Böbreğin Yapısı – Görevleri ve Fizyolojisi

Böbreğin Yapısı – Görevleri , Böbreğin Fizyolojisi

Yaşamak, besinleri metabolize etmek; besinleri metabolize etmek de, artık üretmek demektir. Yaşayan tüm bireyler, artıkların atılması için bir ya da daha çok yapı geliştirmişlerdir. İnsan bedeninde de bu tür birkaç yapı vardır: Her soluk verişte karbondioksit atan akciğerler; derideki sidiğe benzer bir sıvı salgılayan ter bezleri; insan bedenindeki başlıca artık atma organları olan iki böbrek. Böbrekler aracılığıyla, beden artıklarının yaklaşık olarak yüzde 75’i atılır.

AMONYAKATAN, ÜREATAN VE ÜRİKASİTATAN HAYVANLAR

Hayvanlar, besinleriyle, azot bakımından zengin protein alırlar. Protein metabolizması sırasında azot, amonyak (NH3) içine bırakılır. Amonyak, çok eriyen ve hücreler için son derece zararlı bir gazdır. Temelde bu gaz, ya organizmadan atılır ya da daha az zararlı artık maddelerine dönüştürülür. Bedenden atılan azotlu bileşimlerin tipine göre, hayvanlar 3 grupta toplanırlar: Amonyakatan hayvanlar; üreatan hayvanlar; ürikasitatan hayvanlar. Hemen hemen tüm suda yaşayan hayvanlar, amonyakatan hayvanlardır; çevrede bulunan bol su sayesinde, çıkarılan amonyak çabucak su ile sulanır.
İnsanın da içinde bulunduğu memelilerin çoğunluğu, üreatan hayvanlardır. Karaciğerlerinde, metabolizma artıklarının ikisini (karbondioksit ve amonyağı) üreye dönüştürürler:
Suda eriyen ve amonyak kadar zehirleyici olmayan üre, karaciğerden böbreklere, dolaşım sistemiyle gider. Böbreklerin görevi, kandan üreyi almak ve sidikte yoğunlaştırmaktır.
Üreatan suda yaşayan hayvanların bir grubunu denizlerde, yani tuzlu suda yaşayan kıkırdaklı balıklar oluşturur. Böyle bir çevrede yaşamaya uyarlanmış olmasalardı, bedenlerindeki su, geçişme süreciyle dışarı çekilirdi. Bunun yerine, üre üretirler; bu üre, kanda yaklaşık yüzde 2 yoğunlukta dolaşır. Bu yüzden, kıkırdaklı balıkların kanının geçişme basıncı, çevreden biraz yüksektir ve su, bedenlerinden dışarıya yayınmaz.
Ürikasitatan hayvanlar, suyun çok az bulunduğu kurak bölgelerde yaşayan kara hayvanlarıdır. Sözgelimi, çöllerdeki yılan ve kertenkeleler, su tutmak ve sidikle çok az su atmak zorundadırlar. Bu hayvanlar, amonyağı, suda erimeyen ve zehirli bir madde olmayan ürik aside dönüştürürler. Ürik asit, oldukça yoğun bir biçimde atılabilir. Kuşlar ve böcekler de ürik asit atarlar. Bazı ürikasitatan hayvanlar, çok sert kabuklu ve yalnızca bırakıldığı zamanki su miktarı ile yaşaması gereken yumurtalar bırakırlar. Bu gibi durumlarda, metabolizma artıklarının embriyon tarafından ürik aside dönüştürülmesi, son derece yararlıdır. Çünkü, ürik asit, embriyonun yumurtadan çıkmasından önce, onu zehirlemeden depolanır.
Bazı hayvanlar olgunlaştıkça, attıkları ürünler değişir. Sözgelimi, ikiyaşayışlı bir hayvan olan kurbağa, iribaş(tetari) evresinde amonyak atar, erişkin iken ürik asit atar.

BÖBREK SÜZGECİ
Böbrek, bileşik bir borulu bez olarak düşünülebilir. Çünkü, yaklaşık bir milyon böbrek borucuğu (nefronlar ya da sidik borucukları) kapsar. Borucuğun bir ucu (Bowman kapsülü), kılcal damarların oluşturduğu bir yumak olan böbrek yumacığından maddeleri alır. Bowman kapsülü, kan bileşimindeki birçok maddenin üst dolaşık borucuğa geçmesini sağlayan bir süzgeçtir. Kan hücreleri ve büyük protein molekülleri kan içinde tutulurlar; ama üre, glikoz, tuzlar, su ve molekül ağırlığı az olan öteki maddeler, kandan Bowman kapsülü boşluğuna geçerler. Yumacık süzüntüsü denen bu sıvı, daha sonra üst dolaşık borucuk, Henle yayı ve alt dolaşık borucuktan geçecektir. Bu bölümlerde, bedenin yeniden kullanabileceği glikoz, tuzlar ve suyun büyük bir bölümü geri emilir. Dolaşık borucukları ve Henle yayını çevreleyen kılcal damarlar, bu maddeleri alırlar ve büyük dolaşıma verirler. Bazı artık maddeler, bu kılcal damarlardan borucuklara emilirler.
Alt dolaşık borucuktan toplayıcı kanallara erişen su ve artıklar, sidiği oluşturur. Sidik, toplayıcı kanallardan sidik borusuna geçer ve sidik torbasına ulaşır.

İNSAN BÖBREĞİNİN İŞLEVİ

Böbrek, işlev birimleri olan yaklaşık bir milyon nefrondan (sidik borucuğu) oluşur. Nefronlara gelen kan damarları, üre ve öteki metabolizma artıklarını kapsayan kan getirir, artıklardan temizlenmiş kan götürürler. Toplam beden kanının tümü, yaklaşık olarak 25 dakikada bir böbreklerden geçer.
Her nefron 4 bölümden oluşur: Bowman kapsülü, üst dolaşık borucuk, Henle yayı ve alt dolaşık borucuk. Böbrek atardamarları, kanı aorttan böbreğe götürür, orada birçok atardamarcığa ayrılırlar.
Atardamarcıkların her biri bir Bowman kapsülüne girer, orada böbrek yumatığı (glomerulus)adı verilen bir yumak oluştururlar. Böbrek yumacığından bir başka atardamarcık çıkarak, Bowman kapsülünden ayrılır. Kapsüle kan getiren atardamarcığın çapı, kan götüren atardamarcığın çapından daha büyüktür. Bu yüzden, yuma-cık içindeki kan, yüksek basınç altındadır ve kapsamının bir bölümü, kılcal damar çeperlerinden ve çift çeperli Bowman kapsülünün iç çeperinden dışa itilir. Kandan ayrılan maddelerin çoğunluğu, su ile kan plazmasında bulunan suda erir bileşiklerdir: Üre, glikoz, tuzlar ve öteki bileşikler. Yalnızca geniş protein molekülleri ve kan hücreleri, kılcal damarların çeperlerin, den geçemeyip kanda kalırlar. Demek ki, maddelerin süzülme işini, pompalama yaparak böbrek yumacıklarında yüksek basınç oluşturmakla, kalp üstlenmektedir. Bu açıdan bakıldığında, böbreklerin yalnızca edilgen bir işlevi vardır.
Böbrek yumacığının süzdüğü maddelere, böbrek yumacığı süzüntüsü denir. Bu süzüntü, artıkların yanısıra, bedenin kullanabileceği glikozu, tuzları ve bol su kapsar. Bu maddelerin geri emilimi, nefronların geri kalan bölümünün görevidir. Böbrek yumacığı süzüntüsü, üst dolaşık borucuktan, Henle yayından ve alt dolaşık borucuktan geçer. Nefronun bu bölümleri, götürücü atardamarcıklardan gelen kılcal damarların oluşturduğu ikinci bir ağla çevrelenmiştir. Yumacık süzüntüsü, temelde, kan plazmasında eriyen maddelerin eşlerini aynı yoğunlukta kapsar. Bu koşullar altında, maddelerin bu sıvıdan ötekine geçmeleri beklenmeyebilir; ama, glikoz, tuzlar ve su, borucuktan kılcal damarlara geçerler.
Bu olay yalnızca enerji varlığında gerçekleşir ve bu enerji, böbrek hücrelerinin solunumuyla sağlanır. Deneysel olarak böbrek dokusunda solunum durdurulursa, geri emilim durur.
Suyun geri emilimi, böbrek yumacığı süzüntüsünü yoğunlaştırır ve hacmini önemli ölçüde azaltır, iki böbrek tarafından bir günde üretilen yumacık süzüntüsünün hacmi, bir kişiden ötekine ve çevre koşullarının etkisiyle de değişir. Ama ortalama olarak 150 litre kadardır. Bunun, 1 – 2 litresi dışında tümü, dolaşık borucuklardan ve Henle yayından, kılcal damarlara geri emilir.
Geri emilen maddelerin miktarı, bu maddelerin kanda bulunma miktarına ve bedenin onlara olan ihtiyacına göre değişir. Bedene bol miktarda tuz alındığı zaman sidikte bulunan tuz miktarı, kandaki tuz miktarı düştüğü zaman sidikte bulunan tuz miktarından yüksektir.
Sonuçta, sidikte bulunan tuz yoğunluğu, böbrek yumacığı süzüntüsünde bulunan tuz yoğunluğundan çok, geri emilen tuz miktarına bağlıdır.
Normal durumda, böbrek yuma-çığı süzüntüsündeki glikozun tümü, kana geri emilir. Bununla birlikte, şeker hastalığında olduğu gibi, kanın glikoz kapsamı yüksekse (yüzde 0,1’den çok) tümü geri emilemez ve bir bölümü sidikle dışarı çıkar. Sidikte şeker bulunması, şeker hastalığı belirtilerinden biridir.
Nefron çeperinin geçirgenliğini birkaç hormon etkiler. Hipofiz bezinin salgıladığı antidiüretik(sidik yapımını önleyici) hormon (ADH), alt dolaşık borucuğun çeperini etkiler ve geçirgenliğini artırarak, borucuktaki suyun kılcal damarla, ra geçmesini sağlar; böylece yuma, cık süzüntüsü yoğunlaşır. Böbreküstü bezinin salgıladığı aldosteron da, suyun geri emilimini düzenler.
Nefronu çevreleyen kılcal damarlar, küçük toplardamar ile birleşirler; küçük toplardamar da, benzerleriyle birleşerek böbrek toplardamarına dökülür. Böbrek toplardamarı, kanı böbrekten, alt ana toplardamara dolayısıyle büyük dolaşıma taşır.
Bazı maddelerin geri emilimine ek olarak, Henle yayına ve alt dolaşık borucuğa, kılcal damarlardan bazı artık maddeleri de geçer; borucuk salgılaması denen bu sürecin gerçekleşmesi için de, böbrek dokusundan enerji açığa çıkması gereklidir.
Yoğunlaşmış süzüntü, sonuçta sidiktir. Sidik, alt dolaşık borucuktan, toplayıcı kanallara geçer. Oradan havuzcuğa, oradan da sidik borusuna geçerek, bu boru yoluyla sidik torbasına ulaşır.
Sidiğin oluşum sürecinde, böbreğin birkaç görevi daha vardır. Bazı maddelerin belirli miktarda atılımı, bedenin su – tuz dengesini düzenler ve beden sıvılarının geçişme basıncını belirli düzeyde tutar. Aynı zamanda, asit ya da baz salgılayarak kan pH’sini düzenler. Buna ek olarak, rennin denen bir hormon salgılayarak, bir dizi etkileşimle anjiotensin (hipertensin) üretimine yol açar. Anjiotensin, atardamarcıkların daralmasını, dolayısıyle kan basıncının düzenlenmesini sağlar.

Yorum yazın