Sitoplazma Nedir – Görevleri

Sitoplazma nedir – Sitoplazmanın yapısı , Sitoplazmanın görevi , Sitoplazmanın özellikleri

SİTOPLAZMANIN YAPISI
Hücre, kendi kendine çoğalarak büyüyen en küçük canlı birimdir. Hücrenin yaşamı için önemi olan çekirdek, hücrenin öteki bölümleriyle uyum içinde görev yapar. Bu ilişki biyolojinin temel kurallarından birine uyar: Her bölüm, her organcık ve her organ, öteki bölümler, organcıklar ve organlarla ilişkili olarak görev yapar. Bu mikroskobik dünya da bile, doğanın kurduğu düzendeki öğeler bir bütünün parçalarıdırlar ve tek başlarına görev yapamazlar. Her hücre, görevlerini yerine getirmek için gerekli tüm ana öğeleri kapsar.
Hücre çekirdeği, sitoplazma ve hücre zarı, hücrenin üç ana öğesini oluşturur. Sitoplazma, mikroskop altında şeffaf reçel kıvamında bir kitle olarak görünür. Elektron mikroskobu altında ya da röntgen ışınlarıyla incelenirse, karmaşık fiziksel-kimyasal yapısı (sitoplazmanın ince yapısı) ortaya konur. Hücrenin tipine ve o andaki durumuna göre bazen ağ biçiminde (resim 1), bazen de tanecikli bir yapı gösteren sitoplazmanın ince yapısı, ayrıntılı normal mikroskoba oranla bir kat fazla büyütebilen optik sistemlerle incelenebilir.
Hücrenin özelliklerinden biri, kendi yapısında değişiklik yapabilme yeteneğidir; buna hücresel metastabilite denir. Hücre ağı ve tanecikleri, temelde, büyük moleküllerden yapılmış proteinlerdir; bazen büyük yumaklar oluşturacak biçimde birleşmişlerdir. Bu hücre ağının lifleri arasındaki su miktarı, hücrenin ihtiyacına göre azalır ya da çoğalır. Böylece sitoplazmanın hacmi de artmış ya da azalmış olur. Hücre ağı lifleri değişmez yapılar değillerdir; küçük parçalara ayrılıp, yeniden oluşmâ sınırları içinde, aralarındaki açıklıkların genişleyip daralmasına izin verirler.
Buna benzer bir olay, bir jelatin şeridinin önce su ve mutfak tuzu karışımı bir eriyiğe, sonra da başka çeşit bir tuz kapsayan eriyiğe sokulmasıyla gözlenebilir: Bir süre sonra, jelatin şeridi genişler. Sitoplazmanın bu özelliği, kapsadığı protein moleküllerine bağlıdır.

KOLOİT VE BİLLURSULAR
1860 yılında, İskoçya’lı kimyacı Thomas Graham, belirli maddelerin (kola, jelatin, albümin, nişasta) bir sıvı içine daldırıldıkları zaman çok yavaş olarak —tuz ve şeker gibi başka bazı maddelerden en az 100 kez daha yavaş bir hızla— eridiklerini gözlemledi. Graham aynı zamanda bu son maddelerin bir eriyik içindeyken zardan —bu olayda bir nitroselüloz tabakası— geç, me yetenekleri bakımından da, ötekilerden ayrıldıklarını gördü. Şeker ve kola karışımıyla doldurulmuş kolodyumdan (nitroselüloz ve eter eriyiğinin hızla kurutulmasıyla oluşur) yapılmış, bir torba akar su altına konursa, şeker kolayca zardan geçerek sudan uzaklaşırken, kola, zarın iç bölümünde kalır. Maddelerin zarlardan geçme yetenekleri, moleküllerinin boyutlarına bağlıdır. Graham, billursıılcır adını verdiği maddeler (billurlaşarak zarlardan hızla geçen şeker ve mutfak tuzu gibi alışılmış çözünen maddeler) ve koloitler(çözünmeyen ve zarlardan çok yavaş geçen maddeler) arasındaki ilgi çekici farklılığı ortaya koymuştur.
Tüm bu maddelerin sınıflandırılması, artık, moleküllerin zarlardan geçip geçmemesine göre değil, moleküllerinin boyutları temel, alınarak yapılmaktadır. Böylece, gerçek eriyikler, su ve şeker eriyiklerinde olduğu gibi, eriyikte çözünen moleküllerin çapının 0,001 milimikrondan daha az olduğu eriyiklerdir; sitoplazmada olduğu gibi koloit eriyiklerindeki parçacıkların çapı ise 0,001 milimikron ile 0,1 milimikron arasında değişir. İçindeki parçacıkların çapı 0,1 milimikrondan daha büyük olan maddelere (sis ve dumanda olduğu gibi) asıltılar denir.
Bu sınıflandırma temel alındığında, çözünen bölümün (eriyikte dağılan parçacıklar) çözen ortamdan (parçacıkların içinde çözündüğü eriyik) ayırdedilemediği gerçek eriyiklere, tekfazlı sistemler denir. Çözünen bölümün çözen ortamdan ayırdedilebildiği koloitli eriyiklere ve asıltılara ise, ikifazlı ya da çok-fazlı sistemler denir. Temel olarak, yapısı koloitli bir özellik taşıyan sitoplazma da, ikifazlı bir sistemdir.

Yorum yazın