Bitkiler Alemi – Bitkiler Hakkında Bilgi

Bitkiler Alemi – Bitkiler Hakkında Bilgi

Bitkiler dünyası, şaşılacak derecede çeşitlilik gösterir. Bunu görmek için bir ormana girmek yeter: Yosunlar, mantarlar, otsu bitkiler, her boyda ağaççıklar ve büyük ağaçlar bir aradadır; suyosunları ve likenler, yaşlı meşelerin budaklı gövdesini sarar; eğreltiotunun yeşili, atkuyruğunun ya da fındığınkiyle aynı değildir; üvez ağacının meyvelerindeki kırmızılık, sinekçarpan zehirli mantarların şapkasının ya da kuşkirazının güz yaprağının kırmızısından farklıdır.
• Peki ama, bitki tam olarak nedir acaba?
• Kökleriyle toprağa bağlanan organizmalar, öteden beri bitki sayılmıştır. Ancak, bir bölüm bitkilerde (suyosunları, mantarlar, likenler) bu organlar bulunmadığı için, söz konusu tanım yerinde değildir. Konuyla ilgilenenler, giderek hareketsizliği ölçüt olarak aldılar; buna göre, kendi olanaklarıyla yer değiştiremeyen canlı varlıkların tümü, bitkiler dünyasına girmeliydi. Ne var ki, bu da yetersiz bir tanımdı; çünkü hayvanların (mercanlar, yosunlar) bir bölümü yerinden zor kıpırdadığı gibi, bitkilerin bir bölümü de hareketli bir yaşam sürer; üreme hücreleri, kökleri, sapları ya da yaprakları çeşitli fiziksel ve kimyasal uyanların etkisiyle hareket eder; sözgelimi küstümotu, en hafif bir değme ile yapraklarını kıvırıp toplar (göçüm hareketi); öte yandan siğilotu, Güneş ne yandaysa o yana döner (güneyönelim)…
• O halde, bir başka tanım bulmak gerekiyordu. Günümüzde bitkibilimcilerin önerdiği tanım, hem anatomiye, hem fizyolojiye dayanmaktadır. Hücrelerinde selülozdan bir çeper bulunan bütün organizmalar, bitki sayılır; aynı biçimde, kendibeslek yaşayan bütün canlılar da bu adla anılır; yani, mineral maddelerden yararlanarak kendi besisini kendi yapan bütün canlılar bitkidir. Nitekim, yeşil bitkiler karbon açısından kendibeslektir (ışık enerjisini klorofil molekülleriyle elde edip, su ve karbondioksitten şeker yaparlar) .
• Bu çağdaş tanım, oybirliğiyle benimsenmiştir; ama o da tam anlamıyla yeterli değildir. Nitekim, cıvıkmantarlarda (mantarhayvanlar) selüloz çeper yoktur ve bunlar dışbeslek (organik maddeleri soğurarak) yaşar; öte yandan öglenalar, klorofilli oldukları halde, bazen birhücreli hayvanlar gibi mikroorganizmalarla beslenirler. Molekül biyolojisi, belki bir gün bitki dünyasının açık seçik ve belirgin bir tanımını sağlayacaktır. Ama gerçekten böyle ayrı bir dünya varsa: Çünkü daha şimdiden, hayvanlar ve bitkiler arasında hücre kaynaşmasından söz edilmekte ve yarısı bitki, yarısı hayvan olan melezler yaratmak öngörülmektedir!.
• Bitkiler evrenine birçok biçimde yaklaşılabilir, ama bunlardan ikisi oldukça önemlidir: Soyoluşsal (filogenetik) yaklaşım ve çevrebilimsel (ekolojik) yaklaşım.

BİTKİLERİN SINIFLANDIRILMASI

• Doğrusunu söylemek gerekirse soyoluş, zaten bitki türlerinin doğuşu demektir. Evrimin bütün aşamaları ya da bütün özgül farklılaşma yolları, henüz belirlenmiş olmaktan uzaktır. Ama gene de, bitkiler dünyası, birçok büyük evrimsel dala, şubeye bölünebilir.
• En yalın bitkilerde (protofitlerJ, organizma tek hücreden oluşur. Bu açıdan bakılınca, bakteriler ile mavi suyosunları tam bir hücreden yoksun görünmektedir; çünkü çekirdekleri bile farklılaşmamıştır (ilkel çekirdekliler).
• Bakteriler, hücre çeperinde genellikle selüloz bulunmayan, mitokondriden yoksun, özgün mikroorganizmalardır. Bunlardan bir bölümü, ışılbireşim (fotosentez; yapar (ışık enerjisiyle özümleme); bir bölümü, gerekli enerjiyi madensel bileşiklerin oksitlenmesinden elde eder (azot çevrimi gibi daha büyük çevrimlerde rol oynayan «kimyasal- beslek» bakteriler); bazısı, organik bileşikleri oksitler (allotrof bakteriler); bazısı da, a- salak bir yaşam sürer. Sayıları pek yüksek olmayan (birkaç yüz tür) bu sonuncular korkunçtur: Hayvanlarda ve insanlarda görülen bulaşıcı hastalıkların büyük bir bölümünü (veba, kolera, verem, tetanos, cüzam, kuşpalazı, tifo, vb.) bunlar yapar.
• Mavi suyosunları, o kadar tehlikeli değildir: Klorofilli oldukları için, aşağı yukarı tümü kendibeslektir (mavi renk, bir boya maddesinden ileri gelir). Denizlerde ve bataklıklarda bol olan bu yosunlar, biraz nemli olan her yerde bulunur (sıcak kaynaklarda bile). Yeryüzünde beliren ilk organizmalar belki de bunlardır ve Prekambriyen’den bu yana evrim geçirmemişlerdir. Çoğunlukla topluluklar ya da karmakarışık iplikler halinde bulunurlar.
• Asıl suyosunlarıyla, gerçekçekirdekliler dünyasına girilir; bunların hücrelerinde iyice belirgin bir çekirdek bulunur; özellikle talli bitkiler grubunda, yani köksüz, yapraksız ve iletim damarsız yaşatkan aygıtı bulunan bitkilerde durum böyledir. Bir ya da ikisi dışında bütün suyosunlarında klorofil bulunduğu gibi, başka boya maddeleri (karoten, ksantofil) de bulunur ve dolayısıyle bunlar, kendibeslektir. Bazılarındaki kırmızı renk fikoeritrinden, esmer renk fükoksantinden ileri gelir. Bunlar, üç ayrı şubeye ayrılır. Kırmızı suyosunları (rhodophyta) en başta floridaları (Nemalion) içerir. Yeşil suyosunları fchlorophyta) tatlı ve tuzlu sularda yaşayan pek çok türü kapsar (volvox; chorella; deniz marulu; vb). Son olarak chromophyta, eşit olmayan üç gruba ayrılır: Sarı suyosunları (pyrrophycophyta); yaldızlı suyosunları fchry- sophycophytaJ; esmer suyosunları (pheophycophy ta.).
• Mantarlar da, az çok buna denk bir evrim aşaması gösterirler: Bunları, klorofilsiz su- yosunu olarak tanımlayabiliriz. Gerçekten mantarlar, karbon açısından dışbeslektirler. Çünkü bu elementi organik yoldan elde etmek zorundadırlar; bu da, onları özgün bir beslenme biçimine zorlar. Çürükçüller (saprofit), ölü organik maddeleri, özellikle orman humusunu çözüp parçalar (çayırmantarı ve benzerleri). Asalak mantarlar, besinlerini canlı yaratıklardan alırlar; insanlarda ve hayvanlarda mantar hastalıklarına neden oldukları gibi, bitkilerde de hastalık yaparlar (pas; şarbon; çavdarmahmuzu; tahıl çürüğü; külleme; asmalarda kökkarası; meyvelerde benek ve leke; vb.).
• Ortakyaşar mantarlar, karşılıklı yarar gözeten bir işbirliği içindedir. Sözgelimi, bir suyosunu ile bir mantarın birliğinden bir liken ortaya çıkar; bir mantar ile bir üstün yapılı bitki kökünün kaynaşması, bir mantar kök (mikoriz) oluşturur («domalan » denen yermantarı, bunun güzel bir örneğidir).
• Mantarların, hem üreme hücrelerinin görünüşüne, hem tellerinin yapısına dayanan sınıflandırması oldukça karmaşıktır. Mantarlar altı sınıfa ayrılır: Fikomiçesler (sarı su- yosunlarına yakındır); miksomiçesler ya da cıvıkmantarlar (büyük amiplere benzer); frikomiçesler (küçük hayvanlarda asalak yaşar); zigomiçesler (küflenmenin başlıca etmenleridir) ; askomiçesler ya da asklı mantarlar (sporları taşıyan aşklarıyla belirgindir); bazidyomiçesler ya da şapkalı mantarlar (sporlarının şapkaların altındaki bazitlerde büyümesiyle belirgindirler).
• Karayosunları Cbryophy- ta) ile, evrim basamağında bir derece yukarı çıkılır: Bu kol, talli bitkiler ile üstün yapılı bitkiler arasında bir tür menteşe sayılabilir. Gerçekten, her karayosunu bir yandan suyosununa ve mantara benzer (çünkü yaşatkan yapısı iletim damarları olmayan bir talden oluşur); öte yandan üstün yapılı bitkilere yaklaşır (çünkü dişi üreme sistemi tipik bir arkeogondur, «oosfer» denen bir dişi gamet oluşturur).
• Eğreltiler (pteridophyta.), bir yandan henüz çiçeksiz (ya da tohumsuz) bitkiler, öte yandansa üstün yapılıdırlar (çünkü iletim damarları, kökleri, sapları ve belirgin yaprakları vardır). Silüryen’de ortaya çıkmaları, Devonyen’de ve Karbon devrinde gelişip yayılmaları, bütün bitkiler dünyasının evrimini temelinden ve yeniden yönlendirmiştir. Bugün bu koldan ancak birkaç canlı fosil (psilota; kibrit- otu; selaginella; atkuyruğu) ve dinamik eğreltiler sınıfı (botrychium; ophioglossum;osmunda-, eğreltiotu) kalmıştır.
• Çiçekli bitkiler (phanero- gramae) ya da tohumlu bitkiler, ilkel çekirdeklilerle (pro- karyot) başlayan çok uzun bir evrim sürecinin sonucudur. Zaman içinde art arda çekirdek zan, tal, arkegon, kökler, saplar, yapraklar ve iletim damarları belirmiştir. En sonunda, özgül bir biçim kazanan bazı yapraklar, çiçeğe dönüşmüştür..
• En ilkel tohumlu bitkiler, yumurtacıkları ve taneleri çıplak olan açıktohumlulardır (gymnospermae). Açıktohum- lular, gnetophyta ya da büyük yapraklılar ve kozalaklılar ya da küçük yapraklılar diye kollara ayrılır. Bu sonuncu grup, günümüzde de ginkgolar (ginkgo biloba) ve özellikle kozalaklılarca (çam, köknar, ladin, karaçam, sedir, sekoya, porsuk, araucaria, tuya, ardıç, vb.) geniş ölçüde temsil edilir.
• Tohumun bir meyve içinde bulunduğu kapalıtohumlular (angiospermae), kesin olarak Jura çağında ortaya çıkmıştır. Günümüzde 200 000’in üstünde değişik tip vardır. Tohumlu bitkiler, birçenekliler (tohum, tek çeneklidir) ve ikiçenekliler (tohum, iki çeneklidir) diye sınıflandırılır; sonuncular ayrıca, «odunsu bitkiler» ve «otsu bitkiler» diye ikiye ayrılır.

ÇEVREBİLİMSEL YAKLAŞIM
• Genel anlamda çevrebilim (ekoloji), canlı varlıklar ile onların yaşadıkları ortam arasındaki ilişkilerin bilimidir. Daha özel anlamda, bitki çevrebilimi (fitoekoloji;, bitkinin dış ortamla ilişkileri açısından incelenmesini öngörür.
• Bütün organizmalar gibi bitkiler de, iki büyük etmen grubunun etkisi altındadır: Cansızlar (abiyotik); canlılar (biyotik). Bitki ile çevresi arasında bazen küçücük bir öğenin kaybolması ya da belirmesiyle, çevrebilimsel sistemin (ekosistem) tümünde köklü değişikliklere yolaçabilecek son derece nazik bağımlılık ve karşılıklı bağımlılık bağları kurulur. Canlıyı cansızla ve canlıyı canlıyla birleştiren ilişkilerin karmaşıklığından, ancak yakın zamanda kuşkulanılmaya başlanmıştır.
• Bitkiler, abiyotik etmenlere hayvanlardan daha çok duyarlıdırlar. Bu, büyük ölçüde, onların kendibeslek olmalarından ileri gelmektedir.
• Bitki çevrebiliminde, ışık, genellikle önemli bir rol oynar: Işılbireşimin yaygın ışıkta kusursuz olduğu gölge bitkileri (ayıüZümü, kır menekşesi, yerfesleğeni, mührüsüleyman); klorofilin sağladığı verimin tam aydınlıkta doruk noktasına ulaştığı güneş bitkileri (kayın, sarmaşık, vb.). Ama ışık, yalnızca şiddetiyle önemli değildir; günlük« ışık süresini de hesaba katmak gerekir; sözgelimi tütün, soğuktan etkilenmez, ama belli bir enlemden öte yetişemez; çünkü saatlerce güneşten yoksun kalır.
• Sıcaklık da oldukça önemlidir: Her türün çimlenme, gelişme ve çiçeklenme için en uygun sıcaklık derecesi olduğu gibi, ötesine geçtiği zaman öleceği en az ve en çok sıcaklık derecesi de vardır. Bazı tohumlar (kış buğdayı) ve çokyıllık birçok tür, aykırı gibi görünse de, ilkbaharda «yeşermek» için kış mevsiminin şiddetini duyup geçirmek zorundadır.
• Nemlilik de, kesin bir rol oynar. Nemlilik, özellikle toprağın doğasına ve yağışlılığa bağlıdır. Bitkiler, suya gereksinmelerine göre de birbirinden ayrılırlar.- Su bitkileri (nilüfer, su sümbülü); bataklık bitkileri (bataklık yosunu, saz); nemli yer bitkileri (atkuyruğu); orta derece sulak yerlere özgü bitkiler (buğdaygiller, maydanozgiller); kuru arazi bitkileri (laden, damkoruğu, taşkıran).
• Toprağın bileşimi, abiyotik etmenlerin dördüncü «büyük» etmenidir. Taraksı köknar gibi bazı bitkiler, taşlı, çakıllı, killi ve kireçli her çeşit toprakta yetişir. Ötekilerse, tersine. toprağını özenle «seçer« Buna göre, bazısı «asitsever»- dir, asitli topraklar ister; bazısı «bazsever»dir, alkali toprakları yeğ tutar. Sözgelimi, her zaman yeşil nemçe saparnası ve koyu çiçekli korunga. Alp dağlarında kalkerli yerlerde biter (ve bunlara kireççil denir); buna karşılık alaca domuzayrığı ve kuşotu, silisli yerleri sever (bunlara da silis- çil denir). Deniz kıyısında birçok tuzcul bitki yetişir; tuzu sevdikleri için, buna göre özgülleşmişlerdir.
• Biyotik etmenler de, öncekiler kadar karmaşıktır ve bir o kadar çevrebilimsel sınıflandırmaya olanak verirler. Bitkiler, birbirleriyle yarışma halinde bir arada bulunabilir (en sık görülen durum budur); ya da tersine, karşılıklı yardımlaşarak birlikte yaşarlar (ormanlarda görülen durum budur; bir tohumsuz bitkiler katı, bir otsu bitki katı, bir çalılık katı ve bir ağaç katı bulu-nur). Yakınlaşma çok daha sıkı olabilir: Daha önce mantarları anlatırken, ortakyaşarlıktan, asalaklıktan ve çürükçüllükten söz etmiştik; ama bunlar, üstün yapılı bitkilerde de sık görülen yaşama biçimleridir. Nitekim, tohumlu bitkiler arasında ökseotu, inekbuğdayı yarı asalak bitkiler; küsküt ve canavarotu ise
tam asalak bitkilerdir.

Yorum yazın