Asalaklar Nedir – Asalaklar Nasıl Yaşar

Asalaklar Nedir – Asalaklar Nasıl Yaşar

Hayvanlar yaşamlarını kendi başlarına sürdürmek zorundadırlar. En sakin organizmanın yaşamı bile, gerek kendi türünden, gerekse diğer türlerden bireylerle sürekli ilişkiler gerektirmektedir.

Aynı türdeki bireyler arasındaki ilişkiler ya rekabet (toprak, yiyecek ya da dişisi için) ya da işbirliği (çift bağının oluşturulması, analık ve babalık görevleri, toplum düzeninin geliştirilmesi gibi) biçiminde ortaya çıkar. Değişik türler arasındaki ilişkiler ise ilgisizlikten, en karmaşık sembiyoza, diğer bir deyişle ortak yaşam türlerine kadar çok çeşitli biçimlerde oluşabilir. Bir denizşakayıkı ile bir pagurus arasında olduğu gibi, iki tarafın da yararı ile sonuçlanan ilişkilerde karşılıklı ortak yaşam söz konusudur. Köstebeklerle, bu hayvanların yeraltı tünellerinde yaşayan yüzlerce küçük böcek arasındaki ilişki ise çok daha değişiktir. Bu böcekler, köstebeğin yuvasında yaşam için en uygun koşulları bulurken, köstebeğin, konuklarının varlığından haberi bile yoktur-. Karıncalarla, bunların yuvalarında yaşayan birçok küçük kınkanatlı arasında da aynı ilişki gözlenmektedir. Bu durum komensalizmin (ortakçılık) tipik bir örneğidir. Kendilerini daha hareketli büyük hayvanlara bağlayarak uzun yol alan birçok küçük canlının durumu da bundan pek değişik değildir. Kelebeklere ve kınkanatlılara yapışmış küçük kırmızı lekeler olarak görülen keneler ve balinalarla kaplumbağalara bağlanan beyaz kurtlar bu tür bir yaşam sürerler.

Komensal (ortakçı) bir hayvan, kendi payı ile yetinmeyip sınırı aştığı zaman asalak durumuna geçer. Bu durumda iki hayvan arasındaki ilişki birisinin yararı, diğerinin ise zararı yönünde dengesini yitirmiş olur.

Omurgasızlar arasında oldukça fazla asalak türü bulunmaktadır. Bunlar, ya (örneğin sivrisinekler gibi) kurbanlarından biraz kan emerek ayrılan geçici asalaklar ya da çeşitli dokulara, kana ya da sindirim borusuna yerleşerek yaşayan sürekli asalaklardır. Asalakların çoğu gelişimleri süresince konak değiştirirler ve böylece (çoğunlukla yetişkin durumlarından oldukça değişik bir görünümde olurlar) larva devrelerinde gelişme döngülerini tamamlamış olurlar.

Çift konaklı bir asalağa örnek olarak tenya ya da bağırsak kurdu gösterilebilir. Bu kurt, insanlara, bu asalağın larvalarını taşıyan çiğ et yoluyla geçebilir. Bunlar, sindirim sıvıları tarafından etkilendiklerinde skoleks denen yumruyu oluşturan küçük beyazımsı keselerdir. Kendini bağırsak duvarına bağlayan skoleks, tenyanın en öndeki ucunu oluşturmaktadır. Bu parça, sürekli bir işlem yardımıyla proglodit/er oluşturarak çoğalır(progloditler sürekli olarak ayrılıp, dışkı ile dışarı atılan yumurta dolu küçük bölüklerdir). Kirli yerlerde otlayan bir domuz, büyük bir olasılıkla kurdun mikroplarını kapacaktır. Bu solucanın 6 belirgin pençeye sahip olan larvası, kısa süren hareketli bir devreden sonra kaslarda kese (ur) oluşturmaktadır; bu noktada hayvanın tek düşüncesi canlılığını yitirmeden herhangi bir insanın midesine varabilmektir. Buna dayanarak tenyanın döngüsünde iki evre olduğu söylenebilir: Domuzun vücudunda geçen larva evresi ve insanın vücudunda geçen yetişkinlik evresi. Domuz ara konak, insan ise son konaktır. insanı son konak olarak kullanan diğer bir solucan da karaciğer sülüğüdür. Yaprak biçiminde düz ve birkaç santimetre uzunlukta bir vücudu olan bu hayvan, bazı otçul memelilerin safrakeselerinde yerleşir. Bu otçul memeliler, genellikle koyunlar olmakla birlikte, bu canlı bazı durumlarda insanlarda da görülebilmektedir.

Bu hayvanın gelişim döngüsü çok karmaşıktır. Gerçekte hayvanın

larvalarının gelişimi, yalnızca yumurtaların suya bırakılmasıyla gerçekleşir: Bu aşamada küçük kirpikli larva (miracidium), ara konak olarak kullanabileceği bir bataklık salyangozuna ulaşmaya çabalar, salyangozu bulan larva doğurarak çoğalan yeni bir biçim, kirpiksiz redia halini alır, son olarak da üçüncü ve son biçim olan cer caria durumuna dönüşür. Bu biçimdeki canlının, suda hareket etmesini sağlayan bir kuyruğu vardır. İlk konağına yerleştikten sonra, kendini bir su bitkisine bağlar. Bu tür bataklık bitkileri arasında otlayan otçul hayvanlar, bu kurdun son konak yerini oluştururlar. Asalak bir kurdun karmaşık gelişme döngüsünde, insan da bazen ara konak olabilir. Ekinokok örneğinde insan (bir kez daha koyunla değişmeli olarak) ara konaktır. Öte yandan döngüyü tamamlamayı başaran ekinokok bireyleri erişkin durumlarında köpek ve benzeri etoburlarda gelişirler. Erişkin bir ekinokok, tenyaya benzeyen birkaç milimetrelik bir kurt türüdür. Özellikle kırsal kesimlerdeki köpeklerin bağırsaklarında bu hayvanların yüzlercesi, hatta binlercesi barınabilmektedir. Yumurtalar doğal olarak dışkı ile atılırlar ve insanlar da bu mikropları, hayvanlar arasında en yakın dostları olarak bilinen köpeklerden rahatlıkla alabilirler.

Ekinokok ara konaktayken bağırsak kurtlarında görülene benzer bir kist oluşturur, ancak bu kist yaklaşık 1 litre sıvı kapsayan aşırı büyük bir kisttir. Bu kistler karaciğer ve beyin gibi çok önemli organlarda da oluşabilmektedirler. insanların üstünde yaşayan asalaklar, basit gelişme döngüleri olan omurgasızları da kapsarlar. Bunlar özel bir larva evresi geçirmezler ve biyolojik döngülerinin bütününü bir tek konakta gerçekleştirirler. İlerlemiş ülkelerde ortaya çıkan sivrikuyrukların ya da askaritlerin beraberlerinde getirdikleri bileşimler oldukça zararsızdır.

Herhangi bir asalağın günlük yaşamında karşılaştığı sorunlar, bu insan asalaklarının tümünde açıkça görülmektedir. Konağa ulaşan bir asalak için en önemli sorun, sindirilmek ve^öylece yok olmaktır. Bu durumdaki bir asalak için konak, canlıyı sömürebileceği ve yumurtalarını kolaylıkla bırakabileceği bir yarık ya da kuytu bir yerdir.

Bağırsak kurtları yumurta bırakma sorununun üstesinden kolaylıkla gelmişlerdir; karaciğer sülüğünün safrakesesine bırakılan yumurtaları buna benzer, ancak daha uzun bir yol izlerler.

Sindirim borusunun duvarına bağlı olarak yaşayan bağırsak kurdunun beslenme sorunu yoktur, bu hayvan konakladığı canlının sindirim enzimleri tarafından sindirilen besinleri kullanabilmektedir. Ağzı ve sindirim borusu olmayan tenyalar, gereksinme duydukları besinleri vücut duvarları ile emerler. Öte yandan, başka bir canlının bağırsağında yaşamak oldukça tehlikeli olabilmektedir. Bu nedenle tenyada, konak canlının sindirim enzimlerine karşı korunmayı sağlayan bir üstderi bulunmaktadır.

Diğer önemli bir sorun yeni bir canlıya geçme sorunudur. Asalak yumurtasının dış ortama çıktıktan sonra, yerleşecek bir başka kurban bulma olasılığı oldukça azdır. Asalağa yardımcı olan en önemli araçlardan biri doğurganlığın artmasıdır. Hayvanın her bir progloditi binlerce yumurtayla doludur. Bu bölütler sürekli olarak atılıp, yerine yenileri olmaktadır. Diğer bir araç da kurtların iki ardıl döllerinin son konakları arasına, aracı niteliği taşıyan bir ara konağın sokulmasıdır. Bu çözüm asalağa özellikle fazla hareketli olmadığı zamanlar çok büyük yararlar sağlamaktadır. Şimdi de sıtma asalağının (plazmodyumunun) üreme döngüsünü inceleyelim. İnsanlar bu asalağı, anofel adındaki bazı sivrisineklerden alırlar. Anofelin yumurtalarını olgunlaştırabilmesi için benzerleri gibi bir memeliden bir miktar kan emmesi gerekmektedir. Memeliyi ince iğnesi ile sokan bu hayvan, kanı emdiği süre içinde kanın pıhtılaşmasını önleyen bir madde içeren salgısını da kana karıştırır. Önce karaciğerde gelişen, daha sonra alyuvarlara geçen sıtma asalağı, bu salgı yolu ile insana aşılanmaktadır. Mikrop sıtmalı bir insanın kanını emen başka bir sineğe de kolayca bulaşabilmektedir. Asalak üremesini hayvanın bağırsaklarında gerçekleştirir ve buradan da diğer bir insana aşılanacağı tükürük bezlerine geçer. Asalağın bir sivrisinekten diğerine, ya da bir insana dolaysız olarak geçmesi hemen hemen olanaksızdır. Ancak üremenin iki evresinin değişik konaklar arasında birbirini izlemesi, bazı kaçınılmaz kayıplara yol açmakla birlikte, asalağın yaşamını garantilemektedir.

Bir asalağın konakladığı canlıya verebileceği zararlar çok çeşitli olabilmektedir. Bunlar besin almak ve birçok organ ya da dokularda yaralar gibi dolaysız nedenlerle, mekanik ve kimyasal gibi dolaylı yollarla olabilirler.

Örneğin bağırsak kurdu son konak olarak kullandığı omurgalıda hiçbir yaraya neden olmaz, buna karşılık ondan besin alır, yiyeceğin bağırsaktan geçişimi zorlaştırır ve kendi metabolizma artıklarını bu canlının içine bırakır. Ote yandan, karaciğer sülüğü karaciğer dokusunu yıpratır ve safrakesesinin boşalmasını engeller, bu da konakladığı canlının sağlığında belirgin bozukluklara neden olur.

Bazı durumlarda asalak, etkinliğini kurbanını bütünüyle yok edecek kadar yoğunlaştırır. Bu gerçekleştiği zaman, etken bir asalaklıkla yırtıcılığın arasında bir sınıra gelinmiş olur.

Örneğin, larva devrelerini yumurtaların içinde tamamlayan birçok arı türünün yok ettiği diğer böceklerin larvaları ve yetişkinlerinden geriye yalnızca boş cesetler kalır. Oysa konak canlının her yönüyle yok edilmesi, asalaklar için gelecek kuşakların besin kaynaklarının yok edilmesi anlamına da gelir.

Gerçekte bir asalak ile konağı, ilişkinin dengelenmesi eğilimindedirler. Bu ilişki asalağın konak canlıyı, bu canlının yaşamasına özen göstermek koşuluyla, olabildiğince sömürmesi biçiminde dengelemektedir. Bu nedenle tarıma zararlı olan bir böceğin, bu böceklerin yaygın oldukları alanlara bu türe özgü asalağın sokulmasıyla bütünüyle yok olacağını düşünmek yanlış Olacaktır.

Biyolojik mücadele olarak bilinen bu teknik, yalnızca bir bitki türünün yaygın ekimi ve otobur bir böceğin içinde, doğal düşmanlarıyla karşılaşmadığı yeni bir alandaki şiddetli etkisiyle bozulan bir dengenin yeniden kurulmasında kullanılabilmektedir. Pratikte asalakların büyük istilaları yalnızca hayvan çiftliklerinde olduğu gibi kısıtlı bir alanda çok sayıda bireyin olması durumunda gerçekleşmektedir.

Asalaklar, küçük ancak daha tehlikeli olan diğer asalakları ileterek, kurbanlarına oldukça büyük zararlar verirler. Anofel sivrisinek, deriyi sokarak sıtma asalağını aşılar. Yine aynı biçimde Mısır veba piresi vebayı, çeçe sineği uyku hastalığına neden olan tripanazomayı (Afrika ülkelerinde oldukça yaygın olan bir hastalık) ve keneler aralarında sığırlara aşırı derecede zarar veren Kayalık Dağları ateşi de bulunan birçok hastalık mikrobunu geçirirler. Asalakların basit gibi görünen vücutları emme ve üreme işlevleri için gerekli özelliklere sahiptir.

Örneğin bağırsak kurtlarında sindirim borusunun olmadığı (bunların yırtıcı akrabaları olan), planaryalarda ise bu yapının var olduğu gözlenmektedir. Entoconcha, diğer yumuşakçaların içinde yaşayan küçük bir karındanbacaklı yumuşakça türüdür: Bu hayvanın yapısında bir yiyeceğin, iç organlara ait kesenin ve üstderinin, diğer yumuşakçalardaki gibi ayırt edilmesi oldukça zordur. Tamamen kabuksuz olan bu yaratık, bir yumuşakçadan çok, bir solucan görünümündedir. Bu hayvanın gerçek yapısı, normal deniz salyangozlarınınki ile aynı olan larva evresinde belirmektedir. Asalak yaşama doğru gidiş, gerçekte yetişkinin yapısının basitleşmesiyle son bulmaktadır. Bu yapıdaki organlar, türün sürekliliği için gerekli olan organlara indirgenmiştir. Bazı asalak eşbacaklılarda da buna benzer değişimler gözlenmektedir. Bunlar balıkların ve diğer kabukluların üzerinde yaşayan ve bağımsız bir yaşam süren akrabalarına hiçbir yönden benzemeyen, alışılmışın dışında yapılara sahip deniz kabuklularıdır.

Bu hayvanlarda duyu organları, kurbanlarının varlığını görerek ya da kokuyla belirleyebilen bazı dış asalaklar dışında, oldukça basitleşmiştir. Örneğin keneler, geçen memelilerin derilerinde bulabilecekleri butirikasit kokusuna çok duyarlıdırlar.

Asalakların büyük bir çoğunluğu, uzun süreler besin almadan yaşamlarını sürdürebilmektedirler.

Bu, bir dahaki besinlerini bulabilecekleri zamanı önceden kestiremeyen birçok dış asalak, kene ve sülük için çok önemli bir etkendir. Sülükler uzun süre yiyeceksiz kalabilecekleri için kurbanlarından olabildiğince çok kan emerler. Emilen sıvı bağırsağın kenarındaki özel keseciklerde toplanır ve daha sonra dinlenirken sindirilir.

Bazı asalaklar seçim yapmadan değişik türlerden kan emdikleri, diğerleri yalnızca üzerinde yaşadıkları bir ya da birkaç cinse bağımlıdırlar. Gerçekte bu tür özelleşmeler, konak tür ile asalağın davranışlarındaki uyuma bağlı olarak gelişir. Bu nedenle asalakla diğer türdeki kurbanlar arasında kurulan ilişki doğal ortamda kurulan ilişkiye benzemez. Laboratuvarda ise asalaklar başka türlerden geçinmek konusunda hiç yabancılık çekmezler.

Çekici değil, ancak çoğunlukla garip görünüşlü yaratıklar olan asalaklar, her ortamdaki doğal dengenin temel bir parçasıdır. Çok sayıda tek hücreli hayvan, bağırsak kurdu ve yuvarlak solucan doğada birçok hayvan toplumunun nüfus artışını kontrol altında tutan etkenler olarak görev alırlar. Bunların varlığı, üzerinde yaşadıkları konaklar için zararlı olmakla beraber, hayvanların olası tüm yiyecek kaynaklarını kullanarak en değişik yaşam koşullarına uyum sağlayabileceklerini gösteren bir kanıttır.

Yorum yazın