İsokrates Kimdir

İsokrates Kimdir

İsokrates (d. İÖ 436, Atina – ö. İÖ 338, Atina), Atinalı hatip, retorikçi ve öğretmen. Yazılan dönemin Atina’sının düşünsel ve siyasal yaşamı üzerine önemli bir tarihsel kaynaktır. Akademia’dan çok farklı nitelikteki okulunda birçok seçkin kişi okumuştur.

Peloponnesos Savaşı’nın (İÖ 431-404) başlamasından bir süre önce zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Gençliği, Atinalı önder Perikles’in ölümünü izleyen savurganlık ve siyasal şiddet ortamında geçti. (Trakya’daki küçük Skione kentinin bütün erkeklerinin öldürülmesi kararının verildiği sırada büyük olasılıkla 14 yaşındaydı.) Bu nedenle barış içinde ve birleşik bir Yunanistan özlemiyle yetişti ve SicilyalI sofist Gorgias’ın etkisinde kaldı. Gorgias’ın yazı üslubunun yanı sıra Yunanistan’ın sorunlarına çözüm olarak önerdiği Panhele-nist programı da benimsedi. Yunanlıların birleşerek Pers İmparatorluğu’na saldırmasını öngören ve ele geçirilecek topraklara yoksulları yerleştirme yoluyla, hem kentlerde, hem de kentler arasında barışı sağlamayı amaçlayan bu program, siyasal düşüncelerinin temel taşı olarak kaldı.

Peloponnesos Savaşı’nın son yıllarında ailesinden kalan serveti tükenen İsokrates geçimini başkaları için mahkeme konuşmaları (yalnızca birkaçı günümüze ulaşmıştır) yazarak sağlamaya başladı. Ama hatipliğin gerektirdiği etkili ses tonu ve kendine güven duygusundan yoksun olduğu için eğitime yöneldi. Sonraki kırk yıl boyunca başlıca uğraşı, yüksek bir ücret karşılığında öğrencilerini kamu görevlerine hazırlamak oldu. Yetiştirdiği yüze yakın öğrenci arasında
Atinalı komutan Timotheos, Salamis’in (Kıbrıs) yöneticisi Nikokles, tarihçi Epho-ros ve Theopompos sayılabilir.

İsokrates’in aynı dönemde Atina ve Yunanistan üzerine yazdığı konuşmaların asıl önemi tutucu Panhelenist düşünceleri yansıtmasından gelir. “Panegyrikos” (İÖ 380; Övgü), “Peri eirenes” (İÖ 355; Banş Üzerine), “Areopagitika” (IÖ 354), “Philippos” (İÖ 346) ve “Panathenaikos” (İÖ 342-339) gibi söylevler çağın önemli sorunları konusunda oldukça geniş bilgi verir.

Büyük bir düşünsel yeteneği olmayan ve daha çok süslü anlatıma önem veren İsokra-tes’in Platoncu çevrenin felsefi inceliklerini küçümsemesi şaşırtıcı değildir. Bu özellikleri kurduğu eğitim sisteminde görülebilir. “Kata ton sophiston” (Sofistlere Karşı) ve “Peri tou zeugous” (Mübadele Üstüne) adlı konuşmalarından, felsefe eğitimini temel alan Akademia’nın tersine kendi okulundaki dersleri retorik eğitimiyle sınırlı tuttuğu anlaşılmaktadır.

İsokrates’in bir konuyu salt güzel sunma uğruna yeteneğini her türlü amacın hizmetine sunduğu söylenebilir. Örneğin Kıbrıs söylevleri olarak bilinen “Pras Nikoklea” (İÖ y. 372; Nikokles’e), “Nikokles” (İÖ y. 368) ve “Evagoras”ta (İÖ y. 65) monar-kfıos’lara övgü yağdırırken, “Arkhidamos”ta (İÖ 366) Sparta krallarından birinin veliah-tının ağzından Sparta’yı ve Sparta yönetim anlayışını yüceltir. AtinalIlara duyduğu hayranlığı anlattığı “Panegyrikos” ve “Panathenaikos” adlı söylevleri daha az etkileyicidir. Ele aldığı konuya duyduğu kayıtsızlığın yanında üsluba verdiği aşırı önem, İsokrates’in önemli bir kusurudur. Önerdiği eğitim sistemi de başkalarını eğitme konusunda aynı kolaycılığa kaçtığını gösterir. Öbür retorik okullarına yönelttiği eleştiriler kendi okulu için de geçerlidir. İsokrates’in bazı düşünceleri inançla savunduğunu gösteren bir örnek olarak Müttefikler Savaşı’nın (İÖ 357-355) sonunda yazdığı “Areopagitika” adlı söylev gösterilebilir. Bu yapıtında Areo-pagos’un halk üzerinde genel bir denetim uyguladığı eski dönemi över. Demokrasiden önceki sisteme geri dönme yolundaki önerisi uygulama şansı olmayan bir tutum olmakla birlikte tutucu eğilimlerini yansıtması açısından ilginçtir.

İsokrates “Panegyrikos”ta da Spartalılara hegemonya mücadelesinde Atina’yla uzlaşmaya vararak Perslere karşı bütün Yunanlıları birleştirme çağrısında bulunur. Otuz yıldan uzun bir süre sonra yazdığı “Philippos” adlı mektupta da Makedonya kralından Yunanlıları barıştırıp Perslere karşı savaş açmasını ister. Philippos’un II. Kutsal Savaş’ı (İÖ 355-346) sonuçlandırmak için Yunanistan’a müdahaleye hazırlandığı bir sırada böyle bir girişimde bulunması ülkesini dış güçlere teslim etmeye hazır olduğu kanısını yaratmıştır. Oysa siyasetten anlamayan ve tavrının neye yol açacağını kestirmesi güç bir kişi için bu haksız bir suçlamadır. Daha önce de Sparta kralı Agesilaos, Syrakusa (Siracusa) hükümdarı I. Dionysios ve Teselya’daki Pherai hükümdarı Aleksaa-dros’a da aynı istekle başvuran İsokrates, aslında askeri bir lider arıyordu; ama bu çabasından hiçbir sonuç alamadı. İÖ 350’de Atinalılarm kleroukhia’yı (Eski Yunan’da işgal edilen ülkeye yerleştirilenlerin oluşturduğu topluluk) Samos (Sisam) Adasına gönderme politikası, Kos (İstanköy) ve Naksos’un Atina’ya bağlanması, Atinalı komutanların keyfi para istekleri yüzünden çıkan Müttefikler Savaşı’nın Yunanistan’ı bölmesi, Amphiktyonlar tarafından verilen para cezalarının Phokaia’lılarca (Foça) ödenmemesi yüzünden çıkan Kutsal Savaş’ ın başlaması ve Perslerin yeniden bir tehlike
oluşturması, Yunanistan’ın saiöırı vçm önleşme sorununu ortadan kaldırdı. Böylece İsokrates “Peri eirenes” adlı konuşmasında da görüldüğü gibi çabalarını barışı sağlamaya yöneltti.

Philippos’un güçlenmesiyle birlik umudu yeniden canlanan İsokrates, gene de Makedonya’nın Panhelenist rüyayı gerçekleştirmesi durumunda Yunanistan’ın kaderinin ne olacağı sorusunu sormaktan vazgeçmedi. Atina ile Philippos arasında yakınlaşma olanağı ortadan kalkınca Philippos’u bir yana bıraktı ve son büyük konuşması “Pa-nathenaikos”ta ona hiç yer vermedi. Yunanistan’ın bağımsızlığını yitirdiği ve Philippos’un üstünlüğü ele geçirdiği Khaironeia Çarpışması’nın ardından ölüm orucuna yattı ve bir süre sonra öldü.

İsokrates’in Asya’da Philippos’un oğlu Büyük İskender’in ve ardıllarının kurduğu kentlerle büyüyen Helenizmin bir müjdecisi olup olmadığı hâlâ tartışılan bir konudur. Asya’yı kolonileştirme düşüncesine bağlı olmakla birlikte Küçük Asya’dan ötesini hayal etmediği, yalnızca yoksullardan kurtulma çarelerini düşündüğü ve Yunanistan’ı sorunlarından kurtaracak daha büyük bir ortak pazar hedefini gözetmediği düşünülürse, bu savın abartılı olduğu söylenebilir. Ama Yunanistan’ın ana sorununun yoksulluk olduğunu görmesi ve kolonileştirmeyi sarsılmaz bir inançla savunması açısından, bu alanda büyük çağdaşları Platon ve Aristoteles’ten daha sağduyulu davrandığı sonucuna varılabilir.

Yorum yazın