Biyokimya Nedir

Biyokimya Nedir

Biyokimyanın, yani canlı varlıklarda kimyasal bileşenler biliminin gelişim tarihi, temelde iki düşünce akımı arasındaki savaşımın tarihidir. Bu akımlardan biri, yaşamın bir molekül yığınına indirgenemeyeceğini, onun bir «soluğa», bir «atılıma» bağlı olduğunu ve bu nedenle, bilimsel çözümleme yöntemleriyle anlaşılmayacağını öne sürer. Ötekine göre de, canlı mekanizmaların karmaşıklığının, onların molekülsel doğası üstünde kuşku doğurmaması gerekir ve yapıları, tam anlamıyla kimyasal incelemeden geçirilebilir.
• Biyokimya biliminin ilk büyük başarısı 1828 yılında görüldü: Laboratuvarda organik madde üretiminin kesinlikle olanaksız olduğunun öne sürülmesine karşın, Friedrich Wöhler, bireşim yoluyla üre elde etmeyi başardı. 1838-1845 arasında Justus von Liebig, besinleri proteinler, lipitler ve karbonhidratlar olarak sınıflandırdı; sonra metabolizma temel kavramını (canlı varlıklarda olup biten bireşim ve ayrışmaların tümü) işledi. 1847’de Louis Pasteur, tartarik asit billurlarının bakışımsız olduğunu gösterdi ve kısa sürede, bu özelliğin biyoloji moleküllerinin çoğunda bulunduğu anlaşıldı. 1878’de Kühn’ün enzim terimini işlediği görüldü ve on altı yıl sonra Emil Fischer, enzimin, yaşamla ilgili kimyasal tepkimelerin tümünde katalizör görevi yapan çok önemli bir madde tipi olduğunu kanıtladı.
• XX. yy’da Casimir Funck, vitamin sözcüğünü ortaya attı (1912); K. Lohmann, adenozintrifosfatı (ATP) inceleyerek hücresel enerjinin gizini çözdü (1929); Hans Krebs, sitrik asit çevrimini betimledi (1932) ve Frederick Sanger, ensülinde aminoasitlerin ardışık sırasını belirledi (1944). Ardından Linus Pauling ve Howard Corey, protein moleküllerini göstermek için sarmal biçiminde bir model önerdi. 1953’te Francis Crick ve James Watson, Nature (Doğa) dergisinde yayınladıkları Dezoksiribonükleik Asit İçin Bir Yapı başlıklı makalede, hücre çekirdeğinin bu bileşenini fosfatlardan, şekerlerden ve bazlardan iadenin, guanin, sitozin, timin) oluşmuş çift sarmal biçiminde tanımladılar; «genetik şifre» denen ve hücre bölünmesi sırasında bütün öğelerin eşlenmesi için gerekli olan protein bağlanma şifresinin, bu çifte sarmalda bulunduğunu belirttiler.
• Biyokimya, bu başarılarında geniş bir çözümleme yöntemleri yelpazesinden yararlandı: Parçalı çözündürme; santrfüjleme; aşırı santrfüjleme; ayırıcı kromatografi; X ışınlarıyla kristalografi; elektroforez; radyoaktif işaretleme; vb. 1953’ten bu yana da araştırma alanı büyük ölçüde genişledi: Canlı olan bir şey artık ona yabancı kalamaz. Virüsün etkinlik mekanizması, organizmanın bağışıklık savunması, kanserleşme süreci, yeşil bitkilerde ışılbireşim (fotosentez) olayı, hormonların görevi, embriyonun gelişimi, hücre farklılaşması, geleneksel olarak «düşünce» ya da «bellek» denen olgu sırasında sinir hücrelerinin çalışma biçimi, artık biyokimyanın uğraş alanına girmektedir.
• Ama biyokimyanın tek başına, yaşamın bütün gizlerini çözme olasılığı çok azdır. Öteki kimya dalları gibi, bu dal da molekül yapılan açıklamanın ötesine geçemez: Atomlar dünyasına girildiğinde, yerini yeni bir bilime, atom biyofiziğine bırakacaktır.

Yorum yazın