Aydınlanma Çağında Felsefe

Aydınlanma Çağında Felsefe
Sıra yeni görüşlerin ışığında insanın doğasını açıklamaya gelmişti. Hristiyanlığın bu konudaki görüşü kesindi; insan, İsa’nın ödediği kefaret aracılığıyla kurtuluşa erişinceye değin, adem’in günahını sırtında taşıyacaktı. Oysa akılsal çıkarım, Tanrı’nın kendi akıl gücünü ve iyiliğini insana da aşıladığı yargısına götürmekteydi ve bu çerçevede günaha yer yoktu.
İnsan doğasını incelemek için Newton’ın yeni bilimsel yöntemine başvuruldu. Öncülüğü yapan Locke önce zihin işleyişini inceleyerek insan bilgisinin boyutlarını araştırmaya koyuldu. Doğuştan gelen idealar yoktu. İnsan zihni boş bir levha gibiyi. Yaşamı boyunca edindiği deneyimler sonucunda dış dünyanın verileri bu levhanın üzerine yazılırdı.
İngiltere’de aydınlanma akımının son temsilcisi olan David Hume’un felsefenin temelinde akılcı düşüncenin kalkış noktasını oluşturan nedensellik ilkesinden duyduğu kuşku yatıyordu. Ama Hume Locke’den farklı olarak her ideanın önce bir izlenimi olması gerektiğini ileri sürüyor ve deneyimler insanın saf duygularını koyuyordu .
Almanya’da aydınlanma düşüncesi yaratıcı olmadı, başlıca görüşlerini İngiliz, Fransız aydınlanma felsefelerinden derledi. Reform hareketinin yarattığı uzun süren kargaşalıklar Almanya’nın Fransa ve İngiltere’de gelişen bu büyük kültür sürecine katılmamasına sebep olmuştur. Alman aydınlanmasının en büyük düşünürü Christian Wolff’du. Felsefe sistemini geliştirerek okul felsefesini kurdu.

Kant aydınlanmayı söyle tanımlar : ‘Aydınlanma, insanın, kendi yüzünden içine girdiği bir ergin olmayış durumundan kurtulup aklını kullanmaya başlamasıdır’’ Kant’a göre insan bu duruma akıl yüzünden değil, onu kullanamaması yüzünden düşmüştür; çünkü o döneme değin hep başka kılavuzların yol göstericiliğini aramıştır. Kant bir bakıma aydınlanma felsefesi içinde yer alırsa da, öbür yandan bu felsefeyi aşmış, 19. yy ilk yarısını kapsayan Alman idealizminin çıkış noktası olmuştur .

Yorum yazın