Giambattista Vico Kimdir

Giambattista Vico Kimdir
Vico, Giambattista (d. 23 Haziran 1668, Napoli – ö. 23 Ocak 1744. Napoli), İtalyan tarih ve hukuk felsefecisi. Günümüzde kültürel antropoloji ya da etnolojinin öncülerinden kabul edilir. Kısaca Scienza nuova (Yeni Bilim) olarak bilinen Principi di una scienza nuova intorno alla comune nature delle nazioni (1725; Ulusların Ortak Doğaları Çevresinde Yeni Bir Bilimin İlkeleri) adlı başyapıtında tarih ile başka toplum

bilimlerini buluşturarak, bu alanlar arasında karşılıklı geçişlerle tek bir insanlık biliminin oluşturulabilmesine çalışmıştır.

Gençliği ve meslek yaşamı. Çok yoksul bir kitapçının oğluydu. Vedi yaşındayken merdivenden düşerek başından ağır yaralandı. Beklenenin tersine iyileştiyse de kaza kişiliğini etkiledi ve haşin, melankolik bir insan oldu. Kısa sürelerle çeşitli okullara gitti; bir Cizvit okulunda okudu, ama büyük ölçüde kendi kendini yetiştirdi. Çok okuyan ve okuduklarına her zaman kişisel yorum getiren biri olmakla birlikte benzersiz dehasının birincil kaynağını kişisel deneyimleri oluşturdu.

Kendisine ilk usta ve yol gösterici olarak idealist Yunan filozofu Platon’u aldı. Daha sonra eleştirel bir tutumun ağır basmasıyla Romalı tarihçi Tacitus’a ve insanları olmaları gerektiği gibi değil, oldukları gibi betimleyen Machiavelli’ye yöneldi. Böylece, doğa ile düşünce, ruh ile ruhun “kasvetli zindan”ı olarak beden, tutsak ruhun yüce özlemleri ile duyulara kapıldığında ruhu bekleyen düsüs gibi karşıtlıklar düşüncesinin önemli öğeleri haline geldi. 17. yüzyıl sonlannda Napoli’de katıldığı bilginler çevresinde Des-cartes, Spinoza ve Locke’un görüşleriyle de tanışan Vico’nun düşüncesi giderek bağımsızlaştı ve kendi özgün yolunu buldu.

Aralık 1699’da, iyi niyetli ama cahil bir kadın olan çocukluk arkadaşı Teresa Desti-to ile evlendi. Aynı yıl Napoli Üniversitesi’nde retorik profesörlüğüne atandı. Görevlerinden biri akademik yılı Latince bir konuşmayla açma olduğundan 1699-1708 arasında bu açılış söylevlerini verdi. Bunlardan 1709’da De Nostri Temporis Studiorum ratione (Zamanımız Öğreniminde Yöntem Üzerine) adıyla basılan sonuncusu zengin pedagojik düşünceleri içeriyordu. Hemen ardından yayımlanan De Anliquissima Italo-rum Sapientia (İtalyanların Eski Bilgeliği Üzerine) başlıklı büyük metafizik denemesi ise Descartes usçuluğunu çürütmeye yönelikti.

Bu sakin dönem uzun sürmedi. Sekiz çocuğundan üçü küçük yaşta öldü; bir dördüncüsü, Ignazio da borçları yüzünden hapse düştü. Vico’nun başlangıçta çok mutlu olduğu meslek yaşamı da başarılı yönde gelişmedi; daha saygın ve yüksek ücretli hukuk kürsüsüne geçemedi. Bilimsel bir dergide çalışmalarını küçümseyen bir yazının yayımlanmasına kızan Vico, yanıt olarak “Vici Vindiciae” (Vico’nun Kanıtları) adlı kitapçığı yazdı. Basmakalıp düşünürler el üstünde tutulurken en önemli yapıtını yayımlatamamaktan büyük üzüntü duydu.

“Scienza nuova” dönemi. Scienza nuova (Yeni Bilim) adını vermeyi planladığı bu büyük yapıtının özeti, ilk kez 1720-2l’de, “Evrensel Hukuk” üzerine iki ciltlik bir hukuk incelemesinin “Nova Scientia Tenta-tur” (Yeni Bilim Başlıyor) başlıklı bölümü olarak yayımlandı. 1725’te üçte iki oranında kısaltılmış olarak ve Scienza nuova adıyla basılan kitap başarı sağlayamadı. Vico daha sonra Scienza nuova’yı yeniden düzenleyerek ikinci baskısını yaptırdı. Hukuk incelemesindeki özet ve 1729-32 arasındaki “parçalar” sayılırsa gerçekte bu dördüncü baskıydı. 1744’te ölümünden sonra yapılan belirleyici basıma ise terza impressione (üçüncü baskı) denmişti.

Vico’nun yaşamının son dönemindeki en büyük mutluluğu büyük oğlu Gennaro’nun üniversitedeki kürsüsünde onun yerini alması oldu. Öldüğünde, yanında bir zamanlar kalabalık olan ailesinden ancak üç kişi vardı.

Dünya görüşü, imgelemi. Vico’nun insana ve evrene ilişkin özgün görüşleri, Descar-tes’ın usçu tümdengelim yönteminin yaygınlaştığı bir dönemde yaşamın ve tarihin anlamı sorununu gündeme getiriyor, akıl ve mantığın bağrında titreşen, zaman zaman büyüyen usdışı duygu alevini vurguluyordu. Felsefesinde, insanlığın düşünceleri kadar özlemlerine, saplantı ve düşlerine, kınlgan başanlarına ve yenilgilerine de yer vardı. İnsan toplumlarını büyüme ve çürüme aşa-malanndan geçen bir yapı içinde tanımlayan Vico, tarihsel gelişmeyi organik bir sürece benzetti ve dönemlere ayırdı. Birinci çağda “hayvani” koşullar egemendi; daha sonra insanın doğaüstü olana duyduğu korku ile yönetildiği “tanrılar çağı” geliyordu. “Kahramanlar çağı”, aile büyüklerinin iç bölünme ve dış saldırılara karşı korunmak üzere oluşturdukları ittifakların sonucuydu. Bu aşamada toplum patriciler ve plebler (soylular ve halk) olarak ikiye bölünüyordu. Sınıf çatışmasıyla pleblerin eşit haklara kavuşması, “insan çağı”nın kapısını açıyor, ama bu aşama çürüme, dağılma ve ilkel barbarlığa geri dönüş sorunlarını da beraberinde getiriyordu. Vico insanlığın birbirini izleyecek yıkımlardan kaçınabilmesinin, ilahi kudretin tarihin gidişine müdahale etmesine bağlı olduğuna inanıyordu.
Vico çoğu zaman ilkel kastların katılığını sürdüren toplumsal sınıf eşitsizliklerinin kökenini teknolojik ilerlemede değil, dinsel inanışın kusurlu ve yanlış biçimlerinde görüyordu. Antropolojiye ilişkin görüşlerinde, İtalyan Rönesans felsefecilerinden Giovanni Pico della Mirandola’nm etkisiyle, dinin mutlak belirleyiciliğini temel alıyordu. Tüm uluslann doğuş ya da yeniden canlanışlarında üç ortak ilkenin söz konusu olduğu kanısındaydı: “Bütün insanların bir dini vardır; aralarında resmî evlilikleri kutlarlar; ölülerin gömülmesi, insana özgü ve evrensel bir âdettir.” Alçakgönüllülük ve iman, ailenin de üzerinde kurulacağı en temel ahlaki duygulardır. Bunlar sarsıldığında hayvani aşamaya dönüş hızlanır. Açıkça söylememiş de olsa Vico, eski çağların putperest dinlerini yıkan yozlaşmanın, gerçek din saydığı Hıristiyanlığın bile başına gelebileceğini düşünüyordu.

Vico’nun çok önemli bir görüşü de insan doğasının karışık bir yapıya sahip ve meleklerden çok hayvanlara yakın olduğu doğrultusundaydı. insan çağını sona erdirecek olan barbarlığın ikinci aşaması, aşırı düşünmeden ya da teknolojinin egemenliğinden doğacaktı. Bu aşama ise tarihin yeni bir başlangıç yapmasına dönüşecekti. Barbarlığın ikinci aşamasının temel çarpıklığı, bu evreyi, birinci barbarlık evresinden de daha tehlikeli kılıyordu. İnsan korkak, inançsız ve kötü niyetlerini “dalkavukluk ve sahte sızlanmalar” ardında gizleyen bir gammaz haline geliyordu. Aileler ahtapotumsu, gerçek “ruh çölleri” halindeki kentlerde, üst üste yaşıyorlardı. Bu yozlaşmış halklar hiç duraksamadan tutsaklıkların en kötüsüne sığınabiliyorlardı. Tek değer paraydı. İnsan çağından hayvani aşamaya doğru çözülme, insanlığı uygarlığın durması ya da gerilemesinden daha kötü bir yazgıya götürüyordu. Vico’nun umudu insanlan, maddeci temeli olan bir ideolojiye tapınmaya başladıkları ya da bilinçten yoksun bir bilimin hizmet-kârlan oldukları takdirde başlarına gelecek olan kötülüklere karşı uyarmaktı.

Etkisi. Goethe 1787’de Napoli’de ziyaret ettiği Vico’nun coşkulu bir öğrencisinden Scienza nuova’nın ikinci baskısının bir kopyasını aldı ve aynı yıl yayımlanan bir makalesinde Vico’dan, “İtalyan hukuk ya-zarlannın, şimdi zekâsına sonsuz bir hayranlık duydukları” kişi olarak söz etti. Vico’nun etkisiyle insanlığın evriminin çizgisel değil, sarmal bir yükseliş olarak görülmesi gerektiğine inandı. Ama Vico’nun yapıtı 18. yüzyıl boyunca yaygın olarak okunmadı.

19. yüzyılda ise milliyetçi ve romantik Fransız tarihçisi Jules Michelet, 1824’te yeniden keşfettiği Vico’yu “kendi Promet-heus’u”, düşünsel öncüsü olarak adlandırdı. Auguste Comte, insanlığın üç aşamasına ilişkin görüşlerinde Vico’dan etkilendi. Tarihin bütünsel bir süreç olarak aşamalı biçimde ve sarmal bir gelişme tarzında kavranması açısından Karl Marx da özellikle din konusunda ondan aynlmakla birlikte Vico’dan kendisinin kabul ettiğinden de fazla esinlendi. Vico, zor üslubuna karşın yakın zamanlarda artan ölçüde Avrupa düşünce tarihinin en önemli kişilerinden biri olarak tanınmakta, Scienza nuova da bu tarihin önemli yapıtlarından sayılmaktadır.

Yorum yazın