Henri Beyle Stendhal

 Henri Beyle Stendhal kimdir , Henri Beyle Stendhal hayatı ve eserleri hakkında bilgiler.

Henri Beyle Stendhal kimdirFransız yazarı (Grenoble 1783 – Paris 1842). Yaratılıştan duygulu bir çocuktu, annesinin ölümü üzerine daha da alıngan ve içine kapanık oldu. Isère lisesinde başarılı bir öğrenciydi, Condillac’a ve Shakespeare’e merak sardı, matematikçi olmak ve tiksindiği bu şehirden bir an önce kurtulmak istiyordu. Gerçek eğitimini borçlu olduğu büyükbabası hekim Gagnon ise lisede öğretilen matematikle pek ilgilenmiyor, her şeyden önce insan yüreğini tanımasını istiyordu. 1799’da École Polytechnique’in giriş sınavına katılmak için Paris’e gitti fakat bilimsel çalışmalarla hiç ilgilenmedi; bütün vaktini tiyatrolarda geçirdi ve yeni bir Molière olmak hevesine kapıldı. Fakat ilerde Napolyon’un bakanı olacak amca oğlu Daru ona göz kulak oluyordu, Milano’ya giderken Henri Beyie’i de yanına aldı (1800). İtalya’yı görmek genç adamın hayatında unutulmaz bir dönem oldu. Aynı yılın sonlarına doğru Dragon birliklerine asteğmen olarak tayin edilen Beyle, askerlik hayatına uzun süre dayanamayacağını anladı ve 1801’de ordudan ayrılarak Paris’e döndü. Hâlâ aklı fikri tiyatro ve şiirdeydi. O kadar ki Melanie Guilbert a-dındaki bir oyuncu kadının aşkı uğruna Marsilya’ya gidip bakkallık yapmaktan bile çekinmedi (1805). O arada çeşitli (ideolojiler hakında bilgi edinmek için felsefe kitaplarını inceliyor, Shakespeare’i metninden okuyabilmek için de İngilizceye çalışıyordu; ertesi yıl ordudan ayrıldı diye kendisine gücenmiş olan Daru ile barıştı ve bir memuriyete girmeğe karar verdi. 1806 – 1808 Arasında Braunschweig’da levazım subayı olarak çalıştı. Ertesi yıl A-vusturya seferine katılarak Viyana’ya kadar gitti. 1810’da Danıştay yardımcı üyesi oldu.

Bu sıfatla Rusya’ya gitti, Moskova’da bir süre kaldı (1812). 1813’te, Sagan’da levazım subaylığı yaptı. İmparatorluk dUşün-ce, işsiz kaldı. İtalya’ya gönderilmesi için Lo-uis XVIII’e başvurduysa da bir cevap alamadı; sonunda kendi imkânlarıyle İtalya’ya gitmeğe karar verdi. 1811’de de birkaç ay İtalya’da bulunan Henri Beyle orada tutulduğu güzel Angela Petragrua’yı bir türlü unutamamıştı. Beyle tam yedi yıl Milano’da kaldı ve burada hayatının en mutlu günlerini geçirdi (1814-1821). Daha önce Guiseppe Carpani adlı bir italyanın e-serini kendi kişisel görüşlerini ekleyerek ve kendi üslûbuna dökerek aktarmış ve ilk eseri olan Lettres sur Haydn’ı (Haydn Üstüne Mektupları) [1814] ortaya çıkarmıştı. Milano’da da aynı aktarmacılığa devam etti ve rahip Lanzi’nin resim tarihini incelediği bir kitabından çıkardığı plana göre, Histoire de la Peinture en ltalie (İtalya’da Resim Tarihi) adlı incelemesini yazdı. Rome, Naples et Florence (Roma, Napoli ve Floransa) adlı yolculuk anlatısını yazarken de çeşitli kimselerin eserlerinde rastladığı bölümleri büyük bir rahatlıkla aktarmaktan çekinmedi. 1817’de Paris’te bastırdığı bu eserde ilk defa olarak Stend-hal (Winckelmann’ın memleketi olan alman kasabası Stendal’den) adını kullandı. İtalya’da geçirdiği aşk maceraları ona hem tatlı günler yaşatmış, hem de yüreğini acı ile doldurmuştu; özellikle duygulu ve hain Matilde Visconti Dembowski’den tam bir karşılık göremezdi, gerek Avusturya polisinin gerek en yakın dostlarının kendisini carbonaro’lukla suçlamaları Stendhal’-in İtalya’da daha çok kalmasına imkân bırakmamıştı. 1821’de, Paris’e belki tanıdığı kadınlar arasında en çok sevdiği insan olan Matilde’nin ilham ettiği bir kitapla döndü: De L’Amour (Aşk üstüne) [1822]. Aynı zamanda parisli sanatçıların yeni yeni ilgilenmeğe başladıkları romantizm üstüne de İtalyan dostlarıyle (L. dİ Breme ve Ermes Visconti) yaptığı sohbetlerde gelişen birtakım fikirler de getiriyordu. Bu fikirleri Racine ve Shakespeare (1823 ve 1825) adlı broşüründe açıkladı. 1823’te Ros-sini’nın hayatı üstüne bir inceleme (La Vie de Rossini), 1826’da da İtalya hatıralarının yeni bir baskısını yayımladı. O arada, Paris gazetelerinde ve İngiliz dergilerinde resim, İtalyan operası, edebiyat, Fransa’nın töreleri ve siyaseti üstüne art arda makaleler çıkarıyordu. Edebiyattan başka çeşitli konularla yakından ilgilendiği, düşüncelerini canlı ve nükteli bir dille anlatabildiği için edebiyat toplantılarında, salonlarda aranan bir kimse olmuştu. Fakat bazen duyguları, uğradığı hayal kırıklıklarını gizlemek için aşırı bir coşkunluğa kapılıyor ve çekilmez bir insan oluyordu. Bu arada sürekli olarak hemen her önüne gelene tutuluyor fakat kendinin de itiraf ettiği gibi çoğu zaman bu tutkular karşılıksız kalıyordu. 1827’de ilk romanı Arman-ce’ı; 1829’da, Roma’da Gezintiler’i (Les Promenades dans Rome); 1830’da Kızıl ile Kara’yı (Le Rouge et le Noir) bastırdı. Buna rağmen para sıkıntısı çektiği için temmuz monarşi hükümetinden konsolos olarak Trieste’ye gönderilmeyi istedi, oradan da ölümüne kadar kalacağı Civita-vecchia konsolosluğuna tayin ediidi. Can sıkıcı bulduğu konsolosluk binasından fırsat buldukça kaçmakla birlikte mesleğini ihmal etmiyor, görevlerini titizlikle yerine getiriyordu. İş dışında kalan bütün zamanını edebiyata ayırmıştı. Souvenirs d’Égotisme’üe (Benlikçilik Hatıraları) ve Vie de Henri Brulard’du (Henri Brulard’ın Hayatı) kendi hayatını anlattı ve Lucien Leu-wen ile yeni bir romana başladı. Ne var ki resmî görevi yüzünden her hangi bir şey yayımlaması yasaktı. Bir izin koparıp Paris’e kapağı atınca ve bu izni Uç yıl (1836 – 1839) kadar uzatmanın yolunu bulunca Les Mémoires d’un Tourisle’i (Bir Gezginin Hatıraları) [1838], Parma Manas-lırı’m (Le Chartreuse de Parme) [1839], 1-lalya Hikâyeleri’ni (Chroniques Italiennes) ve bu eserin bir bölümü olan Castro Rahi-besi’ni (L’Abbesse de Castro) [1839] yayımladı. Bu arada Napoléon adlı eserinin bir bölümUnü yazdı. Bu sayfalar, onu konsolosluk görevine döner dönmez düştüğü can sıkıntısından kurtaran Lamiel ile birlikte ölümünden sonra yayımlanan eserleri arasında bulundu. Baskısı ancak 1963’te başlayan mektuplarını da bu arada saymak yerinde olur. Artık sevgiye adanan yıllar geride kalmış, felcin ilk belirtileri görülmüştü; son bir izin daha kopanp Paris’e vardığı gün kaldırımlara yığılıp kaldı.

O günden bu yana Balzac’tan başka hemen hemen bütün çağdaşları tarafından ö-nemi anlaşılamayan Stendhal’in ünü, insan ve yazar olarak dünyanın bütün ülkelerine yayıldı. Bugün psikolojiyi ön plana a-lan romancılardan söz edilince ilk akla gelen Stendhal’dir. Kişilerini içten aydınlatması, sezgisi, kesinliği, derinliği her o-kuyanda hayranlık duyguları uyandırır. Kahramanlarını sürüklediği eylemlerden doğan gerginlik bu kahramanların bir tutkuya kapılınca neler duyabileceklerini ve ne gibi işlere girişebileceklerini ustalıkla kestiren Stendhal’in sürekli gözlemlerine dayanır. Bir insanın iç dünyasını çözümlemek Stendhal’in eserinde o insanı kurutmak değil yepyeni ve verimli görüşlerin doğmasına yol açmaktır. İnsanda tehlikeyi göze alma hevesini uyandıran ve kişinin manevî gücünü en iyi biçimde değerlendiren cüret ve irade örneklerine Stendhal’-in romanlarında bol bol rastlanır. Biraz kuru ve süslemesiz üslûbunun temel özelliği harekettir. Çeşitli görüşleri benimsemekle birlikte fikir dürüstülUğünden bir an olsun şaşmayan Stendhal, insan olarak da en az eseri kadar çekicidir. Stendhal’i tek sıfatın dar bir kalıbına sokamayız. Tutucu ve liberal, vatansever ve kozmopolit, taklitçi ve orijinal, açık yürekli ve kapalıdır. ölümünden sonra yayımlanan eserleri ömrünü zevk peşinde koşmakla geçiren bu insanın, gerçekte duygulu, içine kapalı bir şair olduğunu ortaya koymuştur. Çoğu kimsenin katı diye nitelediği yüreği sevgi, sanat, müzik ve duygulu hayallerle doluydu. Bu bakımdan Stendhal hem düşünceyi ön plana alanların, insandan kendini olduğu gibi görmesini bekleyenlerin, hem de ölçülü, mantıklı ve tutkulu roman meraklılarının hayranlığını kazanmıştır.

Yorum yazın