir solunum sen-kopuna sebep olabilir. Solunum ritmi şahdamarı sinüsündeki ve kalp-aort bölgelerindeki duyu siniri uçlarının kandaki karbon dioksit miktarında meydana gelen değişikliklerle etkilenmesi sonucunda beliren reflekslerde de değişebilir. Aldığımız hava ile dışarı attığımız havanın bileşimi aynı değildir. Birincisinde yüzde 21 oksijen ve yüzde 0,04 karbon dioksit; İkincisinde ise yüzde 16 oksijen ve yüzde 4,3 karbon dioksit vardır. Dışarı atılan karbon dioksidin hacmi ile soğurulan oksijenin hacmi arasındaki oran yani solunum kat-COs

sayısı, – birim altındadır, 0,8 ile

Os

0,9 arasında oynar. Gaz alışverişi, akciğer hava petekleri ile çeperleri tek sıra hücre tabakası haline gelmiş olan kılcaldamarlar arasında cereyan eder. Bu alışveriş, hava peteklerindeki oksijenle kılcaldamarlarda-ki oksijen arasındaki basınç farkından ileri gelir. Dolayısıyle, hava peteklerindeki oksijen (yüzde 20) sadece yüzde 16 oksijen ihtiva eden kılcal damarlara geçmeğe çalışır. Toplardamarlardaki kana geçen oksijen burada hemoglobin denen bir maddeye rastlar; bu madde, oksihemoglobin haline geçerek oksijeni tespit eder: bu olaya he-matoz adı verilir. Fakat oksihemoglobin oksijeni sıkı şekilde değil, kolaylıkla ayıltabilecek gibi gevşek tutar. Dokularda ise, benzer sebeplerle, yukarıda anlatılan olayların tersi cereyan eder.

Gazlann, özellikle oksijenin basıncı solunumda önemli rol oynar. Normal olarak oksijen basıncı beşte bir atmosferdir. Bu basınç artar da 3 atmosfere ulaşırsa, insan ölebilir; tersine normal basıncın altına düşene anoksemi olayları (dağ tutması) görülür. Bununla beraber insan yüksek yerlerdeki oksijen basıncı azalmasına alışabilir; alışma, özellikle alyuvar sayısının artmasıyle sağlanır. Bu basıncın anî azalıp çoğalması da öldürücü olabilir. Bundan ötürü basınçlı havada çalışan işçiler ve dalgıçlar açık havaya çıkarılırken çok iyi tedbir alınır. Havacılarda görülen hava tut masının sebebi ise çok hızlı yükselme esnasında basıncın düşmesi, çok hızlı iniş sırasmda basıncın artmasıdır. Ayrıca bazı gazlar hematozu yok edici nitelikler taşır: meselâ karbon monoksit hemoglobini oksi-karbonlu hemoglobin haline getirir. Bu bileşik oksihemoglobinden daha sağlam olduğu için oksijen, karbon monoksidin yerini alamaz.

Yorum yazın