Mikrop Nasıl Bulundu

Mikrop Nasıl Bulundu , Mikroplar Nasıl Bulundu

Tarih öncesi dönemlerine ait kayalardaki bulguların kanıtladığı gibi mikroplar yeryüzünde çok eski zamanlardan beri yaşamaktadırlar.
Fosilleri inceleyen uzmanlar mikropların yeryüzünde yaşayan en eski canlılar olduğunu ileri sürmektedirler. Birkaç yüzyıl öncesine değin hiç kimse konuya ilişkin doğru bilgi sahibi değildi. Anton van Leeuwenhoek (Levonhok) adlı bir HollandalI 1676’da belki de ilk kez olarak, bakteri denilen mikropları görebilmeyi başardı. Leeuwenhoek mikroskopik yaşam taneciklerinin resmini çizerek bunları anlatmaya çalışan ilk araştırmacıdır.
Leeuwenhoek bir bilim adamı değildi. Hollanda’da Delft kentinde yaşayan bir tüccardı. Bü-yütücü mercekleri yaparak o güne değin adı duyulmamış pek çok küçük cismi gözlemek, onun büyük tutkusuydu. Merceklerini bir taşıyıcı üzerine yapıştırarak, herşeyi 200 kez büyüten bir mikroskop yaptı. Mikroskopları ile yağmur damlası, lağım suyu ya da içtiği çorba gibi akla gelen her şeyi inceledi. Yoldan gelip geçenleri durdurarak tükürüklerini aldı, bunların içinde ne olduğunu araştırdı. Leeuwenhoek mikroskoplarını geliştirmek ve gözlemlerini sürdürmek için yıllarca çalıştı. Mercekleri ile çıplak gözle görülemeyen pek çok şeyi görerek, bunları dikkatle inceledi ve bulgularını Londra Krallık Derneğinin üyelerine yazıyla bildirdi. Mektuplarında “küçük hayvancıklar” ya da “sinsi hayvanlar” adını verdiği mikropların biçimlerini de çizdi. Günümüz bilim adamları, kendisinin çok sayı ve biçimde mikrobu çizerek tanıttığını kabul etmektedirler.

Leeuwenhoek’un zamanından bugüne değin büyütücü mercekler geliştirilerek maddeleri binlerce kat büyüten dizi halinde merceklerden oluşmuş modern mikroskoplar yapılmıştır. Ayrıca günümüzde cisimleri yüzbinlerce kez büyüten elektron mikroskoplar da geliştirilmiştir.
Mikroskopların giderek geliştirilmesine ve pek çok kişinin Leeuvvenhoek’un ardından mikropları incelemesine karşın hemen hemen 200 yıl boyunca hiç kimse, bu canlı parçacıkları, ekmek, şarap ve peynir yapımı ya da yemeklerin bozulmasıyla ilgili görmüyordu. Hayvanların hastalanması gibi olayları da bunlarla ilişkili bulmuyorlardı. Ancak 1800 yıllarında çok sayıda insan, mikroplar ve bunların neden olduğu olaylarla ilgilenmeye başladı. İngiltere’de Joseph Lister, ameliyat geçiren kişilerde mikropların zararlı etkilerini önlemeye yönelik çeşitli deneyler yaptı. Almanya’da Robert Koch, mikropları ayırma yolları bularak, bunları laboratuvarında büyütmeyi başardı. Fransa’da Louis Pasteur mikropların geldiği kökenleri araştırmaya başladı. Ondan önce mikropların ölü besinlerden geldikleri sanılıyordu, bu konuda en gözde deney, et suyuyla bir çorba pişirip, bunu mikroskopta incelemekti. Hiçbir mikrop yoktu. Et suyunu üstü açık olarak bir gece bekletin, ertesi gün çorbanın mikroplarla dolu olduğunu ve koktuğunu göreceksiniz. Mikroplar, et suyundaki besin maddelerinden gelmemiş miydi? Pasteur bu soruyu “hayır” diye yanıtladı. Canlı varlıkların ölü maddelerden gelmeyeceğini ve bu nedenle mikropların öteki canlı mikroplardan geldiğini savundu. Olasılıkla havada uçuşan mikroplar, et suyuna düşmüş ve orada büyümeğe başlamışlardı.

Pasteur, bir deney düzenleyerek sonunda tüm dünyaya mikropların cansız maddelerden gelmediğini ve havada uçuşan mikropların et suyundaki değişmelere neden olduğunu kanıtladı. Pasteur, et suyunu iki ayrı cam kaba koydu. Bunları kaynattı. Daha sonra özenle birinin boynunu ısıtarak, “U” şeklinde kıvırdı, ama ağzını açık bıraktı. ötekini ise kıvırmadan ağzını açık bıraktı. Kıvrık kaptaki et suyu hiç bozulmadı; mikroplardan uzak kaldı, öbür kaptaki et suyu ise ekşi, kötü kokulu ve bulanıktı; mikroplarla doluydu. Pasteur nedenleri şöyle sıraladı. Birincisi, et suyundaki mikroplar kaynama nedeniyle ölmüşlerdi. İkincisi, havadaki mikroplar kaptaki et suyuna erişemezlerdi çünkü, kabın boynu iki derin kıvrım yapıyordu.
Bu deneyden sonra, Pasteur yaşamını mikroplar üzerine çalışmaya adadı. Sığır ve koyunlarda şarbon adı verilen bir hastalığın çaresini bulmayı başardı. İpek böceğindeki hastalıklara neden olan mikropları ve bu mikropları denetim altında tutan yöntemleri bularak Fransız ipek endüstrisinin gelişmesine katkıda bulundu. Kuduz hastalığını önleyen bir yöntem geliştirdi. Şarabın neden bozulduğunu da yine Pasteur ortaya çıkardı. Şarabı önce ısıtıp daha sonra aniden soğutarak zararlı mikropları öldüren ama şarabın tadını bozmayan bir yöntemi bulmayı başardı. Bugün bu uygulamaya, bu ünlü Fransız bilim adamının anısına “pastörize etmek” adı verildi. Bu yöntem süt ve sütten yapılan besinleri korumak için de kullanılmaktadır.
Pasteur, bütünüyle yeni olan mikrobiyoloji yani mikroorganizmaları inceleyen bilim dalını kurdu. O günden bu yana çok sayıda kişi mikrobiyoloji üzerinde çalışmaya başladı. Pek çok mikrobiyolojist başarılarından dolayı Nobel ödülünü kazandı.
Mikrobiyoloji, her gün yeni bir şeylerin bulunmasıyla giderek büyüyen bir bilim dalı durumuna geldi.

Etiketler:

Yorum yazın