Biyoloji Nedir – Biyoloji Konu Anlatımı

Biyoloji Nedir – Biyoloji Konu Anlatımı

Dilimize fransızcadan giren biyoloji (Yunanca bios, «yaşam» ve logos, « bilim»den) terimi, uygulama alanı son derece geniş bir bilim dalını belirtir.
• Biyoloji, her zaman, birbirine aykırı iki akım arasında az ya da çok bölünmüştür: Bu akımlardan biri, olayları toptan yorumlamayı öngörür; ötekiyse, onları daha iyi anlamak için, her birinin derinliğine varmak gerektiğini öne sürer. Bir yanda birleştirici (sentetik) görüş, öteki yanda çözümlemeci (analitik) görüş yatmaktadır.
• Birleştirici akıma göre, organizma tümüyle incelenmeli- din Bütün, her zaman, parçaların toplamının biraz üstünde bir şey demektir. Organ ile onun çalışmasının anlamı, varlığın üstün gerçekliğiyle bütünleşmekten başka şey değildir; varlık da ancak, canlılar dünyasındaki karşılıklı karmaşık etkileşme ağı ele alınırsa bir anlam taşır; biyosfer de gezegenimizin tümü göz önünde tutularak kavranmaya çalışılmalıdır.
• Son olarak denebilir ki, Maupertius’un parlak düşüncelerinden başlayıp, Lamarck’ ın dönüşümcülüğünden ve Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nden geçerek Hugo de Vries’in değşinimci varsayımlarına kadar bütün evrimci kuramlar, birleştirici akıma dayanmaktadır.
• Araştırmanın öteki ucunda analizci akım yatmaktadır. Ona göre, organizma elbette bir bütündür, ama her bir parçasını anlayarak açıklamak gerekir: Görev, yapıya bağlıdır.
• Bir gün iki ucun birbirine kavuşması, birleştirici akım i- le çözümlemeci akımın birleşmesi, çevrebilim ile evrimciliğin kimyaya katılması, kısaca biyolojinin öteden beri yoksun olduğu birliğe kavuşması olasılığı var mıdır? Hiç değilse tarihsel – mantıksal düşünceye başvurularak soruna yaklaşılabilir.
• Biyoloji eski Yunanistan’da Hippokrates, Aristoteles, Theophrastos ve Galenos ile ortaya çıkar. Ama gerçek atılımımXVI. yy’dan geriye gitmez. Biyolojimo tarihten başlayarak, her biri organizmaları anlayış ve kavrayıştaki belli bir düzeye uygun olarak dört büyük evre geçirmiştir.
• XVIII. yy’ın sonuna kadar biyoloji, görüneni düzene koymakla uğraştı: Duyularla doğrudan doğruya algılanabilen her şeyi bir düzene koymak, hayvanı bitkiden, kuşu sürüngenden, serçeyi ispinozdan ayırmak gerekiyordu. Canlı varlık, dış görünüşüne, boyuna, ağırlığına, rengine ve varsa kulaklarının uzunluğuna göre tanımlanıyordu. Bu ilk evrede, birleştirici ve çözümlemeci akımlar, daha ortak bir dil kullanmaktaydı.
• Toplu bir görüşe varma kaygısıyla, biyoloji bilginleri, türlerin sayımına giriştiler:
Conrad Gesner’in 44 ciltlik Historia Animalium’u (Hayvanların Tarihi); Buffon’un Histoire Naturelle’i (Doğa Tarihi). Bilginler, bilgince sınıflandırmalara koyuldular: Gas- pard Bauhin ikiadlı (binominal) sistemi buldu, Tournefort geliştirdi, Cari von Linne de genelleştirdi. Ama biyoloji bilginleri, canlıların üremesi konusunda çatıştılar: Francesco Redi ve Antonio Vallisnieri, kendiliğinden oluş kuramını savundular; William Harvey, («Ex ovo omnia», «her şey yumurtadan çıkar») yumurtacı görüşü (ovizm) öne sürdü; Anton van Leeuwenhoek tohumcu görüşle (spermizm) ona karşı çıktı; Lazzaro Spallanzani, üreme için erkek ve dişinin gerekli olduğunu kanıtlamak için kurbağalarına küçücük donlar giydirdi! Karşı yanda çözümlemeciler, anatominin (Marcello Malpighi) ve fizyolojinin (Hales, Reaumur, Ian Swammerdam, Charles Bonnet, Albrecht von Haller) çekici konularında çabalarını yarıştırdılar. Robert Hooke, 1663-1665 arasında ilk hücrelerin (mantar hücreleri) biçimini bile çizdi.
• XIX. yy’da iki önemli buluş, biyolojiye yön verdi: Her işlev, bir organa bağlıdır; her organizma hücrelerden oluşmuştur. Buna göre, en mantıklı düşünceyle canlı varlık bir çeşit kukla-yaratık demekti: Canlılarda organlar var; organlarda hücreler var; hücreler, tıpkı terliksi hayvanlar ile amiplerin kavanozdaki suda yüzdükleri gibi organizmanın içinde yüzmektedir.
• Birleştirici akım ile çözümlemeci akım arasında kesin ayrılık, bu ikinci dönemde gerçekten yoğunlaşır. Toplu bakış yandaşları, Georges Cuvier ile birlikte paleontolojiyi yaratarak, betimlemeli embriyolojinin verilerini tamamladılar (K. E. von Baer, C. B. Reichert, Hans Driesch). Buna karşılık «çözümlemeci»ler, başarıları üst üste yığarak zaferlerini pekiştirdiler: Matthias Schleiden, Theodor Schwann ve Rudolf Virchow’un biçimlendirdikleri hücre kuramına, fizyolojinin ve deneysel hekimliğin (Claude Bernard), mikrobiyolojinin (Louis Pasteur, Robert Koch, İlya Meçnikov, M. W. Beije- rinck), organik kimyanın ve biyokimyanın (Friedrich Wohler, Justus von Liebig, Emil Fischer, Adam Kühn) buluşları eklendi.
• XX.yy’in ilk yarısı, köklü bir görüş değişikliği getirdi. Gregor Mendel’in çabasıyla 1866-1869 yıllarında doğan, ama ondan sonra otuz yıl uykuya dalan genetikteki ilerlemelerden, türü belirleyenin, hücrelerindeki kromozomla Morgan). Konu daha da derinleştirilince, her kromozomun genlerden oluştuğu ve her genin özgül bir nitelik taşıdığı görüldü.
• Artık bu koşullarda, canlı konusunda açık seçik bir fikir edinmek için organlara ve hücrelere başvurmak hiç de gerekli değildir; canlı varlık, garip biçimlerde ve değişik sayıda çekirdeksel (nükleer) parçacıkların toplamıdır; bunlardan insanda 46, eşekte 62, tat- lısu ıstakozunda 200, buğdayda 42 ve patateste 48 tane vardır.
• Biyolojinin son tarihsel evresi, kesin olarak 1953’te Francis Crick ve James Watson’un Nature (Doğa) dergisinde ünlü Dezoksiribonükleikasit İçin Bir Yapı adlı makalelerini yayınladıkları zaman başladı. Buna göre, kromozom, yalın bir nükleik asit molekülüdür. Çifte sarmal biçiminde şeker (dezoksiriboz), fosfat ve bazlardan (adenin, guanin, sitozin, timin) oluşan DNA, türün genetik şifresini taşır. DNA, kendi kopyasını çıkarabilir (eşlenebilir) ve böylece hücre bölünmesini sağlar. DNA, ribonükleik asit (RNA) biçiminde de olabilir ve protein sentezini yönetir (her küleotit üçlüsü, yani DNA’nın ana öğeleri, belirli bir aminoasidin protein zincirine takılmasını emreder).
• Bu açıklamaya göre, canlı varlık, katıksız bir kimyasal makine gibi anlaşılabilir: Bütün giz, karmaşıklığındadır. Sonunda, onun bütün çarklarını sayma işleminin de üstesinden gelineceği umulabilir. Çözümlemeci akımın baştan beri, hiç değilse Descartes’ın «hayvan – makinelerinden beri açığa vurulan amacı budur.
• İki büyük biyoloji görüşü, sonuna kadar ayrı kalmaya mahkum mudur? Onları ayıran uçurum, hep büyüyecek midir? Yüzyıllardan beri giderek güçlenen karşılıklı anlayışsızlık, hiç silinmeyecek midir?
• Bir yandan, kopukluğun onarılır gibi olmadığı görülmektedir. Çözümlemeci akımdan yana olanlar, son derece küçüğe doğru araştırmayı kesinlikle sürdürmektedir: Molekül biyolojisi, yerini, giderek atomlarla ve temel parçacıklarla konuşan bir biyofiziğe bırakmaktadır. Sözgelimi, enzimlerin katalizci nitelikleri, «etkin yer»lerinin molekülaltı yapısıyla açıklanmaktadır; ışılbireşim, ışık kuvantumunun (foton) klorofildeki magnezyum atomunu etkileyerek onun bir elektron atmasına yolaçmasıyla açıklanmaktadır; sitoplazma zarlarının nitelikleri, elektrostatik terimlerle dile getirilmektedir.
• Birleştirici akıma gelince, o da toptancı araştırmasında direnmektedir: Oparin, Calvin ve Miller’in yaşamın başlangıcı konusundaki çalışmaları, hem evrim kuramını doğruladığı, hem de gelecekteki her türlü biyoloji ilerlemesine sağlam bir temel hazırladığı savındadır. Aynı anlamda, paleontoloji, en modern araştırma tekniklerinden (radyoaktif izotoplarla tarih belirlenmesi, vb.) yararlanmakta ve ikinci bir gençlik dönemi yaşamaktadır. Son olarak çevrebilim, gözlemleri biriktirerek ve bütün eski bitkibilim, hayvanbilim gibi bilimlere dersler vererek, günden güne temel bir bilim haline gelmektedir.
• Ama öte yandan insan aklı, çözülmez görünen açık çelişmelerden hoşlanmaz; bu çelişmeleri güç kabullenir ve durmadan bunları gidermeğe çalışır. Nitekim, günümüzde betimlemeli emriyoloji ile nedensel embriyoloji arasında bir köprü kurulmağa çalışılmaktadır (döllenmiş yumurtanın evrimi, gelişmesi, molekül biyolojisiyle henüz bütünüyle doğrulanmadığı halde). Aynı biçimde, evrimcilik ile kromozom kuramı arasına, paleontoloji ile protein kimyası arasına, henüz zayıf olmakla birlikte, köprüler kurulmaya çalışılmaktadır. Etoloji ile hormonlar bilimi, çevrebilim ile biyofizik arasında bağlar kurulmakta, hücrelerin kaynaştırılması deneyleri, uyum mekanizmalarına yeni bir ışık tutmaktadır. Virüslerle ilgili gözlemler, doğal değişimler olduğu görüşünü az da olsa yeniden gözden geçirme gereğini doğurmaktadır… Bunlar, beklenmedik raslantılar mıdır ya da biyolojinin kendi birliği i- çin yaptığı savaşımı kazanmaya çalıştığının işareti midir?
• Her ne olursa olsun, durum, biyolojinin ilgi çekici başarılarına karşın, hiç bir zaman dengesini bulamadığını kanıtlamaktadır.

Yorum yazın