Deniz Bilimi Nedir

Deniz Bilimi Nedir
Sıcak bir günde kıyıdan bakıldığında denizle ufkun birleştiği çizginin ansızın gizemli biçimde kabarıp yükseldiğini ve bir süre sonra korkunç bir dalganın size doğru yaklaştığım görürsünüz. Gelen dalganın bir başka garip yam daha var; bilinen dalgalar gibi ardından onu izleyen başka dalgalar yok! Eni kilometrelerce, tek başına ilerleyen bir dalga büyük bir gürültüyle limanların, evlerin üzerinden geçerken gemileri de yüzlerce metre içerlere sürüklüyor.
Büyük Okyanusun Çin ve Japonya kıyılarında bu dalganın korkusunu yaşayanlar ona Tsunami adını vermişlerdir. Tsunami, deniz dibindeki depremler sonucu oluşur.
Güneydoğu Asya ve Hint Okyanusunda denizin ortasında bazen yeni adaların fışkırdığını gazetelerde okumuşsunuzdur. Dipteki volkanlar, sıradağlar, kanyonlar, akıntılar, kanallar, derin vadiler ve ovalar karalarda gördüklerimizden bambaşka bir göriinüm taşır. Atlas Okyanusunun ortasındaki sıradağlar Himalayaları anımsatır. Denizin tüm bu değişik oluşundan içinde binlerce türde balık, kabuklu, plankton hatta memeli canlı yaşamaktadır. Bitki ve yosun türleri ise sonsuz deniz dibi yaşamına ayrı bir renk ve zenginlik katar.
Deniz dibinin incelenmesi bize dünyamızın oluşumu üzerine yeni bilgiler de sağlamaktadır. Kıtaların hareket halinde olduklarım bu incelemeler bize göstermiştir.
Gelecek içinse, insanlık, madenler, eneıji ve besin maddeleri bakımından denizlerin zengin kaynaklarına yönelecektir.
Bize, yeni ve geniş ufuklar açan Denizbilimin verilerini ilgiyle okuyacağınızdan kuşku duymuyoruz.
insan, kıyılarda yaşamaya başladığı eski çağlardan beri denizlerden yararlanagelmiştir. Deniz onu güvenceli limanlarıyla korumuş, ulaşım ve taşımacılığında yardımcısı olmuş ve zengin besin kaynaklarıyla tükenmez bir beslenme olanağı sağlamıştır.
Zamanla denizleri daha iyi tanımaya başlayan insan, ondan pek çok yönlerde yararlanmanın yeni yollarını bulmuştur. Ancak, bugüne dek denizlere ilişkin öğrendiklerimiz, gemilerimizin daha güvenli biçimde uzak ülkelere gidebilmelerini sağlamakla birlikte, onların beklenmeyen fırtınalarda batmalarını ya da kayalara çarparak karaya oturmalarını önleyecek yeterlikte değildir. Modern araştırma ve inceleme yöntemlerinin uygulanması sonucu denizlerin diplerinde birçok maden yataklarının bulunduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Ama bunların yapı ve yığımlarına ilişkin bilgimiz de henüz çok sınırlıdır. Bunlardan en iyi biçimde nasıl yararlanacağımızı da henüz bilmiyoruz. Denizlerin hava durumunu etkilediğini ve bir bölgenin iklimini belirlediğini artık iyice saptamış bulunuyoruz. Ama bu etkinliğin nasıl ve ne ölçüde geliştiğini daha tam olarak öğrenmiş değiliz.
İşte bu ve buna benzer birçok soru denizbilimin kapsamına girmektedir. Gene de bu tanım
denizbilimi tam olarak anlatmaya yeterli değildir. Öyleyse denizbilim nedir? Her şeyden önce bu bilim dalının jeoloji, biyoloji, kimya ve fizik gibi temel bilimlerin verilerini denizlerin incelenmesinde kullanan bileşik bir uğraşı olarak meydana geldiğini söylemek gerekir. Denizbilim de ayrıca kendi içinde özel uzmanlık dallarına ayrılır. Bunlarla uğraşanlara biyolog denizbilimci, kimyacı denizbilimci, zoolog denizbilimci ya da jeolog denizbilimci gibi adlar verilir.
Denizbilimin bir bilim dalı olarak ne zaman başladığını tam olarak saptamak zordur. Bazıları İ. ö. 300 dolaylarında yaşamış ve gel-git’in nedeninin ay olduğunu bulan Romalı Curtius Rufus’un ilk denizbilimci olduğunu söylemektedirler. Bazıları ise bu onurun, 1855’de fiziksel denizbilim üstüne ilk kitabı yazan Mattew Fontaine Maury adlı bir Amerikalı deniz subayının hakkı olduğunda birleşirler. Maury’nin “Denizbilim Fiziksel Coğrafyası” adlı kitabı daha çok Gulf Stream’ın (golf strim) nedenlerini inceliyordu. Maury’nın bu konudaki görüşlerinin önemli bir bölümünün yanlış olduğu ortaya konmuştur. Ama, gene de onu, denizbilim üstüne ilk ciddi incelemeyi yapabilen bilim adamı kabul etmek gerekir. Maury, bugün de,”Denizlerin öncüsü” diye anılmaktadır.

Okyanusların Büyüklüğü
Okyanuslar tuzlu sularıyla yeryüzünün büyük bölümüne yayılmışlardır. Yeryüzünün yaklaşık % 70′ ini denizler kaplar. Buna karşın karalar yeryuvarlağın ancak onda üçünü oluşturmaktadır.
Tüm kıtaların dünyanın bir tek köşesinde toplandıklarını düşünecek olursak, denizlerin, karalara oranla ne denli büyük bir yer kapladıklarını daha açık görebiliriz. Aslında, anakaralar böyle bir yığın halinde olmayıp yeryüzünün her yanına dağılmışlardır. Bununla birlikte birçok jeolog denizbilimci, yeryüzü tarihinin başlarında bütün kıtaların birbirleriyle bitişik bir grup olduklarını düşünmektedir.
Okyanuslar binlerce kilometre genişlikte olmalarına karşın ortalama derinlikleri ancak 3000- 5000 metre arasında değişir. Dünyanın büyük bir bölümünü kaplayan denizler yerkürenin üzerinde çok ince bir tabakayı oluştururlar. Bu tabakanın kalınlığı, elinizdeki kitabın bir yaprağının kalınlığıyla oranlanabilir. Bu kitap sayfasının kalınlığının genişliğine oranı, hemen hemen, okya- nusunların ortalama derinliğinin bunların genişliğine olan oranı kadardır.
Dünya üzerindeki yedi anakara, büyük denizler üzerinde oldukça düzensiz bir dağılımla yerleşmişlerdir. Bunların çoğu kuzey yarıkürede, pek azı da güney yarıkürededir. . Genellikle yeryüzünün bir yerinde bir kara kütlesi varsa, onun tam karşısında bir su kütlesi yer alır. Buna en açık örnek, Kuzey Kutbunu örten Kuzey Buz denizine (Arktikaya) karşılık, Güney Kutbundaki (Antarktika) kıtasıdır.

Gemiyle okyanusu geçmekte olan bir kimse yolculuğun başlarında suların derinliğini ölçerse, derinliğin hemen hemen değişmediğini görür. Ancak daha sonra, gemi ilerledikçe derinliğin birdenbire ve hızla artmakta olduğunu anlar. Daha ilerlerde ise derinliğin önemli değişmeler göstermemekle birlikte, ilk ölçülere oranla daha derin büyük bölgeler kapladığını saptayacaktır.
Okyanusun, kıtalara bitişik ve dibinin de nispeten düz olduğu bu ilk bölümüne “kıta sahanlığı” adı verilir. Kıta kütlesinden uzaklaştıkça derinliğin büyük bir hızla arttığı okyanus tabanı bölgesi de “kıta yamacı”dır. Okyanus dibinin, büyük bölgeler boyunca nispeten sabit kalan son büyük derinlikleri ise “Okyanus Havzası” adını alır.
Denizbilimciler bu özelliklerin varlığını pek iyi bilmektedir. Çünkü,okyanus dibinin haritalarını çıkarmakta büyük çaba harcamışlardır. Bu tür haritaların yapılması için pek çok yerde okyanus derinliğinin bilinmesi gerekir. Denizciler, önceleri, “iskandil etme” denilen derinlik ölçme işlemini kurşunlu bir halatla yaparlardı. Bu, her kulaçta işaretlenmiş bir ağırlığı bulunan çok uzun bir halattan oluşuyordu. Kurşundan ağırlığı derin suya atıp, ağırlık dibe eriştiğinde kaç kulaç ipin salınmış olduğu yazılarak derinlik ölçülürdü.
İskandil etme denilen bu eski yöntem, özellikle derin sularda çok zaman alıyordu. Bugün,derinlik ölçümleri genellikle ses dalgalarının dipten yansımalarını bildiren bir aygıtla yapılmaktadır. Buna kısa adıyla “yankı kaydedici” denmektedir. Bu aygıttan önce deniz dibine ses dalgaları gönderilir. Ses dalgalan dibe çarpıp titreşimler halinde geri geldiğinde aradaki zaman ölçülerek denizin derinliği saptanmış olur. Böylece ucu kurşunlu halatla iskandil yöntemi yerine “yankı kaydedici” aygıt geçmiş bulunmaktadır. Şimdi bu aygıt yardımıyla gerek derinlik ölçümü, gerek deniz dibi haritaları çok daha duyarlı olarak çıkarılmaktadır.
Bir jeolog denizbilimci, kıtaların büyük bir bölümünü oluşturan kaya kitlelerini, denizlerin dibindeki sert kayalarla karşılaştıracak olursa, büyük ayrıcalıklar olduğunu görür.
Kıtalardaki kayaların genellikle granitten oluşmasına karşın,okyanusların tabanındakiler bazalttan oluşmuştur. Bu iki tür kaya, yalnızca görünüş bakımından değil, ağırlık ve kimyasal bileşim bakımından da farklıdır.
jeolog denizbilimci, bir kaya parçasını bulup incelediğinde, bunun karaya mı, yoksa denize mi ait olduğunu hemen ayırteder. Bir kıta sahanlığı ile kıta yamacı bölgesindeki kayalar incelenirse, bu bölgelerin deniz altında da granit niteliğindeki oluşumlarını,çoğu kez açık deniz diplerine kadar korudukları görülür. Başka deyişle, karalara özgü granit oluşumlar kıyılarda keskin çizgilerle hemen son bulmaz. Açık deniz diplerine özgü bazalt kaya oluşumlarıyla kıyılardan çok uzaklarda karşılaşıncaya dek granit kara parçaları olarak dipte devam ederler.

Yorum yazın