Türkiye’de Bilim – Teknoloji

Türkiye’de Bilim – Teknoloji
Ar-Ge harcamaları, Ar-Ge personeli, teknoloji yönetimi, bilimsel çevre ve entelektüel sermayenin ölçüt alındığı 26 kriterli faktördür.
Bilim ve Teknoloji genel performans değerlendirmesinde Türkiye 1998 yılında 35. sırada iken, 1999 yılında 37. sıraya gerilemiştir .
Tablo 1 :Bilim ve teknolojide Türkiye genel performansı
1999 Sıralaması
Ar-Ge Harcamaları ( US$ Milyon ) 31
Ar-Ge Personeli 40
Teknoloji Yönetimi 33
Bilimsel Çevre 31
Entelektüel Mülkiyet Hakları 42

Türkiye kalifiye mühendis sayısı ve gençliğin bilim ve teknolojiye ilgisi bakımından üst sıralarda yer almaktadır. Ancak, yine de teknolojiye yapılan yatırım yetersizdir. Teknolojimiz ithal teknolojidir ve bizim teknoloji adına yaptığımız hiçbir yenilik yoktur. Oysa teknoloji, ülkenin rekabet şansını artıran ve ülkeye rekabette üstünlük kazandıran girdilerden biridir. Türkiye’nin bu aşamada yapması gereken, üniversitelerde kaliteli mühendislik eğitimini teşvike yönelik her türlü harcamada bulunmak, yetiştirilen akademisyenlere her açıdan destek olmak ve yurtdışına kaçışlarını önlemek, Ar-Ge harcamalarına vergi kolaylıkları getirmek ve risk sermayesi piyasasına işlerlik kazandırmaktır. Teknolojik gelişmeyi uluslararası rekabetin gerektirdiği düzeylere yükseltme hedefi göz önüne alındığında hem kamu kesiminde hem de özel sektörde bu alanlardaki faaliyet düzeyini çok daha yukarılara çekmek gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bilim & Teknoloji alanında zayıf kaldığımız yönler ve sıralaması ise şöyledir:
Tablo 2: Bilim ve teknolojide zayıf yönlerimiz
Sıralama
Nobel ödülleri 42
Teknolojik işbirliği 39
Kişi başına Ar-Ge giderleri 38
Toplam Ar-Ge personeli 38
Yurtdışında patent güvenirliği 38
Kişi başına Ar-Ge harcamaları 37
Toplam Ar-Ge harcamaları 37

Ülkemiz 1950 yılından beri tıp, psikoloji, kimya, fizik ve ekonomi dallarının hiçbirinde Nobel ödülüne sahip değildir. 1998 yılına kadar Nobel ödülü alan ülkeler ve aldıkları Nobel ödülü sayısı sırasıyla şöyledir: ABD-190, İngiltere-48, Almanya-27, Fransa-11, İsveç-10, Rusya-9, İsviçre-8, Kanada-6, Danimarka-4, İtalya-4, Japonya-4, Hollanda-4, Avustralya-3, Norveç-3, Arjantin-2, Belçika-2, Çin-2, Avusturya-1, Kolombiya-1, Çek Cumhuriyeti-1, Hindistan-1, İrlanda-1, Güney Afrika-1.
Tablo : 3 Türkiye’ de Sektör ve Meslek Gruplarına Göre Ar-Ge İnsan Gücü ( 1995 )
Meslek Sektör
Toplam
Özel Sektör Kamu Sektörü Yüksek Öğretim
Sayı TZE Sayı TZE Sayı TZE Sayı TZE
Araştırmacı 2583 2211 2379 1859 39900 11784 44862 15854
Teknisyen ve Eşdeğeri 1463 1023 1190 583 – – 2653 1606
Diğer Destek Problemi 977 400 2701 638 – – 3678 1038
Toplam 5023 3634 6270 3080 39900 11784 51193 18498
TZE: Tam zaman eşdeğerli

Bilim adamı ve mühendis sayısının yüksek olması hiç şüphe yok ki, o ülkenin bilim ve teknolojiye önem verdiğinin önemli bir göstergesidir. Ancak, bilim adamı ve mühendis sayısı, bilim ve teknoloji üretmek için tek başına yeterli değildir. “ Kantite değil, kalite önemlidir” sözü bu açıdan anlamlıdır. Bilim adamları ve mühendislerin gerçekten bilim üretme yeteneği ve kapasiteye sahip olabilmeleri için, çalışma ortamlarının yeterli olması; motivasyon ve ödüllendirme sistemlerinin mevcut olması gibi faktörler önem taşımaktadır. Yoksa bir ülkede, üniversitelerde ve araştırma kuruluşlarında istihdam edilen kişi sayısı tek başına bilim ve teknolojinin yerini ve önemini göstermez .
1.3. İstihdam
Ekonomi düzeninin sağlıklı ve üretken olup olmadığını gösteren en önemli göstergelerden biri de istihdam ve beraberinde işsizlik rakamları ve yapısıdır. İstihdam, üretim faktörlerinin ( doğal kaynaklar, sermaye, teknoloji, bilgi düzeyi ) gelir sağlamak amacıyla çalışması ya da çalıştırılmasıdır. Ancak uygulamada istihdam kavramından çoğu kez sadece emek faktörünün çalışıp çalışmama sorunu anlaşılmaktadır. Gerçekten de istihdam sorununun kilit noktası emek faktörüdür.
Milli ekonomide istihdam düzeyi ile milli gelir arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Diğer değişkenler sabitken, istihdam düzeyi arttıkça o ekonominin ürettiği toplam mal / hizmet miktarı da ( yani reel MG ) artmaktadır.
1.3.1.Tam istihdam:
Bir ekonomide üretim faktörlerinin tümü çalışıyor ve üretime katılıyorsa tam istihdamdan bahsedilir. Böyle bir ekonomide % 2 veya % 3’lük gibi düşük oranlarda işsizlik görülebilir. Önemli olan, açık işyerleri sayısının o anda iş arayanlardan daha fazla olmasıdır.
1.3.2.Eksik istihdam:
Üretim faktörlerinin bir kısmı üretime katılamamaktadır. Talep yetersizliği eksik istihdamın bir nedenidir .
IMD Rekabet Yıllığına göre 1998 yılı milyon bazında toplam istihdam sıralamasında ülkemiz 21 milyon 13 bin kişi ile 14. sırada yer almaktadır. Bu oranın toplam nüfusa yüzdesi ise Türkiye için % 32,59’ dur. Yani 44. sırada yer almaktadır. Sektörlere göre nüfusun dağılım yüzdesi ise, Tarım % 45, Sanayi % 20 ve Hizmetler Sektörü % 35’ tir.

1.3.2. İşsizlik:
Çalıştırılamayan emek faktörüne işsiz denir. Bir ülkede hangi ekonomik model uygulanırsa uygulansın ve hangi ekonomik gelişmişlik seviyesine sahip olursa olsun tam istihdamı bütünüyle % 100 seviyesinde yakalamak söz konusu değildir. İşsizlik, çok düşük ya da çok yüksek seviyede ama bir düzeyde mutlaka karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’ de açık işsizlik 1997 yılı ortalaması % 6,4’ tür. Ülkemiz koşullarında açık işsizlik kadar önemli bir gösterge oluşturan eksik istihdam da, % 5,62’dir .
IMD Rekabet Yıllığı’na göre Türkiye’ de çalışan kadın işgücünün toplam işgücüne yüzdesi 1998 yılı itibariyle % 31,75’ tir. Bu yüzde ile 46. sırada yer almaktayız. Filipinler % 22,37 ile 47., İsveç % 47,49 ile ilk sıradadır.
1998 yılı 24 yaş altı işsiz nüfusun toplam işsiz nüfusa yüzdesine bakıldığında % 51 ile Türkiye 42. sırada bulunmaktayız. Demek ki, ülkemizde işsiz nüfusun yarısı genç nüfusa ait. Bu da bizim için büyük bir dezavantajdır. İşsizlik için alınan tedbirler konusunda da oldukça gerilerdeyiz. 1997 yılında istihdam gelişiminin aktif nüfusa oranına bakıldığında 0,969’luk bir oran ile Türkiye 41. Sırada yer almaktadır. İşsizlik tedbirlerinin en gelişmiş olduğu ülke Venezüella, en yetersiz kaldığı ülke ise Çek Cumhuriyeti’dir.
İşsizliğin varlığı toplum açısından olduğu gibi, kişisel açıdan da olumsuz sonuçlar getirmektedir. Özellikle sosyal güvenlik kurumlarının yeterince gelişmemiş olduğu ülkelerde işsizlik başlı başına bir huzursuzluk kaynağıdır.
Azgelişmiş ülkelerin çoğunda sosyal güvenlik kurumları yetersiz olduğu için işsizlerin problemleri kadar, halihazırda çalışmakta olanların da istihdam sorunu vardır. Bu problem, sahip olduğu işi kaybetme korkusudur ve kişi üzerindeki olumsuz etkisi işsizliğinkinden az değildir. Yarına olan güvensizlik, fertleri ümitsizlik ve huzursuzluğa itmektedir.
İşgücünü massedememek ve iş sağlayamamak, bir ekonomi düzeni için son derece büyük bir kusurdur. Bu kusur, sadece işsiz kalan kimselerin ve onların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin maddi ve manevi yoksulluk ve acı çekmelerinden ibaret değildir. Böyle bir durum, aynı zaman da o ülkede bir bütün olarak ekonomik strüktürün, var olan kaynakları tam olarak kullanabilmek ve böylece ülke refahını imkanlar dahilinde en yüksek düzeye çıkarabilmek konusunda başarılı olmadığını da ifade eder.
İşsizliğin devasa boyutlara eriştiği ve toplumsal-siyasal sıkıntı ve gerginliklere yol açtığı dönemlerde, işsizlik vb. uygulamalar, kuşkusuz sorunun rehabilite edilmesi açısından fayda sağlayacaktır. Ama, bunun temelli bir çözüm olmadığı ortadadır. Açıktır ki önemli olan nokta iş hacminin genişlemesidir. İşsizlik için yapısal çözümler bulunmasıdır. Bir bütün olarak ve sağlıklı bir biçimde yeni gizli işsizliklere yol açmadan istihdam hacminin arttırılmasıdır.
Türkiye’ de yaşanmakta olan istihdam sorununu ve işsizlik açmazını da kronik düşük istihdam ya da kronik işsizlik içerisine dahil edebiliriz. Türkiye’ deki istihdam sorununun belirgin karakterlerinden birisi kronik olması diğeri de işgücünün dağılımındaki tarım sektörü ağırlıklı yapılanmadır.
İstihdamın ve işsizliğin her ülkenin kendi özel koşullarından ve dünyadaki gelişmelerden etkilendiği bir gerçek olmakla birlikte, paradigmal dönüşüm yani endüstri toplumundan enformasyon / bilgi toplumuna geçiş bu sorunların arkasında yatan en önemli unsurların başında yer almaktadır.
Endüstri toplumuna geçmiş ülkelerde nasıl tarımın istihdam içindeki payı % 3’ e kadar gerilemişse, geleceğin enformasyon toplumunda da imalat işçilerinin sayıları şimdiden yaşanmaya başlandığı şekilde çok daha gerileyecektir. Bir diğer ifadeyle bugün sanayi sektörü büyük ölçüde otomasyonun da etkisiyle mavi yakalı iş yaratmaktan uzaklaşmıştır.
İstihdamın artırılması için, yatırım, üretim ve ihracatı başaracak yeni bir ekonomik yapılanmaya gidilmesi zorunludur. KOBİ’lerin başarılı olması, ülkemizde teşebbüsün yaygınlaşması ve güçlenmesi açısından olduğu kadar istihdamın istikrarlı, kalıcı ve verimli bir şekilde artırılması için de çok önemlidir. KOBİ’ler desteklenmeli ve geliştirilmelidir. KOBİ’ lerin de işyeri huzuru ve çalışma barışı için işçilerin sendikal hakları konusunda duyarlılık göstermeleri gerektiği açıktır. Yatırımların teşvikinde istihdam yaratma ile teknolojik gelişme boyutu ön plana çıkarılmalıdır. Teknolojik gelişme süreci ilerledikçe insan gücü yetiştirme hedefleri giderek daha önemli bir nitelik kazanacak ve bu konu, istihdamın miktarını, yapısını, dağılımını, gelişme trendini doğrudan etkileyecektir. Geniş istihdam imkanları olan hizmet sektörlerinin potansiyelinden azami ölçüde faydalanılmalı ve bu sektörlerin geliştirilmesine yönelik tedbirler alınmalıdır. Eğitim sistemi içinde ve dışında her seviyede nitelikli işgücü yetiştirilmesine ağırlık verilmeli, örgün ve yaygın mesleki-teknik eğitim, beceri kazandırma eğitimi, iş öncesi eğitimi, işbaşı eğitimi ve yeniden eğitim programları ve hizmetleri desteklenerek yaygınlaştırılmalıdır. İşgücü piyasası berraklaştırılmalı ve işgücü enformasyon hizmetleri geliştirilmeli, iş ve işçi bulma kurumu işgücü piyasasındaki etkinliği artıracak biçimde reorganize edilmeli, istihdam rehberliği, mesleğe yöneltme ve benzeri istihdamı geliştirme faaliyetleri arttırılmalıdır. Yerel ekonomik kaynakların harekete geçirilmesi ile istihdam artışı arasındaki ilişkinin önemi göz önünde bulundurularak, üçüncü sektör kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin önü bu açıdan da açılmalı, yerel yönetimlere kaynak aktarımında daha serbest davranılmalıdır. Rekabet gücünün artması öncelikle insan gücü kaynağının harekete geçirilmesine bağlıdır. İstihdam ve işsizlik konusunun yalnızca makro boyutları değil mikro boyutları da göz önünde tutulmalı, mikro düzeyde katılım sağlayarak toplumsal enerji harekete geçirilmelidir. Ekonomik gelişmeyi ve rekabet gücünü sosyal gelişme, çevre duyarlılığı, iş güvenliği, istihdam sorunu gibi diğer sosyal faktörlerle birlikte savunamazsak; rekabeti de verimliliği de artıramayız.
1.3.2.1.Teknolojik işsizlik:
Teknik alanda her hangi bir ilerleme ekonomik hayatın işletme organizasyonunda büyük yenilikler meydana getirir. Zanaat ve küçük sanatlarda çalışanlar makineleşme karşısında yeni duruma veya yeniden mesleki bir formasyona tabi tutulup iş buluncaya kadar işsiz kalırlar.
Teknik ilerleme 1919’dan 1929’a kadar fabrika endüstrisinde insan başına verimi tahminen %45 arttırmış, ve bu zamanda tahminen ½ milyon kişi işsiz kalmıştır.
1.3.2.2.Nüfus ( İnsangücü ):
Kullanılabilir ve nitelikli insan gücünü tespit etmeye yarayan 44 kriter kullanılmıştır. Girdi olarak, nüfus karakteristikleri, işgücü karakteristikleri, istihdam, işsizlik, eğitim durumu, yaşam kalitesi ve davranış değişiklikleri alınmıştır.
Nüfusun genel rekabet performansına bakıldığında, 1998 yılında 39. sırada olan ülkemiz 1999 yılında 42. sıraya düşmüştür.
Tablo 4 : Nüfusun genel rekabet performansı
1999 Sıralaması
Population Characteristics Nüfus Özellikleri 45
Labor force Characteristics İşgücü Özellikleri 41
Employment İstihdam 35
Unemployment İşsizlik 39
Educational Structures Eğitim Yapısı 44
Quality of Life Yaşam Kalitesi 36
Attitudes & Values Tutum ve Değerler 5
Kaynak: Özdemir, s.18

1.4. Verimlilik
OECE (L’organisation europeenne de cooperation economique) verimlilik grubu tarafından emek verimliliği terimi kullanılmaktadır. Emeğin verimliliği ile tek bir işçi tarafından tüketilen enerji ya da çabanın değil, işgücünün ortalama ş verimi kastedilmektedir. 20. asrın başından bu yana iktisatçılar verimliliği üretimle üretim girdileri arasındaki bir oran olarak anlamaya başlamışlardır. Verimlilik hasılanın üretim faktörlerinden herhangi birine oranıdır. Üretim unsurları ile ilgili birden çok faktörün bir araya getirilmesi, her bir üretim faktörünün verimliliğini ayrı ayrı ölçmemizi gerektirir. Hasıla onu üreten tek bir faktöre göre ölçülebilir. Buna kısmi faktör verimliliği denir. Ayrıca hasıla onu üreten tüm faktörlere göre de ölçülebilir, buna da toplam faktör verimliliği denir. Emeğin verimliliği özellikle teknik yeniliklerin uygulanması ile artar. İki saatte yapılacak bir iş bir saatte yapılarak emeğin verimi arttırılmış olur. Kalan diğer saatte de artık üretim yapılması mümkün olabilir.

Tablo 5: Pamuk ipliği üretiminde işgücü verimliliği
Hintli el işçisi (18yy.) 50.000 Ohp
Crompton’un makinesi (1780) 2.000 Ohp
100 iğlik makine (1790) 1.000 Ohp
İlk makineli tezgah (1795) 300 Ohp
Robert’in otomatik tezgahı (1825) 135 Ohp
Modern tezgah (1972) 40 Ohp
(Yüz libre pamuğun işlenme süresi=Ohp)

Yorum yazın