Michelangelo Buonarroti Hayatı ve Eserleri

Michelangelo Buonarroti Hayatı ve Eserleri Hakkında Bilgiler

MİCHELANGELO BUONARROTİ (1475 – 1564)
XVI. yüzyıl Rönesans resim ve yontusuna bunca ün katan bir başka büyük usta da Michalengelo’ dur. Leonardo da Vinci’den 23 yıl sonra doğmuştur. O da o dönemin sanatçılarının çoğu gibi bir beceri öğrenmek üzere Ghirlandaio’nun dükkânına çırak verildi. Ghirlandaio o çağ İtalya’sının, dinsel temaları çok güzel işleyen sevilen bir ressamıydı.Genç Michelangelo,Ghirlandaio’nun dükkânında fresk tekniği ve çizim alanında sağlam bir temel kazanarak, yetişti. Ancak, Michelangelo’nun sanat konusunda ustasından çok farklı görüşleri vardı. Ustasının kolay çizim tekniğiyle yetinmeyip, insan bedenini, hareket halindeki tüm kaslarıyla resme ve yontuya geçiren antik ustaları inceledi. Leonardo gibi o da, anatomi yasalarını öğrenmeye çalıştı. Kadavralar keserek, insan vücudunun gizlerine ulaştı. Sonunda bu vücuda o kadar egemen oldu ki, başaramayacakları korkusuyla birçok duruşu çizmekten kaçınan ressamların tersine o, zor duruşları çizmekte ustalaşmaya başladı. Çok geçmeden bu konuda antik yontu ustalarını bile geride bıraktığı herkesçe kabul edilmeye başlandı. Palazzo Vechio sarayının büyük toplantı salonunun duvarına kentin tarihiyle ilgili bir resim yapma görevi Leonardo ile birlikte Michelangelo’ya verilmişti. Bu iki sanat dehasının çarpışmasından çıkabilecek kıvılcım yazık ki, Michelangelo nun bir başka büyük tasarım için Roma’ya çağrılmasıyla parlamadan söndü.
Papa II. Julius (Giulio), Hıristiyan kilisesinin başına yaraşır bir anıt – mezar yaptırmak istiyordu. Michalengelo Carra Taş Ocaklarına giderek altı aydan fazla çalıştı ve yaratacağı anıtta kullanılmaya en elverişli mermer kütlesini kendisi seçti. Sanki o mermer kütleler içerisinde gizli kalmış insan figürlerine can katmak için sabırsızlanıyordu. Ama işe koyulmak üzere Roma’ya döndüğünde Papa’nın bu anıt – mezarla ilgili heyecanını yitirdiğini gördü. Bu, Michelangelo’yu öfkeden çılgına çevirdi. Öfkeyle Floransa’ya döndü ve Papa’ya çok sert bir mektup gönderdi. Ne var ki, Papa bu sanat dahisinin kırgınlığına saygı gösterdi ve onu geri dönmeye ikna yolları aradı. Michelangelo Roma’ya geri döndüğünde ondan Şistine Kilisesinin tavan yüzeyini resimlendirmesini istedi. Michelangelo bu işi üstlenmemek için çok diretti. O bir yontucuydu. Resim yapmak ikinci işiydi. Sonunda işi kabul etmek zorunda kaldı.
Tek başına tam dört buçuk yıl çalıştı. Ortaya çıkan görüntü, bir ölümlünün böyle bir işi nasıl gerçekleştirebileceğini kavramakta bizi güçlüklere düşürecek niteliktedir. Bu iş yalnızca sanat gücü açısından değil, beden gücü açısından bile olağanüstü bir çabayı gerektirmektedir. Michelangelo iskeleler üstünde sırtüstü yatarak dört yıl çalıştığı kiliseye, kimsecikleri sokmuyordu.
Yaratının, teması bir dizi dinsel öyküyü içeriyordu. Musa Peygamber ve İsa’nın yaşamıyla ilgili
bu öykülerde, Geleceğin Mesihini haber veren eski Ahit peygamberleri betimleniyordu. Bu görüntülerin belki de en çarpıcısı, tavanın ortasında yer alan fresktir. Bu fresk Âdem’in Yaratılışı söylencesini konu almıştır. Bu freskte Tanrı elini uzatmış ve daha Âdem’e elini bile değdirmeden ilk insan uykusundan kalkmakta ve Yaratıcı Tanrının sevgi dolu yüzüne bakmaktadır.
Şistine Kilisesinin tavan fresklerini bitirdikten sonra, Michelangelo eski düşüne geri döndü. II. Julius’un anıt – mezarı için hazırlayacağı yontulara başladı. Bu anıt – mezarı eski Roma anıtlarındaki gibi bir dizi tutsak yontusuyla çevirmeyi düşünüyordu. Bu dizinin ilk yontusu ünlü ölen Tutsak’tır. Şistine Kilisesinin tavan resimlerini yarattıktan sonra sanatçının imgelem gücünün kuruduğunu sananların bu yontuyu görünce neler düşündüğü meraka değer bir konudur. Bu yontuda, Michelangelo yaşamın bedenden ayrılmak üzere olduğu anı yakalamıştır. Bu kendisini bırakış, var olma savaşından kurtuluş anında, dile getirilmesi olanaksız bir tanrısal güzellik vardır. Bu yapıtı, cansız, soğuk bir taş parçası gibi kavramak zor. Michelangelo, yarattığı insan figürlerini, yapıldıkları taş kütlelerde gizli sayıyordu. Sanki kendisi yalnızca bir örtüyü kaldırıp bu figürleri gözlerimizin önüne çıkartan kişiden başkası değildi. Bu nedenledir ki, yontuların kenar çizgileri, taş kütlesinin doğal çizgileri içinde erimektedir. Ne yazık ki, bu sanat mucizesi tamamlanmadan Papa II. Julius öldü. Bu dönemde Michelangelo çok büyük üne kavuşmuştu. İtalya soyluları ve
II. Julius’tan sonra gelen papalar Michelangelo’ nun sanatını bir türlü paylaşamıyorlardı. Herkes kendi adıyla Michelangelo’nun adı arasında bir bağlantı kurmak için didiniyordu. Ama bu ün ve saygınlık sanatçıya mutluluk yerine acı ve tedirginlik getiriyordu. Bu dönemlerde yazdığı şiirlerde sanatıyla yarattıklarının, Tanrı’ya yönelik bir günah olup olmadığı konusunda kuşkulara kapıldığını yansıtmaktadır. Gitgide içine kapanan büyük usta, ömrü boyunca sanatının görkemini gerçekleştirmek için papaların hizmetinde çalışmış olmasından, son dönemlerinde büyük bir acılı pişmanlık duyduğunu belirtmiştir mektuplarında.
Ölmeden önce gerçekleştirdiği en son yapıt, eski düşmanı Bramante’nin yaptığı San Piyer Kilisesinin kubbesidir. Bu işi yapmak için beş kuruş para kabul etmemesi ondaki bu aşkın bağımsızlık ruhunu çok güzel yansıtmaktadır. Çünkü Michelangelo ikili bir sütun çemberiyle ayakta duruyormuş duygusu veren bu eşsiz kubbeyi yaparak, Tanrı’ya bir borcu ödediğine ve bu görev karşısında dünyasal bir kazancın anlamı olmadığına inanıyordu.

Yorum yazın