KOPERNİK DEVRİMİ VE EVREN MODELİ

KOPERNİK DEVRİMİ VE EVREN MODELİ

Kopernik devrimi bilim ile felsefenin henüz birbirinden kesin çizgilerle ayrılmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Buna rağmen çoğu çalışmada Descartes, Francis Bacon’a yer vermemekle büyük bir haksızlık veyahut hata yapılmakta olduğu kanısındayım. Hatta her dönemde bile, bilimi felsefeden ayırmak, özellikle bilimin baş kaldırış dönemlerinde bilimsel düşüncenin ve metodun kurucularını bilimden ayırmak ciddi bir yanılsamadır. Kopernik Devrimi başlığı altında genel olarak yer alan isimler Kopernik-Tycho-Kepler-Galileo-Newton’dur ve bence eksik bir saptamadır. Özellikle Francis Bacon ve Descartes’in kesinlikle bu listeye dahil edilmesi ve ilerleyen kısımlarda söz edeceğimiz bir çok kişinin de hakkının verilmesi gerekir.
Ortaçağ karanlığından uyanışa başlandığı dönemlerde, Avrupa Aristoteles fiziğinin ve Batlamyus evren modelinin yeterli olamadığının farkındaydı. Sorunun bilincinde olan Roger Bacon’un, iyi bir matematikçi olduğu bilinir bunun yanı sıra optik üzerine çalışmalarından dolayı da gözlük ve teleskopun temellerini Bacon’un atmış olduğu düşünülür. Bilimsel çalışmalarda izlenen yöntemin yanlış olduğunu ilk olarak dile getiren kendisidir. O’na göre bilimsel yöntem deney ve gözlemlere dayalı olmalıydı. Matematiğin görevi deney ve gözlemlerle elde edilen verilerin arasındaki bağıntıları kurmaktı. O güne kadar izlenen yöntem inançlara ve gerçeğe uydurulmaya çalışılan modellerdi ancak Bacon’a göre bu yanlıştı, doğrusu gözlem ve deneylerle elde edilen verilere göre modeller düşünmek, düşünce aracı olarak inanç değil matematik kullanmak ve matematikle ulaşılan sonucu tekrar gerçekle karşılaştırıp sınamaktı. 1340 yılında William Occam, “Occam’ın usturası” olarak bilinen ünlü prensibi ortaya attı. Burada ustura bir kuramda karmaşa varsa onun kesilip atılması anlamına gelmektedir. “Birbirleriyle yarışan teoriler arasında en iyisi, birkaç varsayım içeren en basitidir.” sözleriyle de bunu anlatmak istemiştir. Batlamyus evren modeli bu prensibe pek uymuyordu çünkü bir gezegenin hareketini açıklayabilmek için bir sürü daire kullanılması gerekiyordu. Bu ilke doğrultusunda hareket eden bir çok düşünür daha iyi sonuçlar veren daha basit teoriler aramaya başlamışlardı. Bacon ve Occam’ın düşüncelerini çok iyi kavramış olan ve kullanan Kopernik 2000 yıllık Yer merkezli evren modelini yıkacak ve yerine Güneş’i koyacaktı. Bu olayla düşünce tarihinde etkisi yönünden boy ölçüşebilecek çok az dönüşüm vardır. Son dört yüz yılda artan bir hızla gelişen bilimin, başkaldırışının astronomi alanındaki Kopernik Devrimi ile başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz çünkü astronominin gelişmesi için gerekli etkenler diğer bilimlerin gelişmesi için gerekenden çok daha baskındı. Gelişen burjuvanın varlığının kaynağı denizciliğin, geliştiği dönemlerde yön belirlemesi çok önem kazanmıştı çünkü hiçbir tüccar doğal olarak gönderdiği veya aldığı malın –bu mal ucuz işçi de olabiliyordu tabii- başka bir limana gitmesini istemiyordu. Ayrıca o günlerde yürürlükte olan takvim MÖ 48 yılında düzenlenmişti, ve bir yılı 365 gün gösteriyordu, ancak bu gün biliyoruz ki bir yıl 365 gün 6 saattir.
Bu durumlardan ve daha önce söz ettiğimiz mistik nedenlerden ötürü astronomide hiçbir branşta olmadığı kadar fazla bilgi birikimi vardı. Batlamyus evren modeline sürekli yeni eklemeler yapılarak gerçek doğaya uydurulmaya çalışılıyordu, öyle ki bu durum bağnazlığa dönüşmüş, kökten bir değişimi düşünmek çok zor olmuştu. Batlamyus modeline Cemal Yıldırımın TÜBİTAK yayınlarında çıkan Bilimin Öncüleri adlı kitabındaki benzetmeyi burada yazmak çok doğru olacaktır: “Benzetme yerinde ise baş, gövde, el ve ayak gibi her parçası başka bir yerden derlenmiş bir heykelin acayip görüntüsünü sergiliyordu.” Kopernik Devrimi Rönesans öncesinden, son dönemlerine kadar bir aralığa yayılmaktadır. Bu devrimin etkisini anlayabilmek için entelektüel çevrelerin en genel anlamda evren ile ilgili araştırmalara bakışının evrimini gösteren şu sözleri tarihsel sıra içersinde yazarsak sanırım daha açıkça anlayabiliriz: 1. “Bu konuda daha fazla şey bilinemez, çünkü tanrıbilim, bilinmesi olanaklı her şeyi bilir.” Bundan sonra sırayla yazacaklarımın hepsi önce mahkum edilmiş, kabulü için çok çabalar harcanmış düşüncelerdir. Her bir düşünce kendini kabul ettirmek için bir öncesiyle savaşmak zorunda kalmıştır. 2. “Hıristiyan dini bu konuda daha çok şey öğrenilmesine manidir.” İlk düşüncede her şeyin zaten tanrı bilim tarafından bilindiği söylenirken şimdi ise bilinmeyen ve açıklanmayı bekleyen çok şeylerin olduğu ancak Hıristiyan dinin buna engel olduğu ilan edilmiştir. 3. “Bu dünyanın gerçek bilginleri, yalnız filozoflardır.” Yeni bilgileri araştırma tekeli tanrıbilimin elinden alınıp filozoflara devredilmek üzere. 4. “Tanrıbilimin bilginlerinin sözleri uydurma masallara dayanır.” Burada da bilim tanrıbilimin elinde tamamen alınması gerektiği duyurulmuş olunuyor. Bu saydığımız dört savla ilgili olarak bakınız F. Albert Lange ne diyor, “Bu savların sahiplerini bilmediğimiz doğrudur. Belki de bu savların çoğu hiçbir zaman, hiç olmazsa genel toplantılarda, savunulmamış, sadece okullarda verilen derslerde veya yapılan tartışmalarda ileri sürülmüştür. Ancak piskoposların bu hastalığa karşı o kadar şiddetli bir tarzda yürütmüş oldukları savaş, bu tür iddialara yol açan entelektüel eğilimin oldukça yaygın olduğunu ve büyük bir gözü peklikle kendisini gösterdiğini yeterli bir ölçüde kanıtlamaktadır.” Yazdığımız bu savların ilki yaklaşık XV. yy başlarında sonuncusuysa ilk kez XVII. yy. ortalarında dile getirilmiştir. Hemen şimdi Kopernik devriminin başladığı ve çözümlendiği tarihe bakıyoruz, aynen uyuşmakta. Başlangıçta, Kopernik “Güneş, Güneş Sisteminin merkezindedir …” düşüncesini açıklıyor yıl 1512, çözümlenmede de Newton genel çekim yasasını açıklıyor yıl 1687. Kısaca söylemek gerekirse bilimsel gelişmelerle, evren ve bilgimizin sınırları, dinin alanı hakkındaki genel yargı paralellik göstermiştir

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın