TÜRKİYE’DE YABANCI BANKACILIĞIN GELİŞİMİ VE İKTİSADİ ETKİLERİ

TÜRKİYE’DE YABANCI BANKACILIĞIN GELİŞİMİ VE İKTİSADİ ETKİLERİ

Yabancı bankaların etkilerinden biriside iktisadi kalkınma üzerinedir. Finansal yapı ve finansal gelişmenin iktisadi gelişme üzerindeki etkisi finansal alandaki en önemli sorunlardan birini oluşturmaktadır. Finansal yapının ve gelişmenin ekonominin reel sektörlerini etkileyip etkilemeyeceği konusu iktisatçılar arasında bir dizi tartışmaya yol açmıştır. Üzerinde en fazla durulan konu finans kurumlarındaki gelişmenin reel büyüme için önemli olup olmadığıdır. Sonuçta finansal gelişmenin reel büyümeyi kolaylaştırdığı ve finansal az gelişmişliğin ise büyüme ve kalkınma sürecinde sorunlar yarattığı kabul edilmiştir.

TÜRKİYE’DE YABANCI BANKACILIĞIN GELİŞİMİ
Bankacılığın doğuşu ve gelişimi, bu kurumların sunduğu hizmetlere yönelik ihtiyaca ve talebe bağlıdır. Bununla beraber toplumların sosyo-kültürel yapıları da bu konuda önemli bir faktördür. Özde batı ekonomilerinin bir kurumu olan bankacılık, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar kendine uygun bir ortam bulamamıştır. Cumhuriyet öncesi döneme bakıldığında hemen hemen Türk bankacılığının olmadığı ve gerçek anlamda Türk bankacılığının Cumhuriyet dönemiyle beraber başladığı söylenebilir.
Cumhuriyet öncesi dönemde Türkler ticaretle uğraşmaya pek itibar etmemişler özellikle ödünç para verme işlemi ve faiz mekanizmasına hem milli gurur hem de dini nedenlerden dolayı ilgi duymamışlardır.
Doğuş ve gelişimi itibarıyla batı ekonomilerinin bir kurumu olan bankacılık, geniş ölçüde ekonomik gelişmelerdeki duraklama ve zayıflamanın etkisinde kalmıştır. 18. ve 19.yy. da batı Avrupa ülkelerinde gerçekleşen sanayi devriminin yapılamayışı, hem ülke ekonomisinde hem de bankacılık sisteminde kapalı yapının ortaya çıkışına ve devamlılığına neden olmuştur. Batı bankalarının ekonomideki değişmeye paralel olarak gösterdikleri gelişim ve değişim bizde gerçekleşememiştir.
Türkiye’de gerçek anlamdaki bankacılığı başlatan Galata bankerleri, uzun süre Osmanlı Devleti ve hazinesini ipotek altına alabilecek ve devlete maliyeti önemli boyutlara ulaşabilecek kurnazca politikalar uygulamışlar ve İstanbul Bankası altında 1847 yılında ilk bankayı kurmuşlardır. Sarraflık ve bankerlik azınlıkların kontrolü altında olduğundan, bankacılık faaliyetleri de yabancı bankalarla başlamış ve uzun süre onların tekelinde kalmıştır.
Bu dönemde küçük ölçekli ve yerel özellikteki ulusal bankaların banka sistemi içindeki payı ortalama olarak %35 iken, yabancı bankaların veya yabancı banka şubelerinin payı %65 civarındaydı. Yabancı bankaların hem büyük ölçekli hem de uluslarüstü bir nitelik taşımaktaydılar. Bu bankaların çoğunun kurulma amacı Türkiye’de faaliyet yapan yabancıların ve yabancı ülkelerin çıkarlarını korumak, demiryolları, limanlar ve benzeri yapılanmalarda imtiyaz elde etmekti. Yabancı bankalar para ve sermaye piyasası oluşturma ve ticareti finanse etme amacında olmamış, tasarrufların erimesine yol açmışlardır.

TÜRKİYE’DE YABANCI BANKACILIK YAPILANMALARI
Temsilcilikler (Representatives)
Bazı bankalar bir şube açmadan önce ara bir adım olarak temsilcilik oluşturma yoluyla dış piyasaya giriş yapabilmektedir. Temsilcilik bir bankanın dış ülkelerde kendini temsil etmek üzere kurduğu bir veya birden fazla kişiden oluşan bankacılık kuruluşudur. Temsilcilikler yoluyla yabancı ticari bankacılığın yasaklandığı ülkelere giriş yapmak olanaklı hale gelmektedir. Bu arada istihdam edilecek kişilerin genelde hükümet, finans çevresi ve iş dünyası ile yakın ve geniş ilişkilere sahip olanlardan seçildiği görülür. Dolayısıyla temsilcilikler, yabancı ülkelere yönelmek isteyen bankalar için hem bir ilk adım hem de ucuz giriş yolunu oluşturmaktadır. Bu birimler ana kuruluşa bulundukları ülkelerdeki yasal otoriteler, iş dünyası, iktisadi ve sosyal yapı, firma, kurum ve kuruluşlar ile mevcut ve potansiyel müşterilerle ilgili bilgi sağlama olanağı sağlar. Ayrıca ana banka ile yerel müşteriler arsında bağlantı kurarlar. Bu tür avantajları olmasına karşılık çeşitli işlemler açısından yerel bankalarla rekabeti söz konusu olmayan temsilciliklerin sundukları hizmetler şunlardır. Muhabirle bağlantı sağlama, personel ve organizasyon yapısı nedeniyle düşük maliyet. Ana bankanın müşterilerine destek ve bilgi temini. Ana bankaya yerel piyasa ve ülkenin iktisadi yapısıyla ilgili bilgi temini.
Temsilciliklerin ana banka açısından taşıdığı avantajlar, banka olmadıkları için vergi mükellefiyeti dışında tutulmaları ve merkez şubeye vergi avantajı sağlaması, yerel piyasadaki müşteri ana bankaya yönelmesi ve bu konuda bağlantı kurmaları, bankacılık işlemi yapmadıkları için muhabirlik ilişkisini bozmamaları ve yerel piyasada kurulacak muhtemel bir şube konusunda gerekli araştırmayı yapmaları.
Türkiye’de yabancı bankaların temsilcilerine baktığımızda 31 bankanın temsilcilik bulundurduğunu görürüz. Bu temsilcilikler, Amerikan Expres, Banco Commerciale Italiana, Bank for Foreign Trade of Russia Fed., Bank für Handel und Effekten, Bank Kreisse AG, Bank of Tokyo Mitsubishi Ltd., Bankers Trust Company, Banque de Commerce et de Placements S.A., Banque Indosues, Banque Internatıonale de Commerce, BNP Banque Nationale de Paris, CBI-TDB Unıon Bancaire Private, Commerzbank A.G., Credit Lyonnais, Credit Suisse, Demir-Halkbank (Nederland) N.V, Deutsche Bank A.G., Generale de Bank, Internationale Nederlanden Bank N.V. (ING Bank), Instituto Bancairo San Paulo di Torino, KBC Bank-KBC Bankverzekeringsgroep, Oyak Anker Bank Gmbh, Paribas S.A., Rabobank Nederland, Sovron Bank (Central South), Sumitomo Bank Ltd., Taib Bank, The Bank of Newyork, United Garanti Bank Int. N.V., West Merchant Bank Ltd. şeklinde 1999 verilerine göre sıralanmaktadır ve tümü İstanbul da ikamet etmektedir.

Muhabir Bankalar (Correspondent Banks)
Uluslar arası bankaların dış dünya ve uluslar arası piyasalarda bağlantı kurma türlerinden birisi de muhabir bankacılık faaliyetidir. Ana ülkedeki bir banka, faaliyetlerinin ve işlemlerinin az olduğu ülkede şube açmak yerine maliyetlerini düşük tutmak amacıyla yerel bir bankayla anlaşabilir. Ana banka, bankacılık işlemlerini kendi ajanı sıfatıyla ve kendi adına yerel banka aracılığıyla yapabilir. Bu durumdaki yerel bankaya muhabir banka denmektedir.
Muhabir bankacılık işlemleri genelde danışmanlık hizmetleri sunumu, çek, poliçe kabulü, nakit yönetimi, kredi mektubu, akreditife aracılık gibi bankacılık hizmetleri ile fon transferini sağlayıcı işlemlerden oluşmaktadır. Ayrıca bu tür bankalar, ana ülkenin müşterilerinin kurumlar, yasal otoriteler ve yerel firmalarla bağlantı kurması, yerel piyasa hakkında bilgi transferi, ana ülkenin yerel müşterileri hakkında kredi ve risk değerlendirmesi yapılması gibi konularda uluslar arası bankaya yardımcı olurlar.

Acentalar (Agents)
Bu kuruluşlar temsilcilik ve şube arası bir kurum olup geniş bir faaliyet ve işlem yelpazesine sahiptir. Bu tip kurumlar yerel para ve döviz piyasasıyla bağlantı kurma, nakit yönetme, kredi ilişkileri, tahvil alım satımı gibi bir çok işlemi yürütebilir. Mevduat kabul edemeyen acentelerin karşılaştığı yasal düzenlemelerin farklı sonuçlar doğurması nedeniyle faaliyet ve hareket alanları sınırlanmıştır. Örneğin kredi vermelerinde sınırlama vardır buna karşılık büyük miktarda karşılık bulundurmak zorundadırlar.

Şube (Branches)
Yerel piyasada açılan şube, şubeyi açan ana bankanın bir bankacılık koludur ve ana ülkedeki bankaya bağımlı bir yapısı vardır. Bu nedenle şubelerin aktif ve pasifleri, politikaları gibi hususlar ana bankaya aittir.
Yerel ülkelerin yasal mevzuatına uymak zorunda olan ve yerel ülkede her türlü ulusal ve uluslar arası bankacılık hizmetlerini sunabilen şubeler, yerel piyasada ulusal ve diğer uluslar arası bankacılık birimlerinin rekabetine maruz kalırlar. Bu nedenle şubeler ana ülkedeki bankalara esnek ve düşük maliyetli faaliyet olanağı ile beraber etkin ve dünya ölçeğine yaygın bir faaliyet fırsatı sağlamaktadır.

Bağlı Kuruluşlar-İştirakler (Subsidiaries)
Yan kuruluşlar tamamı veya belli bir oranı ana bankaya ait yerel piyasadaki yabancı bankayı ifade etmektedir. Yerel piyasadaki yabancı bankada, ana bankanın payı % 50’nin üzerinde ise yan kuruluş iştirak (subsidary), % 50’nin altında ise bağlı kuruluş (affiliate) sözkonusudur. Yan kuruluşlar ulusal bankalardan pek farklılık göstermeyip genelde tüm bankacılık hizmetlerini yaparlar. Bu tür bir örgütlenme ana ülkedeki bankalara şubelere göre daha fazla avantaj sağlamaktadır. Örneğin, yatırım bankacılığı, underwriting hizmetleri, proje finansmanı, portföy farklılaştırması gibi hizmetler. Bu nedenle yerel piyasada yeni iş potansiyeli yaratma, verimli ve kârlı iş ilişkileri geliştirme yönünden avantaj sağlar.
Yan kuruluşlar kuruldukları yerel ülke bankacılık sistemlerine de çeşitli etkilerde bulunur. Bu kuruluşlar yerel banka sisteminin hem örgütsel yapısının iyileşmesine hem de donanım, araç, gereç, ürün, teknik, hizmet tür ve kalitesinin artışına neden olurlar. Uluslar arası gelişmiş bankaların uzantısı olan yan kuruluşlar gittikleri ülkelerde genellikle kendilerine göre daha küçük ölçekte, eski yöntemlerle klasik bankacılık hizmetleri sunan yerel bankalara örnek teşkil ederler. Rekabet artışı sağlayarak yerel bankaları, modernizasyon, rasyonalizasyon ve otomasyon çalışmaları yapmaya, örgütsel, teknolojik açıdan hizmetlerini ve ürünlerini ulusal ve uluslar arası düzeyde çeşitlendirmeye zorlarlar. Artan rekabet baskısı ve bu tür itici güçler neticesinde yerel bankalar etkinlik kazanacak ve örgütlenme, teknik donanım, ürün ve faaliyet yelpazesi, maliyet, çeşit, etkinlik ve verimlilik açısından gelişme gösterecektir.

Konsorsiyum (Consortium) ve Ortak Girişim (Joint-venture) Bankaları
Farklı ulusal bankalardan oluşan bir grup, kendini oluşturan bankacılık grubundan bağımsız bir kurum kurabilir. Konsorsiyum ve ortak girişim bankası olarak adlandırılan bu banka ayrı bir bankayı yada finansal kurumu örgütleyen ve kontrolü elinde bulunduran iki yada daha fazla bağımsız bankanın sahip olduğu banka olarak tanımlanabilir. Konsorsiyum bankalarındaki en önemli özellik bankayı oluşturan ortak bankalardan hiç birinin % 50’den fazla bir paya sahip olmaması ile ortaklardan en az birinin deniz aşırı bir banka olması gereklidir. Ortak bankalardan her biri sermayeye katılım oranında konsorsiyum bankasının yönetim kurulunda temsil hakkı kazanır.
Bu bankaların avantajları, üyelerinden her birinin boyutunu aşan projelerin finansmanının olanaklı hale gelmesi, çokuluslu niteliği sayesinde yerel ülke merkez bankası denetimine çıkabilmesidir. Farklı para birimine sahip ülkelerin kuruluşları olduklarından ihracat ve ithalatta da bazı avantajlar sağlarlar.

GÜNÜMÜZDE YABANCI BANKALAR
Cumhuriyet sonrasındaki gelişmeleri 1980 öncesi ve sonrası olarak ayırmak gerekmektedir. 1980 sonrası uygulanan dışa açık ekonomik politikalar ile tüm diğer sektörlerde olduğu gibi bankacılık sisteminde de uluslar arası finans sistemiyle entegrasyon hedeflenmiştir. Bankacılık sektörü 1980 sonrası dışa açık ekonomi politikaları içinde dış rekabet ile en çabuk ve en yoğun olarak karşılaştığı sektör olmuştur.
1980 öncesi dönemde mali piyasaların baskı altında olması ekonomik büyüme yönünden en önemli engellerden biri olarak görülmüştür. Kredi ve mevduat faiz oranları üzerinde kısıtlayıcı kontrol mekanizmalarının devrede oluşu, finansal işlemler üzerinden alınan vergilerin yüksek seviyelerde bulunması ve bütünleşmemiş yapı mali piyasaların üretken kesimlere fon aktarım işlevlerini etkin bir şekilde yerine getirememesinin en büyük sebepleri olarak değerlendirilmiştir.
1980 yılında Türk ekonomisi “Dışa Dönük Kalkınma Stratejisi” yönünde bir tercihte bulunmuş ve piyasa güdümlü bir yapısal değişim içine girmiştir. Bu doğrultuda uygulamaya konulan liberalizasyon politikalarının mali sistemdeki yansımaları, finansal liberalizasyon sürecinin de başlangıcı olmuştur.
Bu kapsamda mevcut bankacılık sisteminin etkinliğinin arttırılması ve menkul kıymet piyasalarının geliştirilerek mali sistemdeki eksik yapıların giderilmesine çalışılmıştır. Finansal liberalizasyon amacıyla öncelikle 1 Temmuz 1980’de vadeli tasarruf mevduatı ile kredi faiz oranları serbest bırakılmıştır. Ayrıca vadesiz mevduata uygulanan faiz oranı yükseltilmiş ve bankalara mevduat sertifikası çıkarma yetkisi tanınmıştır. Faiz mekanizmasındaki serbestleşmeyi finansal sitemde işlem maliyetlerini düşürülmesine yönelik çalışmalar izlemiştir.
1980 istikrar programının büyük ölçüde para-kredi politikalarına dayandırılması sonucu, bankacılık sektörü, programın uygulanmasında kaçınılmaz olarak önemli bir görev üstlenmiş ve ekonominin pek çok kesiminde olduğu gibi bir yapısal değişme sürecine girmiştir. Böylece her alanda uluslararasılaşma ve uluslar arası faaliyetlerin hacmi artmıştır. Buna paralel olarak ulusal finansal piyasalar arasında da finansal kurumların yoğun işbirliği ve faaliyetleri sonucu bütünleşme artmaya başlamış, uluslar arası serbest sermaye için alternatif piyasalar gelişmiştir.
Bankacılık sektörü, 1980 sonrası dışa açık ekonomik politikaları içinde dış rekabet ile en çabuk ve en yoğun olarak karşılaşan ve Türkiye’nin dışa açılmasında önem kazanan sektörlerden biri olmuştur. 24 Ocak 1980 kararlarının Türkiye ekonomisinde oluşturduğu değişim, yabancı bankaların şube açmalarına yeniden bir ivme kazandırmıştır. Bununla beraber Türkiye bu dönemden sonra gösterdiği gelişmeler nedeniyle yabancı bankalar açısından kârlı bir faaliyet alanı niteliğini kazanmış ve yabancı bankalarca açılan şube sayısı da yoğunlaşma ile sistemde rekabet artışı gözlenmiştir.
Yabancı bankaların büyük ölçüde dış ticaretin finansmanı işiyle uğraşmaları 1980 sonrası dönemde Türk bankalarını rekabet içinde bırakmış, uzmanlaşma ve uluslararasılaşma konusunda itici etkide bulunmuştur. Bu rekabete paralel olarak uluslar arası mal, sermaye ve hizmet dolanımındaki serbestinin giderek artması ile birlikte ulusal piyasalar giderek yabancı piyasalarla ilişkilerini arttırmıştır.

Tablo: Yabancı Bankaların Türk Banka Sistemindeki Payı (%)
Yıllar Ulusal Banka Yabancı Banka Toplam Banka % Payı
1990 43 23 66 34.8
1991 44 21 65 32.3
1992 50 20 70 28.6
1993 50 20 70 28.6
1994 47 20 67 29.9
1995 50 18 68 26.5
1996
1997
1998
1999

1990 sonrasında yabancı bankaların paylarının azalması, yabancı bankaların yarattığı rekabet artışı ve bankaların sahip olduğu teknik ve finansal üstünlüklerin ve finansal ürünlerin ulusal bankalarca da denenmeye ve uygulanmaya başlamasına bağlıdır.
Türk bankacılık sektörünü incelediğimizde 1980 sonrası yabancı bankaların etkisi ve rekabetine paralel olarak sektörde görülen önemli değişmeler, yabancı bankaların rekabet ve faaliyet hacminde önemli bir yer işgal etmesi, para ve sermaye piyasalarının geliştirilmesi, yabancı paralı işlemlerin serbest bırakılması, otomasyon ve bilgisayarlaşma, yeni bankacılık araç ve tekniklerinin kullanımı, sunulan hizmet ve ürünlerde çeşitlendirme ve yenilikçilik, uluslar arası işlemlerin arttırılması, uluslararası finansal piyasalarla bütünleşme çabaları, bankalar tarafından yeni finansal kurumların kurulması, bankacılık sektöründe şeffaflık, hizmet içi eğitim ve uzmanlaşma şeklinde sıralanabilir.
Yabancı bankaların Türkiye’de şube açma girişimindeki hızlanma, Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaların batılı ülkelerce genel kabul görmesi ve desteklenmesi, bu politikaların batı ekonomileriyle bütünleşme istikametinde görülmesi, Türkiye’de 1980’den sonra siyasal istikrarın sağlanmış olması, ülkemizin özellikle Ortadoğu pazarlarına yakın olması, yabancı bankaların halen Türkiye’de faaliyet gösteren çoğu uluslar arası nitelikteki yabancı sermayeli şirketlere hizmet verme ve ayrıca gelmesi muhtemel yabancı sermayeli şirketler için altyapı oluşturma gibi amaçlar taşımaları, Türkiye’nin dış ticaret potansiyeli ve bunun yaratacağı muhtemel dış işlem kararı açısından bakir bir piyasa olarak görülmesi gibi nedenlere bağlanabilir.
1980 sonrası dış ticarete getirilen serbestiler, yabancı bankalar konusunda alınan kararlar, kambiyo rejimindeki değişiklikler ve serbest piyasa ekonomisi konusunda atılan adımlar sonucu ülkemize gelen ve faaliyette bulunan yabancı bankalar, milli bankalardan faklı olarak kaynaklarının belli bir bölümünü ekonominin öncelikli sektörlerine ayırmak zorunda olmadığı, faaliyetlerinin daha çok büyük iş merkezlerine yönelik olması ve bunun sonucu olarak hiçbir kamu hizmetini üstlenmemesi, mevcut yapılarının milli bankalara kıyasla çok daha likit olması, vadeli mevduat tutmaması veya çok az tutması nedeniyle kaynak maliyetlerinin düşüklüğü, şube, büro ve personel sayısının azlığı nedeniyle işletme giderlerinin düşük olması, kalifiye personel istihdam etmesi ve otomasyondan büyük ölçüde yararlanması sonucu daha etkin bir işletme yapısına sahip olması nedeniyle milli bankalardan çok daha kârlı çalışmaktadırlar.
Bu avantajları sayesinde, gerektiğinde mevcut geniş yetkilerini de kullanarak kâr marjlarını düşürebilmekte, böylece daha düşük kredi faizi uygulayabilmektedirler. Bu durumun yol açtığı rekabet ortamı, kısa vadede Türk bankalarını bazı sorunlarla karşı karşıya bırakmakla birlikte rasyonel, verimli ve finansal-teknolojik yeniliklere açık ve bu tür çalışmayı hızlandırması nedeniyle uzun vadede bankacılık sistemi ve ekonomimiz açısından yararlı olduğu görülmektedir.
Yabancı bankaların ülkemizde faaliyete geçmelerinin en önemli etkisi, öncelikle sisteme yeni bir anlayış getirmiş olması, sermaye yoğun işletme biçimine örnek teşkil etmesi, müşteri ve faiz farklılaştırmasına yönelme alışkanlığı yanında, süratli ve kaliteli hizmet sunumu ile sistemi gittikçe bu konulara önem vermeye zorlama olmuştur.
Yabancı bankaların Türkiye’ye gelmelerinin ekonomik nedenleri iki farklı açıdan incelenecektir. Bunlardan ilki yabancı bankaların Türkiye’yi ne yönde etkileyeceği ve bu bankaların gelişinden elde edilmesi düşünülen ekonomik yararlardır. İkincisi ise bu bankaların Türkiye’ye gelmesine neden olan iktisadi gelişmelerdir. Bu açıklamalara başlamadan önce Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı bankalar ilgili genel bir bilgi vermek faydalı olacaktır. Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı bankaları iki şekilde sınıflandırabiliriz. Bunlardan birincisi, Türkiye’de yabancı sermaye ile kurulan bankalar. İkincisi ise merkezi yurtdışında olan ve Türkiye’de şube açan yabancı bankalar. 1999 verilerine göre bu sınıflandırmanın ilkinde dokuz banka bulunmaktadır. İkincisinde ise oniki banka yer almaktadır. Bu bankalarla ilgili genel bilgiler aşağıdaki iki tabloda verilmiştir.

Tablo: Türkiye’de Kurulmuş Yabancı Bankalar
İsmi Şube sayısı Personel Sayısı
Yurt İçi Yurt Dışı
Arap Türk Bankası AŞ. 6 0 251
Bankers Trust AŞ. 1 0 28
BNP-AK Dresdner Bank AŞ. 2 0 90
HSBC Bank AŞ. 1 0 47
Indosuez Euro Türk Merchant Bank AŞ. EUROTÜRK Bank 1 0 28
Osmanlı Bankası 77 0 2.365
Taib Yatırım Bank 2 0 26
Ulusal Bank TAŞ. 4 0 197
Türk Sakura Bank 2 0 72
Kaynak: Kapital, Türkiye’de Bankacılık 1999.s.6-147

Tablo: Türkiye’de Şube Açan Yabancı Bankalar
İsmi Şube sayısı Personel Sayısı
Yurt İçi Yurt Dışı
ABN Amro Bank NV. 1 0 106
Banca Di Roma SPA. 2 0 45
Bank Mellat 3 0 49
CITIBANK 7 0 454
Credit Lyonnais Turkey 1 0 44
Habib Bank Limited 1 0 14
ING Bank NV. 1 0 31
Kıbrıs Kredi Bankası Ltd. 1 0 22
RABOBANK Nederland 1 0 31
Societe Generale 1 0 58
The Chase Manhattan Bank 2 0 75
Westdeutsche Landesbank Gırozentrale 2 0 100
Kaynak: Capital, Türkiye’de Bankacılık 1999, s.6-147

YABANCI BANKALARIN TÜRK EKONOMİSİNE ETKİLERİ

19. ve 20. Yüzyılda uluslarüstü bankacılık faaliyetlerindeki yaygınlaşmanın, tarihin tesadüfünden çok sömürgeci nitelik taşıyan ülke baskılarının bir sonucu olduğu söylenebilir. 20. Yüzyıla kadar İngiltere, Fransa ve İspanya kökenli bankalar uluslarüstü bankacılık faaliyetlerinin başını çekerken, 20. yüzyılda bankaların orijini genişlemiş, Amerika ve Japonya kökenli uluslarüstü bankalarda faaliyetlerini yaygınlaştırmışlardır.
Pek çok gelişmekte olan ülkede bankacılık faaliyeti yabancı bankaların önderliğinde başlamış ve gelişmiştir. Yabancı bankalar faaliyette bulundukları ülke ekonomilerine çeşitli etkilerde bulunmaktadır. Bu bankaların gelişen ülkelerde ne tür etkiler yaratacağı iki yönlüdür. Birincisi yabancı bankaların amacı ve özelliklerine, ikincisi ise ev sahibi ülkenin amaç ve özelliklerine bağlıdır.
Yabancı bankaların gelişmekte olan ülkelerdeki kuruluş amaçları ülkeden ülkeye değişmekle beraber en yaygın neden dış ticaretin finansmanıdır. Dolayısıyla kısa vadeli ticari kredilere yönelmektir. Başlangıçta yabancı bankacılık faaliyetleri zirai ürünlerin ve hammaddelerin ev sahibi ülkeden sömürgeci ülkeye ihracı şeklinde başlamıştır. Mal ve hizmet hareketlerindeki değişik kredilendirme operasyonları ve fon transferleri günümüzde de yabancı bankaların faaliyet alanları içerisindedir. Avrupa bankaları için network ağının yaygınlığı bazen ev sahibi ülkelerdeki ticaretin ve özellikle doğrudan yatırımların payından daha büyük önem taşımaktadır.
Bankaların uluslarüstüleşmesi, gelişen ülkelerde banka sisteminin hem örgütsel hem de donanım, araç, gereç, ürün ve hizmet tür ve teknolojisinin modernizasyonuna ve dışa açılmasına yardımcı olmaktadır. Uluslarüstü bankalar genellikle dünyada bankacılık alanında geliştirilmiş en son teknikleri kullanan ve en yeni hizmet ve ürünleri sunan bankalardır.
Bu bankalar gittikleri ülkelerde genellikle kendilerine göre daha küçük ölçekte ve daha eski yöntemlerle çalışan yerel bankalara örnek olurlar. Onları modernizasyon, rasyonalizasyon ve otomasyon çalışmaları yapmaya ve hizmetlerini hem ulusal hem de uluslar arası düzeyde çeşitlendirmeye zorlarlar. Böylece ulusal bankacılık da yapısal değişim süreci sonunda etkinlik kazanır ve uzun dönemde uluslarüstü bankalarla maliyet, çeşit, etkinlik gibi bir çok açıdan rekabet edebilecek düzeye gelebilir.
Yabancı banka şeklinde faaliyette bulunan çokuluslu bankalar önemli finansal merkezlerle yakın bağlantı içinde olduklarından dünya ekonomisi ve uluslar arası para sistemiyle ilgili ayrıntılı ve güvenilir bilgiye doğrudan ulaşabilecek ve uluslarüstü sermaye piyasalarına girişi kolaylaşabilecektir. Gelişmekte olan ülkelerin fon talebinde yabancı bankalarında payı olacağından bu bankalar mali piyasalarla doğrudan bağlantı sağlayabilecektir.
Yabancı bankalara kıyasla etkinlik ve verimlilikleri düşük yerel bankalara sahip ülkeler kurulma izni verdikleri yabancı bankalardan; Ülkeye yabancı sermaye girişini arttırmalarını. Yatırımları çeşitli şekillerde mümkünse uzun vadeli ve düşük maliyetle finanse ederek teşvik etmelerini. Uluslar arası ticareti kolaylaştırmalarını ve geliştirmelerini. Yabancı doğrudan yatırımların artması için yardımcı olmalarını. Bankacılık teknolojisi ve know-how sağlayarak ve öncülükte bulunarak ürün, çeşit, verimlilik, hizmet, otomasyon, örgütsel ve donanımsal anlamda yerel ulusal bankacılığın modernizasyonuna ve rekabet düzeyinin artışına katkıda bulunmalarını. Tasarrufların teşvikini ve uluslar arası ve/veya bölgesel finansman faaliyetlerinin geliştirilmesi gibi hususları yerine getirmelerini beklemektedirler.
Yabancı bankaların Türk bankacılık sitemine yaptığı en önemli katkılardan biri, daha önce sisteme girişlerin kısıtlı olması nedeniyle oligopolistik bir yapıda ve özellikle kambiyo ve dış ticaret alanında rehavet içinde çalışmakta olan ulusal bankaları canlılığa hatta bakış ve değerlendirme açısı değişikliğine itmiştir.
Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı bankaların uluslarüstü özelliği müşterilere sunulacak hizmetlerin çeşitlendirilmesini kolaylaştırmaktadır. Bunun yanında rekabetten dolayı yabancı bankalar hizmetlerinin fiyatlarını düşürebildikleri gibi her durumda en elverişli hizmet ve teklifi de sunabilmektedir. Öte yandan müşterilerin elde edeceği bir diğer fayda da sağlam bankacılık sistemi yoluyla kendilerine hizmet sunulmasıdır. Bankacılık endüstrisinde teknoloji transferi genellikle iki yönlüdür. Diğer bir ifadeyle ulusal ve yabancı bankalar birbirlerine teknoloji transfer edebilirler. Bununla beraber Türk bankacılık sisteminin yapısı göz önüne alındığında bu transferin en azından özellikle yabancı banka girişinin artışını takip eden ilk dönemde, yabancı bankalardan ulusal bankalara yönelik olduğu görülecektir.
Bankacılık sektöründe teknoloji özellikle iki konuda önem kazanmaktadır. Bunlar bankacılık faaliyetleriyle ilgili yönetim bilgisi (Know-how) ile özel araçlar ve belirli bir çalışma vasıtasının en uygun şekilde değerlendirilmesi. Türkiye’de faaliyette bulunan yabancı bankaların çoğunluğu hem teorik hem de teknik, örgütsel, finansal ve teknolojik açıdan bu transferi gerçekleştirebilme gücündedir. Yabancı bankalardan yapılan transmisyonda sağlanan en önemli faydalardan birisi de ulusal bankaların uluslar arası parasal ilişki, finansal aracılık işlemleri ve finans sektöründeki son gelişmeler ile yeni finansal enstrüman ve tekniklerinin yurt dışına gidilmeden görülebileceği ve öğrenilebileceği bir ortam yaratılmış olmasıdır.
Yabancı bankaların gittikleri ülkede yarattığı rekabetçi ortam sayesinde kredi hacminde ve dağılımında değişiklik, fon talep edenlerin kredi verme açısından yeniden sınıflandırılması, kredilendirme yoluyla gelirin yeniden dağıtılması, uluslar arası bankacılık anlayışının yaygınlaşması, uluslararasılaşmayı ve uluslar arası düzeyde rekabet olanağı sağlayan örgütsel, teknolojik ve anlayış bazında tüm bilgilerin edinilmeye çalışılması, nitelikli eleman yetiştirilmesi için uygun ortam yaratılması gibi gelişmeleri sağlamıştır.
Kısa dönemde bu etkiler gözlenirken uzun dönemde rekabetin artması sonucu, teorik olarak marjinal bankalar piyasadan çekilmekte yada sunulan ürün, çeşit, hizmet, örgütsel, donanımsal ve teknolojik yapı büyük ölçüde yabancı bankalar seviyesine gelmektedir. Yabancı bankaların sermayelerine oranla elde ettikleri kâr oranı kadar yerel bankalarda kâr elde etmekte, yabancı banka sayısı azalmakta yada durağanlaşmak, yerel ulusal bankalar ise kazanılan nitelik ve yapısal dönüşüm neticesinde etkinlik ve verimlilik kazanarak rekabet gücünü arttırmaktadır. Buna ek olarak piyasa koşullarını ve maliyetlerini fazla dikkate almadan maliyet artı kâr bazında çalışan bankalar yabancı banka girişleri ve sayılarındaki artışa, ayrıca gelişen ve güçlenen rekabet düzeyine paralel olarak maliyetlerini kontrol altına almaya ve verimli çalışma yönünde gerek örgütsel, kurumsal, gerekse teknik, teknolojik bazda yeniden örgütlenme arayışına itilmektedir.
Türk sanayiinde monopollü rekabet ve oligopol geçerli olduğundan bankacılık sektöründe de benzer bir yapının olduğu söylenebilir. Uluslar arası düzeyde etkin şube ağına ve/veya diğer bankacılık kurumlarının sahip olan yabancı bankalar ulusal bankaların üstünden gelemeyeceği değişik türdeki ekonomik faaliyetleri en uygun şekilde finanse edebilme imkanına sahiptir. Bu nedenle yabancı bankalar gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına iki açıdan katkıda bulunabilirler. Birincisi paket finansman ve konsorsiyum bankacılığı. Gelişmekte olan ülkelerde bir çok firma paket finansmana büyük ihtiyaç duymaktadır. Çünkü bu tip finansman bir projenin tamamı için ihtiyaç duyulan finansman miktarının sunulmasını ifade etmektedir. Banka bu finansman tipini yada toplam finansman için düzenlemeler yaparak ya da ilgili kaynaklara bilgi aktararak sunmaktadır. Çokuluslu firmaların paket finansmana talebinin nedenli yüksek olduğu düşünülürse yabancı bankaların gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmaları üzerindeki potansiyel etkisinin ne denli fazla olduğu anlaşılabilir.
Diğer taraftan ekonomik kalkınmanın büyük projeleri gerektirdiği alanlarda ise yabancı bankalar yeterli bir finansman sağlayabilmek için konsorsiyumlar oluşturabilir veya sindikasyon yoluyla gerekli fonları toplayabilir. Bu tür bankacılık faaliyeti riskli olmasına rağmen hem bankalar hem de projeler için uygun fırsatlar yaratabilir.
Genellikle yabancı bankalar ev sahibi ülkeye giren ilk yabancı yatırımcılar durumundadır. Ev sahibi ülkede gelişen koşulları en yakından yabancı bankalar izlediğinden yurt dışında çok uluslu müşterilerinin ya da potansiyel yatırımcıların gözcüleri durumundadır. Dolayısıyla hem bu açıdan yeni yabancı yatırımları teşvik ederler hem de mevcut yabancı yatırımlar kendi bankalarıyla ve uluslar arası bir bankayla daha yakından ilişkiye girme imkanı bulduklarından yatırımlarını genişletebilirler. Bu gelişmelerde, ev sahibi ülkenin ekonomik gelişmesine katkıda bulunabilir.
Yabancı bankaların bu yapısal katkılarından başka ev sahibi ülke ekonomisi üzerine de önemli bazı etkileri vardır. Yabancı bankalar özellikle ticareti finanse ederler. Finanse edilen ticaret genellikle dış ticarettir. Yabancı bankalar ihracat ve ithalat işlemlerinde karşılaşılan parasal sorunları ortadan kaldırabileceği gibi ihracata yeni pazarlar da bulabilir. Yabancı bankaların bu gibi etkinlikleriyle son dönemlerde endüstrinin kapasite kullanımını etkileyen faktörler içindeki ağılığı gittikçe artan finansman ve düşük talep sorununun çözülebileceği gibi, bu dönemlerde iktisadi gelişmesine hız verecek ivmeyi ihracat patlamasında arayan bir ekonomik düşünceyi benimsemiş Türk ekonomisi için yararlı olabilir.
Ev sahibi ülke üzerinde açıkladığımız bu olumlu etkileri yanında gelişmekte olan ülkelerde yabancı bankalar ülkelerin ekonomik sistemlerini olumsuz yönde de etkileyebilir. Olumlu ve olumsuz etkileri olan bu tip gelişmelerin net etkisi, ev sahibi ülkelerin hükümet sistemlerine ve yabancı bankaların ev sahibi ülke ekonomisinde oynadığı role bağlıdır. Genelde yabancı bankalar kısa dönemde yüksek kârlılık sağlayan ihracat ve ithalat sektörünün finansmanı ve döviz spekülasyonu ile ilgilendikleri, sağladıkları fon fazlalıklarını ise ana ülkelerine transfer ettikleri düşünülürse iktisadi gelişmeye eksi bir etki yaptıkları söylenebilir.
Yabancı bankalar kısa dönemli kâr amacını ön planda tuttuklarından, ev sahibi ülke ekonomisinin reel sektörüne katkıları ekonomik yapıyı çarpıtıcı özellikte olabilir. Yabancı bankalar konjonktürel olarak kârlı yatırımları ya da ülke ekonomisi için ağırlığı fazla olmayan yatırımları finanse edebilirler. Böylece ev sahibi ülke ekonomisine gerçek katkı sağlayamadıklarından kaynak israfına da neden olabilirler. İhracatı farklılaştırmaları da değişik bir bağımlılığı beraberinde getirebilir.
Ekonomik büyümeyi sağlama olayı kaynakları kullandırıp kullandırmama sorunu olarak ele alınamaz. Piyasa ekonomisinde bankalar finansal alt yapının diğer üyeleriyle birlikte ekonomik gelişmenin sağlanmasında anahtar rol oynamaktadır. Bununla beraber sadece bankaların varlığı ekonomik gelişmeye destek olmak için yeterli değildir. Diğer bir ifadeyle kalkınmayı başarabilmek için gerekli kaynak tabanına sahip olunmadan bankaların pek fazla katkısı olamaz. Bu kaynak tabanını oluşturan faktörler içinde araştırma, kalifiye işgücü, doğal kaynaklar, ulaşım ağı, haberleşme sistemi, müteşebbislik ruhu ve sermaye birikimi son derece önemlidir.
Yabancı bankaların ekonomiye sağlayacağı faydaları dolaylı ve dolaysız olarak ikiye ayırmak mümkündür. Dolaylı faydaların en önemlisi uluslar arası finans çevrelerine girişin kolaylaşmasıdır. Yabancı bankalar ulusal bankaları piyasadan dışarı çıkarmak yerine onların etkinliklerini arttıracak şekilde faaliyette bulunmasını teşvik edici rol oynar.
Bu bankaların diğer bir dolaylı faydası da, yerel ülkede nitelikli eleman yetiştirici ortam yaratacak şekilde etkide bulunması. Yerel ülkeye başlangıçta parasal bir katkısı olmayan bu durum zaman içerisinde ulusal bankalarında yararlanmasını, bilgi ve tecrübelerinin artmasını ve ekonomiye katkıda bulunmasını sağlayan uygun bir çerçeveyi oluşturacaktır.
Ayrıca bu bankalar yardımcı mahiyet taşıyan faaliyetlerin doğuşu ve yabancı bankaların olduğu yörede yoğunlaşmasına yol açma gibi diğer bir dolaylı fayda daha yaratacaktır. Yerel ülkede sayıları ve faaliyet hacmi artan yabancı bankalara paralel olarak bu bankaların ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmetler sektörü de gelişme gösterecektir.
Yabancı bankaların sağlayacağı dolaysız faydalar ise vergi, sermaye ihtiyacı, lisans ve kâr vergisinden sağlanacak iktisadi yararlar ile yerel ülkedeki faaliyet giderlerinden sağlanacak iktisadi yararlardır. Ancak bu bankaların yarattıkla net ve net olmayan yararlar arasında fark vardır. Bu bankaların ulusal gelire ve istihdama olan etkisi ele alındığında, tüketim malları ithalatını yapan yabancılar yabancı bankaların istihdamında önemli yer tutuyorsa bunun ekonomiye etkisi yerel malları tüketen ülke vatandaşlarının istihdam edildiği duruma göre daha düşük olacaktır.
İktisadi faaliyetlerdeki artışlar para arzında, tasarruflarda, reel yatırımlarda ve finansal piyasalarla finansal kurumlardaki artışa bağlıdır. Ekonomiler ne kadar büyür ve gelişirse reel sermaye yatırımı için finansal kurumlar ve piyasalar yoluyla sağlanan fon miktarı ve oranı da o ölçüde artacaktır. Dolayısıyla piyasa ekonomisi kurallarına göre işleyen bir ekonominin büyüme ölçüsü olarak finansal kurumların sayısındaki ve türündeki artış ile sadece paranın değil aynı zamanda GSMH’ya oranla tüm finansal aktiflerdeki artışı ele almak mümkündür.
Gelişmekte olan ülkelerde en önemli finansal aracı kurumlar bankalardır. Bankaların finansal aracılar olarak ekonomik kalkınmaya etkin bir şekilde katkıda bulunmaları bankacılığın yasal statüsüne, bankaların ve şubelerinin sayısına, ölçek ve yoğunlaşma oranına, şube bankacılığının nispi yarar ve kayıplarına bağlıdır. Bu faktörler bankacılık endüstrisinde rekabet durumunu da yansıtmaktadır. Bankacılık sektöründeki rekabet sanayide ki rekabet yapısıyla yakından ilgilidir. Başka bir değişle endüstriyel yapı finansal yapının da yansıması olmaktadır.
Türk endüstrisinde monopollü rekabet veya oligopol koşullarının hakim olduğu düşünüldüğünde yabancıların bankacılık sektörüne yapacakları yatırımların değerlendirilmesinde en önemli kurumlar, Hazine Müsteşarlığı, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü ile DPT dir. Bu kurumlar yabancı yatırımcılara bankacılık alanında yapılacak yatırımlar veya şube açma için gerekli olan müracaat formunda bazı hususların bulunup bulunmadığına özellikle dikkat etmektedir. Bunların içinde en önemlileri ilgili bankanın dünya ölçeğinde teşkilat ağı, ihracat ve ithalat işlemlerinin finansal yönüne ilişkin uygulamalar, reel ve parasal yabancı sermaye girişine ilişkin sağlayacağı kolaylıklar ve teminat mektupları konusunda getireceği avantajdır.
Dünya ölçeğinde teşkilat veya şube ağının varlığı ihracatın değişik piyasalara pazarlanmasını kolaylaştırabilir. Böyle bir avantaj etkin bir uluslarüstü bankacılığa bağlıdır. Nitekim Amerikan Express Türkiye şubesi Türk otobüslerinin Mısır’a ihracında ve pazarlanmasında önemli katkıları olmuştur. Öte yandan dünya ölçeğinde yaygın şubeleri dolayısıyla yabancı bankalar birbirleriyle buluşamayan ihracatçı ve ithalatçı arasında bağlantı sağlayabilmektedir.

Yorum yazın