At hakkında bilgiler

At hakkında bilgiler

Taş devrinde atı, yemek için avlamış olan insanlar, günümüzden 4500 yıl önce bu hayvanı evcilleştirmişlerdir. Avrupa’nın güney ve batı kesimlerinde bundan 15000 yıl öncesine ait mağaralarda eski çağlarda yaşayan atlarla ilgili duvar resimleri bulunmuştur.

At hakkında bilgiler

İnsanlar atı evcilleştirirken bazı özelliklere sahip olan atları seçmişlerdir. Bu özellikler arasında iyi huy, bacak ve boyun biçiminin düzgünlüğü ve hızlı koşabilme yer alır. Seçilen atlar aralarında çiftleştirilir. Böylece belirli özelliklere sahip at ırkları oluşur. Bugün, çeşitli amaçlara uygun olan 60’tan fazla at ırkı vardır. Bunlardan bazıları koşum hayvanıdır, bazıları yarış atıdır, bazıları ise yalnız gösteri veya törenlerde kullanılır. Ancak bütün at soyları, Equus caballus adı verilen evcilleştirilmiş at türüne girer. Günümüzde gerçekten yabani olarak adlandırılabilecek tek bir at cinsi vardır. Buna Moğol atı ya da XIX. yüzyılda yaşamış ve bu atı Orta Asya steplerinde bulmuş olan Rus gezgininin adıyla Przevvakski atı adı verilir. Küçük bir midilli büyüklüğünde olan bu at, kırmızımtırak kahverengidir. Sayısı gittikçe azalmaktadır.

Atın uzun ve kaslı bacakları oldukça hızlı koşmasını sağlar. Bakımlı bir yarış atı, saatte 65 kilometrelik bir hıza ulaşabilir. Koşmak için en gerekli öğe bacaklardır. At ayak uçlarıyla yürür ve koşar. Topukları yere değmez. Atın ayaklarında, ucunda koruyucu sert bir tırnak bulunan bir ayak parmağı vardır, öbür dört ayak parmağı atın evrimi, sırasında bütünüyle kaybolmuştur. Evrim, canlı varlıkların kendilerini çevreye uydurma sürecinde geçirdikleri değişikliklerdir.
Atlar başka yönlerden de kendilerini çevreye yeterli bir biçimde uydurmuşlardır. Dişleri yedikleri besinlere uygundur. Atotçul bir hayvandır. Otları keski biçimindeki ön dişleri ile keser. Ağzının iki yanındaki yan dişleri (ön azı ve azı dişleri) de, yutmadan önce otu iyice hamur biçimine getirir. Yan dişler geniş ve uzundur. Dişin üst kısmı girintili çıkıntılıdır ve sert mineden yapılmıştır. Bunlar yiyecekleri öğütmeye elverişlidir. Dişlerin üzerindeki girinti ve çıkıntılar oldukça aralıklı bir biçimdedir. Bu aralıklar kemiğe benzeyen bir madde ile doludur. Çenenin yanlara doğru hareketi, sert otların kolaylıkla öğütülüp parçalanmasını sağlar. Dişlerin üstü yukarda belirtilen madde ile kaplı olduğundan, öğütme nedeniyle ortaya çıkan aşınmaya karşı dayanıklı olurlar. Dişler yavaş aşınır ve hayvanın bütün yaşamı boyunca dayanırlar.

Bitki yiyen öbür hayvanlarda olduğu gibi, atların da işitme ve koku alma duyuları oldukça gelişmiştir. Bunun nedeni gür bitkiler arasında otlarlarken düşmanın gelişini göremeyeceklerinden, duyma ve koku alma yoluyla düşmanı saptayabilirle olanağının gerekliliğidir. Atların gözleri de güçlüdür. Başın iki yanındaki iri gözler, çevrenin yeterli bir biçimde gözlenmesini sağlar.

Atlar çevreye öteden beri bu denli uyabilmiş değildir. Atların günümüzdeki aşamaya gelmeleri için çok zaman geçmiştir. Gerçekten de atların 50 milyon yıldır yavaş fakat sürekli bir değişim içinde olduğu sanılmaktadır. Atın evrimi çok iyi bir biçimde saptanabilmiştir. Kuzey Amerika kıtasında ve yeryüzünün diğer yörelerinde eski atlara ait kafatası bulunmuştur. Bilim adamları, fosil olarak adlandırdıkları bu kalıntıları bir araya getirmişler, yeryüzünde yaşayan ilk atların iskeletini yeniden yapmışlardır. Eski çağlarda yaşamış olan bu atların dişlerinin incelenmesi neyle beslendiklerini, kemiklerinin incelenmesi koşma biçimlerini ve koşma hızlarını ortaya çıkarmıştır.

Atın ilk olarak nerede yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Kuzey Amerika’da geliştiği bilinmektedir. Atın Orta Asya’dan Alaska yoluyla

Kuzey Amerika’ya göç ettiği sanılmaktadır. Bu çağlarda Asya ve Amerika kıtaları, uzun bir kara köprüsü ile birbirine bağlıydı.

Kuzey Amerika’daki bilinen ilk ata Eohippus (alçak at) adı verilir. Bu at bundan 50 milyon yıl önce yaşamıştır. Eohippus aşağı yukarı küçük bir köpek büyüklüğündeydi ve boyu 25 cm. ile 50 cm. arasında değişiyordu, ön ayaklarında dört, arka ayaklarında ise üç tane ayak parmağı vardı; büyük bir olasılıkla hızlı koşamıyordu. O zamanlar Kuzey Amerika’nın büyük bir bölümü tropikal ormanlar ve bataklıklarla kaplıydı. Bu atlar ormanlarda yaşıyorlar ve yaprak yiyerek besleniyorlardı. Ancak alçak atlardan türeyen Mesohip-pus, iri bir koyun büyüklüğündeydi ve daha uzun bacakları vardı. Ayaklarında ise üç ayak parmağı vardı ve oldukça hızlı koşabiliyordu. Bunlar da yapraklarla beslenmekteydi.

Zaman geçtikçe Kuzey Amerika’nın iklimi değişti. İklim giderek soğumaya başladı. Orman ve bataklıkların yerini otlaklar aldı. Bundan 10 milyon yıl önce sona eren Miyosen döneminde otlar, bütün kıta üzerindeki temel bitki örtüsünü oluşturuyordu. Bu dönemde yeni bir at cinsi ortaya çıktı, önceki atların çoğu öldü. Merychippus olarak adlandırılan yeni at cinsi günümüzdeki atlara daha çok benziyordu. Bu atların boyu 1 metreye yaklaşıyordu. Kıtanın büyük bir çoğunluğu otla kaplı olduğundan atların dişleri bu yeni yiyecek maddesine alışmak zorundaydı. Böylelikle çağdaş atlarınkine benzeyen öğütücü dişler gelişti. Ayaklar da değişmeye uğradı. Orta ayak parmağı daha uzun ve sağlam bir biçim kazanmaya başladı ve vücudun bütün ağırlığı atın dört ayağındaki bu orta parmakların üzerine binmeye başladı, öbür iki ayak parmağı ise yere değmemeye başladı. Merychippus’tan türeyen atlarda bu tırnaklar giderek kayboldu ve çağdaş atlarda ise küçük tırnak adı verilen iki kemikçik biçimine dönüştü. Merychippus’tan birçok at çeşidi türedi. Bunların Plioppis dışında kalanlarının soyu tükendi. Pliop-pis’ten de çağdaş at türedi.

Atların evriminin öyküsü yukarıda anlatıldığı kadar basit değildir. Bir zamanlar kuzey Amerika’ nın geniş otlaklarında oldukça değişik türde at sürüleri vardı. Miyosen çağında bazı at türleri yaprak yerken, bazıları hızla yaygınlaşan otları yemekteydiler. Bu atlardan bazıları Asya, Avrupa ve Afrika kıtasına ulaştılar. Bir kısmı ise güneye yönelerek Güney Amerika’ya vardılar.
Bundan ortalama bir milyon yıl önce güney ve kuzey Amerika’daki atların soyu tükendi. Yeryüzünde sadece Asya ve Avrupa’ya göç etmiş olan atlar kaldı. Amerika’daki atların neden tükendiği bilinmemektedir. Bu Kıtadaki atların yok olması konusunda geliştirilen görüşler bu olayı bütünüyle açıklamaktan uzaktır. Atların Asya ve Avrupa’ da yaşamayı sürdürmeleri de yine aydınlatılmamış bir konudur.

Atın ilk olarak çıktığı kıtaya milyonlarca yıl sonra yeniden getirilmesi ilginç bir durumdur. Gerçekten de at XVI. yüzyılda tekrar Kuzey Amerika’ya döndü. At buraya ispanyollar tarafından getirildi.

Atların çoğaltılması: Kuzey Amerika’dan Alaska yoluyla Asya’ya yayılan atlar güneyde Iran, Hindistan ve Arabistan’a geçmişlerdir. Buradan da Akdeniz çevresindeki bölgeye ve bu arada Kuzey Afrika’ya yayılmışlardır. Bütün çağdaş atlar güney cinsi adı verilen bu atlardan türemiştir. Kuzey Afrika’da gelişen Arap atlarının “hafif” at soyunun türetilmesinde katkısı büyük olmuştur. Hafif atlar, binicilik, yarış ve küçük arabaların çekilmesi için kullanılan atlardır. Safkan Ingiliz atı ise Arap atından türetilmiştir.

Amerikan soyu, Ingiliz göçmenler tarafından getirilen safkan Ingiliz atı ile İspanyolların bıraktığı Ispanyol atlarının birleşmesi ile türemiştir.

Atların “ağır” olanlarının da birkaç cinsi vardır. Bunlar tarımda ve yük taşımada kullanılır. Ancak bugün bu alanda atın yerini traktör ve kamyonetler almıştır.

Bütün ağır at cinsleri, Avrupa’nın kuzeyinde yaşayan Büyük At cinsinden gelir. Shire, Clydesdale ve Percheron, ağır atların en önemlileridir. Bu atların boyu 180 santimetreye ulaşır ağırlıkları 1000 kiloyu aşar.

Atlar tekparmaklılar takımına girerler. Gergedanlar ve tapirlerle akrabadırlar. Bu grup içindeki hayvanların hepsinde de parmak sayısı tekdir. Atlarda bir, gergedanda üç ve tapirlerde ise ön ayakta dört, arka ayakta üç olmak üzere yedi parmak vardır. Atlar, eşekleri, zebraları yaban atları da içine alan atgiller familyasını oluştururlar.

Yorum yazın