Ammonit Nedir

Ammonit Nedir

Dünyada yaşamın tarihinde, türlerin soyunun tükenmesi alışılmış bir olaydır. Geniş alanlara yayılmış ve birçok değişik tür tarafından temsil edilmiş yaşam biçimleri bile, doğrudan doğruya onlardan kaynaklanan hiç bir tür bırakmadan yitip gitmişlerdir. Bunlardan biri, yalnızca fosiller yoluyla bilinebilen ve sarmal bölmelenmiş kabuklar içinde yaşamış olan ammonit’lerdir.
Ammonit’lerin yalnızca dış kabukları günümüze kadar gelebilmiştir. Daha nazik ve kolaylıkla bozulabilen izlerin korunduğu ince kum tabakaları içinde bile, bedenlerinin yumuşak bölümlerinin hiç biri fosilleşmemiştir. Ama kabuklarına, dünyanın çeşitli yerlerindeki kayalarda raslanır. Bu kabuklar, büyüklük, biçim ve süsleri açısından farklıdırlar. Westfalen’de Tebeşir devri kayalarında bulunan ve ammonit kabuk fosillerinin en büyüğü olan Pachydiscus seppenradensis, aşağı yukarı 2 m çapındadır.
Kabukların içlerinde bulunan kas izlerine bakılarak anlaşılan hayvanların kabuklarına tutunma yöntemleri, ammonit’lerin ahtapot, mürekkepbalığı ve kalamarın yanı- sıra, kafadanbacaklılar sınıfından olduğunu göstermektedir. Günümüzde yaşayan tüm hayvanlar içinde ammonit’lere en yakın olan notil’dir (nautilus). Notil gibi, ammonit’ler de, çevrelerinde bölmeli kabuklar oluşturmuşlar ve yeni bölütler büyürken eski bölütleri atmışlardır. Beden yalnızca en yeni ve en dıştaki bölmeyi kaplamış durumdaydı. İç bölümde bulunan bölmeler ise kabuğun dışındaki suyun basıncına uyum sağlamışlardı. Böylece hayvan, denizde herhangi bir derinlikte yaşayabiliyordu.
Notil ve ammonit’in ortak ataları yaklaşık 570 milyon yıl önceki Alt Kambriyen döneminde beliren Nautiloidea alt sınıfının kafadan- bacaklılarıydı. Birinci zamanın başlarında Nautiloid’\er, kökenleri çok
eski zamanlardan kalan yetkinleşmiş biçimler oluşturmuşlardı.
Nautiloid’ler, kabukları düz ve kemerli ilkel biçimlerden, daha ileri düzlemsarmal biçimlere evrimleştiği zaman gelişimlerinin doruğuna ulaştılar. Silüryen devrinden başlayarak gerilediler. Birinci zamanın sonlarında, günümüze kadar hiç değişiklik göstermeden gelen notil takımına indirgendiler.
Ammonit’ler ilk olarak, nautiloid’lerin gelişimlerinin yüksek bir düzeyinde ve sayıca çok fazla oldukları Karbon devrinde belirdiler. Nautiloid’ler geriledikçe, ammonit’ler hızla geliştiler. Gelişmelerinin en üst düzeyine ulaştıklarında, nautiloid’lerin soyu tükenmek üzereydi.
Ammonit’ler kalıtımsal olarak nautiloid’lerden türedikleri halde, daha gelişmiş ve çevreye daha kolay uyum sağlayabilen bir yapıları vardı. Nautiloid’lerin ve ammonit’- lerin yalnızca bir ara biçimi vardır: Ammonit’lerle birtakım içsel benzerlikleri olan, ama ilkel nautiloid’ler gibi de düz kabukları bulunan Bactrites’ler (Devonyen devrinde yaşamış bir yumuşakça). Bactrites’ler, Kambriyen ve Alt Silüryen’in düz kabuklu nautiloid’leriyle, ilk olarak Devonyen’de ortaya çıkan sarmal kabuklu ammonit’leri birbirine bağlayan bir halka oluştururlar.

AMMONÎT’LERİN GELİŞMESİ

Ammonit’ler, Birinci zaman boyunca nispeten yavaş geliştiler. Birkaç ana grup vardı; ama bu ana gruplar, birçok biçim çeşitlilikleri gösteriyordu. Ammonit’lerin ilk gerçek evrimsel patlamaları, Triyas devrinin başlarında, yaklaşık olarak 225 milyon yıl önce, gerçekleşti.
Triyas devri boyunca ammonit’ler dünyanın tüm denizlerine yayıldılar. Ama bu devrin sonunda türlerinin çoğu öldü, soyları hemen hemen tükendi. Bununla birlikte, birkaç tür, yaşamayı sürdürdü ve ikinci bir evrimsel patlama, Jüra ve Tebeşir devirlerinde denizlerdeki ammonit nüfûsunu yenicen artırdı. Tebeşir devrinde, ammonit’ler ikinci bir çöküş yaşadılar. Bu, onların hemen hemen sonu oldu ve yaklaşık olarak 65 milyon yıl önce soyları hızla tükendi.
Sonuç olarak, ammonit’lerin Karbon devrinde ortaya çıkıp Tebeşir devrinde yokolduklarını söyleyebiliriz (200 milyon yıldan uzun bir süre). Bu süre içinde, yaklaşık 5 000 değişik türleri evrimleşti. Bazı türler yalnızca bir devir boyunca yada bir devrin belirli bir süresince yaşadılar; ama tümü, tüm enlemlerde denizlere yayılmışlardı. Bu geniş yayılmadan ötürü fosillerinin kayalar üstündeki varlıkları kayaların hangi devirden kaldığını gösterdiği için, ammonit fosilleri işaret fosillerinin en yararlılarıdır.
Ammonit’lerin evrimsel patlamaları ve çok geniş biçimde yayılmaları ortaya bir soru koyar: Günümüzde hiç benzeri bulunmayan bu gelişmenin nedenleri neydi? Bu canlıların kendilerine çok uygun bir zamanda ortaya çıktıkları ve değişen koşullara, yerlerini aldıkları nautiloid’lerden daha çok uyum sağladıkları kuşku götürmez. Ammonit’ler uyum sağlama yeteneği yüksek hayvanlardı. Derin yada sığ denizlerde ve ılık yada soğuk iklimlerde yaşayabiliyorlardı.
Ammonit’lerin yokolma nedeni bilinmemektedir. Bir kurama göre, ammonit’ler İkinci zamanda evrimleşen su sürüngenleri tarafından avlanmışlardır. Su sürüngenlerinin fosillerinin midelerinde bulunan ammonit fosilleri, bu kuramı doğrulamaktadır. Bazı ammonit fosillerinde de sürüngen dişlerinin izlerine raslanmıştır. Başka bir kurama göre de, uzun evrimleşme süreçleri boyunca, ammonit’ler ortamdaki yeniliklere uyum sağlayamayacak derecede farklılaşmışlardı.
Büyük bir olasılıkla ammonit’ler, tüm kafadanbacaklılar gibi, daha küçük su canlılarını —çok küçük yumuşakçalar gibi— yiyerek beslenmişlerdir. Ammonit’lerin ahtapot, mürekkepbalığı ve no.til gibi, deniz suyunu huni biçimindeki bir organ yoluyla iterek yüzdükleri varsayılmaktadır. Yüzerken kabuklarını bakışım düzlemi dikey, canlı bölme de aşağıda olacak biçimde tutarlardı. Bu yüzme biçiminin kanıtı, Bavyera’da Jüra devrinden kalma kireçli kayalarda bulunan ammonit fosillerinden çıkarılabilir. Kabukların yamsıra, deniz dibindeki çamura çıkan izler de bulunmuştur.
Değişik ammonit türlerinin kabukları görünüş açısından farklıdır. Bazıları yanal olarak düzleşmiş ve yüzmeye elverişli disk benzeri biçimler almışlardır. Bu tip kabuklar, çoğunlukla derin denizin özelliği olan çamur tortullarında bulunduklarından, bu türlerin açık denizde ve karadan uzakta yaşadıklarına inanılmaktadır. Belirgin sırt çizgileri, omurgaları ve gösterişli yapıları olan kabuklar, çoğunlukla kireç tortullarında bulunmuştur.
Bu yüzden bunların da, büyük bir olasılıkla kıyı şeridine yakın sığ sularda yaşadıkları varsayılmaktadır. Ama gene de, fosilin bulunduğu kayanın cinsinden türlerin alışkanlıklarını öğrenmek güç iştir. Bu güçlük, kabuğun hayvan öldükten sonra başka yerlere taşınmasından, ölüm anında kabuğun gövdeden ayrılmasından ve batmayan boş kabukların okyanus akıntılarıyla çok uzaklara sürüklenmesinden doğmaktadır. Sonuç olarak, kabukları kıyıya yakın tortullarda bulunan hayvanlar, aslında kıyıdan uzakta ve derinde yaşamış olabilirler. Bunun tam tersi, derinliklerdeki tortullarda raslanan kabuklar için geçerlidir.

AMMONİT FOSİLLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Ammonit fosillerinin sınıflandırılmasını güçleştiren bir etken, birbirleriyle benzeşmeyen çok çeşitli tek tek fosillerin bulunmasıdır. Bu tek fosiller, aslında, yaşayan canlının dış etkenler yüzünden yaralanıp biçim bozukluğuna uğramış biçimleri oldukları halde, bazen yeni türler olarak sınıflandırılmışlardır. Birçok fosilde, kabuğun en zayıf bölümü olan yaşayan bölmenin yaralanması sonucu doğan bozukluk izlerine raslanır. Bu durum daha ender olarak, kabuğun öteki bölümlerinde de görülür. Sözkonusu zedelenmelere yol açan kazalar, oluşumun erken devrelerinde ortaya çıktığı zaman, sonuç olarak yanlış biçimlenmiş bir kabuğu doğuran anormal büyümeyi doğurdu. Bu «canavar»ların bazılarının, biçimsizce bükülmüş bakışımsız biçimleri vardı; bazılarında da aynı tip kabukların fosillerinde bulunmayan ve dikişe benzeyen süslere Taşlanmıştır.

Yorum yazın