Orhan Peker Hayatı ve Eserleri

Orhan Peker Hayatı ve Eserleri Hakkında Bilgiler
Orhan Peker Hayatı ve EserleriOrhan Peker , Türk ressamı (Trabzon, 1927 – İstanbul, 1978). İlköğrenimini ve ortaöğreniminin bir bölümünü Trabzon’da tamamlayan Orhan Peker resim araç ve gereçleriyle ilk kez, aynı zamanda bir yayımcı olan büyükbabası Kitabi Hamdi Efendi’nin dükkânında tanıştı. Ortaokulu bitirdiğinde Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmek istediği halde, ailesi onu Avusturya lisesi Sankt Georg’a gönderdi. Yatılı okuduğu bu okulda bir yandan dil bilgisini ilerletirken, bir yandan da şanat kitapları okuyarak, bu konudaki merakını gidermeye çalıştı. 1946’da Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne kay-dini yaptırdı. Bedri Rahmi’nin atölyesinde çalıştığı bu öğrencilik yıllarında, yakın arkadaşlarıyla Onlar Gru-bu’na katıldı (Onlar Grubu, ilk sergisini Akademi yemekhanesinde açtı; 1952’ye kadar sürecek olan grup etkinliği, sonradan kişisel sergilere dönüştü). Akademi’yi bitirdiği yıl (1951), Devlet Sergisi’ne Kırmızı Evli Peyzaj ve Kompozisyon adlı iki tabloyla katıldı. 1953’te İstanbul Cep Tiyatrosu salonunda ilk kişisel sergisini düzenledi. Askerlik dönüşünde İstanbul Şehir Tiyatroları yönetmeni Max Meinecke’nin tercümanlığını yaptı. 1954’te Ankara Amerikan Kültür Merkezi’nde ikinci kişisel sergisini açtı. Ertesi yıl Meinecke ile ilk kez Viyana ve Paris’e gitti. Müzelerde incelemeler yaptı, büyük ustaların yapıtlarını yakından gördü. 1956’da Avusturya’nın Salzburg kentinde Oskar Kokoschka yönetiminde yaz akademisine katıldı. Almanya’ya geçti. Münih’te taşbaskı resimlerini sergiledi. 1957’de İstanbul’a dönüşünde Türk-Alman Kültür Merkezi’nde yeni çalışmalarından oluşan bir sergi düzenledi. Aynı yıl bir sergi de Ankara’da, Galeri Milar’da açtı. 1959’da sürekli olarak Ankara’ya yerleşti, bir süre Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nda gra-fiker olarak çalıştı; hazırladığı uluslararası turizm yılıyla ilgili afiş, Tokyo’da ödül kazandı. 1961’de Ertuğrul yatının battığı japonya’nın Kuşi-mato kentindeki anıt için bir vitray ve iki seramik pano hazırladı. 1965’teki 26. Devlet Sergisi’nde birincilik ödülünü kazandı. Bir yıl kaldığı Madrid’ de monotip resimlerinden oluşan bir sergi yaptı, Prado Müzesi’nde bir El Greco kopyası hazırladı. 1965’te İstanbul’da yurt dışı çalışmalarını içeren bir başka sergi daha açtı. 1966’da yılın ressamı seçildi. 1970’te Bayındırlık Bakanlığı’nın açmış olduğu yarışmada mimar Ragıp Buluç ile ortakba-zırladıkları bir proje nedeniyle birincilik ödülü, aynı yıl TRT’nin düzenlediği yarışmadaysa Âşık Veysel portresiyle başarı ödüllerinden birini kazandı. 1974’te Almanya’daki Türk çocukları için basılan Ağaca Takılan Uçurtma adh kitabı resimledi. Fransa, Belçika ve Hollanda’da düzenlenen Günümüz Türk Resmi sergisine katıldı. 1975’te Brüksel’de bir sergi açtı. Kıyıda adlı tablosuyla 1975’te son kez Devlet Sergisi’ne katıldı. Ankara’daki sergisinden sonra İstanbul’a yerleşti. Ayvalık’ta bir sergi açtı. Çocuk öykülerinden oluşan Güli-bik’i resimledi. 1977’debiri İstanbul’ da, öteki Ankara’da iki kişisel sergi daha açtı. Metin Eloğlu’nun Rüzgâr Ekmek adlı kitabım, son döneminin ağırlıklı konusunu oluşturan güvercin desenleriyle süsledi. Resimleri, Ankara ve İstanbul Resim ve Heykel Müzeleri başta olmak üzere, özel ve resmi koleksiyonlardadır.

SANATI
1950 kuşağı ressamlarından Orhan Peker’in etkili olduğu dönem, çağdaş-resmimizde doğa gözleminin, akım ve eğilim açılarından değerlendirilmediği, konuya daha kişisel bir gözle bakıldığı, eski-yeni kavgasından çok, kalıcı-geçici ayrımının ağırlığını duyurduğu bir döneme raslar. Bu dönemde, ulusallık ve yöresellik tartışmaları, kesin seçeneklerin dar sınırlarını bir ölçüde aşmış, evrenselliğin olanakları üstünde daha geniş boyutlu düşünme fırsatı ortaya çıkmıştır. Orhan Peker, kendi döneminin başka sanatçıları gibi, çağların içinden süzülen ve günümüze uzanan kalıcılığın gizlerini ele geçirmek için, yalnız tek bir yöne değil, algılarını zenginleştirecek tüm yönlere dönmek gereğini duymuş, ancak bu algıların bireşimini, kişilik düzeyinde olgunlaştıracak belli tercihler üstünde karar kılmaktan da geri durmamıştır. Onun değişik dönemlerini kapsayan yapıtlar bütünüyle gözden geçirildiğinde, Peker’ in, Uzakdoğu sanatından Kuzey Avrupa’nın altın çağına, Picasso’dan Türk minyatürlerine kadar, görsel kültürün aşamalarım ilgiyle izlemiş olduğu görülür. Lekeye dayanan anlatımcı bir bireşim, nesnelerin somut görünümlerinden kalkarak soyutlayım bir doğrultuda biçimin uyumlu dengesini yansıtmak olarak özetleyebileceğimiz eğilimi, hemen tüm dönemleri için geçerli olmuştur. Resim tekniklerinin yaygın olanaklarından yararlanmak ve böylece anlatımın vurucu etkisini yoğunlaştırmak da Orhan Peker’in sanatına yeni ufuklar açabilmiştir. Doğaya sevgiyle bakmak, nesneleri ve görünümleri ressamca bir tavırla kucaklamak, onun değişmez yöntemidi Resim, onda bir tutku düzeyinde anlam kazanmışsa, bu, yalnız sanat! var olma bilincinin bir sonucudur. İtfaiye erlerinden kedilere, başını ye: torbasına sokmuş dingin beygirle den, karpuzlu çocuklara ve güvercinlere varıncaya kadar, bütün konularında görsel sezginin sınırsız hazzı resimlerine egemen olmuştur. Çevrede edindiği sıradan izlenimleri, bu hazın yönlendirdiği coşkulu bir anlatı içinde kararlı biçimiyle sürdürmek \ bir konu üstünde ısrarla durarak t kil olandan çoğul olanı üretmek, Orhan Peker’in sanatında temel ilkele den biri, belki de başlıcası olmuştu Bu yönüyle 1930 kuşağı ressamlara dan ayrılır, kendisinden sonraki sanatçıların araştırıcı ve irdeleyici tavrını hazırlayıcı bir işlev yüklenir

Yorum yazın