Giuseppe Verdi Kimdir

Giuseppe Verdi Kimdir
Giuseppe Verdi KimdirGiuseppe Verdi (d. 10 Ekim 1813, Le Roncole, Busseto yakınlan. Parma Düklüğü – ö. 27 Ocak 1901, Milano, İtalya), 19. yüzyılın başta gelen İtalyan opera bestecisi. Rigoletto (1851), II trovatore (1853), La traviata (1853), La forza del destino (1862; Talihin Kudreti), Don Carlos (1867), Aidâ (1871), Otello (1887) ve Falstaff (1893) gibi yapıtlarıyla ünlüdür.

Erken dönemi. Yoksul ve cahil bir ailenin oğluydu. Müzik yeteneğiyle küçük yutjtu Busseto’da müziksever bir tüccar olan An-tonio Barezzi’niıı dikkatini çekti ve onun desteğiyle eğitim gördü. Milano’da üç yıl kalarak La Scala’dan Vincenzo Lavigna’nın öğrencisi oldu. 1834’te Busseto’ya döndü. Kilise müzik yöneticiliği için başvurusu geri çevrildikten sonra belediyeye müzik yöneticisi olarak atandı. 1836’da koruyucusunun kızı Margherita Barezzi ile evlendi.

Oberto, conte di San Bonifacio (San Boni-facio Kontu Oberto) adlı operasını besteleme olanağı doğunca Verdi bir kez daha Milano’ya gitti. Tasarı gerçekleşmediyse de bu operası üç yıl sonra La Scala’da sahnelendi ve Verdi’ye Milano’da üç yeni opera siparişi sağlayacak kadar başarılı oldu. Bunlardan ilki olan Un giorno di regno (Bir Günlük Kral) adlı opera buffa’sı 1840’ta sahnelendi ve hiç tutulmadı. Bu arada karısı ve oğlu ölmüş olan Verdi acı içinde bir daha opera yazmamaya ant içti. La Scala’nın yöneticisi de onu sözleşme hükümlerine uymaya zorlamadı, ama bir süre sonra II. Nabukadnezar’ın öyküsünü temel alan bir librettoyu bestelemesini istedi. Verdi’nin gönülsüzce okumaya başladığı bu libretto 1842’de Nabucco adıyla sahnelendiğinde ona bütün İtalya’da ün kazandırdı.

Verdi, bölünmüş bir İtalya’da Fransız vatandaşı olarak doğmuş, Napoleon’un ele geçirdiği topraklarda bir Fransız papaz tarafından Joseph-Fortunin-François adıyla vaftiz edilmişti. Bu dönemde de Avusturya’nın egemenliği altındaki Milano’da pasaportla dolaşan bir yabancıydı. Özgürlük özlemleri Nabucco’daki Yahudi tutsaklar korosunun dualarıyla büyük ölçüde çakışan İtalyan halkının yurtseverlik duygularını dile getiren Verdi Avusturya sansürü ile sık sık çatışmaya girdi. Nabucco’nun ardından yazdığı I Lombardi alla prima crociata (1843; Birinci Haçlı Seferinde Lombardlar), Victor Hugo’nun yapıtına dayanan Ernani (1844),

I due Foscari (1844; İki Foscari) ve Giovan-na d’Arco (1845; Jeanne d’Arc) operalarında da yurtseverlik duygularını dile getirdi. Sardinya kralı II. Vittorio Emanuele’nin yönetimi altında bağımsız İtalya’nın kuruluşuna değin de sanatsal gelişimini ertelemek pahasına ulusal davanın gayri resmî baş müzikçisi oldu; adının açık yazımının Vittorio Emanuele Re D’Italia (İtalya Kralı Vittorio Emanuele) sözcüklerinin ilk harfleriyle uyması adını bağımsızlık mücadelesiyle özdeşleştirdi.

Macbeth (1847) operasıyla sanatında belirgin bir gelişmeyi ortaya koyan Verdi bu arada İtalya dışında da dikkat çekmeye başlamıştı. 1846’da Ernani’nin sahnelenmesi için Paris’e, ertesi yıl da Schiller’in Die Râuber’ine (1781; Haydutlar, 1958) dayanan / masnadieri’sinin ilk kez sahnelendiği Londra’ya gitti. 1859’da Nabucco’nun ilk sahnelenişinde rol alan ve o zamandan beri çalkantılı bir ilişki içinde olduğu Giuseppina Strepponi’yle evlendi.

Olgunluk dönemi. Verdi bu yıllarda en çok tanınmasını sağlayan üç operasını Rigoletto (1851), II trovatore (1853) ve La traviata’yı

(1853) yazmıştı. Rigoletto oyunun müzikle uyumlu biçimde sunulması yolunda önemli bir ilerlemeydi. Resitatiflerle aryalar arasındaki ayrım azalmış, resitatifler melodik, lirik nitelikli arioso’ya doğru yönelirken aryalar da katı biçimselliklerinden sıyrılarak ustalıkla önceki ve sonraki bölümlere bağlanmıştı. Müziğin ağırlığı ise bir dizi düette toplanmıştı. Duvarın bir yanında Gilda ve Rigoletto, öbür yanında da dük ve Maddale-na’nın söylediği ünlü dörtlü gerçekte çifte bir düetti. Çarpıcı kahramanlık eylemleriyle ilerleyen II trovatore ise güçlü ve melodilerinin coşkulu akışı daha belirgin farklı bir müzik duygusu uyandırıyordu, içtenlikli havası ve lirik pathos’uya La traviata’da daha da büyük bir üslup değişikliği görülüyordu. Verdi bu tarzı daha önce Schiller’in Kabale und Liebe’sine (1784; Hile ve Sevgi,

1951) dayanan Luisa Millerinde de denemişti.

Verdi’nin bu üç büyük başarısı sorunsuz olmadı. Sansürün sürekli baskısı karşısında Rigoletto’nun dayandığı Hugo’nun Le Roi s’amuse’de (1832; Kral Eğleniyor) krala düzenlenen suikastı çıkarmak, kral yerine bir dük koymak ve başka değişiklikler yapmak zorunda kaldı. La traviala’nın dayandığı Alexandre Dumas’nın La Dame aux camélias’ siy sa (1848; Kamelyalı Kadın) Paris’te büyükçe bir skandal yaratmış, opera da 17. yüzyıl giysileriyle oynanmasına karşın, konusu operaya yakışmayacak kadar “güncel” bulunmuştu.

Artık uluslararası düzeyde ünlü olan Verdi 1855-70 arasında daha çok Paris Operası ve bu operanın standartlarını (baleli, beş perdeli gösterişli oyunlar) benimseyen başka sahneler için yapıt verdi. Her zaman siparişi verenlerin isteklerini yerine getirmeye çalışan bir zanaatçı tavrıyla, Paris Operası’nın savurgan istekleri karşısında yakınarak da olsa, Meyerbeer ölçeğinde görkemli operalar (grand opéra) yazmaya girişti. Ama bu tarzdaki ilk denemesi olan Les Vêpres siciliennes’de (1855; İtalyanca / vespri sicili-ani; Sicilya Akşamları), Rigoletto ve La traviata’nın niteliklerine ulaşamadı.

İtalyan sahneleri için yazdığı ve görkemli opera üslubundan daha az etkilendiği Simon Boccanegra (1857) ve Un ballo in maschera’daysa (1859; Maskeli Balo) insan karakterini yansıtmadaki ve orkestra renklerini kullanmadaki ustalığını ortaya koydu. Venedik’te sahnelenen Boccanegra kasvetli ve çok karmaşık örgüsüne karşın, önceki operalarının çoğu gibi yalnızca melodik müziği ve beklenmedik dramatik gelişmeleriyle değil, karakterlerin ustaca sunuluşuyla da dikkati çekiyordu. İsveç kralı III. Gus-tafın bir maskeli baloda öldürülmesini romantik bir biçimde işleyen Maskeli Balo iyi bir sahne yapıtı olabilecekken kralın öldürülmesi teması bir kez daha sansüre uğradı ve Roma’da sahnelenen yapıtın öyküsü 18. yüzyıl Stockholm’ünden 100 yıl daha öncesine, Püritenlerin Boston’una aktarılarak anlamsız hale getirildi. Yabancı sansürle bir daha yüz yüze gelmeyen Verdi 1860’ta İtalya’nın birleşmesinden sonra Kont Cavo-ur’un isteğine uyarak temsilciler meclisi seçimlerine katılmayı kabul etti. Seçilince de Torino’da meclis oturumlarına katıldı, ama siyasette etkin bir rol üstlenmedi ve Kont Cavour 1861’de ölünce görevinden istifa etti.

1862’deki 2. Londra Dünya Sergisi’nde Verdi İtalyan müzikçilerini temsil etti ve sergi için sözlerini Arrigo Boito’nun yazdığı bir kantat besteledi. Aynı yıl La forza del destino adlı ikinci görkemli operası Peters-burg’da (bugün Leningrad), 1867’de de Schiller’in bir trajedisine dayanan Don Carlos Paris Operası’nda sahnelendi. Bu yapıtlarında görülen tipleme ve orkestra düzenlemesi konularındaki ustalığı Aida’da en yüksek noktasına ulaştı. Mısır hıdivinin Süveyş Kanalının açılış töreni için ısmarladığı Aida 1871’de Kahire’de sahnelendi. Macbeth gibi bu başyapıtı için de ayrıntılı bir senaryo yazan Verdi senaryoyu manzum hale getiren Antonio Ghislanzoni’nin çalışmasında da çoğu kez şiir biçimini belirledi. Verdi 1873’te Aida’nvn Napoli’de sahnelenmesini beklediği sırada olgunluk çağının tek çalgısal yapıtı olan Mi Minör Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nü yazdı. O yıl İtalyan yurtsever ve şair Alessandro Manzoni’nin

ölümü üzerine yazdığı Messa da Requiem’ de (1874) yarım kalan Rossini missasınm final bölümünü kullandı.

1870’lerin başlarında sanat yaşamının doruğunda bulunan Verdi yayımcısı Tito Ri-cordi’nin isteğiyle librettosunu Arrigo Boi-to’nun yazacağı ve Shakespeare’in Othello’ suna dayanan bir çalışmaya girmeyi kabul etti. Ama önce Boito’nun Simon Boccaneg-ra’nın yetersiz olan librettosunu gözden geçirmesini istedi. Bu libretto düzeltildikten sonra Otello operası gerçekleşti ve 1887’de La Scala’da izleyicilere sunuldu. Daha önce bestelediklerinden çok üstün bir librettoyla çalışan Verdi, böylece 74 yaşında trajedi başyapıtını yarattı.

Otello ile bütün Avrupa’yı kapsayan son derece başarılı bir turneden sonra Verdi, son yapıtını sahnelemiş olduğunu ilan ederek yeniden uzun süredir oturmakta olduğu Sant’Agata’ya çekildi. Ama bir Shakespeare operası daha besteleyecekti. Boito sonsuz yeteneğiyle The Merry Widows of Windsor u (Windsor’un Şen Kadınları), Henry IV oyunlarından bölümlerle güçlendirerek Falstaff adlı kusursuz komik librettoyu yaratınca Verdi de bunu olağanüstü canlı ve değişken bir müzikle besteledi. 1893’te bu son operasının La Scala’da sahnelenmesiyle de bunun dışındaki tek komedisi olan Un giorno di regno’nun aynı sahnede yıllar önce uğradığı acı başarısızlığın öcünü aldı. Falstaff tan sonra korolu kompozisyona yönelerek Ave Maria ve Dante’nin Paradiso’sunun sözleriyle Laudi alla Vergine Maria’yı (Meryem Ana’ya Övgü) yazdı. Stabat Mater ve Te Deum gibi daha büyük besteleriyle birlikte bu son yapıtları 1898’de Quattro pezzi sacri (Dört Dinsel Parça) başlığıyla yayımlandı. 1897’de karısı öldükten sonra sağlığı giderek bozuldu. Milano’da bulunduğu sırada felç geçirdi ve altı gün sonra öldü.

Yorum yazın