Balta Ayaklılar

Balta ayaklılar (Pelecypoda) hem büyük kronolojik önemleri, hem de, sayısız türlerinin değişik çevrelere gösterdikleri çeşitli uyarlanmalar nedeniyle, yumuşakçaların en önemli ve ilginç gruplarından biridirler. Günümüzde hâlâ deniz sularına ve karalardaki tatlı sulara yaygın bir şekilde dağılmışlardır. En çok bilinenleri arasında deniz tarakları, istiridyeler ve midyeler sayılabilir.
Bu yumuşakçaların farklı ortamlara uyarlanma yetenekleri ve günümüzün hayvanlar dünyasındaki önemli yerleri, onları paleontologlar için bir yandan grubun fosil örneklerinin kavranması, öte yandan da değişik jeoloji dönemleri boyunca yaşamlarını ve büyümelerini tasarlayabilme açısından önemli yardımcılar haline getirmiştir.
Baltaayaklı yerine bazen yassısolungaçlı (Lamellibranchieta) adı da kullanılır; bu ad, sözkonusu yumuşakçaların solunum organları olan solungaçların garip lamelli (bıçak gibi) yapısından türetilmiştir. Bununla birlikte, daha çok ikiçenetliler ve baltaayaklılar terimleri kullanılır; bu adların ilki, dış kabuğun iki eşit çenete bölünmüş olmasından, öteki ise karın ayağının küçük bir baltaya benzemesinden gelir. Baltaayaklıların başlıca özelliği, üst kenardan birleşmiş iki çenetten oluşan dış kabuk ile iki taraflı harekete izin veren bir aygıttır. Bu hareketler, iç kabuğun ön ve arka çeperlerinde gömülü iki kas tarafından kontrol edilir. İşlevi yalnızca koruyuculuk olan kabuğun içinde, hayvanın yumuşak bölümü yer alır (bu bölüme fosil olarak hiç raslanmamıştır). Yumuşak bölüm, solungaçların sudan oksijen emme işlevini yerine getirdiği, iki açıklık biri önde, diğeri arkada bırakarak iki çenetin içini kaplayan ve iç organları saran bir iç deriden oluşur. Su, borucuklu tüpler sistemi tarafından dolaşıma sokulur. Ama bunların yerini bazen yalın açıklıklar almıştır.
Bir hareket organı olan ayak, gerçekte iç organlar kesesinden aşağıya doğru bir uzantıdır; iç deri karın tarafından kapatıldığında,ayak, iç derideki bir açıklıktan dışarıya uzanır.
Baltaayaklıların zoolojik sınıflandırılması temelde, kabuğun dış özellikleri gözönüne alınmadan, yukarda sözünü ettiğimiz organlara dayandırılır. Paleontologun işi ise daha güçtür. Yalnızca kabuğa dayandırdığı sınıflaması tümüyle farklıdır. Paleontolog, kabuğun, hayvanın yapısının temel dış hatlarını yansıtan özelliklerini kullanır. Sözgelimi, kasların gömülme noktalarında bıraktığı izler, bu özellikler arasında yer alır; paleontolog bu izler yardımıyla hayvanın tek bir kası (bu durumda monomyarian balta ayaklı denir) yada iki kası (bu durumda dimyarian baltaayaklı denir) olduğunu anlar. Bunun da ötesinde hayvan dimyarian ise, izler paleontologun, iki kasın eşit (isomyarian) yada farklı (heteromyarian) olduğunu saptamasını sağlar. Başka bir belirleyici özellik, iç derinin kenarını çevreleyen kasların, kabuğun alt kenarında bıraktığı gömülme çizgisidir; gömülme çizgisi, balta ayaklının tüplü yada tüp süz olduğunu belirten ve tüp aygıtının geçiş yerini karşılayan, arkadaki bir genişliği (sinüs) gösterir.

BALTA AYAKLILARIN BİLİMSEL ÖNEMİ
Bir kurama göre, doğa olayları geçmişte, günümüzdekine benzer bir yolla gerçekleşmişlerdir. Bu nedenle paleontologlar, kayalar içinde bulunan fosilleri inceleyerek ve yaşayan temsilcileriyle karşılaştırarak, fosillerin ve kayaların tabakalaştığı çevrenin niteleyici özelliklerini çıkarabilirler. Yer bilimlerinin bu ilgi çekici dalma paleoekoloji denir. Paleoekolojik çalışmalar, birçok durumda bilim adamlarının dünyanın geçmiş jeolojik devirlerindeki görünüşünü yeniden kurabilmelerini ve evrimini izleyebilmelerini sağlamıştır. Bu nedenle balta ayaklıların, yaşayan örnekler ve fosiller arasında karşılaştırmayı kolaylaştıran günümüz sularında ki geniş dağılımları nedeniyle, bu tip araştırmalar için son derece yararlı oldukları açıktır. Balta ayaklıların çeşitli doğal çevrelere gösterdikleri büyük uyarlanma yeteneği öylesine yetkinleşmiştir ki, her biri belirli ve iyi saptanmış yaşam biçimlerine bağlı sayısız türler sağlamıştır.
Doğal çevreler üç büyük grupta sınıflandırılabilir: Deniz çevresi (okyanuslar), kara çevresi (tatlı sular) ve geçiş, çevresi (deniz kabukları ve deltalar). Bu gruplardan her biri, türlerin bir çevreden ötekine göçünü sınırlayan değişik kimyasal ve fiziksel özelliklere —tuzluluk, ısı derecesi, su derinliği ve dolayısıyle basınç gibi— dayandırılabilecek daha da altbölümlere ayrılabilir. Sözgelimi, bilim adamlarının, balta ayaklıların Cardium yada Venüs cinsinin fosil artıklarını bulduklarını varsayalım. Bu organizmaların kumlu ve çamurlu kıyıları olan sığ sularda yaşadıkları bilindiğinden, bilim adamları, bu fosillerin bulunduğu yerlerin eskiden çamurlu yada kumlu bir dibi ve sığ bir denizi olan bir kıyı olduğunu varsayabilirler. Bilim adamlarının Cingeria cinsinin kalıntılarını bulduklarını düşünelim; o zaman, bu yerin eskiden az tuzlu ve yapışkan tabanlı bir denizkulağı olduğu sonucuna varabilirler.
Sonuçlarsak, balta ayaklılar, jeolojik kronolojinin belirlenmesinde çok yararlı olan iyi bir işaret fosilleri seçimine olanak verdiklerinden, bilimsel açıdan önemlidirler. Daha da önemlisi, balta ayaklı fosillerinin bulundukları yerler, çeşitli jeolojik devirlerde kıtaların coğrafi görünümlerini tasarlama ve çağlar boyunca yeryüzünde değişik yerlerde gerçekleşmiş değişiklikleri izleme olanağı sağlarlar.


BALTA AYAKLILARIN EVRİMİ
— Bilinen en eski balta ayaklı örnekleri Kambriyen’- den —yani 500 milyon yıl öncesinden— kalmadır. Bilim adamları günümüzde hâlâ yaşayan bir takım olan Nucula’nın bu ilkel biçimlerden türediğine inanmaktadırlar. Silüryen devrinde ve daha sonraki devirlerde sözkonusu ilkel biçimlerden sürekli olarak yeni gruplar evrimleşti; bu yeni gruplardan bazıları, varlıklarını belli bir süre sürdürdükten sonra yokoldular. Ötekilerse, günümüze kadar hemen hiç değişmeden yaşayageldiler. Balta ayaklıların evrim tarihinin yeniden kurulması çok zor görünmektedir. Ortaya konan varsayımlardan biri, zoolojik zaman süreci içinde oluşan eklemin dönüşümü üzerine temellendirilmiştir. İlkel taxodont eklemli baltaayaklıların (Actinodonta) üç ayrı evrim çizgisi halinde geliştikleri sanılmaktadır. Bunlardan ilki, dişlerin ilerleyen kavislenmesiyle pseudoctenodont
tipine (Arca); ikincisi, dişlerini yitirerek dysodont tipine yolaçmışiır (Ostrea, Hinnites). Üçüncüsü ve en önemlisi ise, schizodont eklemli (Trlgonia) biçimlere yolaçmış, bunlardan heterodont lucinoidler (Lucina), daha sonra da dişlerinin yer değiştirmesiyle cyrenoid’ler (Cyrena) türemiştir. Sonunda, kayaların çevresinden farklı bir çevreye uyarlanabilmek için, baltaayaklılar, pachyodont eklemli (Diceras) Rudista’ya evrimleşmişlerdir.

Yorum yazın