Plotinus Kimdir

Plotinus Kimdir

Yunan felsefecisi (Lykopolis, Mısır, 205-Campania, 270).
244’te Roma’ya gelen Plotinos burada bir yeni-eflatunculuk okulu kurdu. Ünlü öğrencisi Porphyrios’un ısrarı üstüne Enneades (Dokuzluk) adlı yapıtını yazdı. Porphyrios’un Vita Ploti-ni (Plotinos’un Yaşamı) adlı kitabı, felsefeciyi hem etkileyici (herkesin dinlediği bir “bilinç yönlendirici”siydi o) hem de, dünyadan eletek çekmesi dolayısıyla kasvetli bir kimse (bedensel titizliklerden kaçınan, en yakın arkadaşlarının bile uzaklaşmasına yol açan yaralar içinde ölen bir kimse) olarak tanıtmaktadır bize. Plotinos’un öğretisi, Bir ’den çıkarak art arda gelen yozlaşmalara uğrayan varlığa ilişkin bir öğreti olarak ve ruhumuzun, ilk baştaki birliğe nasıl ulaşacağını ve onun içinde nasıl eriyeceğini açıklayan bir kurtuluş öğretisi olarak tanımlanabilir.

AŞAĞIYA DOĞRU İNEN AŞAMALANMA

Plotinos’a göre, ruh, akılla kavramla-bilir bir gerçeğe, felsefe aracılığıyla ulaşabüir. Bu gerçeklik, varlığın ilk ilkesi olan Bir ya da İyi’dir. Bir, varlığın ilk ilkesi olduğundan, biricik gerçek ve değerli gerçeklik ruh gözüyle varlığı seyretmektir. Bir, ilk ilkedir, yani belirlenmemiş olan özneler (bunlar, belirlenmiş özlere ve tözlere karşıttırlar) arasında en yüce olan öznedir. Bütün öteki gerçeklikler, Bir’den kaynaklanır ve Bir, bundan ötürü, canlı gücünden (bu her şeyin içindedir) hiçbir şey kaybetmez.
İkinci ilke, akıl ya da zekâdır, yani İde-aların (bunlar, var olan tüm gerçekliklerin örnekleridir) ve ondaki ortak tinlerin dünyasıdır. Bunların derin birliği, ilk ilkenin simgesi gibidir çünkü, birleşen bütün zekâlar biricik aklı ya da tini oluştururlar. Aklın, Bir’ den çıkması gibi, ruh (üçüncü ilke) da akıldan türer ve bu ruh kavramı, Ef-latun’un ya da Stoa felsefesinin dünya ruhu kavramına benzer. Ruh, akılla kavranabilir dünya Ue duyusal dünya arasında bir geçit gibidir ve akıl-sal kavrayışıyla etkili olur. Ama bu ruh, içinde hapsedildiği bir bedene bağlıdır, ama bu yozlaşmadan da sorumlu değildir (Plotinos, doğuştan günahlı olma öğretilerine karşı çıkar). Kendinden geçerek Bir’le birleşebilme (bu durumda, bilip tamyan akıl ve bilinen nesne özdeşleşir), kötülüğün bulaşmadığı arı ruhların bir ayrıcalığı dır. Kötülüğün egemenliğiyse, varhğıı en alt aşamasından başlar ve kötülül bu aşamayla özdeştir. Bundan ötürü tanrısal gerçeklikler, kötülüğün ya bancı olduğu (çünkü kötülük, duyuşa dünyaya düşüş ile tanımlanır) ilk üç ilkede bulunur ancak.
Tanrısal üç ilkenin altmda, bir başka ilkenin, yani maddenin bulunduğunu söyler Plotinos. Ama, maddenin biçim tarafından belirlenebileceğini ve dolayısıyla gücül (gizil) varlık olduğunu söyleyen Aristoteles’e karşıt olarak Plotinos, maddenin belirlenmemiş ve belirlenemez olduğunu, gizü olarak da herhangi bir güç ve özellik taşımadığım ileri sürer. Böylece, duyusalın, maddede geçici olarak bulunan bir biçim (form) yansısı olduğunu ve bundan ötürü maddenin kesin belirlenimler edinemediğim, oysa ilk ilkelerin, yetkin olarak belirlenme özelliğini taşıdıklarım söyler.

RUHUN KURTULUŞU YA DA YUKARIYA YÖNELEN AŞAMALANMA
Duyusal dünyayı açıklamak için Parmenides adlı diyalogunda bir duyusal dünya varhkbilimi (ontolojisi) ortaya koyan Eflatun’a karşıt olarak Plotinos, çağının düşünce eğilimi uyarınca, duyusaldan yüz çevirir ve felsefeyi, bilgi ile mutluluğun gerçekleştirilebileceği biricik yer olan bir varlık alanına ulaştıracak bir araç olarak görür. Bundan ötürü, Eflatun’un yaptığı gibi duyusalı, bilim içinde arıtarak egemenlik altına almak değil, duyusaldan sıyrılmak ve kaçmak söz konusudur Plotinos’ta. Bu durumda, felsefeye dayanan dünyadan eletek çekme tutumunun amacı, ruhu, başlangıçtaki gönül gözüyle görme durumuna getirmektir. Bu kuram, Eflatun’un Phaidon ve Devlet (He Politeia e Peri Tes Di-kes) diyaloglarında açıklanan dünyadan eletek çekme düşüncesini bazı açılardan ele alıp abartmaktan başka şey değildir.

Plotinos’un felsefesindeki temel özellik, gerçekliklerin aşamalandırılmasıdır. Böylece ruhun, en alt aşama olan maddeden, Bir’in görülüp kavranmasına (bu, kendinden geçme halinde gerçekleşir) kadar uzanan var oluş biçimlerinin edinilebilmesi söz konusudur.

Düşünce tarihinde çok önemli bir yeri olan ve Eskiçağ’dan günümüze kadar bütün gizemci felsefeler üstünde büyük etki göstermiş olan bu öğreti, bir din değildir ve Plotinos’un çoktanrıcılığı savunduğu din alanından apayrı bir soyut düşüncedir.

Yeni – Eflatunculuk

Plotinos’un kurduğu okul.

Bu okulu benimseyenler III. yy’dan VI. yy’a kadar, Doğu’nun dinsel öğretilerini Eflatun felsefesiyle uzlaştırmaya ve Yunan kültür mirasını, HıristiyanLIğın artan etkisine karşı savunmaya çalıştılar.

Plotinos’un izleyicileri olan Amelius, Porphyrios ve İamblikhos (Efl. yy’ın ilk otuz yılından IV. yy’ın başına kadar), bocalarının metafizik dehasma sahip olmamakla birlikte, büyük etkiler gösterdiler. Porphyrios’un, kavranılır dünyaya yönelen ruh konusundaki açıklamaları ve İamblikhos’un Pythagoras üstüne açımlamaları, Ortaçağ boyunca okundu ve yorumlandı. Bu düşünürler, Bir ile Madde (bütün kötülüklerin kaynağı) arasında, varlıkların aşağı doğru aşamalanma-sında birçok ayrıntının bulunduğunu ileri sürdüler. Çağında, bir yarı-tanrı gibi görülen İamblikhos, bütün mitolojileri göz önünde tutarak ruhların, yarı-tanrılarm ve tanrıların sayısını artırdı ve yeni bir üçlü sınıflandırmaya gitti. Bazı eleştirmeciler, Hıristiyan tannbilimindeki Üçleme konusundaki soyut düşüncelerin ve hatta Hegel diyalektiğinin kaynağını, İamblikhos’un söz konusu düşüncelerinde bulmuşlardır. Bu düşünceler, gizemcilerin ve büyücülerin bilge ve dünyadan eletek çekmiş kişi karşısında ağır basmasına yol açtı. Yeni-eflatunculuk, bundan sonra, üç merkezde gelişti; Atina’da, Proklos’ tan Damasldos’a uzanan ve bilinircilerle Hıristiyanlara karşı, köhnemiş putataparhğm inançlarını savunma ve büyü ile gizlibilimler üstünde temellenen bir görüş olarak ortaya çıktı. İskenderiye’de, daha ılımlı bir görüş niteliğini edindi ve Hıristiyanlar-la ilişki kurarak sonunda bu din içinde eridi. İtalya’daysa, ermiş Ambrosius ve Augustinus ile, bu yeni-eflatuncu akım, Hıristiyanlık inancını açıkça benimsedi ve Eflatun gizemciliğinin, Hıristiyanhlda uzlaşabilen yanlarından başkasım sürdürmedi. Yeni-eflatunculuğun en temel özelliği, Evren’i aşamalanmış bir yapı olarak görmesi ve “eylem değerlerini, gönül gözüyle görmeye kesinlikle bağındı kılmasıdır”.

Yorum yazın