Bitkiler ve omurgasızlar

Bitkiler ve omurgasızlar

Bitkilerle ilişkileri olan omurgasızlar büyük ölçüde böceklerdir. Bitkiler, çok sayıda böceğin besin kaynağını oluşturduğu gibi, böcekler de birçok bitkinin çoğalması ve türünün sürekliliğini sağlaması için gereken tozlaşmayı kolaylaştırırlar. Karbon devri başlangıç olarak (300 milyon yıl önce) ele alındığında, kara bitkilerinin tarihiyle böceklerin evrim tarihinin iç içe olduğu görülür. Modern dünyanın çiçekli bitkileri (Angiospermae), Üçüncü zamanın başlangıcında böcekler dünyasında gerçekleşen büyük bir patlamayla ileri derecede bir gelişim göstermiştir. Günümüzde en az 300000 değişik böcek türü besinlerini bitkilerden sağlamaktadır. Bunlardan bazıları kök, gövde, yaprak ya da meyvelerle beslenirken, diğerleri çiçektozlarıyla ya da ağaçların gövdelerindeki yarıklardan akan şeker özlü maddelerle beslenmektedirler. Yaşamının tümünü, bir bitki üzerinde geçiren birçok böcek türü bulunmaktadır. Yaprakbitleri de bu tür bir yaşama sahiptir. Bu böcekler, kıla benzer organlarını doğumdan hemen sonra bir tomurcuğun ya da yaprağın yumuşak dokularına batırırlar ve bir değişime uğrayacakları ya da yer değiştirecekleri zamanlar dışında bu organı hiç çıkarmadan yaşarlar. Arada sırada, türü yaymak amacıyla kanatlı bireyler oluşur. Daha önceki döller çiftleşmeden üreyen kanatsız bireylerden oluştuğu halde, bunlar çiftleşerek normal yumurtalar bırakırlar. Gerçekte çiftleşmeden üreyen kanatsız bireylerin tümü partenogenik, yani yumurtaları döllenmeden gelişen dişilerdir. Bu dişiler, bunun yanı sıra, doğurganlık (viviparlık) özelliğine de sahiptirler.

Bitkilerle ilişkisi olan diğer böcekler, daha hareketli ve enerjiktirler. Papatyalar ve yabani havuç yaprakları üzerinde, uzun duyargaları, kendilerine özgü ince yapıları ve durmak bilmeyen ilginç hareketleriyle tanınan kınkanatlılara yaygın olarak rastlanabilmektedir. Bu uzun boynuzlu kınkanatlılar bu çiçekler üzerinde çiçektozları ve çiçeközüyle beslenip çiftleşerek, kısa, erişkin yaşamlarını sürdürürler. Dişi ölmeden önce, geliştiği yere dönerek yumurtalarını bırakır. Eski ağaç gövdelerinin kabuğundaki çatlaklarda yumurtadan çıkan, güçlü çene kemikleri olan küçük sarı ya da beyaz larvalar, daha birçok yıl yiyecek ve barınak bulduğu ağaçları kazmayı sürdürürler.

Birçok omurgasız, yaşam süresi boyunca çevresini ve besin kaynağını değiştirebilir; bazıları ise, tüm yaşamları boyunca aynı bitki üzerinde kalırlar. Bitkiyle beslenen hayvanlardan (fitofajik) bazıları, birçok bitkiye; bazıları ise (örneğin patatesböceği yalnızca patates üzerinde bulunur), bir ya da birkaç bitkiye uyum sağlayabilir.

Her böcek, yiyecek konusunda herhangi bir bitkiyi seçebildiği gibi, ayrıca kendine özgü bir beslenme yöntemine de sahiptir. Kelebeklerin, pervanelerin (güvelerin) ve testeresineklerinin tırtılları ve kurtçukları yaprağı dış yüzeydeki herhangi bir noktadan başlayarak tüketirler. Birçok kınkanatlı larvası ise, yaprağın alt kısmını kemirerek üst kısmını bozmadan bırakır. Diğer larvalar daha çok beceri gerektiren, ancak daha güvenli ve başarılı olan bir yol izlerler., Bunlar yaprakların içine girerek, iki yüzeyi de kemirmeden kendilerine tüneller kazarlar. Oldukça düzensiz oluşan bu tüneller, larvanın türüne göre zikzak, çiçek ya da yıldız gibi çeşitli biçimler alabilmektedirler.

Kuvvetli çenelere sahip olan birçok böcekler ağaçlar içinde tüneller kazarlar. Bazı büyük kelebek, güve ve kınkanatlı larvası bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Buprestidae familyasının yeşil ya da mavi böceklerinin de, yukarıda sözü

geçen uzun boynuzlu kınkanatlılara benzer davranışları vardır. Bunların larvaları da genellikle bitki köklerinde ya da saplarında yaşarlar, çoğunlukla gözalıcı bir görünüme sahip olan erişkin bireyler ise kısa süren yaşamlarını dallarda ya da çiçeklerde sürdürürler. Bundan başka, birçok küçük kınkanatlı türünün erişkinleri de, oyuklar ve inanılmaz güzellikte tüneller açarlar. Bu türlerin genel adları scolytid ya da kabuk kınkanatlıları olmakla beraber, kabuğun iç tarafını çok kısa bir zamanda keserek işleyebilme yeteneklerinden ötürü haklı olarak “matbaacılar” adıyla da anılırlar. Genellikle ana birey tarafından açılan genişçe bir tünel bulunmaktadır, genç larvaların açtıkları diğer tüneller ise bu tünelden düzenli bir biçimde ayrılırlar. Yumurtalar düzenli aralıklarla bırakılırlar ve yumurtadan çıkan küçük larvalar, başlangıçta kendilerine özel bir tünel kazmaya girişirler. Bu tüneller hiçbir zaman diğer larvaların açtıklarıyla kesişmezler. Larva evresi sona erdiğinde, krizalit haline geçerler. Tünelin sonunda küçük siyah ya da kahverengi ağaç solucanlarına dönüşürler. Bu hayvanlar kendilerini belirli bir ağaç gövdesinde güvenceye aldıkları zaman, dış dünyayla ilişkiye geçebilirler.

Ağaç kazan bu larvalar, ilk yaşlarında bunlarla beslenen Ichneumonidae familyasının bazı yabani arı türleri (tırtıllar) tarafından tüketilirler. İnce ve uzun gövdeli olan bu arılar, kıla benzeyen yumurtlama borularını kabuktan sokarlar, oldukça güçlü olan bu borularla dallar arasında bir araştırma yaparlar ve larvaların tünel kazdıkları yeri bulurlar. Larvaların arı tarafından bulundukları anda, kurtulma olanakları yoktur. Arı, yumurtlama borusunu larvaları bulduğu yere kadar sokar ve yumurtalarını bırakır. Bu yumurtalardan gelişen ayaksız canlılar, tünel kazıcı larvalarla beslenerek daha sonra yetişkin arılara dönüşürler.

Birçok durumda sağlıklı ağaçların körpe odunları saldırıya elverişli değildir. Bu nedenle birçok böcek, üstlerinde gelişmekte olan mantarlardan yararlandıkları sağlıksız ya da kesilmiş bitkilerle beslenmeyi benimsemiştir. Bir ağaç gövdesinin çürümesinin belli bir noktasında, bitki dünyasının toprakta yaşayan canlılarla yer değiştirdiği görülür. Bu olay gerçekleştiğinde hayvan topluluğu kökünden değişmiş olur (bu da, bir sonraki bölümde açıklanan karakteristik özellikleri doğrulamaktadır). Bununla beraber, uzun boynuzlu kınkanatlıların ve geyikböceklerinin larvaları gibi, ölü odunla beslenen böcekler de, otoburlar olarak kabul edilebilir.

Geyikböcekleri büyük kınkanatlılardandır. Bu türün erkek bireylerinin oldukça gelişmiş kafaları ve besin yakalamak için çok büyük, ancak kendi türünden olanlarla yaptığı savaşlar için gerekli olan güçlü çeneleri vardır. Normal erkek bireylerin yamsıra, az gelişmiş kafaları ve çeneleriyle daha çok dişilere benzeyen erkek bireylere de rastlanabilmektedir.

Bitkilerle bağlantılı olan omurgasızlar arasında en renkli olanlar, çiçekleri sık sık ziyaret eden arılar, yabanarıları, kınkanatlılar ve hepsinden önemlisi kelebeklerle, pervanelerdir. Bazı durumlarda böceklerle çiçekler arasında çok yakın ilişkiler bulunmaktadır. Bu ilişki böceklerin çiçeğin taçyapraklarındaki şeker içeren sıvıları besin maddesi olarak kullanmalarından ve bu arada çiçektozlarını bir çiçekten diğerine taşıyarak onların döllenmelerini sağlamalarından kaynaklanmaktadır. Gerçekte bazı çiçekler yalnızca bu yolla döllenme sağlamak durumundadırlar. Örneğin adaçayı çiçeği, dar bir boğazla açılır ve arı çiçeğe geldiğinde ayaklarını taçyapraklarının tabanındaki iki küçük tabakaya basmak zorunda kalır. Böceğin yaptığı basınçla eğilen stamen, birkaç polen taneciğini böceğin tüylü sırt kısmına bırakır. Böcek başka bir adaçayı çiçeğine gittiğinde ise, buradaki stigmaya sürtünmesi değerli polen taneciklerinin burada kalmasına yol açar. Çiçekler, böceklerin ilgilerini parlak renkleri ve kokularıyla da çekerler. Ayrıca, Araceae familyasının birçok bireyi tozlaşmayı sağlayan sinekleri çekmek için çürümüş et kokusu salgılarlar.

Kelebekler ve pervaneler zarif çiçek ziyaretçilerindendirler. Bu hayvanlar çiçeközünü emebilmek için, uzun bir hortum olan emme tüpünü kullanırlar. Bu yapı hayvanın tüm boyundan uzun olabilir; kullanılmadığında katlanarak karın altında saklanır. Bazı pervane türleri (büyük atmaca ya da sfenks pervanesi gibi) ise çiçeközünü, dışarıya dönük uzun hortumlarıyla alabilirler. Bu arada güçlü kanatlarını sürekli çırparak, havada sabit bir noktada, çiçeğe yakın olarak dururlar.

Kelebeklerin kanatlarını çevreleyen küçük renkli pullar, sanki özenle hazırlanmış modeller oluşturacak biçimde düzenlenmiştir. Çeşitli türlerin kanatlarında yuvarlak ya da uzunlamasına işaretlere, gözlere ya da zikzak desenlere ve hatta harflere ve sayılara rastlamak olasıdır. Bu kanatlarda görülen metalik yeşil, mavi ya da mor renkler, ışığın, bazı pulların karmaşık lamelli yapılarıyla karşılaşması sonucunda oluşan kırınım ve girişim olaylarıyla sağlanmaktadır. Bu olay, ışığın geldiği açının değişmesiyle birlikte değişen renkler yaratmaktadır. Güney Amerika Morpho’su mavimsi-mor gölgeler ve renk tonlarıyla donanmıştır. Lycaena ve uraniidleri ise koyu füme renk tonları süslemektedir. Bu//zz7cje/renkler, kanatları çevreleyen pullardaki özel rengi sağlayan maddelerin, pigmentlerin varlığıyla oluşan kimyasal renklerle tamamlanmaktadır. Bu kimyasal renkler, ışığın geldiği açıya göre değişmeyen ve renk kapsamları beyaz, kahverengi, sarı ve siyah olan renklerdir. Kelebekler ve pervaneler uçuş sırasında çiftleşirler ya da en azından bu işlemi havadayken başlatırlar. Bu hayvanlar çiftleşmeden sonra, genellikle yumurtalarını bırakana dek yaşarlar.

Bu yumurtalar çoğunlukla içlerinden çıkacak kurtlara besin sağlayan bitkiler üzerine bırakılırlar. Bazı kelebek yumurtaları küresel olmakla birlikte, çoğunlukla sigara ya da fıçı biçimindedir. Küçük kabuk ise genellikle çıkıntı, oluk ve kabartmalarla süslenmiştir. Yumurtalar genellikle ana karnının altındaki bir tabakayla sarılmışlardır.

Bazı türler kışı yumurta içinde geçirirler. Ancak türlerin büyük bir çoğunluğu, larva devresini hemen bitirerek kurtlar ya da pupalar halinde, ılık bölgelerde yaşayan çok az tür ise, erişkinlik devrelerinde kış uykusuna yatarlar. •

Bazı tırtıllar kurutulmuş kahverengi boğumlu sürgünleri andırırlar. Bunlar ana dal ile dar bir açı yaparak, kaskatı bir durumda hiç hareket etmeden dururlar. Diğerleri ise üstünde beslendikleri bitkilerin çiçekleriyle büyük bir benzerlik gösterirler.

Bir kelebek tırtılında 16 tane ayak vardır: öndeki 6 ayak her böcekte bulunan normal türden ayaklardır; oldukça kısa olan arka ayaklar ise 10 tanedir ve kabarcık (papil) biçimindedir ve uçlarında testeredişleri vardır. Geometridae familyasında ise arka ayaklar büyük ölçüde azalmıştır, bunun sonucunda tırtıl, 6 ön ayakla vücudun en arka bölümünde bulunan bir çift kuvvetli ayak üzerinde durmaktadır. Bu ayaklara sahip olan böcek, bir sülük gibi pergeli andıran biçimde hareket eder. Bu canlı, arka ayaklarının sabit olduğu durumda ön ayaklarıyla kendini ileri doğru çeker, ön ayaklarının üzerinde durur ve daha sonra vücudunun arka kısmını da yaklaştırarak hareketini tamamlamış olur. ■

Tırtıllar ve kurtçuklar obur ve hızlı gelişen canlılardır. Bunları saran üstderi çok esnek olmadığından, eski deri sürekli olarak yeni ve daha kalın bir deriyle değişir.

Üstderinin (kütikül) sürekli yenilenmesi, hayvanın gelişimi süresince çok kez yinelenen bir olaydır ve deri değişimi olarak adlandırılmaktadır. Larva evresi sona erdiğinde metamorfozu gerçekleştirebilmek için uygun bir yer arayan tırtıl, bazı durumlarda korunma amacıyla ipek bir koza örer. Kozanın içinde ya da içinde bulunduğu koruyucu köşede tırtıl yavaş, ancak köklü bir değişime uğrar. Durağan olan pupa (böceğin tırtıl haliyle, ılacağı son biçim arasındaki devre) devresinde, larva devresine ait organlaı tunıuyle yok olur ve yetişkin bireye özgü yapılar gelişmeye başlar.

Kanatlar göğsün ikinci ve üçüncü boğumlarının kenarında bulunan dört merkezden gelişir, karındaki ayaklar kaybolur, öndeki ayaklar ise değişime uğrar. Bu arada yaprakları çiğnemek için kullanılan eski ağız yapısının yerini, şekerli sıvıları emmek için kullanılan bir tüp alır.

Birçok tırtıl gibi kınkanatlıların çoğu hem larva hem de yetişkinlik devrelerinde yapraklarla beslenirler. Bu ortama özgü iki familya vardır: Yaprakkurtları (chrysomelidae) ve buğdaybitleri (curculionidae). Yaprakbit-leri, metalik renkleri (gerçekte sarı, kırmızı ya da siyah olabilir) ve yaprakları kemirmeye yarayan küçük kuvvetli çeneleriyle çoğunlukla gelincikböceklerini andırırlar. Oldukça ürkek olan bu küçük yaratıklar, yuvalandıkları dala herhangi bir cisim tarafından vurulduğunda yere atlarlar ve ölmüş gibi davranırlar. Patates böceği de bu familyadandır.

Buğdaybitlerinin davranışları da bunlara benzer; bu hayvanlarda, ucunda çiğneyici bir ağız düzeni olan özgün bir kafa yapısı göze çarpmaktadır. Sivri bir rostruma doğru uzanan bu kafa, bazı durumlarda aşırı büyük boyutlarda olabilmektedir, iki familyanın da bazı türleri yapraklarda ya da daha çok ince köklerde tüneller kazan larvalar içerirler.

Lepidopteroidae familyasının tipik üyeleri olan tortricidae türünün dişileri, yaprakları, ana damarlara zarar vermemeye özen göstererek kemirirler ve bunu bir sigara gibi sararak içinde larvanın gelişeceği bir barınak oluştururlar. Hemen tüm düzkanatlılar, çekirgeler, ağustosböcekleri ve cırcırböcekleri otobur hayvanlardır. Çoğunlukla yeşil, kahverengi ya da kum rengi görünümünde olan bu hayvanlar varlıklarını çeşitli sesler çıkararak belli ederler. Cırcırböceği şarkısı olarak adlandırılan bu sesler, gerçekte iki pürüzlü yüzeyin sürtünmesiyle oluşturulan bir tür müziktir. Bu sesleri oluşturmak için en çok kullanılan iki yöntemden biri, çekirgenin yaptığı gibi arka ayakları birinci çift kanatlara sürterek; diğeri de cırcırböceklerinin yaptığı gibi, ön kanatların sürtünmesiyle sağlanmaktadır. Tüm notalar, tıpkı kanat renklerinin ve bacak yapılarının aktarılmasında olduğu gibi, bireyden bireye kalıtsal olarak iletilen kendine özgü bir melodiye sahiptir. Diğer ilginç bir nokta da çekirgenin kulaklarının, incik kemiğinin arkasında bulunmasıdır.

Üzerinde hiçbir belirgin açıklama yapılamayan davranış biçimlerinden biri de, bazı çekirge türlerinin yaşamlarının, bireysel yaşamdan sürü yaşamına doğru .gelişen değişimdir (ki bu türün dışındaki bireyler için, çok açık belirtiler bulunmaktadır).

Alışılmış görüntülerden farklı kuşaklar sık sık ve düzensiz aralıklarla gelişerek, bilinen bireysel yaşam yerine dev göçebe yığınlar oluşturarak yaşarlar. Bu dev yığınlar ise, yolları üzerindeki her yaprak ve ot parçasını yiyerek toplu kitle hareketlerinde bulunurlar.

Ağustosböceği ve hasatsinekleri (Cicadidae) başka bir otobur gurubunu oluştururlar. Ağustosböceği yeraltında geçen uzun bir larva döneminden sonra, yetişkin yaşamını ağaçlarda geçirir. Bu böcek ağaçlarda bir yandan kısa ve güçlü rostrumuyla bitki özlerini emerken, bir yandan.da kendine özgü sesleri çıkartmaktadır. Ağustosböceğinin karnı, iki güçlü kas tarafından düzenli olarak hareket ettirilen bir zarın biçim değiştirmesiyle oluşan sesi yükseltmeye yarayan bir tür ses kutusuna benzetilebilir. Daha küçük boyutlara, ancak daha parlak renklere sahip olan hasatsineklerinde, ses oluşturmak üzere gelişmiş bir yapı yoktur. Buna karşılık bu böcekler, rahatsız edildiklerinde yaptıkları uzun danslarla ve larvalarının bazı ilginç davranışlarıyla kendilerini belli ederler. Bu yaratıklar başta karıncalar olmak üzere yırtıcı düşmanlarını kendilerinden uzak tutmak için koruyucu bir köpükle kaplıdırlar. Genellikle bahar sonlarında tarlalardaki otlar üzerinde yaygın olarak rastlanan ve “tükürük” diye adlandırılan salgıyı, bu canlılar üretmektedir. Bunlar bitki sapma batırdıkları rostrumla bitki özünü ya da lenfayı emerek oluşturdukları köpüğün içinde kalırlar.

Ağustosböceği ve hasatsineğinin uzak bir akrabası olan bitin de, emmeye yarayan bir rostrumu bulunur. Hemen tüm bit türleri, rostrum yoluyla aldıkları lenfayla beslenen otobur hayvanlardır. Bunların yumurtaları, yumurta kırıldığında uçup giden, üzerinde küçük yuvarlak bir kapağın bulunduğu küçük fıçılara benzer. Yeni doğan bit, boyu ve kanatlarının gelişimi dışında, tıpkı yetişkin bir bireyi andırır ve onlarla aynı ortamda yaşar. Bitkiler arasında yaşayan bitlerin, uzun ve kuvvetli rostrumlara sahip, diğer böcekleri avlayarak ya da ölü böceklerin kanını emerek beslenen etobur türlerine de rastlanabilir.

Ancak bitkilerle beslenen omurgasızlar yalnızca böcekler değildir, kullanılabilir bitki kaynaklarını paylaşan birçok kene, nematod, sümüklüböcek ve salyangoz türleri de bulunmaktadır. Keskin rostrumlarıyla küçük örümcekle-rı andıran kenelerin yaralara neden olan birçok türlerinin yanı sıra, yumuşak yaprak ve tomurcuklarla beslenen türleri de bulunmaktadır. Yumuşakçaların (salyangozlar ve sümüklüböcekler) varlıkları ve etkinlikleri ise çok daha çekicidir. Kuru koşullara karşı iyi korunmaları olmayan bu hayvanlar, daha çok yağmur alan ortamlarda görülürler. Bu hayvanların küçük, boynuz biçimindeki sayısız dişlerden oluşan dilleri, onların beslendikleri bitki dokularını törpüleyebilmelerini sağlamaktadır. Sümüklüböcekler ve salyangozlar hermafrodit canlılardır, ancak yine de bunların birbirlerini döllemeleri gerekmektedir. Bu hayvanlar arasında çiftleşebilecek bir eş bulmak ise, hiç de zor bir şey değildir. Bu yumuşakçalar, küçük sümüklüböcek ve salyangozların çıktığı jelatinli yumurtalarını toprağa bırakırlar.

Kabuklubitler, yavaşlıkları herkesçe bilinen sümüklüböceklerden daha da yavaş hareket ederler. Bu böceklerin hayvan olduğunu bilmesek de hemen hepimiz tanırız. Bu böceklere, evlerde yetiştirilen bitkiler üzerinde yaygın olarak rastlanabilmektedir. Düz bir görünümde ya da balmumuyla kaplı olan bu böcekler, çoğunlukla ince dallar üzerinde görülürler. Bazen portakal ve limonların üzerinde kabuğa yapışık olarak duran küçük ve siyah, basil benzeri, virgül bakterilere rastlamak olasılığı da vardır. Her iki durumda da kabuktaki davetsiz yaratık, rostrumunu bitkinin dokularına batırarak durağan bir yaşam süren dişi kabuklubittir. Bu hayvanın kabuğu çoğunlukla kuruyarak yumurtalar için barınak işlevi görmektedir.

Yumurtalardan çıkan küçük hareketli yaratıklar, bitkiözünü emebilecekleri bir yer bulana dek dallar arasında dolanırlar ve yaşamlarının geri kalanını buldukları bir yerde geçirirler. Düzenli olarak ortaya çıkmayan yetişkin erkek bireyin kanatları vardır. Krizalit devresinden hemen sonra, dölleyebileceği bir dişi bulana dek uçar.

Bitkilerin sayısız düşmanlarına karşı uyguladıkları savunma yetersiz kalmaktadır. Geviş getiren bir hayvanı devedikeninden uzak tutan dikenler, bitki sapını kemiren böcekler karşısında etkili olamamaktadır.

Yine aynı biçimde, bitki tarafından üretilen ve bazı hayvanlar için zehirli olan kimyasal maddeler diğer hayvanların bu bitkileri yemesini engelleyememek-tedir. Ancak bu otoburların çoğalmaları, çok sayıda yırtıcı hayvan ve üzerlerinde yaşayan asalaklar tarafından kontrol altında tutulmaktadır. Bu hayvanlar arasında kurbağalar ve kertenkeleler sayılabilir. Bu hayvanların büyük bir bölümü de yine küçük asalak, yaban arıları, yırtıcı sinekler, örümcekler ve peygamberdeveleri gibi diğer omurgasızlar tarafından tüketilirler.

Peygamberdevesi pusu kurarak avlanır; çekirge benzeri bir böcek olan bu hayvanın ön uzantıları avını tutmaya hazır-güçlü pençelere dönüşmüştür. Peygamberdevesi iri bir çakı görünümündeki korkunç bacaklarıyla otlar arasında hareketsiz bir biçimde menziline girecek ilk böceği beklemeye koyulur. Acımasız bir avcı olan dişi peygamberdevesi kana susamışlığını çiftleşme sırasında bir kez daha ortaya koyar. Bu hayvan, kendi türünün erkek bireylerini çiftleşme sona erdikten sonra yer.

Gelinböcekleri uzun sarı ya da kavuniçi yumurtalarım, korunmasız küçük kümeler halinde yaprakların ve tomurcukların üzerine bırakırlar. Bu yumurtalardan, 3 çift oldukça büyük bacağa ve kuvvetli çenelerle donanmış bir kafaya sahip, küçük ve uzun larvalar gelişir. Bu larvaların hemen hemen yetişkin bireylerinki kadar renkli olan kabukları, söz konusu türe göre parlak sarı, kırmızı, mor ya da siyah renklerdedir. Birkaç hafta süren larva devresini, kısa hareketsiz bir devre izler; pupa hali denilen bu devre boyunca hayvan, sonuncu larva derisiyle yaprağa bağlanarak asılı bir biçimde kalmaktadır. Krizalitten çıkan yetişkin, uçabilmesine karşın, yaşamını geliştiği ortamda sürdürür. Gelinböceklerinin tümü yaprakbitleriyle beslenmez; bazıları birçok bitkinin yaprakları (beyazımsı, talk – benzeri ince bir tabakayla örten mikroskobik mantarlarla) ve çiçektozlarıyla beslenen otobur türlerdir. Bunlara benzer olarak, tırtılların da aldatıcı renkleri, dikenleri ve bazı zehirleyici maddeleriyle yaptıkları savunma, düşmanları karşısında etkisiz kalmaktadır. Larva devreleri boyunca bunlarla beslenen arıların ve birçok yırtıcı koleopterin yanı sıra, karıncalar da sürüler halinde yaptıkları kitle hareketleriyle bu hayvanları yuvalarına taşımaktadırlar.

Sümüklüböcek ve salyangozların artan nüfusları kınkanatlılar (ateşböcekleri, carabidler, silphidler) tarafından kontrol edilirken, çekirgelerin sayıları bu hayvanların yumurtalarını parçalayan yabanarıları tarafından denetlenmektedir.

Herhangi bir çevrenin bitki yaşamı içinde, o çevredeki otoburlar, asalaklar ve yırtıcılar arasında bir denge oluşturacak biçimde düzenlenmiş karmaşık besin ilişkileri bulunmaktadır. Omurgasızlarla bitkiler arasındaki ilişkilerin bazı durumlarda çok özel bir durum aldığını da eklemek gerekir. Örneğin, yaprakları kendilerine yuva yapmak için kullanan belirli böcekler vardır: küçük bir yaratık olan yaprak-kesen arı, gül yapraklarından oldukça düzgün, küçük dairesel diskler ve uzun parçalar kesmekte ve bunları genç bireylerin yetişip büyüdüğü yuvaların oluşturulmasında kullanmaktadır.

Diğer yalnız yaşayan arılar ise ağaçlarda daha önceden oluşmuş oyukları genişleterek, gereksinmelerini karşılayacak hale getirirler: bu, Avrupa’daki en büyük böceklerden biri olan parlak renkli odun arısının kullandığı bir yöntemdir. Daha küçük ve kırmızımsı kalın tüylerinin altında bakır rengi yansımaları olan Osmylidae familyasının böcekleri, yavrularına, yumuşak özlerinden yararlandıkları mürver dalları ya da böğürtlen çalıları arasında küçük yuvalar yaparlar. Kumda tüneller kazarak yuva yapan ya da masonarısı gibi duvarlarda yuvalayan ve hatta ölü salyangozların boş kabuklarını kullanan bazı türlerin varlığının yanı sıra, tüm arılar besin gereksinmelerini çiçeklerden karşılamak zorundadırlar.

Yalnız olarak ya da guruplar halinde yaşayan arılar, bireysel yaşamdan oldukça iyi düzenlenmiş bir toplum yaşamına kadar olası tüm değişken yapılarda görülebilirler. Kraliçe arıyı izleyerek kovandan göç eden işçi arılar, sıcak aylarda yeni bir yuva yapımına başlarlar. Her kovanda belirli sayıda kraliçe arı bulunmaktadır; aynı durum, bal yapmadan ve çiftleşmeden hemen sonra ölen erkek arılar için de geçerlidir.

Kovan nüfusunun temelini oluşturan işçi arılar, yumurtalıkları henüz tamamen gelişmemiş ve bu yüzden üreme yetenekleri olmayan dişi arılardır. Kovanlarda yapılması gereken tüm işleri bu hayvanlar düzene koyarlar. Her işçi arı, yaklaşık bir ay süren olgun yaşamı boyunca, çeşitli görevler üstlenir: Bu hayvan olgun yaşamının ilk devrelerinde, yuvayı temizlemek, havalandırmak gibi basit işler için kullanılır, balözü toplayıcısı olarak geçirdiği süre ise oldukça kısadır. Daha sonra ise larva bakımı ve beslenmesi, bunlar pupa haline geçerken petek hücrelerinin kapatılması, yeni hücrelerin yapımı ve eskilerin onarımı gelmektedir. Bir arı yuvasındaki işçi arıların yaşları çoğunlukla değişik olduğundan, her zaman için yapılacak işi denetleyen bir gurup vardır.

Bir işçi arı, bol balözü içeren çiçekleri bulduğu zaman diğerleriyle haberleşir ve böylece daha iyi beslenmiş olan arılardan oluşan bir gurup harekete geçip, bulunan besin kaynağını kullanabilir. Bulunan çiçek, kovana yakın bir yerde olduğu zaman işçi arı bulduğu besin kaynağının türünü sırtına sinen kokuyla diğerlerine bildirir. Kendi kokusunu da bitkiye bırakan işçi arı, yola çıkan diğer arıların aynı türden bitkilerin yerini kolayca bulmasını sağlar.

Yorum yazın