Kraliçe Victoria Kimdir

Kraliçe Victoria Kimdir
Victoria, tam adı alexandrina victoria (d. 24 Mayıs 1819, Kensington Sarayı, Londra – ö. 22 Ocak 1901, Osborne, Cowes yakınları, Wight Adası, İngiltere), Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı kraliçesi (1837-1901) ve Hindistan imparatoriçe-si (1876-1901) unvanlarıyla İngiltere tarihinde en uzun süreyle tahtta kalan hükümdar.

İngiltere’de bir tarihsel dönem onun adıyla anılmış, krallık kurumu bugünkü törensel niteliğini onun hükümdarlığı sırasında kazanmıştır.

Kral III. George’un torunu. Kent dükü Edward’ın tek çocuğuydu. Babasının ölümünden sonra Kensington Sarayı’nda Alman asıllı annesi ve onun danışmanı Sir John Conroy’un denetiminde, çağdaşlarından ve babasının akrabalarından uzak tutularak yetiştirildi. Ama güçlü iradesi ve mürebbiyesi Louise Lehzen’in (sonradan barones) desteğiyle ezilmemeyi başardı. 1837’de IV. William’ın ardından tahta çıktığında çevresinde yalnız hâlâ etkisinde bulunduğu Lehzen’i bıraktı; sevgili dayısı Leo-pold’u bile İngiliz siyasetine karışmaması konusunda uyardı. Victoria gibi bir genç kızın taç giymesi halk arasında romantik bir coşku uyandırdı, ama Hannover yasaları kadınların tahta çıkmasına izin vermediğinden bu tarihten sonra Birleşik Krallık ve Hannover tahtları ayrıldı.
Kraliçe olmadan önce kendi odası bile bulunmayan Victoria, Buckingham Sarayı’n-da yeni kavuştuğu özgürlüğün tadını çıkarmaya başladı. Başbakan Lord Melbourne’ un etkisiyle kendine çok güvenen, toplumsal sorunları önemseyen, hatta meşruti monarşi açısından tehlikeli bir kararla siyasal yan tutarak Whig’leri destekleyen bir hükümdar oldu. Tory’lere karşı tutumu, taç giyme töreninin (28 Haziran 1838) halk arasında yarattığı coşkunun hızla sönmesine yol açtı ve Victoria ancak Saxe-Coburg-Gotha prensi Albert’le evlendikten sonra Melbourne’dan ve Whig’lerden uzaklaştı. Victoria 10 Ekim 1839’da Windsor’a İngiliz sarayını ziyarete gelen kuzeni Albert’e

15 Ekim’de evlilik önerisinde bulundu ve 10 Şubat 1840’ta onunla evlendi. Ömrünün sonuna değin büyük bir tutkuyla bağlı kaldığı Albert’ten dokuz çocuğu oldu. Başlangıçta kocasının ülke yönetimine katılmaması konusunda ısrar ettiyse de zamanla her konuda ona bağımlı duruma geldi. Albert’ in siyasal rolünün önemi gittikçe arttı ve Victoria ülkenin tek hükümdarı olmaktan çıktı.

1842’de Lehzen’in Almanya’ya dönmesinde ve 1845’te Osborne’daki (Wight Adası), 1855’te de Balmoral’daki (İskoçya) kraliyet konutlarının yaptırılmasında da Albert’in etkisi belirleyici oldu. Eskiden balolardan büyük zevk alan Victoria Londra’yı sevmemeye, özellikle İskoçya’daki evlerinde mutlu aile yaşamı sürmeye başladı. Halkın beğenilerini paylaşan (örn. Dickens’ın romanlarını okuyan) ve yoksul İskoçlar arasında yaşamaktan çok hoşlanan Victoria toplumsal sorunlara hiç ilgi duymadı. Örneğin 1846’da Tahıl Yasaları’nin kaldırılmasını desteklemekle birlikte daha çok Osborne’la ve dış politikayla ilgilendi; Chartist hareketin bastırılmasını, devrimlerin her zaman ülkeye felaket getirdiğini savundu; ülkesindeki işçilerin mutlu ve kendisine sadık olduğuna inandı. Victoria ve Albert için hükümdarlık dönemlerinin en önemli olayını 1851’de Kristal Saray’da açılan ve ülkenin bütün zenginliğiyle teknolojik başarılarını ortaya koyan 1. Londra Dünya Sergisi oluşturdu.

Victoria meşruti monarşilerde hükümdarın partilerüstü konumunun önemini, düzenli ve çok çalışmayı, iç politikada hükümetin oluşturulmasına müdahaleyi, dış politikada hükümdar akrabalarına dayanan özel bir haberalma sistemi oluşturmayı Albert’ ten öğrendi. Kırım Savaşı (1853-56) sırasında yaralıları hastanelerde ziyaret etti; Florence Nightingale’e yardımcı oldu; Victoria Haçı olarak bilinen kahramanlık madalyasının verilmesi uygulamasını başlattı. Albert’ in ölümünden (1861) sonra ise büyük bir yasa büründü. Törensel görevlerini yerine getirmeyi inatla reddetti, ama siyasette etkili bir rol oynamakta ve sevgili kocasının kendisinden bekleyeceği gibi davranmakta ısrar etti. Bununla birlikte Gladstone ile Disraeli arasındaki ünlü siyasal çekişmede sağlığında Albert’in hiç onaylamadığı Dis-raeli’yi destekledi.

Victoria’nın Disraeli’yi desteklemesinde yalnızca onun kendisine karşı insanca, acısını paylaşan bir yaklaşım içinde olması değil, Doğu’ya ve imparatorluk düşüncesine yakınlık duyması da rol oynadı. Disraeli’nin toplumsal reform programına ilgisiz kalmakla birlikte iddialı dış politikasını yürekten onayladı; Süveyş Kanalı hisselerinin yarıya yakın bölümünün ele geçirilmesini ve unvanına “Hindistan İmparatoriçesi”nin eklenmesini sevinçle karşıladı. “Doğu Sorunumda Gladstone’a karşı Avrupa’nın “Hasta Adam”ı Osmanlı Devleti’nin yanında yer aldı; hatta 1877-78 Osmanlı-Rus
Savaşı’nda Rusya’ya karşı savaşa katılmak istedi.

1884’te III. Parlamento Reform Yasası’nın kabul edilmesinde Lordlar Kamarası ile Avam Kamarası’nın arasını bulan Victoria yeni sistemle sayıları bir kat kadar artan seçmenlerin parti örgütlenmesi üzerindeki etkilerine hiçbir zaman uyum sağlayamadı. Tahtın artık hükümeti oluşturma işlevini yitirmesine karşın daha sınırlı bir rol üstlenmek istemedi. Ama 1886’da Gladstone’a karşı bir koalisyon oluşturma girişiminde başarısızlığa uğradı. Hiçbir zaman demokratik bir krallığın hükümdarı olmayacağını söylemesine karşın, böyle bir krallığın yaratılmasında bir bakıma en etkili kişi oldu. Victoria geç de olsa halkının sevgisini kazanmış, öldüğünde ulusun anasını kaybettiği söylenmişti. Hızlı değişimlerin, savaşların, Sanayi Devrimi’nin yaşandığı bir çağda hükümdarlık döneminin uzunluğu simgesel değerini artırmış, efsaneleşen Victoria dönemi sırasında taht siyasal gücünü yitirirken siyasal bir kurum olarak saygınlığa ve süreklilik güvencesine kavuşmuştu. Siyasal iktidardan vazgeçmemeye kararlı olan ve törensel görevlerine ancak Güney Afrika Savaşı (1899-1902) dolayısıyla dönen Victoria son yıllarında tam anlamıyla çağdaş bir hükümdar olmuştu. Hiçbir yeniliği hoş karşılamamış, kadınlara oy hakkı verilmesine karşı çıkmış, işçi sınıfının varlığını kavrayamamış, Albert’in ölümünden sonra düşünsel ve sanatsal gelişmelerin de tümüyle dışında kalmıştı.

Yorum yazın