Fatih Sultan Mehmet kimdir

Fatih Sultan Mehmet dönemi – Fatih Sultan Mehmet kimdir – Fatih Sultan Mehmet hayatı ve fetihleri hakkında bilgiler
MEHMED II FATİH (Fatih Sultan Mehmed denir), [Ebulfeth], türk padişahı (E-dirne, 1432 – 1481). Murad II’nin oğlu. 1432 Martında bir pazar günü Edirne’de doğdu. 11 Yaşında Manisa’da valilik yaptı. 1443’te Amasya valisi olan ağabeyi Alâeddin Ali Çelebi ölünce, tahtın tek varisi oldu. 1444’te Macarların sebep olduğu buhran sırasında Murad II, oğlu lehine tahttan çekildi, yerine Mehmed II sultan oldu; fakat buhranı yatıştıramadı; bunun üzerine Murad II, Varna’ya doğru ilerleyen Haçlıları karşılamak üzere ordunun başına geçti; Haçlıları Varna’da yendi. Bununla birlikte, Edirne’de kalan Mehmed’in saltanatı devam etti; yazılan fetihnamelerde onun ismi anıldı. Genç padişahın saltanatı 1446’ya kadar sürdü ve bu tarihte, yeniçerileri isyana zorlayan Çandarlı Halil Paşanın çabasıyle tahttan indirilerek yerine yine babası, tahta getirildi, Mehmed II, Manisa’ya gönderildi. Bu yüzden, Mehmed’in kudreti hakkında birtakım şüpheler uyandı; 18 şubat 1451’-de ikinci defa, babasının ölümüyle tahta çıktığı zaman Batılılar gibi BizanslIlar da yem ümitlere kapıldılar; aynı yıl, Frances-ci? Fransa kralı Charles VlI’ye
gonderdıgı mektupta: «Batılılar, Osmanlı jetine son darbeyi vurmak zamanının geldiğine inanıyorlar» diyordu. Mehmed II iş başına geçtiği bu sırada yeni bir buhranla karşılaştı. BizanslIlar, Çorlu’ya kadar olan toprakları ele geçirdiler ve Orhan Çelebiyi saltanat müddeisi olarak i-lan ettiler, tahsisatının da 300 000 akçeye çıktığını açıkladılar, öte yandan Karamanoğlu İbrahim Bey, Akşehir ile Seydişehir’i zaptetti: Sırplar, Mehmed’in tahta geçtiği sırada (memleketine) gönderdiği analığı Mara Sultanın masraflarına karşılık bazı kaleleri istediler. Mehmed II, bu buhrana karşı koymak için bazı tavizler verdi. Mara Sultanın masraflarına karşılık Ala-cahisar’ı (bugün Kruşvac) Sırplılara bıraktı; BizanslIların isteğini uygun karşıladı; Venediklilerle 10 eylül 1451’de yapılan anlaşmayı yeniledi; Macarlarla 20 kasım 1451’de üç yıllık bir mütareke imzaladı. Bununla birlikte, Bizans’ın etkisinde kalarak genç padişahın tutumun hakkında yanlış sonuca varan Batılılar, Çanakkale boğazını kuşattılar; fakat, çok geçmeden, yanıldıklarını anladılar. Anadolu’ya geçen Menmed Il’nin ardından gelen Bizans elçilerinin yeni isteklerde bulunmaları ve o-nu, Orhan Çelebiyi salıvermekle tehdit etmeleri aleyhlerine oldu; çünkü buna Mehmed Il’nin tepkisi, İstanbul fethinin başlangıcı sayılır. Karamanoğlu İbrahim Bey ile anlaşarak Edirne’ye dönen Mehmed II, Yeniçeri ocağını yeni bir düzene sokarak, malî ıslahat yaptıktan sonra, Çandarlı Halil Paşaya, yapacağı harekâtı sırasında bir üs olarak kullanmak, Karadeniz’den gelecek gemilerin İstanbul’a gelmesini önlemek amacıyle, eski hisarın (Anadoluhisarı) tam karşısına yeni bir hisar yapmasını emretti. Karadeniz boğazının türk denetimi altına girmesi amacını güden bu hisar, Çandarlı Halil Paşa, Şehabeddin Paşa, Zağanos Paşa ve Saruca Paşanın çabalarıyle şubat-ağustos 1452 arasında yapıldı. Boğazkesen (Rumelihisarı) de denilen hisarın yapımına ordu ve donanma ile gelen Mehmed II de katıldı; burç ve surlarının yapımını denetleyerek, askerî ve işçiyi teşvik etti. Hisarın bitirilmesi üzerine türk kuvvetleri, 1452 sonbaharında Turhan Bey oğulları emrinde Mara’da harekete geçerek Bizans imparatoru Konstantinos Dra-gases’in Mystra ve Patras’ta bulunan kardeşleri despot Demetrios ile Thomas’a baskı yaptılar; Edirne’de bir divan toplayan Mehmed II de İstanbul’un fethini görüştü. Zağanos ve Şehabeddin Paşalar, genç padişahı destekleyerek İstanbul’un fethini istediler. Fakat Çandarlı Halil Paşanın önderliğindeki muhalif grup, surların sağlamlığını, Batının müdahalesini ileri sürerek Mehmed Il’ye karşı çıktılar. Sonunda, çoğunluğa uymak zorunda kalan bu grup, daha sonra gene güçlükler çıkardı.

Mehmed II, savaş kararı üzerine Boğazkesen hisarı dizdarı Akçaylı Mehmed Beyi göndererek İstanbul kapıları yakınındaki mallara ve sürülere el koydu. Bunun üzerine İmparator İstanbul’un kapılarını ördürdü; surları tamir ettirdi. Ağustos sonlarında 50 000 kişilik bir kuvvetle İstanbul surları önüne gelen Mehmed II, her tarafı denetleyerek kuşatma planını hazırladı; şubat 1453’te Rumeli beylerbeyi Dayı Karaca Beyi, İstanbul’un fethine hazırlık olmak üzere, Karadeniz kıyısı yakınındaki kaleleri ele geçirmekle görevlendirdi; E-dirne’de büyük topların dökülmesini emretti. Bunun üzerine büyük bir çalışma sonunda kuşatmada kullanılacak toplar döküldü Muslihüddin ile macar (Erdelli) veya rumen aslından olan Urban tarafından dökülen bu toplardan bazıları çok büyüktü, bunların her birini 40-50 çift öküz veya

2 000 insan çekiyordu. Latin yazarlar, topların sayısını 200 olarak gösterirler. Mehmed Il’nin emriyle, sayısı 400’ü geçen türk donanması, Gelibolu’dan ayrılarak Marmara’ya girdi. İstanbul gazası için her tarafa ilânlar yapıldı, birçok tarikat mensubu ve gezici derviş yollara düştü. Bizans da İstanbul’un savunmasını daha çok Doğudaki sömürgeleriyle ticaretlerini kaybetmek endişesi içinde bulunan Latinlere bıraktı. Son Bizans imparatoru Konstantinos Dragases, 12 ocak 1452’de, Batıyı harekete geçirmek için, papa ile daha önce imzalanmış kiliselerin birliği anlaşması e-saslarına uyarak Ayasofya’daki ilk âyinde hazır bulundu ve buna benzer bazı tedbirler aldı. Fakat bu tedbirlerin hiç bir yararı olmadı; çünkü, «İstanbul’da latin külahı görmektense, türk sarığı görmek daha iyidir», sözünü eden Rumlar ve sonradan Gennadios lakabıyle İstanbul patrikliğine getirilen Georgios Skholarios’un başında bulunduğu papazlar, gerek bu â-yini ve gerek alman tedbirleri şiddetle protesto ettiler. Bu yüzden imparator nüfuzunu kaybetti. Aslında 8 000-9 000 kişiyi geçmeyen savunma ordusunun 3 000 kişilik kısmı latinlerden meydana geliyordu ve başkumandanlığa getirilen Justiniani Lon-gus, latinleri sevmeyen megadük (büyük dük) Lukas Nataras ile anlaşmazlık halindeydi. Bütün emir ve kumandayı üzerine alan iustiniani, kara tarafındaki surların savunmasını cenevizli (bugün Cenova), Venedikli ve öteki latinlere bıraktı. Eğrika-p* yakınındaki surların savunmasını da üzerine aldı. Bu arada Venedik balyosu da (elçisi) görev aldı; saltanat müddeisi Orhan Çelebi de maiyetindeki ücretli türk-ler (Turcopol) ile birlikte bir kuleyi savunmakla görevlendirildi, öte yandan, 2 nisanda Yalı köşkü yakınındaki Kentenari-on adlı kuleyle Galata surları arasına zincir gerildi ve latin gemicilerin yönetimindeki donanma da zinciri savunmakla görevlendirildi.

Mehmed II, bütün kışı savaş hazırlıklarıy-le geçirdi ve 23 mart 1453 cuma günü Edirne’den hareket ederek, 5 nisanda Ha-gios Romanos (Topkapı) önüne geldi; hemen karsısına otağını kurdurdu. 80 000’in üstünde olan türk kuvvetleri, düzenli bir plana göre, aynı günde yerlerini aldılar. İmparatorun, teslim teklifini reddetmesi üstüne, 6 nisanda büyük topun ateşlenmesiyle kuşatma, başladı ve 29 mayısa kadar devam etti. (Bk. İstanbul Tar. böl.)

İstanbul’a karşı ilk genel saldırı 18 nisanda yapıldı; 20 nisanda ise ilk deniz savaşı yapıldı. Türk donanması, Yenikapı açıklarında üç ceneviz ve bir bizans gemisinden meydana gelen küçük bir donanmanın Haliç’e girmesini önleyemedi. Fakat 21 nisana bağlayan gece içinde 67 gemi Mehmed IFnin emriyle karadan çekilerek Kasımpaşa’ya indirildi. Bundan sonra 12 ve 14 mayıs saldırılarına girişildi. 16 Mayıstan sonra karşılıklı lağım savaşları oldu. Mehmed II, 27 mayısta bir divan toplayarak genel saldırı kararını aldı ve 28 mayıs gecesinde bütün hazırlıklarını bitirerek ertesi sabah askerine son saldırıyı yaptırdı. Bu sırada Topkapı yakınında bulunan Kostantinos Dragases yedeklerini savaşa soktu; fakat esas savunmayı yapan Justi-niani’nin yaralanması üzerine karışıklık meydana geldi ve panik başladı. Türk askerleri ise dalgalar halinde saldırdılar; bunlardan birinin başında bulunan Ulubatlı* Haşan, burca bayrağını dikmesine rağmen şehit düştü; fakat sonradan İstanbul’un ilk sancakbeyi olan Karıştıran Süleyman Bey türk bayrağını surlara dikmeyi başardı. Topkapı’dan Eğrikapı’ya kadar uzayan a-landa iç ve dış surlar arasındaki yerde de çarpışmalar oldu; şehri savunanlar Top-kapı yanındaki gedikten içeri giren türk askerini görünce, panik halinde şehre doğru kaçtılar, imparator karışıklık sırasında öldü, Açılan kapılardan şehre giren birlikler, Haliç tarafından İstanbul’a giren Cebe Ali, Karaca Bey ve donanma kumandanı Hamza Bey, askerleriyle Aksaray meydanında birleştiler ve Ayasofya’ya doğru ilerlediler. Böylece 29 mayıs 1453 salı günü sabahından itibaren İstanbul’u alan Mehmed II, öğleden sonra Topkapı’-dan şehre girdi; Atmeydanı’ndan (Hippod-romos) geçerek Ayasofya’ya gitti ve burada toplananlara iyi davranarak güven içinde evlerine gitmelerini istedi. Fakat karşı koyanları, elinde silâh olanları yakalattı. Artık Fatih unvanını alan genç hükümdar, imparatorun hayatta olup olmadığını araştırdı; amcası Orhan Çelebiyi rahip elbisesiyle yakalatarak öldürttü. Ortodoks kilisesine taraftar Lukas Notaras’a başlangıçta iyi davrandı; hasta olan karısını ziyaret ederek ona İdarî görev vermek istedi. öte yandan fetihle birlikte bütün otoritesini kaybeden Çandarlı Halil Paşayı tutuklattı ve bugünkü Eminönü’nde bulunan bir kulede (Halil Paşa pyrgosu) hapsederek birkaç gün sonra da idam ettirdi.
Fetihten sonra karışıklık içinde kalan İstanbul’da güvenliği sağlayan Fatih, üç gün süren şenlikler yaptırdı; ziyafetler verdi. Fakat ziyafetten sonra ordu ve donanmayı yerlerine gönderdi; fetih sırasında gizlenen veya Galata’ya sığınan halkın din ve geleneklerine bağlı kalarak yaşayabileceklerini ilân ederek bir kısım esirleri de fidye ile kurtardı. Fatih fidyesini veren veya İstanbul’a dönen Rumlara şehirde yerleşme iznini verdiği gibi, esirlerden bir kısmını Haliç kıyısındaki evlere yerleştirdi ve ilk cuma namazını 1 haziran 1453’te Ayasof-ya’da kıldıktan sonra, Rumlara, patriklik makamına birini seçmelerini emretti. Bu makamı boş bırakmak elinde olduğu halde, Türkler ile hıristiyanlar arasında tam bir anlaşma meydana getirmek amacıy-le, Gennadios lakabı ile patrik seçilen Georgios Skholarios’u yemeğe çağırdı ve ona patriklik asası ile tacını vererek sarayının kapısına kadar uğurladı; patriklik makamı olarak da Havariler kilisesini (bugünkü Fatih camii yerinde) tahsis etti. Bu arada fetih sırasındaki dürüst hareketlerinden dolayı yahudi cematine de havralarına sahip olma hakkını tanıdı ve Haham Rabbi Maise Kapsali’ye de iyi davrandı. Sonradan (1461’de), altı cemaat adı verilen Ermenilerin başına Ovakim adında bir patrik tayin ederek, cemaatler arasında bir denge kurdu. Bundan sonra 2 haziran 1453’te Zağanos Paşaya Galata’yı işgal ettirerek kara tarafındaki surları yıktıran Fatih, şehirde hemen imar faaliyetine girişti; bazı manastır ve kiliseler kendi adına, bazıları da yanındaki beyler veya din uluları tarafından cami veya mes-, cide çevrildi. Bununla birlikte, manastır ve kiliselerin çoğu Rumların elinde kaldı. Nitekim Sulu Manastır tarafında Rumlara bırakılan manastır ve kiliseleri buna örnek gösteren bazı osmanlı yazarları, İstanbul’un Edirnekapı .tarafından, barış yolu ile fethedildiğini ileri sürerler.

Fatih, İstanbul’un fethi üzerine Batıda yapılan toplantıları, papanın teşvikiyle kurulan birlikleri günü gününe izliyordu. Bu bakımdan kurulan birliklere katılmaları istenen devletlerden Venedik cumhuriyeti ile 18 nisan 1454’te bir antlaşma yaparak onlara ticaret serbestliği verdi; bunun üzerine Doğudaki ticarî çıkarlarını düşünen Cenevizliler de Fatih ile anlaştılar. Fatih, 1456’-da güvenlik düşüncesiyle Taşoz, Enez, İmroz, Semendire ve İLimni adalarını işgal ettirerek halkını İstanbul’a sürdü. Fakat onun amacı Tuna’ya kadar hâkim olmak ve sırp meselesini çözümlemekti. Bu amaçla 1454’te sırp despotu Georgi Brankoviç’e bir elçi göndererek ölen despot Lazar’ın ülkesi olan Morava vâdisinin kendisine miras yoluyle geçtiğini ileri sürdü ve sefere çıkarak Ostroviç, Omal ve Sivricehisar’ı ele geçirdi. Ertesi yıl Güney Sırbistan’da Tre-peça ve Novi Brdo kalelerini aldı. Bunun üzerine despot, Fatih ile anlaştı; Macar-lardan ayrılarak türk mâliyesine yılda 30

000 duka ödemeyi ve seferlere asker göndermeyi kabul etti. Bununla birlikte Sırbistan’ın türk hâkimiyeti altına girmesinin Belgrad’m Macarlardan alınmasına bağlı olduğunu anlayan Fatih, 13 haziran 1456’-da bu kaleyi ele geçirmek üzere harekete geçti; 150 000 asker ve 300 topla Belgrad’a saldırdı. Fakat Tuna’dan yukarı çıkan ince türk nehir donanmasının yenilgisi ve Rumeli beylerbeyi Dayı Karaca Beyin şehit düşmesi üzerine, şehrin varoşlarına giren yeniçeriler ve azablar gerilediler; savaşa katılan Fatih’in çabasına rağmen çekilme yayıldı. Bununla birlikte, çekilen türk kuvvetlerini takip eden Hunyadi Yanoş ile Fransisken rahibi Kapistrano, yetişen 6 000 türk atlısı önünde kaleye çekilmek zorunda kaldılar ve çok geçmeden aldıkları yaralar yüzünden öldüler (11 ağustos 1456). Bu başarısızlık Haçlıların ümitlerini artırdı; 1457’de papa Callistus III, Türklere güçlük çıkarmak için, Uzun Hasan’a ve Gürcülere adamlar gönderdi; halefi Pius II de hıristiyan devletlerini bir toplantıya çağırdı. Bütün bunlara rağmen sırp meselesini çözümlemeğe karar veren Fatih, despot Georgi Brankoviç’in sonra da oğlu La-zar’ın ölümü üzerine (1458), sırp veraseti meselesini yeniden ortaya çıkardı; Mahmud Paşanın kardeşi Mihail Angeloviç’in ara-cılığıyle Sırpları kendi tarafına çekti ve Mahmud Paşayı göndererek Sırbistan’da Reşava, Kuruca, Osiroviç ve Rudnik kalelerini aldırdı. 1459’da kendisi sefere çıkar rak Semendire’yi (Smederevo) aldı.

Fatih, son Bizans imparatoru Kostantinos Dragases’in kardeşleri İsparta despotu De-metrios ile Patras despotu Thomas’ın, Mo-ra’da ellerinde bulundurduklan topraklarla da ilgilendi; İstanbul’u ele geçirdiği için, bu yerlerin de kendisine geçtiğini ileri sürdü. öte yandan Venediklüer, Mora’yı kendi nüfuz bölgeleri sayıyorlardı. Fatih, 1457’-de, bu yerleri ele geçirmek için Mora’ya yürüdü. Tarsos, Pupeli, Patras, Agion ve Korinthos’u alarak birçok hıristiyan ailesini İstanbul’a sürdü; ele geçirdiği toprakları Tesalya ile birleştirerek Turhan Bey oğlu Ömer Beyin idaresine verdi ve aralık 1458’de Edirne’ye döndü. Fakat 1459’da

Thomas kardeşine karşı üstünlük sağlayarak Mora’ya hâkim oldu. Bunun üzerine, Fatih, 1460’ta ikinci Mora seferine çıktı; İsparta’da bulunan Demetrios teslim oldu, Thomas ise yanında çocukları ve Palaio-logos hanedanından bazı prensler olduğu halde Porto Longo’da (Navarin yakınında) bir gemiye binerek İtalya’ya sığındı. Burada hanedanının armasını kızıyle evlenen Rus çarı i van IIl’e sattı. Thomas’ın Mo-ra’yı terk etmesi üzerine burası bazı yerler dışında bir türk vilâyeti oldu. Fatih Zağanos Paşayı Mora’ya vali tayin etti. Fatih, bundan sonra Eflak beyi Via d III ile de çarpıştı; Bosna meselelerini çözümledi. Kendisine Tepeş (kazık), yanı Kazıklı Voyvoda adı verilen bu Eflak beyi bağlılık şartlarını yerine getirmediği gibi, Fatih namına kendisini tutuklamağa gelen Niğbolu sancakbeyi Hamza Bey ile Rum rahip Ka-tavolenos’u kazığa vurdurdu. Fatih’in Trabzon seferi sırasında da Tuna’yı aşarak Bulgaristan’ı yağma etti. Fatih, 1462’de bir imha seferine çıkarak Tuna’dan geçti. Vlad, gece türk ordugâhına gelip Fatih’i öldürmek istedi; fakat başaramayarak Transil-vanya’ya (Erdel) çekildi; ancak orada Mat-yas tarafından ihanetle suçlanarak zindana atıldı. Fatih, onun yerine kardeşi Ra-dul’u getirdi. O da Fatih’e boyun eğerek vergisini ödedi. Yeni Bosna kralı Stepan Tomaseviç’in macar taraftarı olması ve Semendire üstünde hak ileri sürmesi üzerine, Fatih, 1462’de Bosna’ya girerek Bo-bovats kalesini aldı (22 mayıs 1463) ve Yayça’da (bugün Jayce) bulunan kralı yakalamak için Mahmud Paşayı gönderdi. Mahmud Paşanın gelmesi üzerine Klovaç kalesine çekilen kral, aman dileyerek teslim oldu. Ancak, kralı yok etme kararını veren Fatih, Mahmud Paşanın verdiği a-mannameyi kabul etmedi; ulemanın karşı koymasına rağmen Musannifek lakabı verilen Alâeddin Ali el – Bistamî’den fetva alarak amannameyi bozdu ve kralı öldürttü. Bu arada Midilli adasını ele geçiren Fatih (1463), Macarlar ve Venedikliler ile savaşmak zorunda kaldı. Venedikliler Mo-ra’da Argos’u geri alarak halkı isyana teşvik ettiler; yarımada içindeki Türkler, kalelere sığındılar (aralık 1463). Böylece başlayan savaşlar, karada ve denizde 16 yıl sürdü. Mahmud Paşa, Mora’ya çıkarak, Venediklilerin elindeki Germehisar’ı (Hek-samilion) aldı; isyanı bastırdı, Argos halkını İstanbul’a göndererek şehrin kalesini yıktırdı (3 nisan). Fatih, 1464’te Yayça’-yı kuşattı; Swornik kalesini macar kuşatmasından kurtarmak üzere Mahmud Paşayı gönderdi. Bunun üzerine Macarlar geri çekildiler. İstanbul’un fethiyle Boğazlara hâkim olan Fatih, İktisadî bakımdan bu su geçidiyle yakın ilgisi bulunan Karadeniz kıyılarının geleceği meselesiyle de ilgilendi; Karadeniz kıyılarındaki ceneviz sömürgelerinin İslâm dünyasına karşı kullanmak üzere devam ettirdikleri esir ticaretini, Boğazları kapayarak önledi; Kırım kıyılarına baskı yapmağa başladı. Kırım hanı Hacı Giray ile anlaşarak Kefe’yi kuşattırdı. Bunun üzerine Cenevizliler, Fatih’e vergi vererek bir antlaşma yapmak zorunda kaldılar. Yine aynı siyaset sonucunda, Ak-kerman yoluyle İktisadî bakımdan Boğazlara bağlı bulunan Boğdan beyi Petro Oron, 1455 eylülünde Türk devletinin hâkimiyetini tanıdı; Trabzon’daki Komnenos ailesi türk sultanına belirli bir vergi vermek gereğini duydu. Bununla birlikte Fatih, İktisadî bakımdan denetimi altına aldığı Karadeniz’i bir türk gölü durumuna getirmek istiyordu. Bu amaçla 1461 temmuzunda Cenevizlilerin elinde bulunan Amasra’yı aldı; sonra da isfendiyaroğlu İsmail Beyin elinde bulunan Sinop’u ele geçirdi ve Trabzon’a karşı yürümeden önce de, bu şehri himayesine aldığını ilân eden Uzun Haşan ile çarpışmak üzere Yassiçemen’e kadar gitti; Uzun Hasan’m amcası Hur-şid Beyi yendi. Uzun Haşan yenilgiyi kabul ederek annesi Sara Hatun ile Çemişkezek beyini ricacı olarak gönderdi. Bunun üzerine Erzincan-Gümüşhane-Bayburt-Maç-ka yoluyle sarp dağları ve ormanları aşan Fatih, Trabzon üzerine yürüdü. Bir aydan beri denizden sarılan Trabzon, karadan da kuşatıldı. Ordu’da bulunan Mahmud Paşa önce şehirlileri, sonra da imparator David Komnenos ile ailesini teslim olmağa ikna etti; bu arada Mahmud Paşanın teyzesinin oğlu Georgios Amirutzes, David’in baş-mabeyincisi olarak iki tarafa aracılık etti (15 ağustos 1461). Fatih, imparator ile ailesini ve bir kısım Trabzonluları İstanbul’a gönderdi; yerlerine Bafra, Çarşamba ve Niksar’dan türk halkı yerleştirdi. Fatih, Trabzon’un fethinden sonra Karadeniz’in kuzey kıyılarıyle ilgilenmeğe başladı. Kırım hanı Hacı Giray, Türkler ile, Cenevizlilere karşı anlaşmıştı. Fakat Fatih’in teşebbüslerinden endişe ederek Cenevizliler ve Lit-vanya ile Lehistan’a hâkim olan Yagellon-larla (iagiello’lar) birleşti; Menkûbe beyi ve Boğdan voyvodasını da kandırarak bir ittifak kurdu. Hacı Giray’ın 1466’da ölümüyle yerine geçen Mengli Giray da Fatih’e karşı cephe aldı. Bununla birlikte, Altınordu ile birlikte hareket eden Yagel-lonlar tehlikesi belirince Türklere yaklaşmak zorunda kaldı. Fakat bu sırada baş-bek olan Eminek’e yenilerek Cenevizlilere sığınması üzerine Türkler, Kırım işlerine karışmak zorunda kaldılar: Fatih, 1475 yazında Gedik Ahmed Paşayı kuvvetli bir donanma ile Kırım’a göndererek Kefe’yi ve aralık 1475’e kadar Güney Kırım kıyılarını, Kefe’ye bağlı Azak ve Menkub kalelerini aldı; Cenevizli olan muhafızlarını esir ettirdi. Soğdak’da Cenevizliler elinden kurtarılan Mengli Giray, Türklere sadık kalmak şartıyle Kırım tahtına döndü. Fatih, Eminek’in kumandasındaki kırım kuvvetleriyle Boğdan’a yürüdü; Mengli Giray da İvan III ile işbirliği yaparak Altmor-du hanlığına saldırdı; fakat yenilerek Kır-ber’e (Çıfıt kale) sığındı; hanlığını kaybederek İstanbul’a getirildi ve Yedikule’de hapsedildi. Fatih onun yerine kardeşi Nu-ruddevlet Hanı gönderdi; fakat Eminek’in ricası üzerine Mengli Giray’ı yeniden Kırım’a göndermek zorunda kaldı (1478). Fatih, Kırım meselesini çözümlemek için Karadeniz kıyılarının fethi planını uygulamağa başladı; 1479’da Taman ve Çerkezis-tan kıyılarına bir donanma gönderdi. Ana-pa, Kopa ve Taman yarımadasındaki Mat-rega ele geçirildi.

Fatih, tahta çıkınca, Karamanoğlu İbrahim Bey, yeni ümitlere kapılmış, Batı ile birleşr mek istemişti. Sonra Fatih’i hıristiyanların dostu ve koruyucusu olarak Memlûklu sultanına şikâyet etti, sonuç vermeyince de Fatih’e yaklaşarak, yaptığı antlaşmalara ölümüne kadar sadık kaldı. Fatih’in Sinop ve Trabzon seferlerine oğlu kumandasında asker gönderdi. Ancak 1464’te ölünce oğulları arasında çıkan anlaşmazlığa Fatih karışmak zorunda kaldı. Nitekim İbrahim Beyin oğullarından Pir Ahmed ile kardeşi Kasım ve ishak Beylerin birbirleriyle mücadeleye başlamaları üzerine ishak Bey Karaman iline hâkim oldu; Pir Ahmed de Fatih’in yanma sığındı. Fatih, halasının oğlu olan bu karaman beyini ishak Beye kar^ı destekledi. Buna karşılık ishak Bey, önce Fatih ile anlaşmak istedi; bunu başaramayınca da Uzun Hasan’dan yardım istedi. Bunun üzerine Uzun Haşan kuvvetleri Karaman iline girerek ishak Beye yardım ettiler. Buna karşı Fatih de kendisiyle anlaşan Pir Ahmed’i destekledi. Bu destek üzerine Karaman tahtına geçen Pir Ahmed, Orta Anadolu’ya hâkim oldu. Fatih’in Orta Anadolu bölgesinde nüfuz sahibi olmasını iyi karşılamayan Uzun Haşan ile Memlûklular bu Karaman beyini Fatih’in desteğinden ayırdılar. Nitekim, Fatih, 1467’de memlûk seferine çıkmak niyetiyle Afyon’a geldi; fakat Pir Ahmed tabiiyet şartlarına rağmen kendisine yardım etmedi. Bunun üzerine Fatih, Pir Ahmed’-in Memlûklar ve Dulkadırlılar ile birleşmesine meydan vermemek üzere Afyon’dan hareket ederek Konya üzerine yürüdü; Konya’yı ve Gevele kalesini aldı; Mahmud Paşa, Pir Ahmed’in arkasından gitti; fakat onu yakalayamadı. Fatih, Konya’da bulunduğu çırada Karaman ilindeki halkın İstanbul’a sürülmesini Mahmud Paşaya emretti. Fakat Veli lakabıyle tanınan Mahmud Paşa, halka iyi davranınca rakipleri bundan yararlandılar ve Paşa, ordu Afyon’a geldiği sırada azledildi, öte yandan Mahmud Paşanın yerine geçen Rum Mehmed Paşa, hiç bir ayırım yapmadan Karaman halkını İstanbul’a sürdü. Fatih, merkezi Konya olan Karaman vilâyetine Manisa’dan getirdiği şehzade Mustafa’yı tayin etti. Fakat türk kuvvetleri çeküince Pir Ahmed, Konya’da saldırdı. Burayı alamadı; ama 1469’a kadar Ereğli, Aksaray, Develi ve Niğde’yi eline geçirdi; kardeşi Kasım Bey, 1470’te saldırılarını Ankara’ya kadar uzattı ve Alanya beyi Kılıç Aslan Bey ile işbirliği yaptı. Bu hareketleri bastırmak üzere Fatih tarafından gönderilen Rum Mehmed Paşa, Ereğli ve Larende (Karaman) halkını yeni vergilerle ezdi; fakat SUifke yakınında, Varsak beyi Ulaş-oğlu Hüseyin (lakabı Uyuz) Beye yenildi, öte yandan Karamanlılar henüz beylerine sadık kaldıklarından Kasım Beyin çevresinde toplanarak Rum Mehmed Paşayı yemden yenilgiye uğrattılar. Bunun üzerine Gedik Ahmed Paşa ve ishak Paşa kumandalarındaki türk kuvvetleri Karamanlıları yenerek Karaman, Ereğli ve Aksaray’ı ele geçirdiler; halkını İstanbul’a sürdüler V47Pt-. Alîined Paşa, Karamanlılar

ile işbirliği yapan Alanya beyi Kılıç Aslan’ı teslim alarak İstanbul’a gönderdi. Karaman beyliğinin yıkıldığı bu sırada, Türkler ile savaş halinde bulunan Venedikliler ve Uzun Haşan, Karamanlıları kurtarmayı denediler. Uzun Haşan, Tokat’ı yağmalattı (1471) ve iç Anadolu’ya kuvvetler gönderdi, öte yandan Venedikliler
Pietro Mocenigo emrindeki donanmayı Karaman kıyılarına gönderdiler. (Bk. kara-

MANLILAR.)

Fatih ve Uzun Haşan, XIV. yy.da Anadolu’nun doğusunda Van, güneyinde Ur fa, Mardin ve kuzeyinde Bayburt olmak üzere Fırat ile Dicle arasındaki alanda bir beylik kuran Akkoyunlu Türkmenlerinin başında bulunan Uzun Haşan, 1467’de rakipleri Karakoyunlularm ülkesini de eline geçirdi ve Fatih’e rakip olmağa başladı. Nitekim Tokat’ı yağma ederek iç Anadolu’ya kuvvetler gönderdi ve Rodos Üstadıa-zamına ve Kıbrıs kralına başvurarak onlardan ateşli silâhlar istedi. Fakat Konya valisi şehzade Mustafa, Konya önlerine kadar gelen akkoyunlu kuvvetlerini Eflatun-pmarmda yendi. Bunun üzerine Fatih, U-zun Hasan’a karşı sefere karar vererek, Mihaloğlu Ali Beyi ve kardeşi İskender Beyi emrindeki Rumeli akıncılarını kış aylarında Sivas’a gönderdi, kendisi 11 nisan 1473’te 70 veya 100000 kişilik türk kuvvetinin başında Erzincan’a doğru ilerledi. Bu arada Uzun Haşan, Karaman kıyılarında bulunan haçlı donanmasıyle ilişki kuramadı ve her şey, Fırat vâdisinde yapılacak savaşa bağlı kaldı. Uzun Haşan, üslerinden uzaklaşarak iaşesiz kalacak türk kuvvetlerini ezmek amacıyle önce Karako-yunlu beyi Cihan Şah ile Timur’un torunlarından Ebu Said’e uygulamış olduğu birçok tuzak kurdu. Nitekim Rumeli askeri Uzun Haşan tarafından hazırlanan tuzaklara düştüğü için bozuldu. Türkmen beyinin hilesini sezen Mahmud Paşanın bütün uyarmalarına rağmen Fırat’a geçen Rumeli beylerbeyi Has Murad Paşa şehit oldu; Turhanzade Ömer Bey ile Rumeli defterdarı Hacı Bey esir düştüler. Bu yenilgi üzerine orduda bozgunluk belirtileri görüldü. İstanbul’da heyecan arttı. Türklerin bozuldukları söylentisi üzerine Edirne’de babasına vekâlet eden Cem Çelebi çevresindekilerin teşvikiyle bazı devlet ilerige-lenlerinden sadakat yemini aldı. Ancak bu söylentilerin aslı çıkmadı ve Fatih, dönüşünde bu olaya sebep olanları idam ettirdi. Fatih, Has Murad Paşanın ölümüyle duyulan heyecanı yatıştırdı ve süvarilerle birlikte sağında sipahi, solunda silâhdar-lar ve sancakbeyleri olduğu halde esas türk kuvvetleriyle ileri yürüdü. 11 Ağustos 1473 çarşamba günü Otlukbeli’nde (Üç ağızlı; Tercan’da: başkent) yapılan savaşa, Bayezid Çelebi yanında Gedik Ahmed Paşa, kırk sancakbeyi ve 20 000 kapıkulu olduğu halde sağ kanat; yanında 24 sancakbeyi ve 20 000 zırhlı azap ile Mustafa Çelebi sol kanat kumandanı olarak katıldılar. Şiddetli bir savaştan sonra, şehzade Mustafa Çelebi, Uzun Hasan’m oğlu Zeynel’i; şehzade Bayezid Çelebi de Uzun Hasan’m öteki oğlu Uğurlu Mehmed’i yendiler. Bununla birlikte, Bayezid’in yanında bulunan Gedik Ahmed Paşa, bu tarafın savaşında önemli rol oynadı. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Davud Paşa kuvvetleriyle birlikte hareket eden Mahmud Paşanın, savaşın kazanılmasında önemli rolü oldu. Fatih, savaştan sonra esir düşen Ka-rakoyunlu beyleriyle Akkoyunluları affetti ve Şebinkarahisar üzerine yürüyerek burayı ele geçirdi. Buradayken Uzun Hasan’ın elçisi gelerek Fatih’e barış teklifinde bulundu ve esir düşen Akkoyunlu beylerini kurtarmak istedi. Uzun Haşan, bir daha Osmanlı ülkesine saldırmamak ve Şebinkarahisar’ın fethini kabul etmek şartlarıyle Fatih ile anlaştı. Bununla birlikte Uzun Haşan sözünü tutmadı; Venedikliler ile yeniden temasa geçti. Nitekim, Fatih, Timur-oğullarından Herat hükümdarı Hüseyin Baykara’ya mektup göndererek Uzun Ha-san’ı ortadan kaldırmak için iki taraftan harekete geçmeyi teklif ettiği gibi, Uzun Haşan ile anlaşmaya kendisini ikna eden Mahmud Paşayı da İstanbul’a dönünce azletti. Anlaşmalara sadık kalan Fatih, Uzun Haşan 1478’de Tebriz’de ölünce, onun nüfuz alanı içinde bulunan Gürcistan ile Trabzon sancağında bazı yerleri, özellikle Gümüşhane ve Trabzon üstündeki Torul kalesini ele geçirdi. Fatih, Otlukbeli* savaşından sonra yeniden Karaman işleriyle ilgilendi ve Gedik Ahmed Paşayı Pir Ahmed üzerine gönderdi. Gedik Ahmed Paşa, hızla Karaman kıyılarını terkeden Venediklilerin arkasından Ermenek kalesine saldırarak burasını aldı. Pir Ahmed’in karısı ve hâzineleriyle sığındığı Mennan kalesini de ele geçirdi. Bunun üzerine Pir Ahmed, dağlarda öldü. Bundan sonra Karamanlıların son direnme merkezlerinden sayılan Silifke, Gedik Ahmed Paşaya kapılarını açtığı gibi, Develihisari ile Lülüe kaleleri de Karaman valisi şehzade Mustafa Çelebiye teslim oldu (1474).

Fatih’in güney siyaseti. Ümit burnunun henüz keşfedilmediği bir sırada Batı ile Do-ğu’yu birleştiren Mısır’ın İktisadî önemini anlayan Fatih, bu sultanlıkla dostça münasebetler kurdu. Ancak Karaman ilinin ele geçirilmesi sırasında Memlûk sultanlığının, gerek Karaman oğullarını ve gerek Akkoyunluları koruması, ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. İlk anlaşmazlık Hicaz su yollarının onarımı meselesinden çıktı. Fatih, müslüman hacıları için büyük sıkıntılara sebep olan havuzları onartmak üzere birtakım ustaları görevlendirdi ve Mısır vali ve hâkimlerine bunlara yardım etmeleri için de mektuplar yolladı. Ancak kuyuları ve havuzları onarmak için giden türk ustalarını Memlûklar iyi karşılamadılar ve onları geri çevirdiler. Kara-manoğlu Pir Ahmed, Memlûk sultanına elçi göndererek Fatih’in su yolları bahanesiyle Mekke sultanına yüklerle filori (Floransa parası) gönderdiğini ve onu Memlûklara karşı isyana teşvik ettiğini yazıyordu. Mısır yolunun güvenlik altına alınması bakımından Maraş ile Elbistan çevresini ellerinde bulunduran Dulkadıroğul-larını türk hâkimiyeti altına almak gereğine inanan Fatih, bu bölgedeki nüfuzlarını devam ettirmek kararında bulunan Memlûk sultanlığının direnmesiyle karşılaştı. Gelecekte kendisi için büyük bir tehlike olacağı anlaşılan Fatih ile mücadeleye hazırlanan Memlûk sultanı Aynal, Fatih’i Trabzon seferinden dolayı tebrik etmedi. Fatih de yeni Memlûklu sultanı Hoşka-dem’i tebrik etmedi. Mücadele Dulkadır topraklarında başladı. Fatih, Dulkadır bey-ledi. Şahsuvar Bey, yanında osmanlı kuvvetleri katarak onların Memlûklarla mücadelesini sağladı, önce Süleyman Beyin oğlu Melik Arslan’ı destekledi; bu beyin ölümü üzerine Süleyman Beyin öteki oğlu Şahsuvar Beyi, Şahbudak’a karşı destekledi. Şahsuvar Bey, yanında Osmanlı kuvvetleri olduğu halde 1465 aralık ayında Dulkadır ülkesine gelerek Memlûklara karşı savaş açtı; 1467’de önce Berdi Bey kumandasındaki kuvveti, sonra da 1468’de yeni Memlûk sultanı Kayıtbay’ın, emîr Kulaksız kumandasında gönderdiği memlûk ordusunu yenerek Memlûklar elindeki Darende’yi aldı. Sonunda atabek Özbek kumandasındaki memlûk ordusuyle- işbirliği yapan Üçokları da yenilgiye uğratarak El – Melikül Muzaffer lakabını aidi. Türkler tarafından desteklenen Dulkadırlı-larin bu başarısı üzerine Memlûk sultanlığı sınırları içinde bulunan Şam ve Halep, Türkmen toplulukları da türk tarafını tuttular. Fatih, Dulkadırlıların bu başarıları üzerine kendisiyle dostça münasebetlere girmek isteyen Kayıtbay’a, âdet olmadığı halde, «Hadımı haremeyn ve Karındaşım Mısır sultanı» dedi. Türkler ancak memlûk sultanlarına «Sultan haremeyn Babam» derlerdi. Bunun sonunda Fatih’in mektubu ile hediyelerini Kahire’ye getiren türk elçisine Memlûklar hiç ,bir karşılama töreni yapmadılar. Ayrıca türk elçisi de bütün uyarmalara rağmen memlûk sultanı önünde eğilmekten çekindi ve «Ben yer öpmeğe gelmedim, padişahımdan Mısır sultanına selâm getirdim» dedi ve hakarete uğradı. Diplomatik ilişkilere büyük bir önem veren Fatih, bu olay üzerine durumu açıklamak için İstanbul’a gelen memlûk elçisine iyi davranmadı. Buna rağmen Fatih ile anlaşmayı gerekli gören Kayıtbay, Ka-ramanoğlu Pir Ahmed’e yardım etmekten vaz geçti ve Fatih, Şahsuvar Beyi korumazsa Dulkadır topraklarını ona bırakacağına söz verdi. Türklerin Karamanoğlu ile ilgi kuran Şahsuvar Beye yardımı azaltmaları üzerine, atabek Özbek kumandasındaki bir memlûklu ordusu, Şahsuvar Beyi 147rde Antep’te yendi ve Ceyhan ırmağı kıyısında yenilerek Zamantı kalesine sığınan bu beyi takip etti. Şahsuvar Bey söz üzerine teslim oldu; fakat Kahire’ye götürülerek üç kardeşiyle birlikte Züveyle kapısında idam edildi. Fatih, memlûklu sultanının sözünde durmayarak Dulkadır beyini öldürmesi üzerine Dulkadıroğlu Alâ-üddevle Bozkurt Beyi türk kuvvetleriyle birlikte Dulkadır topraklarına gönderdi. Fakat Dulkadır Beyi yenildi ve türk askerleri esir düştüler; bir kısmının başı kesilerek Kahire’ye gönderildi. Memlûk sultanlığının bu son hareketi üzerine Fatih, 1480 yılı başlarında Alâüddevle Bozkurt Beyi yeniden Dulkadır topraklarına gönderdiği gibi, kendisi de 29 nisan 1481’de hasta olmasına rağmen Üsküdar’a geçerek Mısır seferine çıktı. Ancak Gebze yakınındaki Hünkâr (veya Tekfur) çayırına geldiği bir sırada hastalığı arttı, 3 mayıs perşembe günü akşam üzeri öldü.
Fatih ve Batı. Türklerin Anadolu ile uğraştıkları bir sırada Batıda başta Venedik, Rodos ve Papalık olmak üzere birçok devlet arasında antlaşmalar imzalandı ve türk topraklarına karadan ve denizden saldır-dırıldı. 1463’ten beri Türkler ile savaş durumunda bulunan Venedikliler, Limni ve İmroz adalarını işgal ettikleri gibi, Enez ve Yeni Foça’yı da tahrip ettüer. Fatih, karşılık olarak Gelibolu sancakbeyi Mahmud Paşayı gönderdi ve Eğriboz adası alındı (11 temmuz 1470). Fatih’in Uzun Haşan ile uğraştığı bir sırada Venedikliler, kurdukları haçlı donanması ile Antalya ve İzmir gibi Türk şehirlerini yağma ederek İstanbul’u tehdit ettiler (1471-1473). Fakat Batı ile birleşerek Türk devletini tehdit eden Akkoyunlu tehlikesini ortadan kaldıran Fatih, 1474-1478 yıllarında Venedik topraklarına saldırdı ve Arnavutluk’taki en önemli Venedik kaleleri olan işkodra ile Kru* ya’yı (Akçahisar) kuşattı. Bu arada Süleyman Paşa Mora’da. inebahtı’ya (Naupak-tos) karşı yürüdü; 1477 yılı baharında ise Bosna beyi İskender Paşa, kuvvetli bir türk ordusuyle Venedik’in Kuzey İtalya’daki topraklarına bir akın yaptı; türk atlıları, isonso (Aksu) ve Tagliamento ırmaklarını aştılar ve Venedik şehri karşısındaki zengin ovayı yağmaladılar. Sonunda 1478’de sefere çıkan Fatih, işkodra’yı abluka altında aldırdı; Kruya (Akçahisar) ise açlıktan teslim oldu. Venedik, son os-manlı saldırıları üzerine gerek karada ve gerek denizde on altı yıldan beri devam eden savaşa son veren antlaşmayı imzaladı (25 ocak 1479). Antlaşmaya göre Venedik, işkodra’yı boşaltmayı kabul ediyor, Kruya’yı, Limni ve Eğriboz adalarını bırakıyor, padişah da Mora’da aldığı bir kısım yerleri geri veriyordu. Yine aynı antlaşma uyarınca, Venedik, Doğuda ticaret serbestliğine karşılık her yıl 10 000 altın cizye (cizyei maktua) vermeyi ve borcu olan 100 000 dukayı da iki yılda ödemeyi kabul ediyordu. Böylece bu venedik tehlikesini ortadan kaldıran Fatih, Napoli, Venedik ve Milano arasındaki rekabetten de yararlanarak 23 mayıs 1480’de vezir Mesih Paşayı kuvvetli bir donanma ile Rodos’un fethine gönderdi. Fakat Rodos’u 90 gün kuşatan türk ordusu büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. Buna karşılık İtalya seferine çıkan Gedik Ahmed Paşa, 1479’da Tocco hanedanına ait Aya-Mavra, Kefalonya ve Zanta adalarını ele geçirdi ve Napoli krallığının iç işlerine karışmak imkânını buldu. Ertesi yıl 26 temmuz 1480’de, 132 gemi ve 18 000 kişilik bir kuvvetle Avlonya’dan hareket eden Gedik Ahmed Paşa, Pııglia (Pulya) kıyısına çıktı; 11 ağustosta Otranto’yu ele geçirdi ve burasını bir üs haline getirerek çevreye akınlar yaptı. Türk kaynaklarında Pulya seferi (Seferi Pulya) olarak belirtilen bu akınlar, Avrupa’da Roma’nın fethine bir başlangıç sayılıyordu. Nitekim Türklere karşı yeni bir haçlı seferi düzenlemek amacıyle Batı devletleri yanına kardinaller gönderen papa, Roma’yı bırakarak kaçmayı düşünüyordu. Bununla birlikte yeni kuvvetler getirmek üzere Rumeli’ye dönen Gedik Ahmed Paşa, topladığı kuvvetleri geçirmeğe hazırlandığı bir sırada Fatih’in ölüm haberini aldı ve geri dönme kararıyle Bayezid’in yanına gitti. Bu yüzden, Otranto’da kalarak ümitsizliğe düşen muhafızlar, düşmana teslim olmak zorunda kaldılar. Batı kaynaklarında belirtildiğine göre, teslim olan türk muhafızlar, İtalya iç savaşlarında rol oynamışlardır. Fatih devrinde fikir hayatı. Kuvvetli bir asker olduğu kadar geniş görüşlü bir fikir adamı olarak da tanınan Fatih Sultan Mehmed, edebiyat, din felsefesi meselelerine, coğrafya, matematik ve astronomiye özel bir ilgi duydu. Bu yüzden fetihten sonra
8 manastır ve kiliseyi medrese haline getirdi. Zeyrek ve Ayasofya medreselerini açtı. 1470’te bitirilen ve kendi adiyle bilinen camiin çevresine sekizli medreselerini (Semaniye), sonra da gerilerine tamamlayıcı tetimmeleri yaptırarak bir imaret, bir dârüşşifa ilâve ederek bunları vakıflara bağladı. Ayrıca bugün Vefa adı verilen. semtte Şeyh Ebul Vefâ için bir cami yaptırdı; Eyüp’te Ebu Eyyubi’l-Ensarî’nin mezarı yanına bir cami bina ettirerek, buna. sonra medrese ve imaret ilâve etti. Bu f yüzden bu semt manevî bakımdan büyük bir önem kazandı. Devrinin en büyük bilginleri: fıkıhta Molla Hüsrev, tefsirde Molla Güranî, Molla Yegân, İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey Çelebi, matematikte Ali Kuşçu ve özellikle sevdiği kelâm bilgini Hocazade’dir. Bu bilim adamları yanında, Anconalı Ciriaco ve başka İtalyan-lar Fatih’e Batı tarihleri okuyorlardı, öte yandan 1464-1472 yıllarında Fatih, rum bilginleriyle ilgilendi. Nitekim ilk İstanbul patriği Gennadios, hıristiyan dinini anlaması için İtikatname’sini. Fatih için yazdığı gibi, trabzonlu âlim Georgios Amirut-zes ile oğulları, Ptolemaios’un, kitabını Arapçaya çevirerek bir dünya haritası hazırladılar; Kritolulos da 1453-1470 yılları olaylarını kapsayan eserini bu sırada Rumca yazarak Fatih’e sundu. Yine Fatih’in ilgi duyduğu Trabzonlu Georgios Trape-ziontios, Fatih’e eserler çevirdi. Bu bilgin, Fatih’in ölümünde bir de ağıt yazdı. Fatih’in yanında bulunan hümanistlerden Francesco’ Berlinghieri, Geographia adlı e-serini Fatih’e sundu; türk sultanının isteği üzerine Gentile Bellini, İstanbul’a gelerek (eylül 1479 – ocak 1481), resmini yaptı ve yeni sarayın (Topkapı sarayı) duvarlarını Rönesans üslûbu fresklerle süsledi. Bu yüzden, Batıda, Fatih’in tutumu hakkında bazı yanlış yorumlar yapıldı ve papa Pius II, onu (iki damla su ile) vaftiz ederek bütün Batının imparatoru yapma teklifinde bulunan bir mektup gönderdi. Ancak bu mektup Fatih’in eline geçmedi; fakat Fatih’ten cevap gelmiş gibi hareket eden papa, kendi mektubuyle birlikte bunu İtalya’da yayımladı. Fatih aynı zamanda şair bir hükümdar olarak Av-nî mahlâsıyle şiirler yazdı ve huzurunda edebî tartışmalar ve oturumlar yaptırdı, özellikle ulemayı ikiye ayırarak Seyit Şerif Cürcani ile Sadeddin Teftazanî’nin fikirlerini münakaşa ettirmekten zevk duy ardı; kendisi Sadeddin Teftazanî’yi tutardı. İran’dan, Horasan’dan ve Mısır’dan birçok yazar ve şair Fatih’in sarayına gelerek yazdıkları eserleri ona sundular. Bu arada bazı tarikat mensupları daha gençliğinde Fatih’e etki ederek onu kendi taraflarına çekmeğe çalıştılar. Nitekim hu-rufîler, Fatih’in sarayına girerek onu, kendilerine çekmeyi başardılar. Fakat tehlikeyi sezen Mahmud Paşa ile Edime kadısı Fahreddin Acemî, hurufîleri halkın huzurunda yargılayarak yaktırdılar. Fatih devrini yansıtan şair ve yazarlarda Hamidî, Kabulî, Tirmizli Aynî gibi şairlerin eserlerinde buna ait kayıtlar vardır. Fatih hoşgörü sahibi bir hükümdar olarak tebaası üstünde eşitliğe dayanan bir adalet sistemi uyguladı ve Karamanî Mehmed Paşaya (öl. 1481) hazırlattığı kanunnamelerle devleti yönetmeğe çalıştı. 1457’de İstanbul’u merkez yapan Fatih, bir iç kale olarak Ye-dikule’yi inşa ettirip bürayı devlet hâzinesi olarak kullandı; 1454’te, bugünkü İstanbul üniversitesinin bulunduğu yerde Eski sarayı; 1478’de de Sarayburnu gerisinde Zeytinlik adı verilen yerde Yeni saray (Topkapı) yaptırdı; 1472’de Çinili köşkü yaptıran Fatih, İstanbul’un savunması için Çanakkale boğazında Kilitbahir ve Sultaniye kalelerini yaptırdı; tersaneyi Gelibolu’dan alıp 1462’de Kadırga limanına getirdi.

Fatih’in zehirlendiği ileri sürüldüyse de bunun doğru olmadığı ve bütün türk padişahlarının geçirdiği damla (gut’nikris) hastalığından öldüğü bilinir. Fatih, yeni bir çığır açan hükümdardır. Onu tamamen bir hümanist ve rönesans hükümdarı saymak doğru değildir. Ancak onun hoşgörüsünü çocukları ve torunları devam etti-remeyerek devletin gittikçe gerilemesine sebep oldular. Fatih’in öldükten sonra tahnit edilen cesedi, 3 mayıstan 22 mayısa kadar Yeni sarayda (Topkapı sarayı) kaldı ve 22 mayısta, Amasya’dan İstanbul’a gelerek tahta geçer oğlu Bayezid’in türk geleneğine uygun olarak hazırladığı bir törenle bugünkü türbesine gömüldü. (-*Bib-liyo.) [m]

Yorum yazın