Sindirim Nedir Çeşitleri Nelerdir

Sindirim Nedir Çeşitleri Nelerdir

Besinlerin, kana geçecek duruma gelebilmek için, ağızdan başlayarak bağırsaklara kadar uğradıkları fiziksel ve kimyasal değişmelerin tümüne sindirim denilir.
Bütün hayvanlar yaşayabilmek için besin almak zorundadırlar. Yılanlar daha küçük hayvanları olduğu gibi yutarlar, sivrisinekler kendilerinden daha büyük hayvanların kanlarını emerler, sığırlar ot yerler. Tabi insanlar da her türlü bitkisel ve hayvansal yiyecekleri yerler. Ama hangi hayvan, ne tür besin yerse yesin, hayvanın bu besinlerden yararlanabilmesi için bunların çözülmesi gerekir. Bu çözme olayı sindirimdir. Bunu, sindirim sistemi ya da sindirim aygıtı yerine getirir.

Sindirim Nedir Çeşitleri Nelerdir

Hayvanın vücudunun çalışır durumda kalması için besine gerek vardır. Vücut, hücrelerden yapılmıştır. Büyük bir hayvanda sayılamayacak kadar çok hücre vardır. Hayvanın vücudunun büyüyebilmesi, yıpranan bölümlerinin yenilenebilmesi, gerekli yeni hücrelerin yapılması için besin maddelerine gerek vardır. Besin, bir hücrenin işini yapabilmesi için gerekli enerjiyi sağlayacak yakıt olarak da gereklidir.
Vücutlarında fazla hücre bulunmayan küçük hayvanlar büyük hayvanların besin maddelerini vücudun her yanma dağıtmakta karşılaştıkları sorunlarla karşılaşmazlar. Sözgelimi, hidranın torbaya benzer bir vücut biçimi vardır. Midesi vücudunun ortasındaki boşluktan ibarettir. Bu canlı, suda yaşar. Besinini de yakalayıp içine aldığı daha küçük canlılar ve parçacıklar oluşturur. Besin, uygun bir biçimde sindirilince, bu maddeler sudan doğrudan doğruya vücut hücrelerine soğurulur. Bunların uzun bir yol alması gerekmez.

Daha büyük hayvanlarda besin maddesinin vücuttaki bütün hücrelere dağıtılması, daha karmaşık bir iştir. İnsanın sindirim sisteminden el ve ayak parmaklarına kadar, uzun bir yol vardır. Ama ne olursa olsun besinin buralara varması gerekir. Bu sorun da kan yoluyla çözülmüştür. Kan, durmadan vücudu dolaşır, vücudun her yanma gider. Besinleri, ayrıca besinleri enerjiye dönüştürmek için gerekli olan oksijeni taşır. Bu nedenle sindirimin hedefi, canlının yediği her şeyi, kanla taşınabilecek maddelere çözüp parçalamaktır.
Besinlerin sindirim sistemi tarafından soğurulabilen madde haline nasıl çözülüp parçalandığını anlamak için besinin bileşimini bilmek gerekir. Besinler, üç ayrı madde sınıfından oluşur. Bunlar proteinler, karbonhidratlar ve yağlardır. Bu besinler, büyük moleküller oluşturacak şekilde bir araya gelen, karbon, hidrojen, oksijen ve azot vb. gibi, farklı elementlerden oluşmuştur. Bunlar değişik türde üç “yapıtaşı” olarak düşünülebilir. Değişik besinler, değişik oranlarda bulunan protein, karbonhidrat ve yağ yapıtaşlarından yapılmıştır. Kimi yiyecekler bir tür yapıtaşını, kimileri ise iki, ya da her üç yapıtaşını içerir.
Protein, hayvan vücutlarının büyük bölümünü oluşturan yapıtaşıdır. Sözgelimi, sığır pirzolası, biraz yağdan fakat başlıca proteinden oluşur. Karbonhidratlar ekmek gibi nişastalı yiyeceklerde ve tatlılarda bulunur. Bütün şekerler, karbonhidrattır. Yağlar, yemeklik yağ ve tereyağı gibi yediğimiz yağlarda bulunur. Peynir, ekmek ve tereyağından yapılmış bir sandviç yerseniz, sindirim sisteminize üç sınıf besinin bir karışımını alırsınız. Peynir, proteince, ekmek karbonhidratça, tereyağı ise yağca zengindir. Dengeli bir öğünde her tür besinden bir miktar bulunur.
Vücut değişik üç tür besini, bunları sindirim sistemi içindeki kimyasal maddeler aracılığıyla gitgide daha küçük parçalara ayırarak, başka başka biçimlerde sindirir. Protein, karbonhidrat ve yağ yapıtaşları, daha küçük yapıtaşlarına ayrılırlar. Bu olay, sonunda sindirim aygıtını çevreleyen hücreler tarafından soğurulabilecek ve kana geçebilecek kadar küçük bir moleküller karışımı oluşuncaya kadar tekrarlanır.
Sindirim olayını daha ayrıntılı olarak incelemek için bir lokmanın sindirilmesi sırasında neler olduğunu izleyelim. Sözgelimi, biraz önce sözü edilen ekmek peynir karışımı sandviçi ve onunla birlikte içilen sütü ele alalım. Süt de, tıpkı sandviçteki peynir gibi her üç tür besini içerir, insanda sindirim sistemi, uzun, boğumlu bir borudur. Ağızdan başlar, artık maddenin ve sindirilmemiş besinlerin dışarıya atıldığı kapı olan anus-la biter. Ağız ile anus arasında çeşitli bölümler vardır. Bunların genişlikleri ve biçimleri değişiktir; sindirim olayı sırasında değişik roller oynarlar.
Ağızdan sonra, soluk borusunun arkasında bulunan ve mideye açılan yemek borusu vardır. Mide, besinleri soğurmak ve aynı zamanda da sindirmekle görevli sindirim sistemi bölümü olan ince bağırsaklara açılır. Bağırsakların birçok boğumları vardır. Bağırsakların ilk bölümü, incebağırsaktır. Daha geniş olan son bölümü ise kalınbağırsaktır. İncebağırsakların ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı adı verilir. Onun ardından boş-bağırsak (jejunum) ve kıvrımbağırsak (ileum) gelir. Kıvrımbağırsağın ardından, ondan daha geniş olan körbağırsak gelir. Burada küçük parmağa benzeyen ve körbağırsak takısı adını alan küçük bir uzantı vardır. Buradan kalınbağırsak başlar. Kolon adını alan büyük bir yay oluşturur. Bu da, son bölüm olan gödenbağırsağına (ya da düzbağırsağa), sonunda da anüse bağlanır.
Dişlerinizle kopardığınız ekmek ve peynir parçası, çenenizin, dudaklarınızın ve dilinizin hareketiyle ağzınızın içine itilir. Lokma çiğnenir, dişlerin kesme ve öğütme işlemleriyle gitgide daha küçük parçalara ayrılır. Yanak kasları lokmanın gerektiği biçimde çiğnenmesi için dişler arasında itilmesine yardım eder.
Bu sırada çok önemli daha başka bir şey de olur. Dilin altındaki ve yanakların iç yüzeylerindeki minik deliklerden ağza bir sıvı boşalır. Ağız içi daima biraz ıslaktır, çünkü bu sıvı az miktarlarda daima üretilmektedir. Ama lokma ağıza alındığı zaman bu salgı çok artar. Bu sıvıya tükürük adı verilir.
Tükürük, lokmayı yutulabilecek ıslak ve yumuşak bir topak haline getirmesi bakımından değil, aynı zamanda sindirim özsularından ilki olması bakımından da önemlidir. Besinin sindirim sistemi içinde karşılaşacağı, birbirinden ayrı birkaç sindirim özsuyu vardır. Bunlar besinlere etkir, onları yapıtaşlarına, yani soğurulabilecek parçacıklara ayıran özel türde kimyasal maddeleri içerirler. Besinlerin çözülmesini denetleyen kimyasal maddelere enzim denir. Enzimler, vücuttaki daha başka birçok tepkimeleri de denetlerler. Tükürükte bulunan enzim, karbonhidratların parçalanmasını başlatmakla görevlidir; peynirdeki, tereyağındaki ve sütteki proteinlere ve yağlara etkisi yoktur. Buna karşılık, daha ağızda iken ekmekteki nişastaya etkimeye başlar. Nişastayı şekerlere ayırır. Ekmeği uzun süre çiğneyince ağzınızın tatlı olmasının nedeni budur. Artık sindirim başlamıştır.
Lokma, iyice çiğnenip ıslatılıp yumuşatıldıktan sonra yutulur. Dil ve boğaz kasları lokmayı yemek borusundan aşağı iterler. Burada daha fazla kas görev alır, kasılıp daralarak lokmayı mideye indirirler. Mide, sindirim sisteminin en geniş bölümüdür. Biçimi uzun, dolgun ve içi boş bir J harfini andırır. Burada, mide çeperindeki hücreler tarafından üretilen sindirim özsuları sindirim olayına katılırlar. Besin bu özsuların yardımı, mide çeperindeki güçlü kasların hareketleriyle birkaç saat karıştırılarak koyu bir sıvı durumuna getirilir.
Midenin ürettiği özsuların içindeki en kuvvetli kimyasal madde bir asit olan tuzruhudur. Bu, sütteki ve peynirdeki proteinlere etkir, bunları pıhtılaştırır, katılaştırır. Bu arada, özsuyunun içindeki enzimler de işlerini görürler; proteinleri, kendilerini oluşturan aminoasit adlı daha küçük yapıtaşlarına parçalarlar.
Besin, hemen hemen sıvı durumuna gelince, mide kasılır ve sindirimin ikinci aşamasından geçmek üzere onikiparmak bağırsağına geçirilir. On-ikiparmak bağırsağında ve bağırsakların öbür bölümlerinde daha birçok sindirim özsuları işe karışır. Özsular bağırsak çeperinin iç yüzeyinden, pankreas adlı organdan ve bir kanal ya da boru aracılığıyla karaciğerden salgılanır. Pankreas öz-suyunda protein sindirimini aminoasitlere kadar sürdürecek kuvvetli enzimler vardır. Karaciğerin özsuyu öd (safra), sütteki ve tereyağındaki yağları, yağ asidi ve gliserol adı verilen moleküllere ayırır. Bu sırada, incebağırsakların kas çeperleri besini sıkıştırıp ezmekte, yoğurmakta ve ileriye sürmektedir.
Birkaç saat içinde süt, ekmek, tereyağı ve peynirden geriye, bunları oluşturan kimyasal yapıtaşlarının toplu bir karışımından başka bir şey kalmaz. Bu yapıtaşları da incebağırsak çeperindeki hücrelerden geçebilecek kadar küçülmüşlerdir. İnce-bağırsakların çeperinde, besin maddelerini soğuracak villus adı verilen binlerce mikroskobik çıkıntı bulunur. Ekmekten ve sütten elde edilen şekerler, sütten, peynirden ve ekmekten elde edilen aminoasitler ve tereyağından elde edilen yağ asitlerinin hepsi bunlar tarafından soğurulur, kana geçer. Geriye artık maddeler kalır; bunlar da kalınbağırsağa geçerler. Artık madde içindeki su kalınbağırsak tarafından soğurulur. Böylece bu artık madde sonunda katı duruma gelerek dışkı oluşur. Dışkı anüsten dışarı atılır.
İnsana yemek yemeyi isteten, açlık duygusudur. İştah, beyindeki özel bir merkez tarafından denetlenir. Bu merkez, sindirim sisteminin boş ya da dolu olduğuna ilişkin işaretler alır. Göz, kulak ve burundan hoşa giden şekillerin, kokuların, ya da seslerin işaretlerini algılar. Güzel tadlar, açlık duygusunu arttırır. Kötü tadlar, ya da kokular, iyi pişmemiş yemekler, yada pis kokular iştahı azaltır.
Bazı kişilerde iştah merkezi dengesizdir. Bu gibiler, yeteri kadar yemek yedikleri halde, doymak bilmezler ve şişmanlarlar. Başkaları ise, çabucak doyuverir, zayıflarlar. Mide, istemediği besini kusar.

Yorum yazın