Yaşar Kemal Hayatı ve Eserleri

Yaşar Kemal Hayatı ve Eserleri – Yaşar Kemal Kimdir

YAŞAR KEMAL, yazar (Adana/Osmaniye/Hemite: Göğceli Köyü 1922); gerçek adı: Kemal Sadık Göğceli. Aile kökenini ve çocukluğunun benzersiz koşullarını hem özyaşamöyküsünü andırır anlatısından (Yağmurcuk Kuşu/Kimsecik 1,1980) hem Mahmut Makal’ın bir yazısından izleme olanağı vardır (Varlık, 1 Haziran 1967). Gerçekten bu yaşam özellikleri; kendini yetiştiren inançlı insanın, dünya edebiyatında başka olumlu örnekleri de önde gelen, direniş destanı vardır. Beş yaşlarında bir kan davasının kurbanı olarak babasını, bir süre sonra kaza sonucu bir gözünü yitirdi, ilkokulu bitirmesi de köy-kasaba iletişiminin yarattığı çeşitli güçlükler yüzünden on altı yaşlarında gerçekleşebildi (Kadirli, 1938). İl merkezine göçen aile desteğinde ortaokulu Adana’da başladıysa da doğal geçim güçlükleri onu bir an önce yaşam ekmeğinin ardına düşürdü (Adana 1. Ortaokulun son sınıfından ayrılış, 1941). Bundan sonrası, sürekli denemelerle, bulunabilen her işte tutunma, kazanma iradesiyle geçen zaman dilimidir (ırgat kâtipliği, kitaplık memurluğu, arzuhalcilik, ilkokul vekil öğretmenliği, ba-tos işçiliği, traktör sürücülüğü, su bekçiliği…). Bu yıllar aynı zamanda tomurcuklanan edebiyat yeteneğinin açış fırsatları, çıkış yolları aradığı dönemdir. Şiirler yazar (Adana, Görüşler dergisinde, 1939), aynı dergide Çifte Çapa Manileri derlemesi, 1942, Ağıtlar 1943), halkbilim alanının ilginç ürünlerini ele geçirmeye çalışır, şiirden vazgeçemez henüz: Ülkü (1942), Kovan (İzmir, 1943), Millet (Ankara, 1943), Beşpınar (Gaziantep, 1943) dergilerinde görünen Kemal Sadık Göğceli şiir ürünleri onundur. Bu yıllarda tanıştığı Orhan Kemal ile (1914-1970) dostluğu ona doğru yolu gösterecek kıvamda değildir; çünkü Orhan Kemal de kendini şair saymakta, o yolda öne geçmeyi ummaktadır; öykülerle romanları ancak birkaç yıl sonra doğacaktır.

İstanbul’a gelişle Cumhuriyet gazetesinde bir yer bulma aynı zamanda açılan iki olumlu kapıdır (1951). Kaleminin ürünlerini devşirebilecek, dünyaya bakış özgünlüğünü yeteneğinin ilginçliği oranında canlandırabilecektir. Saz çalıp türkü söylemek, atışmaları izleyip yarışmalara katılmak, dergilere şiirler saçmak dönemi bitmiş olur. Şiirden sonraki açık kapı öykü diye görünür. Bir bu dalda, bir de röportaj alanında yepyeni ve canlı bir sesin duyulmamış ürünlerini getirir: Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün (Cumhuriyet’-te yazı dizisi, 1955 İstanbul Gazeteciler

Cemiyeti Başarı Armağanı), içinde Bebek de bulunmak üzere Sarı Sıcak öyküleri (1952). Yeterince ilgi ve yankı uyandıran bu eserlerin artırdığı merakı ardından gelen gazetecilik ürünleri karşılamaya çalışırken (Yanan Ormanlarda Elli Gün, 1955; Çukurova Yana Yana, 1955; Perl Bacaları, 1957) beklenmez bir türden, roman türünden gelen iki değişik eser yazarının adını birden doruğa çıkarır: Teneke (1955), ince Memet (1955, Varlık Roman Armağanı).

Bugün bütün dünyanın tanıyıp saygı duyduğu, ilgi duyup her ürününü beklediği Yaşar Kemal böylece doğdu; kendini yetiştiren özenli emeğine, yetiştiği coğrafyanın tarihsel sorunlarını kattı; insanesever ülkücülüğüne toplumcu bilinci ekleyerek kendine yatkın bulduğu bir türü, anlatı türünün en yetkin örneği romanı seçmiş oldu. ilk şansı; içinde doğup büyüdüğü Çukurova dokumasında doğayla toplumu, ırgatla patronu, ezilenle ezeni, eşkiya ile ağayı, tarımla sanayii birlikte yaşar gör-mesiydi, böylece konuları önce oradan geldi: ince Memet (2. cilt 1969; 3. cilt 1984; 4. cilt 1988), Orta Direk (1960), Yer Demir Gök Bakır (1963), Ölmez Otu

(1969) (ilk üçlemesi); Akçasazın Ağaları ana başlığıyla ikinci üçleme denemesi: Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974), Madaralı Roman Ödülü), Yusufçuk Yusuf (1975). Aynı yöreden, oranın insanlarından görünümler: Yılanı Öldürseler (1976).

Arada destansı anlatılar yayımlatmıştı: Üç Anadolu Efsanesi (1967), Ağrıdağı Efsanesi (1970), Bınboğalar Efsanesi (1971), bir de belgeselin destansı anlatımı: Çakır-calı Efe (1972). Öyküden vazgeçmiş görünerek —Teneke ile birlikte— hepsini tek ciltte biriktirdi: Bütün Hikâyeleri (1967); röportajlarını da derleyip topladı: Bu Diyar Baştan Başa (1971). Âdına duyulan doğal merakla kaleminin bütün ürünlerini halkına sunmak gereğine inandı: Bir Bulut Kaynıyor (son röportajlar, 1974), Taş Çatlasa (1961) fıkralarını zenginleştirdi: Baldaki Tuz (1974), Ağacın Çürüğü(1980).

Bu kez büyük kente baktı: Sahipsiz çocukları, kirletilip öldürülen doğası, kendisine çok değişik gelen deniz coğrafyasıyla: Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Allahın Askerleri (1978), Kuşlar da Gitti (1978), Deniz Küstü (1978), geçmişe dönük anılar izlenimiyle Kimsecik (1980), Höyüke-ki Nar Ağacı (1982), Kimsecik II (1985), Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan Kale Kapısı (1986).

Anlatılarının bazıları sahneye uyarlandı (Teneke, Yer Demir Gök Bakır, Ağrıdağı Efsanesi..), konularından iyi filmlerin senaryoları çıkarıldı (ince Memet, Beyaz Mendil, Namus Düşmanı, Alageyik, Ka-racaoğlanın Karasevdası, Ölüm Tarlası, Yılanı Öldürseler, Yer Demir Gök Bakır), hemen bütün eserleri yabancı dillere çevrildi, yazarlığıyla kişiliği -bilenen bütün ödüllerle-Nobel dışında?— onurlandırıldı. Çünkü Yaşar Kemal, her şeyden önce halk kaynağına dayalı dil ve anlatım özelliğiyle, gözlem gücüne, toplum ve doğa gerçekleriyle insan sorunlarına dönük büyük gözün ürünlerini verdi. En umutsuz yollardan gelen bu büyük yetenek, halkın sanat kaynaklarından beslenen içgüdüsel sezgilerini de katarak, bugünkü Türk toplumuna büyük roman aynası oldu. Aslında romancılık anlayış toplum yararına gerekli tezlerin savunusuna dayanmaktaysa da zaman zaman oyalandığı da oldu, durup bekledi bir süre; Türkiye’nin bugünleri de herhalde onun romanlarına yansıyacaktır daha ilerde. Yaşar Kemal, bütün Türkiye’yi özetleyen eseriyle dış dünyanın da beklediği sanat başarısına kavuştu.

Yorum yazın