Hayvan Mikropları


Hayvan Mikropları

Hayvan mikropları, protozoa ya da “ilk hayvanlar” diye adlandırılanlar özel bir gruba girerler. Ama bazı mikroplar birbirlerinden öylesine büyük ayrıcalıkları gösterirler ki hepsinin aynı gruba girdiğine inanmak zordur.
Protozoaların bir bölümünün nemli topraklar ya da hayvan bağırsaklarında barınmalarına karşın çoğu tatlı ya da tuzlu sularda yaşarlar. Mikroskop ile bir damla havuz suyunu incelerseniz, bu yaratıkların yüzlercesini yüzerken görebilirsiniz. Bunların çoğu belirli biçimleri olmayan küçük protoplazma topaklarıdır. Sağa sola koşuşan küçük çomak biçimli olanlarını da görebilirsiniz. Bunların boynuz ya da garip maskelere benzer görünümde olanları da vardır. Protozoaların değişik biçimli çok sayıda türleri vardır.
Protozoalar yaşayan en küçük ve en basit hayvanlardır. Mikroskop altında incelendiklerinde şu özellikleri görülebilir. Tümünün bir çekirdeği ve vücutlarında dağınık durumda küçük besin depoları vardır. Bazılarında ağız görevi gören bir kısım yer alır. Bir bölüm protozoalar gruplaşarak koloni denilen daha büyük kümeleri oluştururlar. Ancak, kümeyi oluşturan her hücre kendi başına hareket özgürlüğüne sahiptir.
Protozoaların çoğu rahatça hareket edebilir. Bilim adamları bunları hareket biçimlerine göre sınıflandırırlar. Protozoaların çoğu suda yaşadığı için hareketlerini genellikle yüzme ile sağlarlar. Mikroskop altında izlendiklerinde hareket ederken, besin ararken ya da kendine zarar verecek bir durumdan kaçarken görülebilirler.
Dört grup protozoa vardır. İlk grubun üyeleri vücutlarını, değişik yönlerde ileri doğru iterek hareket ederler. Bunlar “yalancı ayak” denilen uzun çıkıntıları oluşturan türlerdir. “Yalancı ayaklar” öne doğru uzandığında mikrop da o yöne gider. Amip bu grubun içindedir. Bu basit hayvan son derece yavaş hareket eder.
Amipin öylesine ince bir zarı vardır ki besinin hücreye alınışı mikroskopla kolaylıkla görülebilir. Göründükleri kadar dayanıksız değillerdir. Örneğin yaşadıkları havuzun suyu kuruduğunda ya da donduğunda, bu yaratıklar bir araya toplanarak küçük bir top haline gelir ve çevrelerinde sert ve koruyucu bir kabuk oluştururlar. Kist ya da kese adı verilen bu sert yuvarlak, uygun koşullarda uzun zaman yaşayabilir. Zor dönem atlatıldığında, amip kistten dışarı çıkarak, yeniden aktif yaşamına başlar.
Amipin yiyeceğini, öteki hayvan ve bitki mikropları ile ölü bitki ve hayvan parçacıkları oluşturur. Ağızları olmayan amipler besini vücutlarının herhangi bir noktasından alabilirler.

Irmak ve göllerdeki zararlıları yiyerek temizlenmelerine yardım ederler. Amiplerin kendileri de önemli temel besinler arasında sayılır. Bunlar yavru balıkların aldığı ilk besindir. Bu küçük mikroplar olmasa pek çok balık açlıktan ölebilirdi.
Amiplerin bazı türleri insan bağırsaklarında yaşayarak hastalığa neden olurlar. Yeryüzünde bu tür mikroplar akaç döşeminin iyi ve içecek suyun temiz olmadığı kesimlerde görülür.
Flagellalar (kamçılılar) denilen ikinci grup protozoalar da zarlarından uzanan bir ya da daha fazla sayıdaki ince uzun organlarıyla hareket ederler. Kamçıya benzeyen bu organlara flagella (kamçı) adı verilir. Flagellalar ileri geri çarparak mikropların sudaki hareketini sağlarlar.
Bu mikroplar, kamçılarını başka bir amaç için de kullanırlar. Bir besin parçası mikrobun yakınına geldiğinde ipliğe benzeyen bu kamçılar öne doğru uzanarak besini yakalar. Yakalanan besin, flagellanın altındaki küçük bir açıklıktan sitoplazmaya yollanır. Sitoplazmaya giren besinin çevresinde bir zar oluşur ve böylece sindirim işlemi başlar.
Flagellalar çok değişik yerlerde yaşarlar. Göllerde yaşayan bir türleri balıklar için önemli bir besin kaynağıdır. Yeşil klorofile sahip olan bu tür, tıpkı bitkilerin yaprakları gibi, kendi besinlerini üretmek için güneş ışığından,karbondioksit gazından ve sudan yararlanır. Ancak öglena karanlıkta besinini hazırlayamaz. Bu durumda yiyeceğini dışarıdan alır ya da hücresinde depoladığı besini kullanır.
İlginç bir başka flagella türü de odunla beslenen küçük karıncaya benzer böcekler olan termitlerin midesinde yaşar. Bu böcekler besinlerini kendi başlarına sindiremezler. Termitlerin midesindeki katı odun parçalarını parçalayan küçük flagellalardır. Böylece bu böcekler besinlerini sindirim olanağını bulurlar.
Bazı flagellalar insanlara zararlıdır. Afrika’da görülen bazı türleri insan kanına girerek uyku has talığına neden olurlar. Bazıları insanların bağırsaklarında yaşar ve hastalık yaparlar. Ancak flagellaların çoğu zararsızdırlar.
Protozoaların üçüncü türü üzerindeki kısa saçlar yardımıyla hareket ederler. Bu ince tüyler, Latincede gözkapağı anlamına gelen cilia sözcüğünden ad alırlar. Ancak bunlar daha çok kirpiği andırdıklarından tüycüklere kirpik denmektedir. Bu mikroplar kirpikler yardımıyla yüzerler. Bu kısa tüyler, bir kayığın çok sayıdaki küreğinin aynı anda hareket etmesi gibi sıvı içinde yüzer. Kirpikli bu protozoalara siliatlar (kirpiksiler) denir. Siliatlara bir örnek pramaesiumlardır. Bu kü-çük yaratık puroya benzer vücudunun bir yanında ağıza benzer bir açıklığa ya da yutağa sahiptir. Pramaesiumun tüm yüzeyi, kirpiklerle kaplıdır. Ağız açıklığının yakınındaki tüyler besini yakalamak için, daha hızlı hareket ederler. Besinler yutaktan girerek hücre sıvısına geçer. Vücuda giren besinin çevresini bir zar sararak torbaya benzer bir boşluk oluşturur. Sindirim,hücre içinde hareket eden bu küçük torba içinde gerçekleşir.

Pramaesiumun vücudu birçok parçadan oluşur. Mikroskop altında şu parçalar görülebilir: çekirdek, çok sayıda besin kofulları ve içlerine su girip çıktıkça büyüyüp küçülen kasılımlı kofulları. Pramaesiumlar, çok hızlı hareket ettiklerinden mikroskop altında incelenmeleri çok zordur. Bunlar ancak ince pamuk lifleri arasına hapsedilince bir noktada tutularak incelenebilir. Bir gölden alınacak her damla suda bu ilginç yaratık görülebilir.

Kirpikçikli mikropların çoğu insanlara zararlı değildir. Dördüncü gruba giren protozoaların, hareketlerine yardımcı olabilecek yapısal bir özellikleri yoktur. Bunların tümü asalaktır ve hayvanların vücutlarında yaşarlar. Çoğu hayvanlara zararlıdır ve hastalık yaparlar. Sıtma yapan mikroplar da bu gruba girer.
Yeryüzündeki insanların çoğu hemen her hastalıktan daha fazla sıtmaya yakalanmaktadır. Sıtma mikrobunun yaşamı oldukça karmaşıktır. Bu yaşamın bir dönemi insanların kan dolaşımında bir dönemi ise anophele denilen dünyanın sıcak ve rutubetli yerlerinde yaşayan bir cins sivrisinekle geçer. Sıtma, hasta bir kişiyi ısıran sivrisineklerle yayılır. Sıtma mikrobu kanda yaşar. Sivrisineğin besini de kandır. Karnını doyurmak için kan emen sivrisinek, hastalık mikrobunu da vücuduna alır. Sivrisineğin midesinde sıtma parazitleri serbest duruma gelirler. Çoğalan bu parazitler sivrisineğin ısırdığı kişilerin vücutlarına yerleşirler. Parazitler ısırılan kişinin kan dolaşımında çoğalarak kişiyi hasta ederler. Sıtma mikrobunu almış insanı ısıran bir sivrisinek bu mikrobu bir başka kişiye taşır. Ancak sıtma hastalığı denetim altında tutulabilmektedir. Hastalığın tedavisi için ilaçlar vardır. Sıtmanın en iyi denetim yolu, sivrisinek sayısını azaltmaktır.

Protozoaların çoğunun yaşamı sıtma mikrobunun yaşamından daha basittir. Çoğalmaları için böceklere gereksinmeleri yoktur. Bunlar ikiye bölünerek yeni bir protozoa oluştururlar. Protozoanın bir çekirdeği vardır. Bölünme ilk aşamada çekirdekte başlar. Yeni iki hücrenin oluşumuna mitozis, bölünme denir. Mitozis oluşumu çekirdekteki kromozom adı verilen ipliğe benzer uzantıların kalınlaşmasıyla başlar.
Kromozomlarda, hücrenin sahip olduğu her nitelikteki kimyasal kotlar vardır. Hücre bölünmeye hazır olduğunda, bu kimyasal nitelikler düzeni yeni hücrelerin ikisine de verilmelidir. Bunu sağlayabilmek amacıyla, kotların sayısı ikiye çıkmalıdır. Mitozisin ilk evresinde kromozomların ikileşmesi çekirdekte gerçekleşir. Kalınlaşan ve ikileşen kromozom çubukları, çekirdeğe doğru ilerleyerek burada uzunlamasına ikiye bölünürler. Daha sonra, ikiye ayrılan kromozomlar, hücrenin iki yanına ayrılırlar. Sonuçta hücre merkezinden daralarak ayrılır ve birbirinin aynı olan iki hücre oluşur.
Protozoa ailesi binlerce türü olan oldukça geniş bir ailedir; protozoaların tümü zararlı değildir. Ancak bazı protozoaların neden oldukları zararlardan ötürü insanlar ötekilerinin yararlarını unuturlar.
Protozoaların çoğu, hepimize yararlı olan mikroplardır.

Yorum yazın