Teknoloji transferi

Teknoloji transferi

Teknoloji transferi kavramı ise az gelişmiş ülkelerin, gelişmiş ülkeler tarafından kullanılan ve üretilen teknolojileri hızla edinerek, normalde kapanması imkansız olan teknolojik boşluğun azaltılması ve gelişme katkıda bulunulmasından yola çıkarak ortaya atılmaktır Aggorwal (1991) da yine benzer bir yaklaşımla,teknoloji transferini,bir ekonomik bölgeden diğer bir ekonomik bölgeye teknolojinin iletişimi, uyarlanması ve kullanımı olarak değerlendirilmektedir. Dunning, teknoloji transferini teknolojinin aktarımı olduğunu belirtikten sonra, teknolojinin yayılması ve teknolojinin emilmesi kavramlarının farklı olduğunu belirtmiştir. Teknolojinin yayılması, teknolojiyi elinde bulunduran firmadan veya kuruluştan diğer firmalara teknolojinin dağılmasıdır. Teknolojinin emilmesi ise teknolojiyi elde eden ekonominin kendi yararına teknoloji kullanması ve uyarlamasıdır. Dunning göre bunun için teknolojik ve örgütsel kapasite gereklidir

Birleşmiş Milletlerin(UN)yaptığı tanıma göre teknoloji transferi dört noktada gerçekleşmektedir:
 Fiziksel objeler ve ekipmanlar
 İnsan kaynağı,yetenekler ve öğrenme
 Tasarım, taslak gibi bilgi tabanların
 Üretilen teknolojinin kullanımı sağlayan bağlantılar

Alternatif olarak gelişmekte olan ülkeler teknolojin ithal etmek yerine kendi teknolojilerini kendileri üretmek isteyebilirler.Ancak bu bilinen teknolojilerin tekrar ve keşfi ve kaynakların israfı olacaktır. Zaten kıt olan beşeri, fiziksel, finansal ve doğal kaynakların sonucu belli olmayan böyle bir politika ile yönlendirilmesi pek rasyonel olmadığı gibi beklenen sonuçları da vermeyebilir. Bu nedenlerden dolayı gelişmekte olan ülkeler açısından en akılcı yol uygun teknolojileri, uygun kanallardan, uygun koşullarla transfer etmenin yollarlını bulmaktır.

Teknoloji transfer etmenin iki ana yolu vardır :
a) patent-lisans anlaşmaları
b) doğrudan yabancı yatırımlar
Lisans-patent anlaşmaları kanalıyla teknoloji transferinde başarılı olmuş ülkelerin başında Japonya gelir. Japonlar, meiji döneminden beri gelişmiş ülkelerdeki bilgi ve beceri birikimine önem vermiş ve bunları Japonya’ya kazandırabilmenin yolarını aramışlar ve bunda oldukça başarılı olmuşlardır. İkici Dünya Savaşı’ndan sonra ağır hasar gören ekonomiyi canlandırmak için Japonlar gelişmiş ülke firmaları ile çeşitli patent-lisans anlaşmalarına ağırlık vermiş ve bu teknolojileri sadece transferle yetinmeyip daha da geliştirmeye çalışmışlar ve herkesin bildiği gibi çok da başarı olmuşlardır .
Günümüzde hala patent – lisans anlaşmalarıyla teknoloji transfer ederek verimliliği önemli ölçüde arttırabilmek mümkün olmasına rağmen başarı ile gerçekleşebilmesinin önünde bir çok engel vardır her şeyden önce Japonya örneğinden derslerini alan firmalar yeni rakip Japonlar yaratmamak için eskisi kadar kolay ve kapsamlı teknoloji transferlerine olanak sağlanmamaktadırlar. Ayrıca patent –lisans anlaşmaları ile teknoloji transfer edebilse bile iş bununla bitmemektedir.Kısa bir süre sonra eldeki teknolojini modası geçmiş olacağından ekonomik açıdan yerinde saymamak için Japonların yaptığı gibi katkılarda bulunarak daha gelişmiş teknolojiler üretmek gerekecektir. Bunun için gerekli beşeri, fiziksel ve finansal yapının olması gereklidir. Acaba dünyada kaç tane ülke böyle bir alt yapıya sahiptir? Japonların avantajlı oluğu durumlarda çok önemli iki tanesi Japon kalkınma hamlelerinin hızlandığı dönemlerde gelişmiş ülkelerle arasında bulunan teknolojik gelişmişlik farkının günümüzdeki kadar olmaması ve Japonların oldukça iyi eğitimli insan kaynaklarına sahip olması idi.
Paten-lisans anlaşmalarıyla elde edilen teknolojilerin maalesef bir çok olumsuz yönleri vardır. Örneğin, gelişmiş ülke teknolojileri,büyük pazarları ve kitlesel tüketimi hedef aldıklarından dolayı bunların olduğu gibi (adapte edilmeden) gelişmekte olan ülke ekonomilerinde kullanılmaları pek rasyonel değildir. Pazarlar küçük ve satın alma gücü sınırlı olduğundan teknik etkinlikleri,dolayısıyla da faktör verimliklerinin düşük fakat birim maliyetlerini yüksek olma ihtimali vardır. Bu durumda dış ticarette koruma gerekli olduğundan tüketiciler söz konusu ürünleri dünya fiyatlarının üzerinde bir fiyat ödemek zorunda kalacaklar ve yüksek birim maliyet ve fiyat nedeniyle ihraç yoluyla döviz kazanmak çok zor olacaktır, tabii ihraç izni varsa.
Teknoloji transferiyle ilişkili önemli konulardan biri ise patent-lisans anlaşmalarının beraberinde gelen üretim miktarı, dış satım gibi önemli konularda getirilen kısıtlamalardır.
Teknoloji transfer etmenin daha az zahmetli ve masraflı gibi görünen bir yolu ise Doğrudan Yabancı Yatırımları teşvik etmektir. Böylece gelişmekte olan ülke ve firmaları ne teknolojinin uygunluğunu araştırma, ne gerekli beşeri, parasal ve fiziksel alt yapıya oluşturma nede teknolojinin nasıl geliştirilebileceği kaygısına kapılma gereği duymayacaktır. Üretim öncesi, esnası ve sonrasındaki aşamalarda teknik, finansal ve pazarlama konularında sıkıntılar olsa bile,örneğin yeterli insan kaynakları yoksa, bu sorunlara çözüm bulmak gen yabancı yatırımcıya ait olacaktır.
Doğrudan yabancı yatırımlar aracılıyla gerçek anlamda ne kadar teknoloji ithal edilebildiği de ayrı bir sorudur. Çünkü, hangi tür bilgilerin, hangi miktarda ve kimlere aktırılacağı gene firma merkezi tarafından belirlenir.Örneğin, gelişmekte olan bir ülkedeki otomobil üreticisi kaporta yapımı ve elektrik donanımı için tüm gerekli bilgileri merkezden rahatlıkla alabilirken, motor üretimi veya elektronik donanım ile ilgili konularda aynı kolaylıkla karşılaşmayabilir. Hele doğrudan yabancı yatırımlara tamamen yabancılara aitse, yerli ortak olmadığından istedikleri kararları istedikleri şekilde alabilirler. Böyle durumlarda kısıtlayıcı önlemler içeren anlaşmalara da gerek yoktur.
Doğrudan yabancı yatırımların uyguladıkları ve konuk olunan ülkede daha az vergi ödemeye amaçlayan “gizli” kar transferleri gelişmekte olan ülkelerin aleyhine olan olgulardan biridir.Örneğin,firma içi kredilerde yüksek faiz oranı veya firma içi ticarette aşırı fiyat uygulayarak konuk ülkede karlar düşük gösterilmek suretiyle gizli kar transferi yaparak merkezin global karlılığı arttırırken konuk ülke için vergi kaybı meydan gelmektedir.
Doğrudan yabancı yatırımlar ve özellikle ”şirket evlilikleri ”aracılığıyla gelişmekte olan ülkelerin büyük yararlar sağlamaları, verimliklerini (büyümeyi) artırmaları mümkündür, ama bunların dikensiz gül bahçeleri olmadıklarının unutmamak ve artıların eksilerden fala olasını sağlayacak bir ortamın oluşturulması koşuluyla.
Yapılan görüşmelerde bazı iş yerlerinin sahip oldukları teknolojilere ilişkin kendilerine danışan öteki iş yerlerine verdikleri amatörce uzmanlık/ danışmanlık hizmetini eski makinelerin yurt içine yada yut dışına satışını bu bölüme yanıt olarak verdikleri gözlenmiştir. Ancak anketörlerin yaptıkları değerlendirme ve uyarılara dayanılarak ve bir bölüm iş yeri ile de tekrar bağlantı kurularak bu yöndeki yanlış anlamlar giderilmiştir.
Görüşülen iş yerlerinden 35’i (yüzde 36’sı) sahip oldukları yeni teknolojileri bir başka transfer tikleri yönünde yanıt vermiştir. Bir başka işyerine yapılan teknoloji transferi konusundan en fazla kullanılan yöntem, makine teçhizat satışı ile sahip olunan yeni teknolojinin transferidir.
Görüşülen işyerlerinden yüzde 52’si (18 iş yeri) bu yöntemle yurt içinde ve dışında bulunan iş yelerine teknoloji transfer ettiğini belirtmiştir. Teknoloji transferinde en fazla başvurulan ikinci yöntem,bir başka iş yerine kendi uzmanını göndermedir. Teknoloji transferi yaptığını söyleyen işyerlerinin yüzde 46’sı bu yöntemle teknoloji transferi gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Başkası için yapılan Ar-Ge sonuçlarının satışı ile teknoloji transfer eden işyerlerinin oranı yüzde 29, sahip olduğu teknolojiye ilişkin danışmanlık hizmeti vererek teknoloji transfer edenlerin oranı yüzde 23’dür. Lisans vb. kullanım hakkının satışı ve başka kuruluşlarla iletişim yoluyla teknoloji transferi yapan işyerlerinin oranı aynıdır:yüzde 11 Teknolojinin aynı zamanda,dokunulamayan ve görülemeyen, sadece insanların akıllarında yer alan bir kısmı daha vardır. Bu görünmeyen kısım genellikle bilgi birikimi (know-how)olarak adlandırılır.

1.3. Teknoloji gelişimi ve ekonomistler

Ekonomistler ile teknoloji gelişimi arasındaki ilişki ilginç bir nitelikte gelişmiştir.Son yıllarda modelle kurmaktan hoşlanan ekonomistler, teknolojik gelişmeyi de varsayımlar arasına katmış ve bu gelişimi varsaymışlardır.
Ekonomistlerin en ilginç yönünü, karmaşık sorunları basit ve etkili metodolojilerle çözmek yerine, onları basit varsayıp ortaya karmaşık ve etkileri sınırlı metedolojiler yaratmak şeklinde özetleyebiliriz.
Ne var ki, üzerinde yaşadığımız dünyada gelişim böyle olmamış ve pek çok fütürist yazarın da belirttiği gibi teknolojik gelişim hızlanıvermiş ve bilgi birikimi geometrik artışla toplanmaya başlamıştır.
Bundan da önemlisi, hızla gelişen teknolojilerin üretime uygulaması çabuklaşmış ve kolaylaşmıştır.Nitekim ilk keşiflerin ekonomi ve hizmet kesimlerinde uygulanması yıllar almışken günümüzde, yeniliklerin, laboratuar ve araştırma merkezlerinden pazarlara taşınması, aylarla ölçülen işler niteliğine dönüşmüştür.
Teknoloji alışverişinin uluslar arası düzeyde de artmış olması ise yeni gelişmelerin yalnız bulunduğu ve geliştiği yerde değil, başka yerlerde de uygulanmasını çabuklaştırmıştır.
Bugün ise hala modern sayıla girdi-çıktı analizleri, Türkiye’de de kullanılan Harrold Domar tipi modeller, ekonomistlerin kolay dünyasında, değişmez oranlara dayandırılmış ve pek çok ekonomist bu tür analizler ile yalnız bugünkü değil hatta plan-perspektif diyerek 5-10-20-25 yıl sonralarını düzenlemeye çalışmıştır.
Ancak yukarıdaki gelişmelere paralel olarak dünyamızın ekonomik ve sosyal soruları da armaya başlamış,teknoloji gelişimi ile ekonomik ve sosyal gelişimler arasındaki boşluk (gap) büyümüş, ekonomiler arasında farklılıklar artmış ve yaşadığımız çevre ortaya çıkmıştır.
Ekonomi-teknik-sosyoloji arasındaki işbirliği yeterince geliştirilmedikçe, sorunların bir süre devam edeceği söylenebilirse de, bugüne dek bu konuda hiç bir şey yapılmadığını da ileri sürmek yersiz olacaktır. Bu arada uluslararası kuruluşların, çevre kirlenmelerinin bildiğimiz düzeye varmasından sonra da olsa, ileriye dönük ilişkilerden söz etmediklerini de belirtmemek haksızlık olur. Ancak, bilinmektedir ki,sınırlı çalışmalar ancak mevcut sorunların çözümlenmesine bağlı kalmış, belki de tek köklü çare olan olayların arkasında olmak yerine önüne geçmek olanağı bu konuda henüz sağlanmamıştır.

1.4. Teknoloji transferi ve dış ticaret

Konuyla ilgili ilk teori Posner (1961) tarafından geliştiriliştir. Teoriye göre, yeni üretimlerin üretilmesi geçici olarak o ülkeye söz konusu ürün üzerinde monopol olma şansını vermektedir. Aynı teori, teknolojik anlamda yeni bir ürünün ülkenin faktör donanımından bağımsız olarak uluslararası ticarete konu olacağını belirtmektedir.
Ancak yeni ürünün ulusal sınırlar dışına taşması ülkenin söz konusu ürün üzerindeki monopol imtiyazını ortadan kaldırmaktadır. Söz konusu ülkenin yeni ürünlerde monopol imtiyazını sürdürebilmesi ancak yeni ürün üretmeye devam etmesiyle mümkün olabilmektedir.
ABD gibi teknoloji yoğun malları üreten ülkeler için kurulacak bir ticaret modeli faktör donanımları teorisinin genişletilmesiyle gerçekleştirilebilir. İş gücü ve sermaye faktörlerinden başka bilgi üçüncü üretim faktörü olarak üretim fonksiyonunda yer almalıdır.
Uygulamada bilginin dünya ölçeğinde yayılması mal ve hizmetlerin ticaretten ayrı kabul edilmemektedir. Ülkelerin iktisadi büyüme sürecinde ihtiyaç duydukları teknoloji öylece yoğun bir şekilde ticaret yapmış olmaktan kaynaklanmaktadır.
Ülkenin teknolojik altyapısı ihracat potansiyelini etkilemektedir. Ülkedeki mevcut teknik altyapının geliştirilmesi ve yenilik sistemlerinin teşviki ülke sanayisinin uluslar arası piyasalardan rekabet yeteneğini belirlemektedir. Teknoloji ve dış ticaret ilişkisinin en yeni örneği Asya ülkeleri deneyimidir.
1.5. Uluslararası Teknoloji Transferi
Uluslararası teknoloji transferi,dünyadaki teknolojik gelişmelerin izlenmesi, gereksinim duyulan teknolojilerin seçimi, seçilen teknolojilerin ülkeye ithali, ithal edilen teknolojilerin ulusal koşul ve teknolojilere uyarlanarak üretime geçilmesi, geliştirilmesi, yayılması olmak üzere bir birbirini izleyen işlemlerden oluşmaktadır.

Uluslararası teknoloji transfer sürecinde aşağıdaki dört aşama mevcuttur:
1. Edinme, benimseme
Gereksinim duyulan teknolojinin seçimi, elde edilmesi, tanımlanması ve öğrenilmesidir.
2. Özümseme/uyarlama
Kullanılabilmesi için teknolojinin ulusal gereksinimlere ve koşullara uygun hale dönüştürülmesi, yeni koşulların özelliklerine entegre edilmesi ve teknolojide gerekli mühendislik ve uygulama ayarlamalarının yapılmasıdır.
3. İyileştirme, geliştirme
Edinilmiş olan teknolojinin AR-GE olanaklarıyla beraber geliştirilmesidir.
4. Yaratma, yayma
Teknolojinin sektör içinde ve sektörler arasında yaygınlaştırılmasıdır. Bu aşamadan sonra teknoloji alıcılığı, teknoloji yaratıcılığına dönüşür.

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın