İNOVASYONLA BİLİM VE TEKNOLOJİNİN İLİŞKİSİ

İNOVASYONLA BİLİM VE TEKNOLOJİNİN İLİŞKİSİ
İnovasyon sürecinde bilim ve teknolojinin oynadığı rolü öne çıkaran ve bu çalışmada da benimsenmiş olan, “bilim ve teknolojiyi ekonomik yada toplumsal bir faydaya dönüştürmek” biçimindeki inovasyon tanımına benzer tanımlar, başka pek çok çalışmada da yer almaktadır. Bunun bir örneği, National Science Foundation’ın düzenlediği bir seminerde (NSF,2001) ortaya konan şu tanımdır:
Bu tanımdaki ‘bilgi’, doğrudan ‘bilim ve teknoloji’ olarak da okunabilir. Ancak,buradaki ‘bilgi=bilim ve teknoloji’ herkese açık ( ‘kodifiye’ edilmiş [codified]), herkesin hemen erişip öğrenebileceği türden bir bilgi midir? Her şeyden önce şu basit gerçeğin farkında olmak gerekir: bilim ve teknoloji alanında üretilen yeni bir bilginin ilk sahibi/ sahipleri, muhakkak ki, onu ilk üretenlerdir; bilimsel araştırmaları ve deneysel geliştirmeleri yapanlardır;kısacası Ar-Ge faaliyeti bulunanlardır. Ancak, burada, kişisel sahiplik kadar kurumsal sahiplik de söz konusudur. Çoğu zaman görüldüğü gibi, Ar-Ge faaliyeti hangi kurumun çatısı altında gerçekleştirilmişse, bu faaliyet doğan fikri mülkiyet hakları üzerinde, o kurum da söz sahibi olabilmektedir. Başka kişi ve kurumların bu yeni fikirden haberdar olmaları, ancak, bu fikir bir bilimsel makale ile açıklanmışsa yada bir patente bağlanmışsa (sanayi casusluğunu bir yana bırakıyoruz) mümkün olabilir. Aksi taktirde, özelliklede bu yeni fikir bir firma tarafından ticari amaca yönelik bir Ar-Ge faaliyeti sonucu ortaya konmuşsa, rakip firmalar bundan, ancak o fikir, yeni bir ürüne dönüştürülüp pazara sunulduğunda haberdar olabilirler. Gerçekten, enformasyon ve telekomünikasyon gibi hızlı değişen teknolojilere dayalı olarak yeni ürün ve yöntem geliştiren firmaların, bazen rakipleri haberdar olmasın diye, ortaya konan yeni bulguyu patente bağlamadıkları bilinmektedir(Grup,H. and B. Schwitalla, 1997). Demek ki, inovasyonun asıl kaynağını oluşturan bilgiyi=bilim ve teknolojiyi ilk kim üretiyorsa (hangi firma, hangi ülke…) ve niyeti o bilgiyi “ pazarlanabilir bir ürün yada hizmete, yeni yada geliştirilmiş bir imalat yada dağıtım yöntemine, yada yeni bir toplumsal hizmet yöntemine” dönüştürmekse, bellidir ki, rekabet üstünlüğü yarışında o önde koşacaktır.
Yeni bilgi hiç yayılmaz ve hep onu üretenin tekelinde mi kalır? Avantaj ilk üretende olmakla birlikte, bilgi tabii ki yayılır, yayınır(difüzyon) , başkalarınca da öğrenilir, özümsenir ve hatta başlangıçta hiç hesapta olmayan yepyeni ürünlere de başkalarınca dönüştürülebilir. Başkaları bu konuda ilk fikri üreten firmada daha da başarılı olabilir.
Yeni fikirlerin,üretenlerin tekelinde kalmayıp hızla yaygınlaşması,ekonamik büyüme ve toplumsal ilerelme açısından son derece önemlidir ve bu açıdan istenende bir şeydir.Yeni bir fikir etrafında,o fikri yeni bir yöntem yada ürüne dönüştürebilme yeteneğine sahip pek çok firmanın potansiyalinin harekete geçirilmesi,gerçekten,o fikre dayalı olarak yaratabilecek ekonomik ve toplumsal faydayı ülke ölçeğinde en üst düzeye çıkarır.Onun içindir ki,hükümetler,bilginin yayılması,enformayon ve bilgiye erişimdeki asimetrilerin ortadan kaldırılması için gerekli önlemleri almaya önem verirler. Üniversitelerin yada kamu araştırma enstitülerinin araştırma potansiyali ile özel sektör sanayi kuruluşlarının yada kişilerin yaratıcı girişimciliğini buluşturmaya yönelik kuluçkalıkların [inkübatörlerin], teknoloji geliştirme merkezlerinin,inovasyın aktarım merkezlerinin, teknoparkların, teknokentlrin teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulmasına, farklı coğrafyalarda yer alan araştırma kuruluşları ile yaratıcı girişimcileri bir araya getiren ağyapıların oluşmasına [networking] bunca önem verilmesinin nedeni,bilgi ve deneyim birikimlerinin yayılmasını ve yayınmasını (difüzyonunu) sağlamaktır
Ama bu noktada da zannedilmemelidir ki,istendiği zaman,istenen bilgiye kolayca erişivermek ve hemen özümsemek mümkündür.Avrupa komisyonu’nca hazırlattırılan bir çalışmada (Cowan,R.and G. Van de pal,2000) bilgiye erişim konusunda şöyle deniliyor.
“Ekononamik etkileri olan inovasyonların çoğu,eldeki bilginin,yeni ürün ve üretim yöntemleri biçimindeki yeni bileşimleridir.Bilginin bu dönüşüm sürecinin iyi işleyebilmesi için,süreçte yer alan unsurlar bilgiye çabuk,kolay ve ucuza ulaşabilmelidrler.bu açıdan,bilginin yayının ve dağılımı son derece önemlidir. Bilginin etkin olarak yayınımındaysa,yeni unsurlarca özümsenmesi merkezi role sahiptir ve yayınının kendisi kadar önemlidir.Özümseme sürecinde örtük (zimni;’tacit’) bilgi belirleyici rol oynar.Kodlanmış bilgiyi belli biçimlerde kaydedilmiş olarak (sayısal veya bilimsel makale ve patent başvurularında olduğu gibi yazılı biçimde) bulmak mümkünken,örtük bilgi,insanlarınbeyinlerinde yada organizasyonların iş süreçlerinde saklıdır.Bilginin dağılımında insanların dolaşımlarına verilen önem,örtük bilginin bu nitelik ve öneminden kaynaklanır;başarılı ve başarısız inovasyon sistemleri arasındaki farkında bu tür bilgiye erişim imkanları belirler.”
Bütün bu açıklamalardan sonra,inovasyondaki üstünlüğün örtük bilgide üstünlük anlamına geldiği söylenebilir.peki,bu örtük bilgiyi edinebilmenin sırrı nedir?sorunu yanıtını bir OECD dökümanı (OECD,1998b) çok açık bir biçimde ortaya koymuştur:
“OECD’nin yeni üyeleri, ulusal inovasyon sistemlerine, bazı durumlarda, var olan ama kırık dökük unsurları yan yana getirerek kurma sorunuyla karşı karşıya dırlar. Yine bu ülkeler, etkin bir ulusal inovasyon sistemi kurmak için gerekli olan, temel bazı kurumları da yoktan var etmek zorundadırlar(Meksika’ da olduğu gibi). Yerel firmaların, taklitçilikten yaratıcılığa geçmek zorunda kaldıklarında, gereksinim duydukları teknolojiye nüfuz etmedeki yetersizlikleri, ana sorun olarak, aynı ülkelerin gündemindedir. Bununla birlikte, bu ülkeler, önde olanları yakalayabilmek için, sonradan gelmenin avantajlarını kullanabilirler;başkalarının deyimlerinden kendileri için önemli paylar çıkartabilirler. Ama, asla unutulmamalıdır ki, kalıcı bir teknoloji performansı kazanılmasında, ithal teknoloji hiçbir biçimde, ülkenin kendisinin sağlam bir bilim temeliyle belirli bir inovasyon kapasitesine sahip bulunmasının yerini tutamaz. Önem verilmesi gereken husus, yaparak öğrenme ve araştırarak öğrenme yoluyla, ‘know-bow’ın kendimize mal edilmesidir.”
Günümüzde ekonomik anlamda, ülkeler arasında rekabeti besleyen faktörlerin başında yenilik kavramı gelmektedir. Yenilik, üretimi sadece laboratuarlarda yürütülen araştırma-geliştirme (A-G) çabalarının sonucu olarak ortaya çıkarılan ve teknik yönü ağır basan bir çalışma değildir. Yenilik, sistematik çalışmalar sonunda bir değişim, gelişim ve üstünlük yaratma fırsatı olarak algılanmaktadır. Yenilik pür yeni bir bilgi olmadığı gibi, uygulama, sunuş, düzenleme açısından ekonomi, fen, mühendislik, sanat,tıp, sosyal bilimler ve yönetim gibi bir çok alanda söz konusu .
Teknolojik yenilik (inovation) ise sadece ürün, üretim yöntemi, ürünün kullanımında bir takım yenilikler ve iyileştirmeler yapmakla sınırlı olmayıp, yönetim, bilgi, organizasyon, finans gibi konulardaki yeni gelişmeleri de içerir;iktisat, işletme ve diğer sosyal bilimlerin sanayi ye ve firmalara uygulanmasıyla da yakından ilgilidir. Teknolojik yenilik yapma süreci bir dizi bilimsel, teknolojik, mali ve ticari etkinliği içerir. Bilindiği gibi, teknolojik yenilikler daha çok yeni ürün ve hizmet şeklinde somut bir görünüm kazanmaktadır.

Yorum yazın