BİLGİYİ İŞLEME KURAMI (BELLEK TÜRLERİ: DUYUSAL KAYIT)

Funda H. AKBAY
BİLGİYİ İŞLEME KURAMI
(BELLEK TÜRLERİ: DUYUSAL KAYIT)
Önceki ünitelerde incelendiği gibi davranışçı öğrenme kuramları gözlenebilir davranışlar üzerinde odaklaşmışlardır. Özellikle bazıları, bir uyarıcıya karşı gösterilecek tepkinin, pekiştirme yoluyla güçlendirilebileceği pekiştirme tarifelerini kullanarak davranışın şekillenebileceğini savunmuş ve kanıtlamışlardır.
Ancak bazı durumlarda davranışçıların ilkelerinin yeterli olmadığı, bazı olayları açıklayamadığı gözlenmiştir. Şimdi bununla ilgili birkaç örneği görelim:
1. Örnek:
Korhan ile Berk aynı sınıfta ders dinlemişlerdir. Dersin sonunda öğretmenin sorduğu soruları Korhan doğru cevaplarken, Berk yanıtlayamamıştır. Bu iki uyarıcıya öğretmen tarafından sunulan uyarıcılar aynı olmasına rağmen sizce neden Korhan, Berk’ten daha iyi öğrenmiştir?
2. Örnek:
II. Dünya Savaşı sırasında aynı şekilde eğitim görmüş iki radar operatörünün biri ekrandaki uçağı hemen görüp önlem alırken, diğerinin uçağı görmesi ve önlem alması gecikmiştir. Bu durumu davranışçı öğrenme kuramıyla açıklamak güçtür. Çünkü her iki operatör de aynı uyarıcılarla karşılaşmışlar, aynı tepkileri göstermişlerdir ve aynı şekilde pekiştirilmişlerdir. Fakat savaş sırasındaki performansları farklı olmuştur. Neden radar operatörlerinden biri erken önlem almış, diğeri önlem almakta gecikmiştir?
Bu soruların yanıtlarını davranışçı yaklaşımla açıklamak oldukça güçtür. Bazı durumların davranışçı öğrenme ilkeleri ile açıklanmaması psikologları insanların öğrenmelerini yeniden tanımlamaya yöneltmiştir. Çünkü örneklerde görüldüğü gibi davranışçı yaklaşım öğrenmedeki bireysel farklılıkları açıklamada yetersiz kalmaktadır. Oysa öğrenme bireyseldir.
Bireyin yani; gelen bir bilgiyi etkin olarak öğrenebilmesi için, öğrenme işine etkin olarak katılması, yani; 1. Kendisine sunulan uyarıcıları seçmesi, 2. Bunları kendisi için anlamlı hale getirmesi, 3. En uygun tepkiyi göstermesi gerekir. Demek ki, yukarıda verilen örneklerde öğrenmeyi gerçekleştiremeyen kişiler için, bu üç maddeden birini gerçekleştiremediklerini söyleyebiliriz.
Davranışçı yaklaşımı benimseyen öğrenmeyi, uyarıcı ve davranış arasında bağ kurma işi olarak ele alırken, Almanya’da bir grup bilim adamı da öğrenmede rol oynayan ve doğrudan doğruya gözlenmeyen bitişsel süreçlerle ilgilenmeye başlamıştır. Bu küçük grup kendine gestalt psikologları adını vermiştir. Gestalt psikologlarıyla başlayan öğrenmedeki bilişsel süreçlere yönelik çalışmalar daha sonra gelişmiş ve bilişsel kuramlar adı altında toplanmıştır.
Biliş insan zihninin dünyayı ve çevresindeki olayları anlamaya yönelik yaptığı işlemlerin tümüdür. Bu işlemler tanıdığımız bir insanın adını hatırlamaktan karmaşık bir problemin çözümüne dek kullanılır. Elde edilen bilgilerin belleğe depolanması, hatırlanması, zihinsel ürünlerin kalite ve mantık yönünden değerlendirilmesi, biliş kapsamına giren zihinsel faaliyetlerdir.

DAVRANIŞÇI YAKLAŞIMLA BİLİŞSEL YAKLAŞIM ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
1. Davranışçı psikologlar, davranışa neden olan ve davranışı takip eden uyarıcıları gözleyerek, öğrenmeye açıklık getirmeye çalışmışlardır. Bilişsel olan kuramcılar ise, uyarıcının birey tarafından algılanmasından itibaren, bireyde meydana gelen içsel süreçler ve öğrenmeye etki eden bireysel özellikler ile ilgilenmektedirler.
2. Davranışçı yaklaşıma göre davranış öğrenilir. Bilişsel yaklaşıma göre bilgi öğrenilir. Bilgide meydana gelen değişme davranışa yansır.
3. Her iki yaklaşım da pekiştirece önem verir. Davranışçı yaklaşımda pekiştireç davranışı kuvvetlendirir ve öğrenmede önemli rol oynar. Bilişsel kuramcılara göre ise dıştan verilen pekiştireçler öğrenen için yaptığı davranışın doğruluğu hakkında dürüst sağlar.
4. Her iki yaklaşımda da öğrencinin aktif olması gerekir. Ancak davranışçı yaklaşımda öğrenen, uyarılarla etkileşimde bulunmak ve pekiştireç almak için aktif olmalıdır. Bilişsel yaklaşımda ise öğrenen dikkatini kontrol ederek, uyarıcıları seçerek, onları anlamlı hale getirip kodlayarak öğrenme sürecine aktif olarak katılır.
5. Davranışçı kuramlar, daha çok kontrollü laboratuar ortamında, çoğunlukla hayvanlar üzerinde araştırmalar yaparak öğrenmeyi açıklayan genel kuralları bulmaya çalışmışlardır. Bu nedenle basit davranışların kazandırılması üzerinde araştırmalara ağırlık vermektedirler. Bilişsel kuramcılar, kavram ve ilke öğrenme, problem çözme, eleştirel düşünme gibi bilişsel yönü ağırlık taşıyan daha karmaşık davranışların öğrenilmesini açıklamaya çalışmışlardır.

BİLİŞ KURAMLARININ ÇIKIŞ NOKTALARI
Bu akış noktalarını Wertheimer, Köhler ve Lewin oluşturmuşlardır. Biliş kuramcılarına göre davranışlar amaçlıdır.
Wertheimer görsel algılar üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda insanların nesneleri tek tek değil, bir bütünlük içinde algıladıklarını ifade ederek “nesnelere bütün içindeki karakteristiklerine göre anlam veririz” demiştir. Wertheimer görsel algılamadaki temel fikirlerinin diğer akınlara da uygulanabileceğini düşünmüştür. Örneğin bir yemek yerken, yemekteki domates salçasının tadı, ağızdaki diğer yiyeceklerin tatlarına göre ayırt edilir. Bir tadı diğerinden ayırmak istiyorsak bir figüre, şekle ya da zemine ihtiyaç vardır. Tadı şekil-zemin algısı bütünlüğü içinde ayırt edebiliriz. Aynı şekilde bir melodi içindeki tempo, ritim ve diğer seslere göre ayırt edilir.
Köhler ve Maymunları : Köhler’in deneylerindeki amacı maymunu kafese (tavanında muz asılı) yerleştirmek ve maymunun bu muzlara nasıl erişebileceğini görmekti. Maymun kafese konulmuş iki kutuyu üst üste koyarak muzlara erişebilirdi. Maymunun başarısız sınama yanılma davranışlarından sonra kutuları üst üste koyup onların üzerine çıkarak problemin çözümünü aniden buldukları gözlenmiştir. Maymun durumu algılamakta, fakat önceleri kutular ile muz arasındaki ilişkiyi görememektedir. Sıçrama, tırmanma gibi teşebbüslerden sonra kutular, muz ve kendisi arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemekte ve ilişkiyi gördüğü anda problemi çözmektedir. Bu deneydeki önemli nokta, farklı nesnelerin bütün ile nasıl ilişkili olduğunu görebilmektir.
Lewin’in Alan Kuramı : Davranış kişinin karşılaştığı durumu algılamasına ve bu durumun kişinin ihtiyaç ve amaçlarıyla ilgisine göre oluşur. Lewin’e göre kişi hayat alanında amaçlarına ulaşmak için çalışır, bunu yaparken engellerle karşılaşır ve kendisini farklı yönlere iten kuvvetlerin etkisi altında kalır. Örneğin liseyi bitiren bir genç üniversiteye gitmek durumu ile karşılaştığında değişik kuvvet ve bu kuvvetlere verdiği değerlerin etkisi altında kalır. Üniversiteye gitmenin kendisi için “+” bir değeri vardır. Okumak çok para isteyebilir, karşılamak zor olabilir, bu “-“ değer alır. Öğrencilik zevkli ve eğlenceli bir hayattır. Bu “+” değerdir. İş bulma zorluğu ise “-“ değerdir. Üniversitede başarısız olma olasılığı ise yine “-“ bir değerdir. “-“lerin “+”lardan fazla olduğunu gören genç okumaktan vazgeçebilir. Burada davranışın kaynağı kişinin algısal alanıdır. Kişinin durumu nasıl algıladığı ve beklentilerinin neler olduğu davranışlarının kararlaştırıcılarıdır. Davranış değiştirme algısal alanı değiştirmekle mümkündür.
Özetle Wertheimer, Köhler ve Lewin’e göre kişinin davranışları karşılaşılan durumu nasıl algıladıklarına ve söz konusu durumun kendi amaçlarıyla ilişkisine bağlıdır.
Bilgiyi işleme kuramı temel olarak şu 4 soruyu cevaplandırmaya çalışmıştır:
1) Yeni bilgi dışarıdan nasıl alınmaktadır. 2) Alınan yeni bilgi nasıl işlenmektedir. 3) Bilgi uzun süreli olarak nasıl depolanmaktadır. 4) Depolanan bilgi nasıl geriye getirilip hatırlanmaktadır.
Bilgiyi işleme kuramına göre öğrenme olayı bilgisayarların çalışmalarına benzetilmekte, girdilerin işlenip çıktılara dönüştürülmesi olarak görülmektedir. Hem insan hem de bilgisayar bilgiyi çevreden alırlar. Bilgisayar bunu kafi, okuyucular ya da klavye yoluyla yaparken insan duyu organlarını kullanır. Bilgisayarın içinde çevreden alınan bilgi değiştirilir, kayıt edilir ve halihazırdaki bilgi ile birleştirilir. İnsanda yeni bilgileri değiştirir, kayıt eder, önceden sahip olduğu bilgilerle birleştirir. Bunu sinir sistemi ile yapar. Son olarak bilgisayar yazıcı ile bilgiyi çıktı olarak verirken insanlar el ağız gibi organlarını kullanarak bilgiyi davranışla dış dünyaya verirler.
Dünya bilgilerle doludur. Biz her an görüntü, ses, tat, koku gibi uyarıcıların bombardımanına tutulmaktayız. Bilgi işlem süreci yoluyla öğrenmeyi açıklamaya yönelenlere göre çevreden gelen bu uyarılar, göz, kulak ve diğer duyu organlarıyla algılanır, sinirsel iletilere (mesajlara) dönüştürülüp, bellekte depolanmaktadırlar. Bu bilgilere ihtiyaç olduğunda ise bilgiler getirilir ve gözlenebilen davranışlara dönüştürülür.
Öğrenme ya da bilgiyi işleme süreci doğrudan gözlenemediğinden bu süreci somutlaştırmak ve daha kolay anlamamız sağlamak üzere bir model geliştirilmiştir. Model, öğrenenin merkezi sinir sisteminde var olduğu kabul edilen yapıları göstermektedir. Bu yapıların sinirsel bir ağ olduğu ve bilgiyi dönüştüren süreçlerinde elektrokimyasal bir değişme olduğu sanılmaktadır.

Geliştirilmiş olan bilgiyi işleme model iki temel öğeye sahiptir. Bu temel öğelerden biri, üç tür bellekten oluşan bilgi depolarıdır. Bellek bilgiyi alma, saklama, anlama, hatırlama gizi zihinde önemli bir yeri olan bir depo gibi düşünülebilir. İnsanlar belleme güçleri bakımından farklılık göstermektedirler. Görsel, işitsel ve hareket (spor yapma, daktilo yazma gibi kas koordinasyonunu gerektiren hareketler) bellekleri insandan insana değişmektedir.
Öğrenmeyi Sağlayan Yapıların Süreçleri Şunlardır : 1) Çevredeki uyarıcıların (ışık, ses gibi), alıcılar (duyu organları) yoluyla alınması. 2) Duyusal kayıt yoluyla bilginin kaydedilmesi. 3) Dikkat ve seçici algı süreçleri harekete geçirilerek, duyusal kayıta gelen bilginin seçilerek kısa süreli belleğe geçirilmesi. 4) Bilginin bir müddet kısa süreli bellekte kalabilmesi için zihinsel tekrarın yapılması. 5) Bilginin uzun süreli bellekte kalabilmesi için işleyen bellekte anlamlı kodlamanın yapılması. 6) Kodlanan bilginin uzun süreli bellekte depolanması. 7) Bilginin uzun süreli bellekten işleyen belleğe geri getirilmesi. 8) Bilginin işleyen bellekten ( kısa süreli bellekten ) tepki üreticiye gönderilmesi. 9) Tepki üreticinin bilgiyi vericiye (kaslara) göndermesi. 10) Öğrenenin çevresinde performansını göstermesi. 11) Yürütücü kontrol tarafından tüm bu süreçlerin kontrol edilmesi, düzenlemesi. Öğrenenin çevresindeki olaylar bu öğrenme süreçlerini etkiler (özellikle bilginin seçiminde ve bilgini uzun süreli bellekten, kısa süreli belleğe geri getirilmesinde) çevresindeki uyarıcılar bu içsel süreçleri zenginleştirebileceği gibi uyarıcı yoksunluğu ve kargaşası da uyarabilir.

BELLEK TÜRLERİ (DUYUSAL KAYIT )
Biliş sürecinin ilk aşaması duyusal kayıttır. Daha önce de belirtildiği gibi günlük yaşamımızda sürekli bir uyarıcı bombardımanına tutulmaktayız. (egsoz kokusu, güneşin parlaklığı, çocuğun ağlama sesi, oynayan çocukların görüntüsü, sınıfta öğretmenin sesi, kitaptaki sözcükler, tepegöz ya da slaytla yapılan gösteri, yazı tahtasındaki şemalar, diğer öğrencilerin konuşmaları, fısıldaşmalar gibi.) Bilgiyi işleme süreci bu uyarıcının alınmasıyla başlar.
Bu aşamada uyarıcı duyu organları yoluyla sinirleri uyarır. Bu sırada uyarıcının izi yaklaşık 1-4 sn. duyuya kayıt olur. Örneğin bir kitabı hızla çevirdiğimizde, sayfalardaki yazılar gözümüzde izler bırak. Parmağımızı gözümüzün önünde tutup hızlı bir şekilde çektiğimizde, gölgesinin gözümüzün önünde kaldığını fark ederiz. Ya da anlamsız bir sözcüğün tümünü ya da bir parçasını tekrar edebiliriz. Kitaptaki yazıların izleri, parmağımızın gölgesi ya da anlamsız sözcüğü tekrar etmemiz bunları belleğe kaydetmemizin bir sonucudur.
Duyusal kayıttaki bilgi orijinal uyarıcıyı temsil eden bir yapıdadır ya da onun kopyasıdır. Duyu organlarımız sürekli çalıştıkları için duyulara çok sayıda uyarıcı kaydedilir. Ancak çekilen filmler ya da fotoğraf çok uzun süre incelenebilmesine karşın duyusal kayda gelen bilgiler yaklaşık 1-4 sn. içinde silinir. Bu nedenle duyusal kayıt anlık bellek olarak da isimlendirilir. Bu yüzden bilginin anında işlenmesi gerekir. Bu işleme bizim dikkatimize bağlıdır. Uyarıcı dikkatimizi çekerse kısa süreli bellekte işlenir.
Uyarıcılar duyusal kayda geldiklerinde tanıma dikkat ve beklenti süreçleri işin içine girer. Tanıma yeni gelen uyarıcıların özelliklerinin uzun süreli bellekteki bilgilerle karşılaştırılması sürecidir. Tanımanın başarısı uyarıcının niteliklerinin açık olmasına ve önceki bilgilere bağlıdır. Bu dikkat, tanım ve beklenti süreçlerinin rehberliğiyle birey uyarıcıları seçerek kısa süreli belleğe gönderir. Eğer bilgiler aralıksız bir şekilde üst üste verilirse, duyusal kayıt gerçekleşir fakat kısa süreli belleğe aktarılamaz. Çünkü birey tanımakta güçlük çeker, dikkat edemez. Örneğin çocuklar tahtadaki problemi çözmeye çalışırken öğretmen aynı anda konuşursa çocuklar başarısız olur. Dikkatleri dağılır, kısa süreli belleğe geçiremezler. Buna dikkat etmek gerekir.
Dikkat edilen algı alanına giren uyarıcıların kısa süreli belleğe aktarıldığını belirtmiştik. Duyu organlarına gelen uyarımların anlamlı hale getirilmesine algı denir. Algılama kişiden kişiye farklılık gösterir. Öğretmenler bahçede meydana gelen bir kavganın nasıl olduğunu araştırırken, öğrencilerin farklı tarafları haklı bulduklarını gözlerler. Aslında duyu organlarına gelen uyarıcılar aynıdır fakat yorumlama biçimleri farklıdır. Her bireyin aldığı uyarımları örgütleme biçimleri farklıdır. Bu nedenle iki kişi aynı uyarıcıya baksalar bile farklı şeyler görebilirler. (İkizler-uçzo örneği) Eğer resimdeki beyaz yerleri asıl figür, siyah yerleri zemin olarak algılarsanız resimde ikizleri görürüz ya da tam tersi.
Bu örnekte görüldüğü gibi insanlar çevrelerindeki uyarıcılardan bazılarını figür bazılarını zemin olarak algılarlar. Birey figür olarak algıladığı uyarıcıları öğrenir. Aynı ortamda bulunan bireyler figür ve zemini farklı olarak algılayabilirler. Öğretmenini dinleyen öğrenciler için figür öğretmenin sesi ve sunduğu uyarıcılarken, zemin sokaktaki arabanın sesi ya da koridordaki konuşmalardır. Ancak başka bir öğrenci dikkatini koridordaki sese yöneltmiş ise o öğrenci için zemin öğretmenin sesidir. Sonuçta öğretmeni dinleyen öğretmenin anlattığı bilgileri, koridoru dinleyen ise koridordaki konuşmanın içerdiği bilgileri öğrenecektir. Örneğin müzik dinleyerek ders çalışan bir öğrenci için figür ve zemin nedir? (Öğrenci müziğin sözlerine eşlik ediyorsa.) Cevap: Öğrenci dikkatini müziğe verdiği ve onun sözlerine eşlik ettiği için, burada figür müzik, zemin ise; derstir.

KAYNAKÇA
– Bocanlı Hasan, Gelişim ve Öğrenme, Nobel Yayınları, Ank. 2002.
– Cırıltı Hüsnü, Ent Mithat, Oğuzkan Turhan, Pars Vehicle Baha, Eğitim Psikolojisi, Maarif Basımevi, İstanbul, 1995.
– Doç. Dr. Erden Münire, Yard. Doç. Yasemin Akman, Eğitim Psikolojisi, Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 1995.
– Dr. Ertürk Selâhattin, Eğitimde Program Geliştirme, Hacettepe Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1972.
– Özak Pınar Yılmaz, Hatırlama ve Tanıma Prosesleri, Hafıza Yanılmalarının Doğuşu, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya, 1988.
– Prof. Dr. Senemoğlu Nuray, Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Gazi Kitabevi, Ankara, 2003.

KAYNAKLAR
1. Alıcıgüzel İzzettin, İlk ve Orta Dereceli Okullarda Öğretim, İnkılap ve Aka Kitapevi, İstanbul 1978, 3. Basım.
2. Demirel Özcan, Genel Öğretim Yöntemleri, Kardeş Kitap Evi, Ankara 1998.
3. Doç. Dr. Karagöz Savaş, Genel Öğretim Yöntemleri
4. Dr. Kayabaşı Yücel, Erdoğan Alaattin; Öğretimde Planlama ve Değerlendirme, Anı Yayıncılık, 3. Baskı.

Yorum yazın