Hüseyin Rahmi Gürpınar Hayatı ve Eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar Hayatı ve Eserleri , Edebi Kişiliği Hakkında Bilgiler

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar , türk romancısı (İstanbul 1864 – ay.y. 1944). Plevne savunmasına katılan ve Erzurum Müstahkem mevki kumandanı iken ölen hünkâr yaveri Mehmed Said Paşanın oğlu. Anneannesinin eski İstanbul evlerinin tipik bir örneği olan Aksaray’daki konağında büyüdü. Ağayoku- şu mahalle mektebini, Mahmudiye rüştiyesini bitirdi; özel olarak Fransızca öğrendi. Bir süre Mahrec-i Aklâm’da okuduktan sonra Mektebi Mülkiye’ye geçti. Sağlık sebebiyle buradan ayrıldı. Adliye Nezareti Umuru Cezaiye kalemine devam etti; 1893’te Nafia Nezareti Tercüme kalemine geçti. 1908 Meşrutiyetinin ilânından sonra resmî görevden tamamıyle çekilerek ömrünün sonuna kadar yazarlıkla geçindi. Türkiye Büyük Millet meclisinin beşinci ve altıncı dönemlerinde (1936-1943) Kütahya milletvekili olarak bulundu. Hayatının son otuz yılı, Heybeliada’- da, çamlar arasındaki köşkünde geçti; burada yakın dostu Miralay Hüiûsi Bey ile birlikte münzevî bir bekâr hayatı yaşadı.
Hüseyin Rahmi yazarlığa çok genç yaşta başladı. İlk eseri, rüştiye öğrencisiyken yazdığı Gülbahar Hanım adlı oyundur; bu eser büyük Aksaray yangınında yanmıştır. Yayımlanan ilk romanı Şık’tır (1889). Bu roman Tercüman-ı Hakikat gazetesini çıkarmakta olan Ahmed Midhat Efendinin dikkatini çekti, Hüseyin Rahmi ondan gördüğü
teşvikle yazarlığı meslek edindi. Eserlerinde Ahmed Midhat’ın halkçı anlayışını sürdürdü. Şık romanının yayımını izleyen yıllarda gazetelerde çeşitli konular üstüne yazıları ve Fransızcadan tercümeleri yayımlandı (E- mile Gaboriau, Paul Bourget, Alfred de Musset, Paul de Cock). 1894’te Ahmet Cevdet, İkdam gazetesini genç bir kadro ile güçlendirmek isteyince Hüseyin Rahmi’yi de oraya çağırdı. İkinci romanı İffet (18%) burada yayımlanmağa başladı. O yıllarda Vecihî’nin (1869-1904) Mehcure (1895) romanı v.b. eserler gazete okurlarınca çok tutuluyordu. Hüseyin Rahmi İffet’i sırf bir iddia ü- zerine ve Vecihî’yi taklit edebileceğini ispat için yazmıştır. Onun Şık’tâ. başlayan ve dan ha sonra romanlarında açılıp gelişen sanat kişiliği bu romanda pek yoktur. Kendisi de, yazdığı önsözde, gerçekçi okula uymağa çalışan ve Zola’nın izi üzerinde yürümek isteyen genç yazarların, bu eserde aradıklarını bulamayacaklarını söyler. Mürebbİye (1899) romanıyle yazarın çıraklık dönemi kapanır ve olgunluk çağı başlar. Bu romanda Abdülhamid II devrinde konak hayatının içyüzü ve yabancı mürebbiyelerin, ailenin temellerini sarsacak ölçüdeki kötü etkileri anlatılmıştır. Daha sonra yazdığı Bir Mu- adele-i Sevda (1899) romanında da, çökmekte olan osmanlı ailesinin çeşitli meseleleriyle daha yakından ilgilendiği görülür.
Hüseyin Rahmi’nin 37 roman, 7 hikâye kitabı ve 1 uzun hikâyeden meydana gelen külliyatındaki eserlerinin hepsi aynı değerde değildir. Fakat, bütün eserleri, yaşadığı toplumu dile getiren gözlemleriyle dikkati çeker. Bunlarda çeşitli sosyal meseleler ele alınır. Hemen hemen hepsinde, yeni yaşama şartları karşısında sarsılan eski aile düzeni söz konusu edilir. Genellikle yoksul çevrelerdeki kadınların çilesi dile getirilir. Aslında aynı zincirin birer halkası olan iffet (1896), Tesadüf (1900), Nimetşinas (1901), Sevda Peşinde (1912), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912), Hazan Bülbülü (1913) kadınların ıstıraplı yaşayışını anlatır. Hüseyin Rahmi, kuvvetli gözlemlere dayanan kalabalık bir kahraman kadrosunu, iç içe geçmiş olaylarla yürüyen bir roman örgüsü içinde canlandırır. Eski İstanbul hayatının unutulmakta olan gelenek ve göreneklerini çok defa bir mizah süzgecinden geçirerek verir. Hayattan Sayfalar (1919) uzak ve fakir İstanbul semtlerinin, mezarlık aralarında yerden mantarlar gibi biten insanlarını ele alır. Hakka Sığındık’ta (1919), Birinci Dünya savaşının acılı yılları anlatılır; Can Pazarı, Utanmaz Adam (1934) gibi romanları günden güne zorlaşan geçim şartları içindeki şehir halkının durumunu dile getirir. Bu kadar geniş bir kadro içinde türk ioplumumın çeşitli meselelerini gerçekçi açıdan ve ustalıkla işlemiştir. Kendisine «Türklerin Emile Zola’sı» dedirtecek derecede gözleme önem vermiş, toplumun çeşitli katlarından seçtiği kahramanlarını, gerçekçi bir açıdan eserine aktarmıştır, öte yandan, atılgan mizacı ve açıkgörüşlülüğü, tutucu çevrelerin sert tepkileriyle karşılaşmıştır. Romanlarında işlediği konular yüzünden birkaç defa mahkemeye verilmiştir. Romanlarındaki canlı hayat sahneleri, osmanlı başkentinin renkli çizgileri pek çekici ve güzeldir. Nimetşinas’tâki Ada vapuru, Tebessümdü Elem’deki (1914) mahalle baskını, Billur Kalp’teki (1926) genelev sahnesi, Tesadüfteki çardaklı bakıcı v.d. eserlerinin dikkate değer sayfalarını meydana getirir. Bazı oyunlar da yazmış olan Hüseyin Rahmi, bu türdeki eserlerinde geleneksel ahlâk kurallarıyle sosyal hayattaki değişimi karşılaştırır. Batı’dan alınarak benimseniveren ve geleneklerimizle bağdaşmayan yeni değerleri tenkit eder. 1932’de Dârülbedayi’de oynanan Kadın Erkekleşince adlı oyununda, kadının iyice hazmedemediği yeni haklarını, evini ve çocuğunu ihmal etmek şeklinde anlamasını ve bunun doğurduğu dramı yansıtmıştır. Hazan Bülbülü adlı basılı bir oyunu ile İstanbul Şehir Tiyatrosu kitaplığında yazma nüshası bulunan Tokuşan Kafalar adlı oynanmamış bir oyunu daha vardır.

Yorum yazın