AYDINLANMA ÇAĞI

AYDINLANMA ÇAĞI
17. ve 18. yy’larda tanrı, us, doğa ve insan kavramlarının yeni bir birleşime ulaşmasıyla ortaya çıkan ve Avrupa’da sanat , felsefe ve siyaset alanlarında devrimci gelişmelere yol açan 3. akım. Aydınlanma çağı temelini usu ilişkiler kılma ve yüceltme oluşturur. Aydınlanma çağı düşünürleri evrenin us aracılığıyla kavranabileceği, bu yolla insanoğlu bilgiyi özgürlüğe ve mutlululuğa ulaşabileceğini savunmuşlardır .
1.1. Aydınlanma Çağı’nın Kökenleri
Aydınlanmanın kökenleri eski Yunan düşünürlerinin doğanın belli bir düzeni olduğunu kavrayarak akılsal bir ilke aradıkları döneme dayanır. İnsan ve onun zihinsel gücü üzerinde odaklaşan eski Yunanlıların kültürel mirasını Romalılar devraldı. Ama Yunan-Roma kültürü, kişisel kurtuluşu öngören doğu dinlerinden gelen dalgayla sarsıldı.

Resim 1: Atina Okulunda Plato ve Aristotales
4. yy’a gelindiğinde Hıristiyanlık Roma İmparatorluğundaki tek din olmuştur. Yunan – Roma dünyasına çok yabancı bir ortamda gelişen Hıristiyanlık o kültürün tam karşıtı amaçları taşıyordu. Oysa yeni dini benimseyenlerin büyük çoğunluğunu yunanlılar ve Romalılar oluşturmaktaydı. Hıristiyanlık bu yüzden kültürel bir uyum gerçekleştirmek zorunda kaldı. Putperestlik anlayışının ahlak dışı yönlerini ayıklayarak öbür yönlerini dinsel inanca özgü amaçlarla bağdaştırmaya çalıştı. Bu yöndeki en büyük katkıyı 13. yy’da Aristotales’in yeni bulunan el yazmalarını Hıristiyan felsefesinin temel taşlarına dönüştüren Aqurnolu Aziz Tommaso sağladı. 14. yy’da İtalya’da Francesco Petrarca’nın öncülüğünde klasik metinlere yönelen büyük ilgi pek çok kişinin unutulmuş el yazmalarının ardına düşmesi ile sonlandı.
Orta çağ boyunca bazı klasik yapıların yok olması önlenmiştir. Ama bunların çoğu Hıristiyanlığın yorumlarıyla biçim değiştirdi. Hümanizm olarak bilinen akımın amacı, bu yapıtlarda büyük bir bilgelik ve söz ustalığıyla dile gelen gerçek Yunan ve Roma ruhunu canlandırmaktı. İtalya’da hümanizm 100 yıl içinde Almanya’ya ve Avrupa’nın yörelerine ulaştı. Buralarda ilgili akımın başlıca amacı dine hizmet etmekti. Ama reform döneminde geleneksel batı kilisesi her anlamda ikiye bölündü. Rönesans’ın klasik metinler ve Hristiyanlığın uzlaştırma çabaları bir sonuç vermemiştir. Hıristiyanlık ile bağdaşmakla birlikte ondan bağımsız görüşler arayan Avrupalılar, Stoacılığı yeniden canlandırmaya yöneldiler. Bu görevi ilk kez Hollandalı hukukçu Hugo de Groot üstlendi ve iki yasa ve barış üzerine adlı yapıutında uluslar arası ilişkilerde doğal hukuka başvurmasını önerdi. Groot’a göre doğal hukuk öylesine kesin ve dokunulmazdı ki onu Tanrı bile değiştiremez .

Etiketler: ,

Yorum yazın