Balıklar Hakkında Bilgiler

Balıklar Hakkında Bilgiler

Balıklar, belkemikleri olan soğuk kanlı hayvanlardır. Suda yaşarlar ve solungaçlarının yardımıyla solunurlar. Genellikle vücutlarının dalga hareketleriyle yüzerler. Bu şekilde hareketle çevrelerindeki suyu iterler ve böylece ilerlemiş olurlar. Göğüslerinde ve yanlarında birer çift, sırtlarında, karınlarında ve kuyruklarında ise tek yüzgeçleri vardır. Vücutları pullarla kaplıdır. Balıkların 21 OOO’den fazla türü çenesiz balıklar, kıkırdaklı balıklar ve kemikli balıklar adlı üç grup altında toplanabilir.

Balıklar Hakkında Bilgiler

Çenesiz balıkların 45 türü vardır. Bunlar, eski çağlarda yaşamış, emici ağızları olan çenesiz balıkların soyundandırlar. Bu ilk balıkların, deniz yataklarında yaşadıkları ve çamurlardaki cansız maddeleri emerek beslendikleri sanılmaktadır. Bu balıklar 450 milyon yıl önce yaşamışlardır. Çenesiz balıklardan taşemengillerin halâ çekmene benzer emici ağızları vardır. Ancak bu balıklar, suda yaşayan öteki canlıların etlerini törpüleyerek koparmak için eğeye benzeyen dillerini kullanırlar. Taşemengillerin bazıları denizde, bazıları ise tatlısuda yaşarlar.

600 türe ayrılan kıkırdaklı balıklar grubu, köpek balıklarını, kedi balıklarını ve özkedibalıklarını içerir. Bu balıkların yalnız birkaç türü nehirlerde yaşar. Nehirlerde yaşayan türlerden biri Nicaragua köpekbalığıdır. Bu balıkların iskeleti bütünüyle kıkırdaktan oluşmuştur. Çoğu 350 milyon yıl önce yaşamış olan kıkırdaklı balıklardan pek az farklılık gösterirler. İskelet yapıları yanında, bu balıkları kemikli balıklardan ayıran başka özellikler de vardır, örneğin, solungaçlar bir kapakla kapanmayıp, doğrudan suya açılır. Vücutları “küçük dişler” diye adlandırılan pullarla örtülüdür. Her küçük dişin ortasında diş özü vardır. Diş özü diş minesini andıran, dentin adlı bir tabakayla kaplıdır. Küçük dişler, bazı kemikli balıklarda bulunan yassı pullar gibi, balığın yaşına bağlı olarak büyümezler. Balığın vücuduna dokunulduğunda, ele sert ve pürüzlü gelirler. Köpekbalıklarının torpidoya benzer, ince uzun bir vücutları vardır. Bu balıklar, koklama duyularının yardımıyle buldukları balıklarla ve daha çok balık leşleriyle beslenirler. Köpekbalıkları suya akan kan kokusunu ve etten yayılan kokuları hemen algılarlar. Büyük köpekbalıkları bu nedenle, yüzücüler ve dalgıçlar için büyük bir tehlike meydana getirirler. Ancak balina köpekbalıkları tehlikeli değildirler. Boyu 15 metre ve ağırlığı birkaç ton olan balina köpekbalığı, tropikal sularda yaşar.

 

Balık çeşitleri
En tehlikeli köpekbalıkları, tropikal denizlerde yaşayan beyaz köpekbalıklarıdır. Bunlara insan yiyici köpekbalıkları da denilir. Bu balıkların boyu 12 metre, en büyük dişlerinin uzunluğu 8 santimetre olabilir. Kedibalıkları ve özkedibalıkları daha çok deniz yataklarında yaşayan ve kabuklu deniz hayvanlarıyle beslenen yassılaşmış köpek-balıklarıdır. Kedibalıklarının, elmas biçiminde vücutları ve ince uzun kuyrukları vardır, özkedibalıklarının vücutları daha yuvarlaktır. Elektrikli özkedibalığının boyu 1-2 metre kadardır. Bunların büyük yüzgeçlerindeki kaslarda, elektrik bataryasına benzeyen sinir hücreleri vardır. Bu balıklar 50 amper gücünde 200 voltluk bir elektrik akımı verebilirler. Bu akım bir insanı öldürebilecek güçtedir.

özkedibalıklarının en büyüğü tropikal denizlerde yaşayan manta balığıdır. Bu balığa şeytan balığı dendiği de olur. Bu türün en irilerinin eni yüzerken 6 metreyi bulur ve balık yana açılmış yüzgeçleriyle dev bir yarasayı andırır. Mantalar, kimi zaman sudan dışarı sıçrarlar. Bir ton kadar ağır-lıklarıyle bir motorun üzerine düştüklerinde, büyük tehlikelere yol açabilirler.

20 000’den fazla türe ayrılan kemikli balıklar denizde yaşayanlarla tatlısuda yaşayanlar olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Bu balıklar biçimleri ve yaşayışları açısından, çenesiz balıklarla, kıkırdaklı balıklara göre büyük farklılık gösterirler. Bu durumun başlıca nedeni, bu gruba giren balıkların solungaç kapaklarına sahip olmalarıdır. Köpekbalıkları solungaçları içinde sürekli bir su akımı bulunmasını sağlamak için, durmaksızın yüzmek zorundadırlar. Oysa, kemikli balıkların yüzgeç kapakları, bu balıkların suyu solungaçları üzerine pompalamalarına olanak verir. Böylece çeşitli solunma yöntemleri ortaya çıkar. Balık, solunma hızını gereksinmesine göre ayarlayabilir. Avrupa’da yaşayan devtaşısıran gibi bazı kemikli balıklar hava solunurlar. Taşısıran havayı büyük bir solukla ağzına çeker ve yutar. Solunum balığın bağırsaklarında gerçekleşir. Akciğerli balıkların akciğerleri vardır. Çoğu balıklarda akciğerler, balığın su yüzünde kalabilmesini sağlayan yüzme keselerine dönüşmüştür. Bu kese, tam belkemiğinin altında yer alan hava dolu bir yapıdır. Balık, bu kesedeki havanın bir bölümünü boşaltarak veya keseye biraz daha hava doldurarak yüzeceği derinliği belirler. Böylece farklı derinliklerde yüzerken değişen basınca uyum sağlamış olur. Güneydoğu Asya’da yaşayan bir balık, sular çekildiği zaman denizden çıkıp, çamurda hareket edebilir. Karada oynarken, solunum için solungaçlarında biriktirdiği suyu kullanır. Yılanbalıkları da aynı şekilde karada dolaşabilirler.
Balık Türleri

Kemikli balıklar arasında büyüklük bakımından köpekbalıklarına erişen yoktur. Rus mersin balığının boyu 4 metreyi, ağırlığı da bir tonu bulabilir. Pisi balıkları ise 2,5 metre kadar olabilirler. Güney Amerika’da yaşayan tatlı su arapaymaları-nın 4,5 metre olanları varsa da, bu balıkların çoğunun boyu 2 metreden fazla değildir. Bütün balıkların en küçüğü ve yeryüzündeki en ufak omurgalı hayvan, Filipinler’de yaşayan Luzon kayası ya da cüce kayadır. Bu balığın boyu erişkinlik döneminde bile bir santimetreyi aşmaz. Okyanuslarda yaşayan güneş balığının adı, su yüzeyinde durup ışıdığı izlenimini veren yüzüş biçiminden ileri gelir. Aslında bu balıklar su yüzeyine ancak ölünce ya da ölmek üzere olduklarında çıkarlar. Gerçek güneş balığı, Amerika’da yaşayan ve levreğe benzer bir tatlısu balığıdır. Bu balık güneşi çok sever; gökyüzü kapalı olduğunda etkinliği azalır. Okyanuslarda yaşayan güneş balığının vücudu disk biçimindedir. Kuyruğu yoktur; kuyruk yerinde bir kuyruk yüzgeci bulunur. Bu balıkların en büyüğünün boyu 3 metre, ağırlığı bir ton kadardır. Ancak omuriliklerinin uzunluğu sadece 2 santimetredir. Dişilerin 300 milyon yumurta yumurtladıkları sanılmaktadır. Çok sayıda yumurta yumurtlayan başka deniz balıkları davardır. Bu balıkların kendileri de çok sayıdadırlar. örneğin, yüzyıllardır çok sayıda ringa balığı avlanmaktadır. Atlas okyanusunun kuzey kesimlerinde her yıl üç milyar ringa balığı avlanır. Ancak, günümüzde ringa balıklarının giderek azalmakta oldukları görülmektedir.

Sayısı çok olan bir başka balık türü de Atlas okyanusunda sürüler halinde yaşayan lüferlerdir. Bu balıkların boyu 40 santimetreyi bulur. Atlas okyanusunda bir milyar lüfer yaşadığı hesaplanmaktadır. Bu balıklar başka balıkları yiyerek beslenirler ve her mevsim 1 milyardan fazla balık öldürürler.

Kemikli balıklar, ince uzun, yassı, şerit biçiminde ve yuvarlak gibi çeşitli vücut şekilleri gösterirler. Vücut biçimindeki bu çeşitlilik özellikle denizde yaşayan balıklarda görülür. Hızlı yüzen balıklar füze biçiminde olurlar. Bunlar, alabalıklar gibi, uzun mesafeler aşarak göç eden balıklarla tuna som balığı gibi öteki balıkları yakalayabilmek veya düşmanlarından kaçmak için hızlı hareket etmek zorunda olan balıklardır. Mercan kayalarının çevresinde yaşayan balıklar çoğunlukla yassı bir gövdeye sahiptirler. Bu vücut biçiminin yardı-mıyle mercan kayalarının girinti ve çıkıntıları arasında dolaşabilirler. Yassı balıklar denizlerin dibinde yüzerler. Bu tür balıklar yavaş yüzerler ve düşmanlarından kaçabilmek için gizlenirler. Yılan balıklarının uzun ve yuvarlak vücutları, bu hayvanlara çamurda ve kayalar arasında kolaylıkla hareket etme olanağını sağlar.

Garip biçimli balıklardan biri de deniz atıdır. Bu balık dik durarak ve yavaş dalga hareketleriyle yüzer. Bu hareketi sırtındaki yüzgeçler sağlar. Kutu balıkları, sandık balıkları ve kasa balıkları kutu biçimindedirler. İnek balığı, önünde iki boynuzu olan bir tür kutu balığıdır. Şişen balıkların, dört dişli balıkların ve kirpi balıklarının vücutları dikenlerle kaplıdır. Bunlar vücutlarını balon gibi şişirdiklerinde dikenler kalkar. Bu, düşmanlara karşı bir savunma mekanizmasıdır.
Yaldızlı pisi balığı, kalkan balığı ve dere pisisi gibi yassı balıklar, küçükken öteki balıklara benzerler. Ancak büyüdükçe bir yanlarına doğru dönerler ve yassılaşırlar. Aynı zamanda gözlerden biri, kafatasının öteki tarafına kayar. Böylece balık yan yattığı zaman iki gözü de yukarıya dönük olur. ‘

Bütün balıklar yüzerler; ancak bazıları deniz yataklarında yürüyebilir, hatta zaman zaman karada sürünüp, kayabilirler. Bazı yarasabalığı türlerinde göğüs yüzgeçleri, perdeli ayakları andırır.

Balık, bu yüzgeçlerin yardımıyle deniz dibinde yürümeye benzer hareketler yapar. Zıplayarak hareket eden balıklar da vardır. Gelgit olaylarının çok görüldüğü bölgelerde yaşayan küçük horozbinalar, sular çekildiğinde bir su birikintisinden ötekine atlayabilirler. Hatta bu balıkların, ulaşmak istedikleri birikintiye varabilmek için bir kaya üzerinden sektikleri de olur. Sıçrarken hiç yanılmazlar; gidecekleri yeri görmeseler bile doğru saptarlar.

Gerek tatlı su balıkları, gerekse denizde yaşayan balıklar, tehlikeli durumlarda su dışına da sıçrarlar. örneğin alabalıklar nehrin yukarısına doğru göç ederlerken önlerine çıkan çağlayanları sıçrayarak aşıp bir an önce hedeflerine ulaşmak isterler. Yılanbalıkları da kayalar arasında sürünerek ilerlerler. Avrupa alabalıklarıyle siyah levrekler de uzun sıçrayışlar yaparlar. Deniz balıklarından yelken balığı da oltaya takıldığı zaman büyük sıçrayışlar yapabilir.

Uçan balıklar sıçradıkları zaman, yüzgeçlerini açıp, havada kayarlar. Bu balıklar hızla su yüzüne doğru yüzer, su dışına doğru sıçrayıp, kuyruk yüzgeçlerini kürek gibi kullanarak kayarlar. Böylece yüzgeçlerinden yeterince destek aldıkları zaman su yüzünden adeta havalanmış olurlar. Güneydoğu Asya’da yaşayan tırmanıcı tatlısu levreği, solungaç kapaklarında bulunan dikenleri yere saplayarak kuru araziye yerleşebilir, önceleri bu balığın tırmanıcı bir bitki olduğu sanılıyordu. Ancak daha sonra bu balıkların kuşlar tarafından ağaçlara taşındıktan sonra, burada yerleştikleri anlaşıldı.

Bir başka balığın sırtına yerleşip, yer değiştiren balıklar da vardır. Bunların en bilineni yapışkan balığıdır. Boyu 60 santimetre kadar olan bu balığın başında oval bir çekmen vardır. Balık, bu çekmenin yardımıyle bir köpekbalığına, deniz kaplumbağasına veya gemiye yapışarak yer değiştirir.

Kılavuz balığının boyu sadece birkaç santimetredir. Bu balıklar, köpekbalıklarıyle birlikte yüzerler. Büyük köpekbalıklarının yanında birkaç kılavuz balığı bulunabilir. Bilim adamları, bu kadar küçük bir balığın, köpekbalığıyle nasıl aynı hızda yüzebiIdiğini uzun süre açıklayamamışlardır. Bu durum bugün şöyle açıklanmaktadır: Su içinde hareket eden bir cismin çevresinde, cisimle aynı hızda ileri doğru kayan bir su tabakası bulunur. Kılavuz balıklar da köpekbalıklarının çevresindeki su tabakasına girerler ve çok az çaba harcayarak sürüklenirler.

Tatlısu balıklarının çoğunun sırtı donuk bir renkte, karınları ise gümüş rengindedir. Birçok deniz balığı da böyledir. Tatlısu balıklarının vücutlarında da, özellikle üreme mevsiminde, bazı renkler belirir. Balıklar yaşadıkları bölge açısından Ekvator’a yakınlaştıkça daha parlak renkler gösterirler. Başka bir deyişle daha ılık sularda daha parlak renkli balıklar yaşar. Özellikle mercan kayalıkları çevresinde yaşayan balıkların çok çeşitli renkleri vardır. Karayib adalarında yaşayan bir levrek türü renk değişimi açısından bukalemunu bile geride bırakır. Bu balıklar bir kayaya doğru yüzdüklerinde bir renk, kayanın altından geçip öbür tarafa geçtiklerinde bir başka renk olurlar. Böyle bir levrek topluluğuna bakıldığında sekiz dokuz değişik renk veya renk karışımı görülebilir.
Renkler ve renk değişimi genellikle gizlenmek için kullanılır. Yaldızlı pisi balığı ve dere pisisi gibi yassı balıklar deniz dibine tam bir uyum sağlayacak biçimde renk değiştirebilirler.

Bazı balıkların göz benekleri vardır. Bunlar, göze benzeyen renkli, çember biçiminde şekillerdir. Genellikle vücudun gerisinde yer aldıkları için balığın önüyle arkası aynı görünür. Bu nedenle, balığın düşmanı onun hangi yönde ilerlediğini anlayamaz.

Birçok balıkta bulunan koyu renkli sırt ve gümüş rengindeki karın da, gizlenme için kullanılır. Düşman bir balık, bu balıklara yukarıdan baktığı zaman, sırt rengi denizin maviliklerinde kaybolur. Balığa alttan bakıldığında ise, karnın gümüş rengi, gökyüzünden gelen parlaklığa karışır. Balinalarla, başka büyük balıklar dışında, denizde yaşayıp da, bir başka balık veya deniz hayvanı tarafından yenmeyen hayvan ya da bitki yok gibidir. Balıkların ağız ve diş yapıları, genellikle besinleri hakkında bir fikir verir. Ağızları yukarı dönük duran balıklar yiyeceklerini su yüzeyinden sağlarlar. Ağızları aşağı dönük balıklar, besinlerini deniz dibinde bulurlar. Sazanların çenelerinde diş bulunmamakla birlikte, boğazlarında bazı dişleri vardır. Bazı balıkların, keskin kemirici dişleri vardır. Papağan balıklarının dişleri, papağan gagasına benzer bir yapı oluşturacak biçimdedir. Papağan balıkları mercanlardan parçacıklar koparırlar. Bu parçacıkların arasından yalnız mercan poliplerini sindirirler. Kireçli mercan, balığın vücudundan hemen hemen hiç değişmeden atılır.

Ringa balığı gibi, besin sağlamak için deniz suyunu süzen balıklarda vardır. Bunlar küçük hayvanlarla ve bitkilerle beslenirler. Bu balıkların solungaç ipliklerinde, kemiksi çubuklar vardır. Bu çubukların sayısı 200’den fazla olabilir. Çubuklar solungaçların girişinde çapraz durarak süzgeçler oluştururlar. Yiyecekler bu süzgeçlere takılırlar ve balık tarafından yutulurlar.

Güneydoğu Asya’da yaşayan okçu balığın boyu sadece 15 santimetredir. Bu balık, ağzından su damlaları fışkırtarak, suya sarkan bitkilerde bulunan böcekleri düşürür. Bunu yapmak için, burnunu sudan dışarı çıkarır ve su damlalarını 60 santimetre uzağa püskürtebilir.

Yeryüzündeki hayvanlar arasında, besin sağlamak için elektrik akımından yalnız balıklar yararlanırlar. Bazı balıklar, elektrik akımını savunma ve başka amaçlarla da kullanırlar. Kedibalıklarında, kuyruk kasları, dört voltluk bir elektrik akımı veren bir elektrik organı oluştururlar. Bu organın ne işe yaradığı henüz bilinmemektedir. Afrika’da yaşayan elektrikli kedibalığı ve Güney Amerika’ da yaşayan bıçak balığı gibi elektrikten yararlanan balıklar vardır. Torpido özkedibalığının ön yüzgeçlerinde elektrik hücreleri vardır. Elektrikli balıkların en bilineni Güney Amerika’da yaşayan elektrikli yılanbalığıdır. Bu balığın boyu 275 santimetreyi bulabilir. Kuyruğu, vücudunun sekizde yedisini, kuyruktaki elektrik organları ise vücudun yüzde 40’ım oluştururlar. Bu balık, 370 ile 550 volt arasında değişen bir elektrik akımı verebilir. Bu akım, bir atı öldürecek güçtedir.

Elektrikli balıkların en ilginci Gymnarchus’tur. Bu balık, Afrika’nın kuzeyindeki nehir ve göllerde yaşar. Yaprak biçiminde olup kuyruk yüzgeci yoktur. İleriye doğru yüzdüğü gibi geriye doğru da yüzebilir. Sudaki engellere çarpmaz. Elektrik organları, balığın çevresinde bir elektrik alanı oluştururlar. Bu alana giren herhangi bir nesne, alandaki kuvvet çizgilerini kırar. Böylece balık, bir engelle veya düşmanla karşılaşmamak için yön değiştirmesi gerektiğini anlamış olur.

Tatlısu balıkları çeşitli güçlüklerle karşı karşıya-dırlar. Bu güçlüklerin en önemlisi, durgun ve az oksijen içeren sularda, çok soğuk veya çok sıcak yerlerde ve suların zaman zaman kuruduğu bölgelerde yaşamaktır.

Az oksijen içeren sularda, ölmek üzere olan balıklar su yüzeyine çıkarlar ve ölmeden önce bir süre hava solunurlar. Bazı balıklar, bütün yaşamları boyunca kirli sularda bulunurlar. Afrika yayınlarının solungaçlarında, havadan doğrudan doğruya oksijen alabilen süngersi bir organ vardır. Bu hayvanlardaki solungaçların öteki bölümü ise su içinde solunmak içindir.

Çoğu balıklar suda 30°C’nin altındaki sıcaklıklarda yaşarlar. Bazı balıklar ise çok soğuk suda yaşadıkları için güçlüklerle karşı karşıyadırlar. Alaska’ da yaşayan kara balıklar buz kütleleri arasında sıkışıp donmaktadırlar. Ancak bazı türler göllerin dibinde, donma noktasına yakın bir ısıda bile sağ kalabilmektedirler.

Sıcaklığın yıl boyunca ortalama 6°C olduğu kuzey ve güney kutbu denizlerinde bol miktarda balık vardır, özellikle güney kutbu denizlerinde çok sayıda balık vardır. Atlas okyanusu ile Büyük okyanusun kuzey kesimlerindeki geniş kumluk bölgeler mezgitgillerin yaşadıkları önemli balıkçılık alanlarıdır.

Yeraltı sularında ve mağaralarda yaşayan balıklar da vardır. Artezyen kuyuları kazıldığı zaman, çıkan suda birçok küçük hayvanla birlikte balıklar da bulunur. Çoğu mağara balıkları beyaz veya pembe olup, gözsüzdürler. Bazı balıklar ise, işlevlerini yitirmiş gözlere sahiptirler. Bu balıklar besinlerini ve yollarını dokunma ve koklama duyularının yardımıyle bulurlar. Mağara balıkları titreşimlere karşı son derece duyarlıdırlar. Bunlar çevrede olup bitenler hakkında bu titreşimlerin yardımıyle bilgi edinirler.

Hızla akan dağ ırmaklarında yaşayan balıkların emici ağızları, bunlara kayalara yapışma olanağını sağlar. Bu balıklar, karınlarının alt kesimindeki yüzgeçlerin yardımıyle kendilerini kayalara tut-turabilirler. Karınları yassı olduğundan, tutunma daha kolaylaşır. Ayrıca balıkların üzerinden akan su da, bunları kayalara’doğru’ bastırarak daha güçlü bir biçimde yapışmalarını sağlar.
Balıkların çoğu suya yumurtlarlar. Erkek balıklar da spermalarını, yumurtaları döllemek üzere suya bırakırlar. Belirgin bir cinsel etkinlik dönemi vardır. Bu dönemde erkek balıkların rengi daha da parlaklaşır. Bazı erkek balıklar, dişi balıkların yumurtalarını bırakmaları için yuvalar hazırlarlar. Yuva deniz veya nehir yataklarında kazılmış bir çukur veya bitkilerden yapılmış bir kümecik olabilir.

Akvaryumlarda beslenmek üzere en çok aranılan balıklardan biri siyam kavgacı balığıdır. Bu balıkların erkeği, su yüzeyinde birikerek bir tür sal oluşturan hava kabarcıkları çıkarırlar. Hava kabarcıkları, tükürükle kaplı oldukları için hemen sönmezler. Siyam kavgacı balığının dişisi yumurtladıkça, erkeği de yumurtaları alır ve salın altına yapıştırır.

Çoğu köpekbalıkları ve öteki kıkırdaklı balıklar, canlı doğarlar. Afrika’da ve Güney Amerika’da yaşayan bazı tatlısu balıklarına ağızdan üreyenler denir. Bu balıkların dişileri yumurtladıktan sonra, yumurtalar dişi veya erkek balık tarafından ağza alınır ve çatlayana kadar burada saklanırlar. Deniz atlarında ve yılan iğnelerinde ise bir başka üreme düzeni görülür. Bu balıkların erkeklerinde, karın üzerinde bir kesecik vardır. Dişi balık yumurtalarını bu keseye bırakır. Yumurtalar burada döllenir ve yavrular burada gelişirler.

Derin su balıkları 450 metreden fazla derinliklerde yaşarlar. Buraya çok az ışık girer. Suyun sıcaklığı, donma noktasının biraz üstündedir. Bu kesimlerde yaşayan balıkların çoğu küçüktür; en büyüğünün boyu bir metreyi geçmez. Bu balıkların genellikle garip biçimleri, güçsüz bir iskelet yapıları ve zayıf kasları vardır. Genellikle koyu renkli ya da siyahtırlar. Bazıları kördür. Bazıları ise duyarlı iri gözlere sahiptir.

Bu derinliklerde besin az olduğu için, balıkların yakaladıkları yiyecekleri ellerinden kaçırmamaları gerekir. Bu nedenle, ağızları vücutlarına göre büyüktür ve uzun, iğneye benzer dişleri vardır. Bazıları, kendilerinden büyük.balıkları bile yutabilirler.

Çoğu derin deniz balıklarının ışık organları vardır. Bu organlar, vücudun iki yanında sıralar halinde bulunurlar ve balığın yakın çevresini aydınlatırlar. Işık, gizlenme işlevini de görür. Ayrıca, üreme döneminde erkek ve dişi balıkların birbirlerini tanımalarına yardımcı olur. Birçok derin su balığında, sırt yüzgecinin en ön dikeni çok uzun olur. Bu dikenin ucunda bir ışık organı yer alır. Balık bu ışığı daha küçük balıkları çekmek için kullanır. Avı yaklaşınca da onu yutar.

Bilinen balık taşıllarının en eskileri 480 milyon yıllıktır. Bu taşıllar, çenesiz tatlısu balıklarına aittir. Başları ve vücutlarının ön bölümleri kemiksi bir zırhla kaplı olan bu balıklar, zamanla ortadan kalkmışlardır. Günümüzde yaşayan ve bunların soyundan sayılan taşemenler, büyük değişikliklere uğramış balıklardır. Çenesiz balıklardan, kıkırdaklı balıklar ve kemikli balıklar olmak üzere başlıca iki çeşit balık türemiştir. Ancak, milyonlarca yıldır sürmekte olan evrimleşme içinde, bazı balık türleri ortadan kalkmıştır. Bazı türlere ait balıklar ise çok az sayıda kalmışlardır. Bunların canlı taşıllar olarak adlandırılan bazı üyeleri zaman zaman yakalanmaktadır. En ünlü canlı taşıllar sölenterelerdir. Bu hayvanlar, çoktan ortadan kalkmış olduğu sanılan bir familyadandırlar. İlk sölentere, 24 aralık 1938’de Güney Afrika’da yakalanmıştır. Bundan sonra daha başka sölentere-ler de yakalanmıştır. Mersinbalığıgiller, zarganalar ve A.B.D.’de yaşayan kelturnabalığıgiller de canlı taşıllardır. Avustralya’da, Afrika’nın tropikal bölgelerinde ve Güney Amerika’da yaşayan akciğerli balıklar da canlı taşıl sayılabilirler. Mer-sinbalıkları, zarganalar ve kelturnabalıkları özellikle ilginçtirler. Çünkü bunların iskeletleri kemikten yapılmış olduğu halde, kıkırdaklı bölümler de içerirler. Bu nedenle, gerçek kıkırdaklı balıklarla, kemikli balıklar arasında yer alırlar.

Bazı balıkların, çok uzun yaşadıkları konusunda yaygın bir inanç vardır. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yaşamış olan doğabilimciler, 150 yaşında sazanlardan ve 200 yaşından büyük turna balıklarından söz etmektedirler. Ancak bu savlar bilimsel incelemelerle doğrulanamamıştır. Balıkların yaşı pullarda her yıl beliren halka gibi çizgilerden ya da iç kulaklarındaki küçük kemiklerden anlaşılabilir, iç kulaklardaki kemikler, gerçek kemik değildirler; kireçli tuzlardan oluşmuşlardır. Bunlar da pullar gibi sürekli olarak büyürler. Bazı turna balıklarının 60-70 yıl yaşayabilecekleri tahmin edilmektedir. Ancak şimdiye kadar, bu yaşa ulaşan hiç bir turna balığına rastlanmamıştır. Bilinen en yaşlı balık, mersinbalığıdır. 20 yıl kadar önce Wisconsin’deki Winnebago gölünde bin kadar mersinbalığı yakalanmıştır. Bunların en yaşlısı 82 yaşındaydı. Balığın yaşı, yaş tahmininde kullanılan bir başka yöntem olan, göğüs yüzgecindeki ışınlarda bulunan halkaların sayılması yoluyle hesaplanmıştır. Ayrıca, 50 yaşında bir mersinbalığına da rastlanmıştır.

Sadece bir yıl yaşayan balıklar da vardır. Yıllık balık denilen bu balıklara, deniz atları, golyan balıkları ve cüce kayalar örnek verilebilir. Bu balıklar, her mevsim kuruyan sularda yaşadıkları için yıllık olmaktadırlar. Sular kuruduğunda bütün balıklar ölürler. Ancak daha önce çamura yumurtalarını bırakmış olurlar. Yağmurlar başladığı zaman, sular yumurtaların üzerinden yeniden akmaya başlar ve yumurtalar çatlarlar. Balıkların yaşam çemberi böylece yeniden başlamış olur. Laboratuvar incelemelerinde, yumurtaların bu kuraklık dönemini geçirmedikçe çatlamadıkları anlaşılmıştır.

Etiketler: ,

Yorum yazın