Nasreddin Hoca

Nasreddin Hoca kimdir – Nasreddin Hoca hayatı
Nasreddin Hoca ince nükteli, güldürücü fıkralarıyle ünlü türk fıkra kahramanı (Hortu, Sivrihisar 1208-Akşehir 1284). Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi Sıdıka Hanımdır. Anadolu Selçukluları ile Bizans’ın sınır bölgesinde bulunan Sivrihisar medreselerinde okudu. Babasının ölümü üzerine bu küçük kasabadan ayrılarak kendi köyünde imamlık yaptı, daha sonra bu işi Mehmed adında birine bırakarak Akşehir’e yerleşti (1237). Burada zamanın ünlü bilginlerinden Seyid Mahmud Hayranı ile Seyid Hacı İbrahim Sultandan ders gördü. Akşehir o sıralarda oldukça önemli kültür merkezlerinden biriydi. Hoca, bazı kayıtlara göre müderrislik ve kadılık yaptı, ölünceye kadar Akşehir’de yaşadı. Kasabanın büyük mezarlığına gömüldü. Dört yanı açık olan türbesinin bir kapısı, bu kapının üzerinde de büyük bir asma kilit vardır; bununla Hoca’nın tuhaflığına işaret edilmek istenir. Nasreddin Hoca, selçuklu hükümdarlarından Alâeddin Keykubad I, Gıyaseddin Keyküsrev II, Kılıç Arslan IV ve Gıyased-din Keyhüsrev III devirlerini yaşadı. Çocuklarıyle torunlarının mezar taşları da bulundu. Sivrihisar’da bir mezar taşının, Hoca’nın Fatma adındaki kızma ait olduğu ve bunun 1327’de öldüğü anlaşıldı. Fatma Hatunun oğlu Mevlânâ Celâleddin, Sivrihisar’da kadılık yaptı. Bunun oğlu, ünlü şair ve bilgin Hızır Bey de İstanbul’un ilk kadısı oldu (öl. 1459). Çocuklarının yine Sivrihisar ve Akşehir köylerinde imamlık ettiklerini bildiren kayıtlar vardır. İstanbul’da Edirnekapı şehitliğinde, Nasreddin Hoca soyundan Kasım Efendi (öl. 1793), kızı Fatma Zehra (öl. 1794) ve onun kızkardeşi Hatice’nin (öl. 1803) mezar taşları vardır.

Akşehir’de Seyyid Mahmud Hayranî’ye ait 1257’de ve Hacı İbrahim Sultana ait 1266’-da düzenlenmiş iki vakfiyede Nasreddin Hocanın da tanıklar arasında imzası görüldü.

Bütün bu kayıtlar ve mezar taşı kitabeleri Hoca’nm gerçekten yaşamış bir kişi olduğunu yeterince gösterir. Nasreddin Ho-ca’yı bir efsane kişiliği altında tanıtan yazarlar çoktur; böyle bir düşünceye kesinlikle yer verilmez. Hortu’lular son torununun kendi aralarında yaşamakta olduğunu söylerler. Hattâ, Hoca’nm oturduğu e-vin temellerini de gösterirler. Hoca’nm köyü, suyu bol bir derenin yamacında, yeşillikler içinde kurulmuştur, öte yandan, ölüm yeri olan Akşehir’de de Hoca’nm hatırasına büyük saygı gösterilir ve ruhani-yetinden himmet beklenir. Kız evlendiren ana – babanın, türbesine giderek onu da düğüne çağırması, yeni evliler için dirlik düzenlik istemesi bir gelenektir. Hoca’yı ziyaret, başka kabir ziyaretlerine benzemez; güle oynaya gidilir, mezarı başında kahkahalar atılır.

Gerçek hayatı ve kişiliği yanında, Hoca’-nın fıkralarına göre de ayrı bir kişiliği vardır. Hoca, Ortaçağ Anadolu’sunun tipik bir kasabalısıdır. Güleryüzlü, şakacı, babacan kişiliğinin çevresinde karısı, oğlu, sonra komşuları, kasaba çocukları, esnaf, köylüler, bütün bir insanlık döner durur. Hele eşeği Hoca’dan hiç ayrılmaz. Eşeğiyle ilişkisini konu edinen fıkralar, en güldürücü olanlardır. Ve onun yoksulluğunu da en iyi bu fıkraları yansıtır.
Nasreddin Hoca fıkraları, ince bir mizah içinde, safdilliği alaya alır; pratik yaşayış için gerekli niteliklere üstün değer verir; hayat mücadelesinde akla, uyanık zekâya, hazırcevaplığa öncelik tanır; insanlarla hoş geçinmeyi, kötü kadere güleryüz göstermeyi öğütler; yani, bütünüyle akla dayanan bir hayat felsefesini yansıtır. Bu fıkralarda müstehcenlik, çirkinlik, kabalık yer aljnaz; şakalar, nükteler kimseye batmaz, öğütler yapıcıdır. Hoca, herhangi aşırı bir davranışa karşı onun tersiyle karşılık verir. Böylece, mizah unsuru bir cümle içinde toplanır; fıkraları hem eğlendirir, hem düşündürür. Gerçeğe aykırı gibi duran bir görünüş altında insan ruhunun kendisi yatar. Fıkraları, yapıları bakımından iki bölümdür: birinci bölümde küçük bir olay anlatılır, ikinci bölümde Nasreddin Hoca duruma göre bir söz söyler, dinleyenleri beklenmedik bir sonuç karşısında bırakır. Şimdiye kadar 250 – 300 arasında fıkrası ya ait olabileceği düşünülmemelidir. Baderlendi. Ancak bunların hepsinin Hoca’zen bir Nasreddin Hoca fıkrası, halk tarafından işlenmiş, değiştirilmiştir. Bazen de başka kişilerin veya başka milletlerin benzeri fıkraları zamanla Hoca’ya yakıştırılmıştır; böylece geniş bir Nasreddin Hoca çevrimi ortaya çıkmıştır. Ancak, onun fıkraları, mizah zevkinin üstünlüğü ve özel havasıyle taklitlerinden kolayca ayırt edilebilir.

Hocanın fıkraları bütün türk ülkelerinde olduğu gibi, komşu milletler arasında da yüzyıllar boyunca nesilden nesle anlatılarak bugüne kadar geldi ve son yüzyıldan beri de batı dillerine çevrildi. Onun kişileri, her toplumda benzerleri görülebilen evrensel tipler olduğu için her yerde benimsendi.

Nasreddin Hoca ve eşeği bazı türk ressamları tarafından sevimli bir üslûpta işlendi; onun fıkraları tiyatro, hattâ sinema çalışmalarına konu oldu. (-> Bibliyo.) [M

Yorum yazın