TÜRKİYE’DE KAYIT DIŞI EKONOMİNİN BOYUTLARI, NEDENLERİ, ETKİLERİ VE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

TÜRKİYE’DE KAYIT DIŞI EKONOMİNİN BOYUTLARI, NEDENLERİ, ETKİLERİ VE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

Dr. Mustafa Ali SARILI*

I. Giriş

Devletin en önemli gelir kaynağı olan vergi, özel ya da tüzel kişilerin her türlü iktisadi faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlardan, kamu harcamalarının finansmanı için devletin egemenlik gücünü kullanarak aldığı bir paydır. Ancak, bazı mükellefler çeşitli nedenlerle bu gelirlerinden devlete hiç pay vermemek ya da daha az vermek için kayıtlarının bir kısmını veya tamamını kayıt dışına çıkarma eğilimindedirler. Çağdaş vergi sistemleri beyan esasına dayanmaktadır. Çünkü beyan esası, verginin ödeme gücüne göre alınmasını sağlayan ve dolayısıyla vergilemede adalet ilkesinin gerçekleştirilmesinde daha etkin bir yöntemdir. Ancak bu yöntem, yeterli ve etkin bir denetim mekanizmasıyla desteklenmediği takdirde kayıt dışı ekonomi ortaya çıkabil-mektedir. Günümüzde, toplumların en önemli sorunlarından birisi olan kayıt dışı ekonomi; nedenleri, sonuçları ve işleyişi itibariyle oldukça karmaşık ve çok yönlü bir olgudur. Bu çalışmada; kayıt dışı ekonominin tanımı, unsurları, ölçme yöntemleri, nedenleri, etkileri ve Türkiye’deki boyutları ayrı ayrı ele alınarak incelenecek, küçültülmesi için yapılması gereken yasal ve idari düzenlemeler üzerinde durulacaktır.

II. Kayıt Dışı Ekonominin Tanımı

Ekonomik faaliyetlerin fiilen gerçekleşmiş olmasına rağmen bu faaliyetlerle ilgili kayıtların tutulmaması olarak nitelendirilen kayıt dışı ekonomi, kamu idarelerinin denetimi dışında kalan her türlü ekonomik işlem ve faaliyetlerdir. Diğer bir ifadeyle, kayıt dışı ekonomi resmi kayıtlara girmeyen, kanuni belgelerle belgelendirilmeyen, yetkili kamu organlarınca normal kurallar çerçevesinde kontrol edilemeyen ve milli gelir hesaplamalarında dikkate alınmayan ekonomik işlem ve faaliyetlerin tamamıdır. “Genel olarak bir tanım yapmak gerekirse, kayıt dışı ekonomi, gayri safi milli gelir hesaplarını elde etmede kullanılan bilinen istatistik yöntemlerine göre tahmin edilemeyen ve gelir yaratıcı ekonomik faaliyetlerin tümüdür” (DERDİYOK, 1993: 54).

Kayıt dışı ekonomi kavramı yerine; yeraltı ekonomisi, gayri resmi ekonomi, gizli ekonomi, saklı ekonomi, ikinci ekonomi, kara ekonomi, illegal ekonomi, kravatsız ekonomi, düzensiz ekonomi, paralel ekonomi, faturasız ekonomi, görünmez ekonomi, marjinal ekonomi, gölge ekonomi, kayıp ekonomi ve vergisiz ekonomi gibi kavramlar da kullanılmaktadır. “Vergisel anlamda ise kayıt dışı ekonomi, vergi kaçırma veya vergiden kaçınma güdüsü ile vergi idaresinin bilgi alanı dışında bırakılmış faaliyetler bütünüdür” (ALTUĞ, 1994a: 15).

III. Kayıt Dışı Ekonominin Unsurları

Kayıt dışı ekonomi kapsamı içerisinde yer alan ve birbirinden farklılık gösteren unsurlar, gelir elde edenler açısından üç grupta toplanabilir (AYDEMİR, 1995a: 76). Bunlar;

– Yeraltı ekonomisi (veya yasadışı faaliyetler),
– Yarı kayıtlı ekonomi,
– Hiç kayıtlara girmeyen ekonomidir.

Yukarıda sayılan üç unsurun ortak özelliği; gelir elde edenlerin, elde ettikleri gerçek gelirlerinin bir kısmını veya tamamını kayda geçirmiyor ve bu gelirler üzerin-den de ödemesi gerekenden daha az vergi veya hiç vergi ödemiyor olmalarıdır.

A. Yeraltı Ekonomisi (Yasa Dışı Faaliyetler)

Kayıt dışı ekonominin diğer bir şekli olan yasa dışı faaliyetler toplumun zararlı ve ahlak dışı olarak gördüğü, kötü olarak nitelendirdiği kanunen yasaklanmış faaliyetlerdir. Kayıtlı ekonomik faaliyet olarak yürütülmesi yasaklanmış olan faaliyetler doğal olarak kayıt dışı faaliyetlerdir. “Ekonomik faaliyetlerden bir kısmının çeşitli sebeplerle yeraltına kayması vergilendirilebilir kaynakların da yeraltına kayması anlamına gelmekte ve sonuçta vergi kaybı doğmaktadır” (YILMAZ, 1998: 483). Kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin tespit edilmesi halinde ilgililer sadece vergi cezaları ile cezalandırılırken, yasa dışı faaliyetleri yapanlar vergi cezalarından ayrı olarak ilgili kanunlardaki hapis ve para cezaları ile cezalandırılırlar. “Daha çok kamu düzenini ilgilendiren ve devletin güvenlik güçlerinin uğraşı alanı içinde olan bu faaliyetleri, silah, uyuşturucu, kıymetli maden ve tarihi eser kaçakçılığı, kalpazanlık, sahte pasaport, vize ticareti, gayri yasal iş takibi, çek-senet tahsilatı, tefecilik, rüşvet, kadın ticareti ve organ ticareti olarak saymak ve bu sayılanları artırmak mümkündür” (AYDEMİR, 1994: 14). Bu yasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelire kara para, bu paraya yasal bir kazanç görünümü kazandırılmasına kara paranın aklanması denir. “Esas itibariyle, kanunların suç saydığı fillerin -öncül suçlar vasıtasıyla- işlenmesin-den elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetleri mal veya gelirleri ve bir para biriminden diğerine çevrilmesi de dahil olmak üzere elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değeri kara para alarak tanımlamak mümkündür ve kayıt dışı ekonominin var olduğu ülkelerde yaygın olduğu bir gerçektir” (ÇOLAK, 2001: 196). Bir çok ülkede, yasadışı faaliyetlerden elde edilen kara paranın aklanması da suç sayılmaktadır.

B. Yarı Kayıtlı Ekonomi

Faaliyetleri yasal olup ancak bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin büyük bir kısmı kayıt dışında kalan kişilerin faaliyetleri yarı kayıtlı ekonomi kapsamı içerisinde yer almaktadır. Bu tür faaliyetleri yürüten mükellefleri kendi aralarında ikiye ayırmak mümkündür (AYDEMİR, 1995a: 77). Bunlar;

a) Yasal olarak gelirleri kayıt dışında kalan mükellefler,
b) Gelirlerini yasalara aykırı olarak kayıt dışına çıkaran mükelleflerdir.

1. Yasal Olarak Gelirleri Kayıt Dışında Kalan Mükellefler

Ülkemizde bazı vergi mükelleflerinin elde ettikleri gelirlerin tespit edilmesinde güçlük çekilmesi nedeniyle bu gelirler, vergi kanunlarıyla muafiyet kapsamına alınarak vergi dışında bırakılabilmekte veya ödenecek vergi devlet tarafından götürü usul ile belirlenebilmekteydi. Diğer bir ifadeyle, bu mükelleflerin faaliyetleri sonucu elde ettikleri kazançların yasal olarak kayıt dışında kalmasına izin verilmekteydi. 01.01.1999 tarihine kadar, götürü usule tabi mükelleflerin gerçek gelirleri yasal olarak kayıt dışında kalmaktaydı. Çünkü bu usule tabi olan mükelleflerin gelir ve giderlerinin belgelendirilmesi söz konusu değildi. Götürü usule tabi mükellefler, kendileri yeterince vergi ödemedikleri gibi asıl vergiyi ödemesi gereken kesimin de kazançlarını tam olarak beyan etmesine engel olmakta dolayısıyla onların da daha az vergi ödemesine neden olmaktaydı. Götürü usulde vergilendirilen mükellefler, bir yandan kendi faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri kayıt dışında kalmakta diğer taraftan da iktisadi ilişkide bulundukları diğer mükelleflerin belge düzenini bozarak onların faaliyetlerinin de kayıt dışında kalmasına sebep olmakta dolayısıyla kayıt dışı ekonominin daha çok büyümesine neden olabilmekteydi. 22.07.1998 tarihli 23417 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4369 sayılı kanunla, götürü usul yerini basit usule bırakmıştır. Basit usule tabi olanlar, faaliyetlerine ilişkin mal alış ve giderleri ile hasılatlarını gösteren belgeleri vermek, istemek ve almak zorunda oldukları için belge düzeninin yerleşmesine yardımcı olmaktadırlar.

2. Gelirlerini Yasalara Aykırı Olarak Kayıt Dışına Çıkaran Mükellefler

Mükelleflerin bazıları, daha az vergi ödemek ya da hiç ödememek amacıyla faaliyetlerinin bir kısmını veya tamamını bazı nedenlerle kayıt dışında tutmaktadırlar. Bu tür mükellefler hemen hemen her sektörde faaliyet gösterirken, kayıt dışılığın boyutlarını aslında sektörün kendi özel yapısı belirlemektedir. Bazı sektörlerde yürütülen faaliyetler, yapıları gereği tespit edilmesi ve denetlenmesi çok güç olduğu için daha kolay kayıt dışında kalabilmektedir.

“Ekonomik hayatı gözlemleyen herkesin üzerinde fikir birliği ettiği ve gelirlerinin önemli bir kısmını kayıtlara geçirmediği ve yeterince vergi ödemedikleri genel kabul gören iş kolları aşağıdaki şekilde sıralanabilir” (AYDEMİR, 1994: 17-18).

– Kendisini hayat standardı üzerinden ödenen vergiye endekslemiş olan ser-best meslek erbabı (Doktorlar, Avukatlar ve Muhasebeciler),
– Kereste ve mobilya ticareti yapanlar,
– Oto galerileri,
– Emlak komisyoncuları,
– Kum ocakları,
– Kaçak olarak yurda giren demir ticareti ile uğraşanlar,
– Kuyumcular,
– Döviz büroları,
– Yüksek ücret alan ücretliler,
– Özel inşaat yapan müteahhitler (Yap – Satçılar),
– Proje büroları,
– Tekstil iplik piyasasında çalışanlar,
– Gayrimenkul kiraya verenler,
– Spot piyasasında dayanıklı tüketim malları ve elektronik cihaz ticareti yapan-lar,
– Küçük sanayi bölgelerinde oto tamir bakımı yapanlar,
– Oto yedek parçası satanlar,
– Deri imalatı ve satışı ile uğraşanlar,
– Otel, lokanta ve eğlence yerleri işletenler,
– Yüksek rant elde eden arsa ve bina sahipleri,
– Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler,
– Tarımsal ürünleri alıp satanlar.

Yukarıda sayılan işlerle uğraşan herkes kayıt dışı ekonominin bir unsuru ve vergi kaçıran kişi değildir. Her sektörde yasalara uymaya ve vergisini tam olarak ödemeye gayret eden kişi ve kuruluşların bulunduğunun da göz ardı edilmemesi gerekir.

Kolay denetlenebilir olan sektörlerin faaliyetlerinin her aşamasında belirli yaptırımların uygulanması sonucu kayıt dışılığın önüne geçilebilirken, denetimin zor olduğu sektörlerde kayıt dışı çalışma, kişiler tarafından bir avantaj olarak görülmek-tedir. Dolayısıyla bu sektörlerde faaliyet gösterenler, gelirlerinin büyük bir kısmının gizleme eğilimlerine girdiklerinden kayıt dışılığın önüne geçilmesinde güçlükler yaşanmaktadır.

C. Hiç Kayıtlara Girmeyen Ekonomi

Ekonomik faaliyetlerini aktif olarak yürütenler vergi idaresinin bilgisi dışında faaliyet gösterebilmektedirler. Bu kişilerin vergi idaresinde herhangi bir mükellefiyet kayıtları da yoktur. “Her yerde rastlanmakla birlikte özellikle büyük kentlerde daha sıkça görülen bu mükelleflere aşağıdaki örnekler verilebilir” (AYDEMİR, 1995a: 80).

– İşportacılar,
– Hamallar,
– İş takipçileri,
– Boş buldukları yerleri otopark olarak işletenler,
– Belediye hallerine girmeyen sebze-meyve satıcıları,
– Şehir içi nakliyat yapan bir kısım kişiler,
– Belli bir işyeri olmaksızın küçük çapta imalat ve ticaret yapanlar,
– Canlı hayvan ticareti yapanlar,
– Küçük çaplı tamir-bakım işleriyle uğraşanlar,
– İnşaat işçileri,
– Jeton ve bilet satanlar.

Yukarıda sayılan kişilerin faaliyetlerinin tespit edilmesinin güçlüğü ve küçük çaplı olması marjinal sektör olarak nitelendirilmesine neden olmakta ve bu kişilerin yapmış oldukları faaliyetlerin toplamı gerçekte kayıt dışı ekonominin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.

IV. Kayıt Dışı Ekonomiyi Ölçme Yöntemleri

Kayıt dışı ekonominin büyüklüğünü tespit etmek oldukça güçtür. Bunun temel nedeni, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin gizlilik içerisinde olması ve bu faaliyetler tespit edildiğinde cezalandırma ihtimalinin olmasıdır. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğünü ölçmek için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemler; doğrudan ölçme ve dolaylı ölçme yöntemleri olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

A. Doğrudan Ölçme Yöntemi

Bu yöntemde, anket çalışması yapılarak kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tah-min edilmeye çalışılmaktadır. Yapılan anketlerde, kişi ve kuruluşlara kayıt dışı faaliyette bulunup bulunmadıkları, ya da faaliyetlerinin ne kadarını kayıtlara yansıt-madıkları sorularak kayıt dışı ekonominin büyüklüğünün hesaplanabilmesi için gerekli veriler toplanır. Anket çalışması sonuçlarının gerçeğe yakın çıkması için, anket sorularının titizlikle hazırlanması ve anketin uygulanacağı kişi ve kuruluşların anketin güvenirliliğini sağlayacak sayıda ve rasgele belirlenmesi, ankete katılanların isimlerinin ankette yer almaması gerekir. Ancak, kayıt dışı faaliyetlerinin önemli bir kısmı yasalara aykırı olması, kişi ve kuruluşların bu tür faaliyetleri ile ilgili bilgileri gizleme eğilimde olması bu yöntemin güvenirliliğini zayıflatır (TEMEL vd., 1994: 11-12).

B. Dolaylı Ölçme Yöntemleri

Kayıt dışı ekonomiyi ölçmede genellikle dolaylı ölçme yöntemleri kullanılır. Bu yöntemde, kayıt dışı ekonominin büyüklüğünün ölçülmesinde çeşitli yaklaşımlar uygulanmaktadır. Bunlar; Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) Yaklaşımı, Vergi İnceleme-leri Yoluyla Ölçme Yaklaşımı, İstihdam Yaklaşımı ve Parasalcı Yaklaşım’dır. Bu yaklaşımlar aşağıda kısaca açıklanacaktır.

1. GSMH Yaklaşımı

GSMH’nın hesaplanmasında genellikle üretim, gelir ve harcama yöntemleri olmak üzere üç farklı yöntem kullanılır. Bu yöntemlerin hangisi kullanılırsa kullanılsın GSMH rakamlarının eşit çıkması gerekir. Ekonomide kayıt dışı ekonomi nedeniyle, farklı yöntemler ile hesaplanan GSMH rakamları da farklı çıkmakta; gelir yöntemi ile bulunan rakam en düşük, harcama yöntemi ile bulunan rakam ise en büyük GSMH değerini vermektedir. Bu yaklaşıma göre, harcama yöntemi ile bulunan GSMH ile gelir yöntemi ile bulunan GSMH rakamları arasındaki fark, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü hakkında bilgi verir. “Ancak, döviz, altın gibi tasarruf araçlarına yatırım eğiliminin yüksek olduğu dönemlerde ve yurt dışına transferin varlığında bu yaklaşım da sağlıklı bir sonuç vermeyebilir” (TEMEL vd., 1994: 12). Bu yaklaşım ile hesaplanan kayıt dışı ekonominin büyüklüğü genellikle diğer yaklaşımlara göre hesaplananlardan düşük çıkmaktadır.

2. Vergi İncelemeleri Yoluyla Ölçme Yaklaşımı

Vergi incelemeleri yoluyla mükelleflerin beyan etmediği gelirler tespit edilerek kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Çağdaş vergi sistemlerinin en önemli özelliği mükelleflerin vergiye tabi gelirlerini vergi idarelerine kendilerinin beyan etmeleridir. Bazen mükellefler, kazançlarını bilerek veya bilmeye-rek olduğundan daha az beyan ederler. Vergi incelemelerinde mükelleflerin beyan ettikleri kazançlar incelenir, eksiklik varsa matrah farkları bulunur. Bu yaklaşıma göre, bulunan matrah farkları esas alınarak kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tahmin edilmeye çalışılır. Ancak bu yaklaşımla kayıt dışı ekonomi değil vergilendirilmeyen ekonominin büyüklüğü tespit edilmiş olur. Bu yaklaşımın en önemli eksikliği, kayıt dışı ekonomi yerine vergilendirilmeyen ekonominin büyüklüğünü tahmin etmesidir. Bazı faaliyetlerin, vergilendirilmediği halde milli gelir büyüklüğü içerisinde yer alması, kayıt dışı ekonominin vergilendirilmeyen ekonomiden daha büyük olduğunu gösterir.

3. İstihdam Yaklaşımı

Bu yaklaşımda, nüfusun, sivil işgücü arzının ve istihdamın zaman içinde geli-şimi incelenerek kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Sivil işgücü arzının toplam nüfusa oranı ile istihdamın toplam nüfusa oranının zaman içinde benzer gelişme göstermesi beklenir. Sivil işgücünün toplam nüfusa oranı belirli seviyede kalırken, istihdamın toplam nüfusa oranının düşmesi, toplam istihdam içinde kayıt dışı ekonomideki istihdamın payının artmasını ifade eder ki bu da kayıt dışı ekonominin büyüklüğü hakkında bilgi verir. Bu yaklaşımın en önemli eksikliği, hesaplamanın yapıldığı dönemin sosyal gelişmelerini ve ikinci işte çalışanları dikkate almamasıdır. Sosyal gelişmelerden bir kısmı istihdamın toplam nüfusa oranını yükseltirken bir kısmı da sivil işgücünün toplam nüfusa oranını düşürerek sanki kayıt dışı ekonominin küçüldüğü izlenimi bu yöntemin güvenirliliğini olumsuz yönde etkilemektedir.

4. Parasalcı Yaklaşım

Bu yaklaşımda, parasal istatistikler kullanılarak kayıt dışı ekonominin büyüklü-ğü tahmin edilmeye çalışılmaktadır (TEMEL vd., 1994: 14). Parasalcı Yaklaşım; Sabit Oran (Emisyon Hacmi), İşlem Hacmi ve Ekonometrik Yaklaşım olmak üzere üç grup altında incelenecektir.

a) Sabit Oran (Emisyon Hacmi) Yaklaşımı

Bu yaklaşımda, kayıt dışı ekonominin büyüklüğünü belirlemek için para piya-salarında hareketler izlenmekte ve kayıt dışı ekonomik faaliyetlerde ödemelerin genellikle peşin para ile yapıldığı, çek ve senet gibi ödeme araçlarının kullanılmadığı varsayılmaktadır. Ayrıca, ekonomide kayıt dışı ekonomi olmadığı dönemlerde emisyon hacminin mevduata oranının sabit kalacağı varsayılmakta ve bu oranın zaman içinde artması paraya olan talebin arttığını ve dolayısıyla kayıt dışı ekonomi-nin de arttığını göstermektedir. Bu yaklaşımın en önemli eksikliği, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerde ödeme aracının peşin para olduğunu ve paranın dolaşım hızının kayıtlı ve kayıt dışı ekonomide aynı olduğunu kabul etmesidir. Oysa, kayıt dışı ekonomide çek ve senet ile ödeme de yaygındır ve ayrıca paranın dolaşım hızı kayıtlı ekonomiye göre daha yüksektir.

b) İşlem Hacmi Yaklaşımı

Bu yaklaşıma göre, Fisher’in miktar teorisi eşitliği kullanılarak işlem hacminin milli gelire oranındaki değişikliklerden kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Bu yaklaşımın emisyon hacmi yaklaşımına göre avantajı, kayıt dışı ekonomide peşin para yanında çek ve senet ile ödeme araçlarını da dikkate almasıdır. Bu yaklaşımın eksikliği ise, paranın dolaşım hızının kayıtlı ve kayıt dışı ekonomide aynı olduğunu varsayması ve işlem hacmi miktarının hesaplanmasının güç olmasıdır.

c) Ekonometrik Yaklaşım

Bu yaklaşımda, nakit para talebinin ekonometrik bir denklem ile tahmin edile-rek kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tahmin edilmeye çalışılmaktadır. Bu yaklaşıma göre, kayıt dışı ekonominin en önemli nedeni yüksek vergi oranlarıdır. Bu yaklaşımda da, kayıt dışı ekonomide ödeme aracının peşin para olduğu ve paranın dolaşım hızının kayıtlı ve kayıt dışı ekonomilerde aynı olduğu varsayılmaktadır. Ayrıca, nakit para talepleri, vergilerin uygulandığı ve uygulanmadığı durumlarda ayrı ayrı hesaplanmakta ve bu rakamlar arasındaki fark kayıt dışı ekonomi ile ilgili nakit para seviyesi tespit edilmektedir. Paranın dolaşım hızı da analize dahil edilerek kayıt dışı ekonominin büyüklüğü tahmin edilmektedir.

V. Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Boyutları

“Kayıt dışı ekonomisinin en fazla büyüdüğü ülkeler; enflasyonun sürekli olduğu, haksız ve spekülatif kazançların arttığı, gelirin adaletsiz dağıtıldığı, ekonominin denetim dışı kaldığı ülkelerdir” (DURA, 1997: 6). Son yıllarda, Türkiye’de yaşanan kronik enflasyon, spekülatif kazançların yoğun olması, gelir dağılımındaki aşırı adaletsizlikler ve ekonomik faaliyetlerin denetim dışında kalması kayıt dışı ekonominin boyutunun genişlemesine neden olmuştur. Bazı ekonomik faaliyetlerin niteliği bu faaliyetlerin kayıt altına alınmasını güçleştirir. Bu tür faaliyetlerin başında tarımsal faaliyetler gelmektedir. Dolayısıyla, tarıma dayalı hammadde kullanan sektörlerde de kayıt dışı ekonomi daha büyüktür. Özellikle tarıma dayalı hammadde kullanan tekstil sektöründe kayıt dışı ekonominin geniş boyutta olduğu tahmin edilmektedir.

“Kayıt dışı ekonomi / milli gelir oranı Fransa, Almanya, Japonya, Norveç, İsviç-re ve İngiltere’de yüzde 0-10 arasında; Belçika, Kanada, İtalya ve ABD’de yüzde 10-20 arasında; Hindistan’da yüzde 10-50 arasında; Peru’da yüzde 40 olarak hesap-lanmakta, Türkiye’de DİE’nin Milli Gelir Hesaplarında bu oran yüzde 25 olarak dikkate aldığı bilinmektedir” (ALTUĞ, 1994b: 62). Türkiye’de kayıt dışı ekonominin boyutları konusunda farklı tahmin yöntemleri kullanılarak bazı araştırmalar yapılmış ve bu araştırmalar sonucunda da çok farklı değerler tespit edilmiştir. “ALTUĞ’un 1992 yılında, kayıt dışı ücret yaklaşımına göre yapmış olduğu araştırma sonucunda kayıt dışı ekonominin gayri safi milli hasıla içindeki payı yüzde 35; DERDİYOK’un 1991 yılında, vergi inceleme yaklaşımına göre yapmış olduğu araştırma sonucunda kayıt dışı ekonominin gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı yüzde 40,4; HAKİ-OĞLU’nun 1984 yılında, ekonometrik yaklaşım yöntemine göre yapmış olduğu araştırma sonucunda kayıt dışı ekonominin gayri safi milli hasıla içindeki payı yüzde 137,8; ÖZSOYLU’nun 1990 yılında, GSMH yaklaşımına göre yapmış olduğu araştırma sonucunda bu oran yüzde 7,5; KASNAKOĞLU’nun 1990 yılında, ekonometrik yaklaşıma göre yapmış olduğu araştırma sonucunda bu oran yüzde 7,7 ile yüzde 9 arasında; KOÇOĞLU’nun 1987 yılında, duyarlılık analizinin sonucuna göre bu oran yüzde 19,6 ile yüzde 26,5 arasında; TEMEL, ŞİMŞEK ve YAZICI’nın 1991 yılında, ekonometrik yaklaşıma göre yapmış oldukları araştırma sonucunda bu oran yüzde 7,8 çıkmıştır” (TEMEL vd., 1994: Tablo 14). Bu araştırmaların sonuçları göstermiştir ki, kayıt dışı ekonominin büyüklüğünün tahmin edilmesinde aynı yöntemler dahi kullanılsa farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı, Türkiye’de kayıt dışı ekonominin büyüklüğü konusunda kesin bir rakam vermek oldukça güçtür. Ancak son yıllarda, Türkiye’deki kayıt dışı ekonominin milli gelire oranı yüzde 50’nin üzerine çıktığı tahmin edilmektedir.

VI. Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonomiyi Doğuran Nedenler

Kayıt dışı ekonomiye yönelmenin temel sebebi, insanların gelirlerini arttırma istekleridir. Gelirlerini arttırmak isteyen insanlar, faaliyetlerinin bir kısmını ya da tamamını kayıt dışında tutarak bu faaliyetlerden elde ettikleri kazançlar üzerinden vergi ödemeyerek gelirlerini arttırmış olurlar. Türkiye’de gelir dağılımında aşırı bir adaletsizlik söz konusudur. Gelirden düşük pay alan grupların gelirlerini artırmak amacıyla ek işlerde kayıtsız şekilde çalışmaları kayıt dışı ekonominin büyümesine neden olmaktadır. “Kayıt dışı faaliyetlerin kayıtlı faaliyetler karşısında sağladığı avantajlar kayıtlı ekonomiden kayıtsız ekonomiye doğru gidişin ortamını hazırlamak-tadır” (AYDEMİR, 1995b: 41).

Türkiye’de ücretlilerin ödediği vergi ve diğer kesintilerin çok yüksek olması da kayıt dışı ekonominin büyümesine neden olmaktadır. “1991 yılı itibariyle, brüt ücret-net ücret kesinti oranı, Türkiye’de yüzde 38,8, OECD ülkeleri ortalaması yüzde 15,2; Avrupa Birliği ülkeleri ortalaması yüzde 16,6 olarak gerçekleşmiş ve OECD ülkeleri-nin içinde, devlet tarafından brüt ücretten yapılan kesintilerin yüksekliği bakımından Türkiye ilk sırada yer almıştır” (ÖZSOYLU, 1996: 85). İşgücü üzerindeki vergi, sigorta ve benzeri yükümlülükler kayıtlı ekonomiden kayıt dışı ekonomiye geçişi hızlandır-maktadır. Kayıt dışı ekonomide faaliyet gösterenler vergi, sigorta ve benzeri ek yükümlülükler yönünden bir çok avantaja sahiptirler. Çünkü, kayıt dışı ekonomide faaliyette bulunanlar, ödemeleri gereken vergi, sigorta ve benzeri ödemelerden kurtulmuş olurlar. Türkiye’de ücretliler üzerinde vergi, sigorta ve benzeri yükümlülüklerin ne kadar ağır olduğunu görmek için asgari ücretlinin işverenine maliyetine bakmak yeterlidir. Asgari ücretlinin 1 Temmuz 2002 ile 31 Aralık 2002 tarihleri arasında eline geçen net ücreti ve işverenine maliyeti aşağıdaki şekilde hesaplanır:

Brüt Asgari Ücret 250.875.000 TL
SSK Primi İşçi Payı (250.875.000 x yüzde 14 =) 35.122.500 TL
İşsizlik Sigortası İşçi Payı (250.875.000 x yüzde 1 =) 2.508.750 TL
Aylık Özel İndirim Tutarı + 30.000.000 TL
Kesintiler Toplamı 67.631.250 TL
Gelir Vergisi Matrahı (250.875.000 – 67.631.250=) 183.243.750 TL
Hesaplanan Gelir Vergisi (183.243.750 x yüzde 15=) 27.486.563 TL
Damga Vergisi (250.875.000 x yüzde 06=) 1.505.250 TL
SSK Primi İşçi Payı 35.122.500 TL
İşsizlik Sigortası İşçi Payı 2.508.750 TL
Gelir Vergisi 27.486.563 TL
Damga Vergisi + 1.505.250 TL
Toplam Kesintiler 66.623.063 TL
Net Ücret (250.875.000 – 66.623.063 =) 184.251.937 TL olarak bulunur.

Asgari ücretlinin işverenine maliyet ise aşağıdaki şekilde hesaplanır:

SSK Primine Esas Taban Ücret 327.583.290 TL
Brüt Asgari Ücret 250.875.000 TL
SSK Primi İşveren Payı (327.583.290 x yüzde 19.5 =) 63.878.742 TL
İşçi SSK Prim Farkı (327.583.290 – 250.875.000) x yüzde 14 = 10.739.161 TL
İşsizlik Sigortası İşveren Payı (327.583.290 x yüzde 2 =) 6.551.666 TL
İşçi İşsizlik Sigorta Farkı (327.583.290 – 250.875.000)xyüzde 1= + 767.083 TL
Toplam Maliyet 332.811.652 TL

Yukarıdaki hesaplamalardan anlaşılacağı üzere, bir asgari ücretlinin işvereni-ne toplam maliyeti 332.811.652 TL iken eline geçen net ücreti 184.251.937 TL’dir. Bu rakamlar arasındaki 148.559.715 TL’lik fark; gelir vergisi, SSK prim kesintileri (işveren ve işçi payları) ve benzeri kesintilerin toplam tutarını oluşturmaktadır. Buna göre, bir asgari ücretlinin işverenine toplam maliyetinin yüzde 44,6’lık kısmı vergi, sigorta ve benzeri kesintiler olarak devlete ödenmektedir.

13.04.2002 Tarih ve 24725 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2002/3930 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, 01.07.2002 ile 31.03.2003 tarihleri arasında uygulanmak üzere sigorta primine esas taban aylık ücret 327.583.290 TL’ye, tavan aylık ücret ise 1.637.916.450 TL’ye yükseltilmiştir. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 78’inci maddesinde, “… Sigortalının kazancı alt sınırın altında ise, bu kazanç ile alt sınır arasında farka ait sigorta priminin tümünü işveren öder. …” hükmü yer almıştır. Bu hükme göre, sigortalının brüt ücretinin, sigorta primine esas taban ücretin altında olması durumunda, sigortalının bu ücreti ile taban ücret arasındaki farka ait işçi sigorta priminin tümü işveren tarafından ödenmek zorundadır. 1 Temmuz 2002 tarihinden itibaren yürürlükte olan sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyükler için uygulanan asgari ücretin aylık brüt tutarı (250.875.000 TL), sigorta primine esas taban aylık ücretten (327.583.290 TL) düşük olduğu için bu değerler arasındaki farka (76.708.290 TL) ait işçi sigorta primi ile işsizlik prim kesintilerinin tamamı işverence karşılanmaktadır. Bu durumda, işverenler aradaki farkın (76.708.290 TL’nin) sigorta primlerinin; işçi payı olarak yüzde 14’ü (10.739.161 TL) işveren payı olarak yüzde 19,5’i (14.958.117 TL) ile işsizlik prim kesintisinin işçi payı olarak yüzde 1’i (767.083 TL) işveren payı olarak yüzde 2’si (1.534.166 TL) olmak üzere toplam yüzde 36,5’lik (27.998.527 TL’lik) ek bir mali yükle karşılaşmaktadır. “Ülkemizde, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun içine düştüğü mali sıkıntıların aşılması amacıyla prim oranlarının arttırılması ve prim kesintilerinde asgari prim tabanı uygulamasına geçilmesi istihdam üzerindeki maliyetlerin artışındaki temel etkendir” (AĞBAL, 2002: 44).

Kayıtlı ekonomide faaliyette bulunmanın kayıt dışı ekonomide faaliyette bu-lunmaya göre alternatif maliyetini artırdığı için bireyler kayıt dışı ekonomide faaliyette bulunmayı tercih ederler. “Ülkemizdeki kalifiye olmayan işgücünün, vergiler ve fonlarla işverene maliyetinin yüksek olması kayıt dışı ekonomiyi artıran en önemli etkenlerden biridir” (ÖZSOYLU, 1994: 15). İşverenler, bu tür maliyetlerini en aza indirmek için ya sermaye yoğun üretime geçmekte ya da düşük ücretlerin geçerli olduğu kayıt dışı ekonomik faaliyetlere yönelmektedirler. Sermaye yoğun üretime geçmenin maliyeti çok yüksek olduğu için işverenler genellikle düşük ücretlerin geçerli olduğu kayıt dışı ekonomik faaliyetlere yönelirler. Ayrıca, nüfusun hızlı bir şekilde artmasına karşın yatırımların aynı hızla arttırılamaması işsizliğin her geçen gün artmasına neden olmakta dolayısıyla bir çok kişi işsiz kalmamak için kayıt dışında çalışmak zorunda kalmaktadır.

Vergi, sigorta ve benzeri kesintiler nedeniyle istihdam üzerindeki maliyetlerin yüksek olması, hem işçiyi hem de işvereni kayıt dışı istihdama yönelten önemli bir etkendir. İstihdam üzerindeki maliyetlerin yüksek olması, işverenlerin bu maliyetler-den kısmen veya tamamen kurtulma çabası içine girmelerine neden olabilmektedir. İşverenler bu maliyetlerden kısmen veya tamamen kurtulmak için iki farklı yönteme başvurmaktadırlar. Bunlardan birincisi, işverenlerin çalıştırdıkları işçilerin maaşlarını tamamen kayıt dışında tutarak istihdam üzerindeki maliyetlerden tamamen kurtulma-larıdır. İkincisi ise, çalıştırılan işçilerin maaşlarını asgari ücret üzerinden göstererek ücret farkını açıktan vermek suretiyle söz konusu maaşlar üzerinden daha az vergi, sigorta ve benzeri kesintilerin ödenmesiyle istihdam üzerindeki maliyetlerden kısmen kurtulmalarıdır. Örneğin, aylık net 500 milyon TL ücret alan bir işçinin maaşının, resmi kayıtlarda asgari ücret olarak gösterilerek vergi, sigorta ve benzeri kesintilerin asgari ücret üzerinden ödenmektedir.

“Ülkemizde sosyal amaçları gerçekleştirmek üzere çeşitli yasalarla işverenlere bazı sosyal yükümlülükler getirilmiştir” (AĞBAL, 2002: 44). İşverenler 50 ve daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde toplam istihdamın; yüzde3 oranında sakat kimseyi, yüzde3 oranında eski hükümlüyü ve yüzde2 oranında terör mağdurunu zorunlu olarak istihdam etmekle yükümlüdürler. Bu yükümlülükleri yerine getirmeyen işverenler, çalıştırmadıkları her bir özürlü ve eski hükümlü nedeniyle çalıştırmadıkları her ay için 01.01.2002 tarihinden itibaren 448.000.000 TL; çalıştırmadıkları her bir terör mağduru nedeniyle çalıştırmadıkları her ay için 01.01.2002 tarihinden itibaren 2.220.007.500 TL para cezası ödemek zorundadırlar. Bu yükümlülükler, çalıştırılan işçi sayısı ile ilişkilendirildiği için işverenler söz konusu yükümlülüklerden kurtulabilmek için çalıştırılan işçi sayısını resmi kayıtlarda 50 kişinin altında tutarak kayıt dışı istihdama yönelebilmektedirler.

Türk vergi sisteminde uygulanan muafiyet ve istisnaların oldukça fazla olması vergi tabanının genişletilmesini engellemekte dolayısıyla kayıt dışı ekonomiye davetiye çıkarmaktadır. Vergi mükellefleri bu muafiyet ve istisna sınırlarını aşmamak için kazançlarının bir kısmını gizleyerek beyan etmezler ve kayıt dışı ekonominin büyümesine neden olurlar.

Öte yandan, Gelir ve Kurumlar vergilerinde uygulanan çok sayıda muafiyet ve istisnalar vergi sistemini karmaşık hale getirmiştir. Kanunların karmaşıklığı yetmiyor-muş gibi bunları açıklayan tebliğler, mevzuatı daha karmaşık hale getirmiştir. Vergi kanunları ve mevzuatının karmaşık olması ve vergi kanunlarında yapılan sık değişiklikler kanunların anlaşılabilirliğini ve uygulanabilirliğini daha da zorlaştırmış dolayısıyla mükellefleri kayıt dışı ekonomiye yöneltmiştir.

Türk vergi sisteminde 1960 yılından günümüze kadar vergi affına ilişkin hü-kümler taşıyan toplam 18 adet kanun çıkarılmıştır. Sık aralıklarla çıkarılan vergi afları, vergisini zamanında ödeyen dürüst mükellefleri, faaliyetlerini kayıt dışı ekonomiye yöneltmelerine neden olmuştur. Çünkü vergi afları, dürüst ve dürüst olmayan mükellefler arasında adaletsizliğe sebep olmaktadır. Ayrıca sık aralıklarla çıkarılan bu vergi afları, mükelleflerin her zaman af beklentisi içinde olmalarına neden olarak vergi kaçırmalarına da teşvik eder duruma gelmiştir. Vergi aflarının ancak kanunla çıkarılabilmesi ve kanunların çıkarılabilmeleri için belirli bir zaman gerektireceği ve ayrıca vergi affına tepkilerin doğacağı düşüncesiyle vergi affı yerine Maliye Bakanlığı’nın yetkisinde bulunan vergi borçlarının tecili ve taksitlendirilmesi imkanı getirilmiştir. 06.02.2001 tarihli 24310 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 414 Seri No’lu Tahsilat Genel Tebliği ile, 31.12.2000 tarihi itibariyle vadesi geldiği halde 06.02.2001 tarihine kadar ödenmemiş her türlü vergi, resim, harç, fon, vergi cezası ve gecikme faizi ile borç asıllarına uygulanan gecikme zammından olan borçları, mükelleflerin 16 Mart 2001 günü mesai saati bitimine kadar bağlı oldukları vergi dairelerine başvurarak talep etmeleri halinde, ilk taksit Mart 2001 ayından başlamak ve eşit taksitlerle olmak üzere 18 aylık ödeme süresi tanınmıştır. Tecil edilen bu borçlara uygulanacak tecil faizi oranı yıllık yüzde 3 olarak belirlenmiştir. Bu durumda, vergisini zamanında ödeyen mükellefler aleyhine adaletsiz bir durum ortaya çıkmış, vergisini zamanında ödemeyen mükelleflere vergilerini sadece yıllık tecil faizi oranı yüzde 3 uygulanmak suretiyle 18 taksitte ödeme imkanı getirilmiştir. Zamanında ödenmeyen vergi borçları için getirilen bu taksitlendirme imkanı vergi affının yumuşatılmış bir şeklidir.

4369 sayılı kanunla yapılan değişiklikle, 01.01.1999 tarihinden itibaren vergi cezalarında uzlaşma uygulaması kaldırılmışken, 14.08.1999 tarihli 23786 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4444 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, her nedense aynı tarihten itibaren geçerli olmak üzere vergi cezalarında uzlaşma müessesesinin tekrar uygulanacağı hükmü getirilmiştir. Vergi cezalarında uzlaşma müessesesinin sıklıkla kullanılması, vergisini zamanında ödeyen dürüst mükelleflerin de kayıt dışı faaliyetlere kaymasına dolayısıyla vergi kaçakçılığının artmasına neden olmaktadır.

Vergi bürokrasisinin yoğun olması mükelleflerin bazı kazançlarını kayıt altında tutmamalarına neden olmaktadır. Bürokratik işlemlerin aşırı ve karmaşık olması kayıtlı ekonomide yeterince istihdam artışının sağlanamamasına dolayısıyla kayıt dışı faaliyetlerin artmasına neden olmaktadır. “Vergi idaresinin etkin çalışmaması ve denetimdeki eksikler yanında insanlarda, toplanan vergilerin kötü harcandığına dair oluşan kanı kişileri kayıt dışılığa itmektedir” (KIRKULAK, 1999: 156). Türkiye’de toplanan vergi gelirlerinin etkin bir şekilde ve bireylerin gerekli gördüğü alanlarda kullanılmaması, rüşvet ve yolsuzlukların yaygın olması kamu kaynaklarının israf edilmesi, vergi ödeyenlerin vergi bilinci ve ahlakının zayıflamasına neden olmuştur. Dolayısıyla, vergi bilinci ve ahlakının düşük olması kayıt dışı ekonominin giderek artmasına sebep olmuştur. Çünkü insanlar vergi olarak ödedikleri paraların kendilerine yol, köprü ve hastane olarak dönmeyeceğini düşünmekte ve dolayısıyla devlete vergi ödemede pek istekli olmamaktadırlar.

İnsanlar elde ettikleri gelirlerin bir kısmını devlete vergi olarak ödemek iste-mezler. Vergiyi ödeyenlerle, vergiyi ödemediği halde kamu harcamalarından yararlananlar arasındaki haksız rekabet ve adaletsizlikler vergiye karşı direnç yaratır. Vergiye karşı direnç çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Bunların başlıcaları, vergiden kaçınma, vergi kaçakçılığı, vergi borcunun geç ödenmesi, vergi grevi ve yansımadır. “Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de kayıt dışı ekonominin payının yükselmesinde vergiye karşı direncin artmasının da etkisi bulunmaktadır” (TOPTAŞ, 1998: 44).

Kayıt dışı ekonomik faaliyetler daha çok şirketleşmemiş girişimler ve küçük iş-letmeler tarafından gerçekleştirilmektedir. “Ülkemizde işletmelerin çok büyük bir bölümü (yüzde 98,8) küçük ve orta ölçekli işletme niteliğindedir” (KIRBAŞ, 1995: 15). Türkiye’de kayıt dışı ekonominin büyümesinin en önemli nedenlerinden biri bazı sektörlerde belge düzeninin yeterince yerleşmemiş olmasıdır. Özellikle, kendine özgü niteliklerinden dolayı tarım ve hizmet sektörlerinde belge düzeni yeterince yerleşmemiştir. Türkiye’de ekonominin büyük ölçüde tarım ve hizmet sektörüne dayalı olması ve bu sektörlerdeki işletmelerin büyük çoğunluğu küçük ve orta büyüklükteki işletme niteliğinde olması bu sektörlerde kayıt dışı ekonominin boyutlarını arttırmıştır.

Ülkemizde arda arda yaşanan ekonomik krizler kayıt dışı faaliyetlerin artması-na zemin hazırlamıştır. Ekonomik kriz dönemlerinde, işsiz kitleler kayıtlı ekonomide bulamadıkları istihdam imkanlarını kayıt dışı faaliyetlerde aramaktadırlar. İşletmeler de krizin olumsuz etkilerini azaltmak için üretimlerini kayıt dışı faaliyetlere yönelterek istihdam ve üretim maliyetlerini düşürmeye çalışırlar.

Özellikle sanayi sektöründe, teknolojik gelişmelerden dolayı emeğe dayalı üretim yerini makinaya dayalı üretime bırakmıştır. Bu durum niteliksiz iş gücünün işsiz kalmasına neden olmuştur. İşsiz kalan bu işgücü de geçim kaygısıyla kayıt dışı faaliyetlere yönelmiştir.

“Türkiye’de kayıt dışı ekonominin boyutlarının artmasının nedenlerinden biri de siyasi yapıdır” (TOPTAŞ, 1998: 51). Gelişmiş ülkelerin demokrasilerinde, devletin vatandaşı denetlemesinin yanında, vatandaş da devleti denetleme hakkına ve yetkisine sahiptir. Türkiye’deki demokrasi anlayışına göre ise, kanunlara tabi olanlar ve kanunları uygulayanlar, kanunların oluşumuna katılamamakta ve ayrıca vatandaşlar da devleti denetleme hakkına sahip olamamaktadırlar. Kanunların oluşumuna katılamayan veya kanunların uygulanmasını denetleyemeyen vatandaşlar, tepkilerini kayıt dışı faaliyetlere kayarak ortaya koyabilmektedirler. “Devlete bağlılığın azalması, bir diğer deyişle devletin saygınlığını yitirmesi, ekono-mik faaliyetlerin kayıt dışında tutulmasının toplum tarafından hoşgörüyle karşılanmasına neden olarak kayıt dışı ekonominin gelişmesine yol açmaktadır” (TOPTAŞ, 1998: 50). Eğitim ve kültür seviyesinin düşüklüğü, enflasyon ve işsizlik oranının yüksekliği ve kişi başına düşen gelirin düşüklüğü kayıt dışı ekonomiyi arttıran diğer nedenlerdir.

VII. Kayıt Dışı Ekonomik Faaliyetlerin Etkileri

A. Kayıt Dışı Ekonomik Faaliyetlerin Olumsuz Etkileri

Kayıt dışı ekonominin en önemli olumsuz etkilerinden birisi, devletin temel gelir kaynağı olan vergi gelirlerini azaltmasıdır. Bazı ekonomik faaliyetlerin kayıt dışında kalması, vergilerin eksik ya da hiç ödenmemesine neden olmakta ve sonuçta devletin vergi gelirlerini de azaltmaktadır. Devletin vergi gelirlerinin azalması sonucu doğan bütçe açıkları ya borçlanma ya da para basma yoluyla karşılanır. Bütçe açıkları, borçlanma yoluyla karşılandığı takdirde faiz oranları yükselmekte dolayısıyla özel sektörün yatırım maliyetlerini artırarak yatırımları azaltmaktadır. Yatırımların azalması, işsizliği arttırarak işsiz kitlelerin kayıt dışı ekonomide çalışmasına neden olmaktadır. Bütçe açıklarının borçlanma yoluyla karşılanması sonucu artan faiz oranları nedeniyle kamu borçlanma maliyeti de artmakta dolayısıyla bütçe açıkları daha da artmaktadır. Bütçe açıklarının merkez bankası aracılığıyla para basılarak karşılanması, enflasyon oranın yükselmesine dolayısıyla gelir dağılımının bozulmasına neden olmaktadır.

Kayıt dışı ekonomi sayesinde bazı kişiler vergi dışı kalmış gelir elde etmiş olur-lar. Bundan dolayı vergisini tam ödeyenlerle ödemeyenler arasında adaletsiz bir durum ortaya çıkmaktadır. Vergi yükünün adaletsiz dağılımı gelir dağılımında da adaletsizliğe neden olur.

Kayıt dışı üretilen mal ve hizmetlere, vergisinin ödenmemesi nedeniyle daha düşük bedelle satılma imkanı verilerek dürüst vergi mükellefleri açısından haksız rekabet ortaya çıkmaktadır. Kayıt dışılığın olduğu sektörlerde vergi, sigorta ve diğer kesenekler ödenmediği için bu sektörler lehine bir durum ortaya çıkar. Diğer taraftan, resmi kayıtların tutulduğu sektörlerde faaliyette bulunanların, vergi, sigorta ve diğer keseneklerden dolayı üretim maliyetleri artmaktadır. Bunun sonucunda, dürüst vergi mükellefleri açısından haksız rekabet ortaya çıkmaktadır. Kayıt dışı ekonomi nede-niyle, üretim kaynakları vergilendirilmeyen sektörlere kayabilmekte ve dolayısıyla kaynaklar da verimsiz alanlarda kullanılabilmektedir. Kaynak dağılımında etkinliğin sağlanamaması ve kaynakların verimli olarak kullanılamaması, ekonominin sağlıklı ve dengeli büyümesini de engellemektedir.

Kayıt dışı ekonomi resmi kayıtlara girmediğinden kayıtlı ekonomide belirlenen ekonomik göstergeler (enflasyon, işsizlik, büyüme oranları ve milli gelir) gerçekte olduğundan farklı çıkmaktadır. Çünkü resmi ekonomik göstergeler sadece kayıtlı ekonominin göstergeleridir. Ekonomik verilerin, milli istatistik içinde gerçeği yansıt-maması refahı olumsuz yönde etkilemekte ve bir çok gösterge milli istatistiklere girmediği için ekonominin durumu hakkında yanlış bilgi vermekte ve bu verilere göre uygulanacak iktisadi ve mali politikalardan beklenen sonuçlar gerçekleşmemektedir.

Kayıt dışı faaliyetlerin artması, toplumun ahlaki değerlerinin bozulmasına ve yasa dışı faaliyetlerin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Yasa dışı faaliyetlerin yaygınlaşması, bireylerin devlet otoritesine olan güvenlerini azaltır. Devlete olan güvenlerinin azalması sonucu, bireyler sorunlarını yasa dışı yollarla çözme yoluna gidebilirler. Özellikle, bireyler sorunlarını rüşvet, suistimal yoluyla veya ‘mafya’ olarak bilinen yasa dışı örgütler yoluyla çözme yoluna gidebilirler. “Kayıt dışı ekonomi devlete karşı bir başkaldırı (ekonomik anarşi) yaratır, moral değerleri bozar” (ALTUĞ, 1994b: 66). Ahlaki değerler üzerinde ortaya çıkan bu yozlaşma, kişileri devlete ve topluma karşı suç işlemeye yöneltir.

B. Kayıt Dışı Ekonomik Faaliyetlerin Olumlu Etkileri

Bazı kişiler, ekonomik faaliyetlerini kayıt dışında tutarak daha az vergi öderler. Daha az vergi ödemenin sonucunda bu kişilerin yatırımlara yönlendirecekleri fonları artar. Bu fonlar yatırımlara yönlendirildiği taktirde üretim artar dolayısıyla elde edilen gelirler de artar. “Devlete verilen vergiler yerinde kullanılmamakta (yolsuzluklar, yersiz harcamalar, gereksiz tüketim, çalışmayan kişilere maaş verilmesi vb.), kayıt dışı işlem sonucu devlete verilmeyen vergiler ise, üretime, istihdama, yatırıma kaynak teşkil etmekte, vergi kaçıran kaçırdığının (kazandığının) kıymetini daha iyi bildiğinden yerinde/zamanında harcamaktadır” (ALTUĞ, 1994b: 67).

Kayıt altında bulunan ekonominin yüksek maliyetler, kapasitenin eksik kulla-nımı ve kaynakların sınırlı olması gibi nedenlerle herkese iş yaratma imkanı yoktur. Kayıt dışı ekonomi, açıkta kalan bu işsiz kitlelere iş imkanı sağladığı için bir çok insanın geçim kaynağı olma özelliği taşır. Kayıt altında olan sektörlerde çalışanlar, eğitim düzeyleri belirli bir seviyede ve ayrıca kalifiye elemanlardır. Kayıt dışı ekono-mide ise, her seviyeden insana istihdam olanağının sağlanması hem işsizliği azaltır hem de işverenlere daha düşük maliyette işgücü çalıştırma olanağı sağlar. Kayıt dışı ekonomi, bir yandan çalışanlar arasında haksız rekabet yaratırken, diğer taraftan da resmi ekonomiye göre üretim maliyetlerinin düşük olması nedeniyle iç ve dış piyasalarda rekabet gücünü artırmaktadır. Çeşitli nedenlerle kayıtlı ekonomiden kayıt dışı ekonomiye kayan gelirler, tasarruflar üzerinde çarpan etkisi yaratarak ekonomiye canlılık getirir ve rekabet gücünü artırır. Kayıt dışı ekonomiden elde edilen gelirler kayıtlı ekonomide yer alan mal ve hizmetlere talep yaratmaktadır. Dolayısıyla, kayıt dışı ekonomiden elde edilen gelirlerin tüketim aşamasında kayıt altına alınma ihtimali söz konusudur. Diğer bir ifadeyle, elde edilmesi aşamasında kayıt altına alınamayan gelirler harcanması aşamasında kayıt altına alınabilir. Son olarak kayıt dışı ekonomi, ekonomide katma değer yaratması bakımından da ekonomik büyüme oranının yüksek çıkmasına yardımcı olur.

VIII. Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Kayıtlı Hale Getirilebilmesi İçin Alınması
Gereken Tedbirler

Kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkaran veya boyutlarını genişleten unsurlar orta-dan kaldırılabildiği takdirde kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmış olacaktır. Kayıt dışı ekonomiyi önlemek (veya küçültmek) için kısa vadeli tedbirler yerine orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir. Öncelikle, Türkiye’de kayıt dışı ekonomiye neden olan unsurlar tespit edilmeli daha sonra bu unsurların ortadan kaldırılması için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.

“Türkiye’de yaşanan yüksek oranlı enflasyon kayıt dışı ekonomiyi büyüten nedenlerden biri olduğu gibi, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü de enflasyon hızını artırmaktadır” (TOPTAŞ, 1998: 85). 1980’li yıllardan sonra, enflasyon oranının devamlı yükselmesi, kayıt dışı ekonominin büyümesine neden olmuştur. Bu yüzden, kayıt dışı ekonominin küçültülmesi için enflasyonu düşürmeye yönelik ekonomik politikalar uygulanmalıdır.

Demokratik kuralların tam olarak uygulanmasına işlerlik kazandırılarak vatan-daşların devleti denetleme hakkına ve yetkisine sahip olması gerekir. Böylelikle, vatandaşların devlete olan bağlılıkları artmış olacak ve bu bağlılığın artması devletin saygınlığını daha da arttırmış olacaktır. “Demokrasi ve hukuk devletinin yerleştirilme-si, sisteme ve işleyişe duyulan güvenin pekiştirilmesi ölçüsünde, kayıt dışı ekonomi-nin denetim altına alınması kolaylaşacaktır” (TOPTAŞ, 1998: 87).

Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması için, Türk vergi sisteminde kayıt ve belge düzeninin yerleştirilmesi gerekir. Hem belge düzeninin yerleşmesinde vatandaşlardan faydalanarak kayıt dışı ekonominin küçültülmesine yardımcı olmak, hem de emek gelirleri üzerindeki vergi yükünü hafifletmek amacıyla ücretlilerde aylık vergi iadesi uygulaması, 08.02.1984 tarihli 18306 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2978 Sayılı Ücretlilere Vergi İadesi Hakkında Kanun ile getirilmiştir. 05.04.1994 tarihli 21896 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01.04.1994 tarihli 94/5372 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01.05.1994 tarihinden itibaren tam mükellefiyete tabi olup, ücret geliri elde edenler ile ticari, zirai, mesleki kazançları nedeniyle gelir vergisine tabi olan mükellefler, gezici olarak Milli Piyango bileti satanlar (Seyyar bayiler) vergi iadesi uygulaması kapsamından çıkartılmış ancak, emekli, dul ve yetim maaşı alanlar ve kararda belirtilenler ile bunların eş ve çocuklarıyla bakmakla yükümlü oldukları kişilerin mal ve hizmet alımları için vergi iadesi uygulaması devam etmiştir.

Vergi iadesi kapsamından çıkarılanlardan sadece ücret geliri elde edenlere ilişkin olmak üzere 01.05.1994 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 30.12.1993 tarihli 21804 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3946 sayılı kanunla Gelir Vergisi Kanunu’nun 63’üncü maddesine 5 numaralı bent hükmü eklenerek gerçek usulde ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin vergilendirilmesinde; bu kişilerin ücretlerinden belirli harcamaların indirilmesi (özel gider indirimi uygulaması) esası getirilmiştir. Özel gider indirimi uygulamasında, sadece ücret geliri elde edenlerin kendisi, eşi ve çocukları ile ilgili eğitim, sağlık, gıda, giyim ve kira harcamalarının 1/3’ü ücretin safi tutarının tespitinde indirim konusu edebilme imkanı getirilmiştir. Ancak, özel gider indirimi kapsamına alınan harcama türleri oldukça sınırlıdır. Belge düzeninin yerleştirilmesi dolayısıyla kayıt dışı ekonominin küçültülmesi için her türlü mal ve hizmet alımı özel gider indirimi kapsamına alınmalıdır. Çünkü özel gider indirimi kapsamına girmeyen bir çok mal ve hizmet alımı belgesiz olarak gerçekleşmekte dolayısıyla bu durum kayıt dışı ekonominin büyümesine neden olmaktadır. Özel gider indirimi uygulamasıyla, ücretlilere daha önce aylık uygulanan vergi iadesi sistemi yıllık olarak uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye’de aylık enflasyon oranlarının yüksek seviyede olması bir yıl sonra iade olarak alınacak tutarın değerini reel olarak düşürmektedir. Bu durum ücretlilerin, mal alışlarında fatura veya fiş almakta pek istekli olmamalarına hatta fatura veya fiş pazarlığının artmasına neden olmaktadır.

Fatura veya fiş pazarlığının önlenmesi için özel gider indirimi uygulamasında ya aylık sisteme geri dönülmesi ya da enflasyondan dolayı ücretlilerin uğradığı kayıpların telafi edilmesi gerekir. Bu bağlamda, bir yıl sonra ücretlinin alacağı vergi iadesi, gerçekleşen enflasyon oranı kadar arttırılarak ücretliye ödenmesi veya ödeyeceği gelir vergisinden mahsup edilmesi gerekir. “Ülkede belge düzeninin tam anlamıyla yerleştirilmesi ancak alıcıyla satıcının devlete karşı çıkar birliği içinde olmasından çıkarılıp, çıkar ayrılığına dayalı bir sisteme kavuşturulması ile mümkün-dür” (TOSUNER, 1995: 67). Dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamaların özel gider indirimine konu olmamasından dolayı ücretliler bu malları satın aldıklarında fatura veya fiş almakta pek istekli davranmamakta ve fatura veya fiş pazarlığı yapmaktadırlar. Fatura veya fiş pazarlığının önlenmesi için, dayanıklı tüketim malları için verilen garanti belgeleri yerine fatura veya fişin garanti belgesi olarak kullanılması sağlanmalıdır. Böylelikle, tüketici almış olduğu dayanıklı tüketim malının garantisinden faydalanmak için fatura veya fiş almak zorunda kalacak ve dolayısıyla belge kullanımı yaygınlaşarak kayıt dışı ekonomi azaltılmış olacaktır. Belge kullanımının yerleşmesi sadece katma değer vergisinde değil, gelir ve kurumlar vergilerinde de kayıp ve kaçakları önleyecektir. Ayrıca, özel gider indirimi uygulamasının belge düzeninin yerleşmesine dolayısıyla kayıt dışı ekonominin küçültülmesine yardımcı olması, özel gider indirimine konu olan harcama türlerinin arttırılmasıyla mümkün olabilir.

Gelir, Kurumlar ve Katma Değer vergilerinin oranları düşürülerek vergi tabanı-nın genişletilmesi sağlanmalıdır. Vergi tabanının genişletilmesi, vergilendirilmeyen alanların (sektörlerin) vergilendirilmesi veya muafiyet ve istisnaların mümkün olabildiğince sınırlandırılmasıyla gerçekleşebilir.

Türkiye’de zaten yetersiz olan vergi denetimleri, daha çok kayıtlara dayanıla-rak ve kayıtları bulunan mükellefler üzerinde yapılmakta, kayıtları bulunmayan mükellefler ise genelde vergi denetimi dışında kalmaktadır. Bundan dolayı, vergiye tabi işlemleri kayıt altına alabilecek otomatik vergi güvenlik tedbirleri Türk vergi sistemine monte edilmelidir. Türkiye’de kaynağı yasal olmayan gelirin ekonomiye kazandırılması amacıyla 1984 yılına kadar uygulanan servet beyanı esası sayesinde, servetteki iki dönem arasındaki artıştan hareket edilerek beyan edilen gelirin doğru olarak beyan edilip edilmediğinin tespit edilmesi mümkün olmaktaydı. Ancak, fonksiyonel bir vergi güvenlik müessesesi olan servet beyanı esası 1984 yılında 2995 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. Kayıt dışı ekonominin azaltılması için servet beyanı esası tekrar Türk vergi sistemi içerisine dahil edilmelidir.

Verginin konusuna giren gelir kavramı genişletilerek kaynağı izah edilemeyen gelirlerin vergilendirilmesine yönelik yasal bir düzenleme 4369 sayılı kanunla yapılmış fakat her nedense 4444 sayılı kanunla bu düzenlemenin 01.01.1999 ile 31.12.2002 tarihleri arasında uygulanmayacağı hükmü getirilmiştir. Kayıt dışı faaliyetlerden elde edilen gelirlerin kayıt altına alınabilmesi için verginin konusuna giren gelir kavramı genişletilerek bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin vergilendirilebilir duruma getirilmesi gerekir.

Ayrıca, vergi yükündeki adaletsizliklerin, kayıt dışı faaliyetlere yol açmayacak şekilde giderilmesi ve ücretliler üzerindeki vergi, sigorta primi ve işsizlik primi kesintisi (sadece işçi ücretlerinden kesilen) gibi mali yüklerin azaltılarak istihdam üzerindeki maliyetlerin düşürülmesiyle kayıtlı olarak çalışma teşvik edilmelidir. İşveren açısından da, kayıtlı işçi çalıştırmanın teşvik edilmesi için sigorta prim oranlarının düşürülmesi, kıdem ve ihbar tazminatları yükünün hafifletilmesi gerekir. Sigorta primine esas olan taban ücretin asgari ücretin brüt tutarından fazla olması nedeniyle işverenler üzerinde ek bir mali yük söz konusudur. Bu mali yükün ortadan kaldırılabilmesi için ya asgari ücretin sigorta primine esas taban ücret seviyesine yükseltilmesi ya da sigorta primine esas taban ücretin asgari ücret seviyesine düşürülmesi gerekir. En az geçim indirimi müessesesi tekrar uygulamaya konularak kişilerin kendilerinin ve ailelerinin geçimlerini sağlayacak asgari gelirlerinin vergi dışı kalması sağlanmalıdır. En az geçim indirimi müessesesi sayesinde ücretlinin eline daha fazla para geçecek dolayısıyla kayıtsız şekilde ek işler yapması da önlenmiş olacaktır.

Kayıt dışı ekonominin küçültülmesi için vergi idaresinin yeniden yapılandırıl-ması gerekir. Vergi idaresi yer ve teknolojik açıdan geliştirilmeli, vergilerin toplanma-sına ve denetimine etkinlik kazandırılması gerekir. Merkezi gelir idaresi ile taşra teşkilatları arasındaki gerekli koordinasyonun sağlanması gerekir. Bu bağlamda, vergi dairelerinde bilgisayar ağının kurulması, vergi ile ilgili işlemlerin yapılmasında bilgisayar kullanımının yaygınlaştırılmasıyla hizmet kalitesinin ve hızının artırılması ve vergi istihbarat birimin etkin şekilde çalışmasına zemin hazırlanmalıdır. Herkese bir vergi kimlik numarası verilmesi uygulamasının yaygınlaştırılarak işlerlik kazandırılması gerekir. “Tek vergi numarası kullanılarak, ülke genelinde nakit akımının ve gayrimenkul gibi tescile tabi varlıkların sahipleri bazında izlenebilmesi imkanının sağlanması halinde, mal ve diğer servet hareketlerinin bağlantılarının kurulması kolaylaşacaktır” (BEKTAŞ, 1998: 152). Ancak, vergi kimlik numarası kullanılarak mal ve servet hareketlerinin sahipleri bazında sağlıklı bir şekilde izlenebilmesi, gelişmiş bir bilgisayar ağının kurulmasıyla gerçekleşebilir. Ayrıca, vergi idaresinde çalışan personelin özlük ve sosyal haklarının iyileştirilmesi ve hizmet içi eğitimlerinin uzmanlaşmaya dayalı olarak yapılması gerekir. Merkezi ve taşra teşkilatlarına bağlı olarak çalışan denetim elemanlarının özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle nitelikli denetim elemanlarının özel sektöre geçmesi önlenmelidir. Dolayısıyla vergi idaresinin verdiği hizmet kalitesi de artarak kayıt dışı ekonominin küçültülmesine katkıda bulunulmuş olacaktır. Bilinmelidir ki, vergi kanunları ne kadar mükemmel olursa olsun, bu kanunları uygulayacak ve denetleyecek birimlerin yetersiz veya niteliksiz olması vergilerin etkin şekilde toplanmasını engeller.

Vergi denetimlerinin daha etkin hale getirilmesiyle mükelleflerin beyanlarının sürekli denetim altında bulundurulması, gerek vergiden kaçınma gerekse vergi kaçırma güdüsü gibi vergiye karşı dirençleri zamanla azaltacaktır. Denetim sonucun-da ortaya çıkacak vergi suçlarına uygulanacak vergi cezaları arttırılarak caydırıcılık özelliğine kavuşturulmalı ve buna ilaveten hapis cezaları, para cezalarına çevrilemez ve ertelenemez hale getirilmelidir. Vergi cezalarının caydırıcılık gücünü azaltan uzlaşma müessesesi tamamen kaldırılmalıdır. Vergi cezalarının caydırıcılık gücünü arttırmak için, vergisini zamanında ödemeyen mükelleflere uygulanacak gecikme zammı ve faizleri de arttırılmalıdır. Vergi aflarına sık sık başvurulmamalıdır. Çünkü, bu aflar dürüst ve dürüst olmayan mükellefler arasında adaletsizliklere neden olmakta ve dolayısıyla vergi kaçakçılığını teşvik etmektedir.

Hammadde ve imalat aşamasında etkin bir denetim sayesinde belge kullanımı sağlandığı takdirde malların üretim aşamasından tüketim aşamasına kadar belge kullanımı kendiliğinden zorunlu hale gelecektir. Tarım ve hizmet sektörlerinin üretim, tüketim ve istihdam ilişkilerinin kayıt dışılığa elverişli olması ve bu sektörlerdeki faaliyetlerin çok çeşitli olması kayıt dışı faaliyetlerinin bu sektörlerde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla tarım ve hizmet sektörlerinin kayıt altına alınmasıyla kayıt dışı ekonominin büyümesi engellenebilir. Tarım kesiminde kayıt dışılığın yoğun olması dolayısıyla tarıma dayalı hammadde kullanan sektörlerde de kayıt dışı ekonominin büyümesine neden olmaktadır. Özellikle, tekstil sektöründe kayıt dışı ekonomi geniş boyutlardadır. Örneğin, pamuk üretiminde çiftçiye destekleme alımı politikasından vazgeçilerek prim sistemine geçilmesi pamuğun üretim aşamasında belgeye bağlanmasını sağlamış dolayısıyla hammadde sağladığı tekstil sektörünün de kayıt altına alınmasını sağlamıştır. Tarımsal ürünlere uygulanan prim sistemi devlete ek bir mali yük getirse de kayıt dışı ekonominin azaltılmasına sağladığı katkı küçümsenemez. Hizmet sektöründe faaliyette bulunan emlak komisyoncuların, berberlerin, lokanta sahiplerinin, seyyar satıcıların ve bakkalların faaliyetlerinin nitelikleri gereği tespit edilmesi güçtür, çünkü bu faaliyetler en fazla bir kaç saat sürmekte ve anında belirlenip belgeye bağlanması pek mümkün olmamaktadır. Bu tür faaliyetlerin kayıt altına alınması ancak etkin bir denetim mekanizmasının ve caydırıcılığı yüksek olan cezaların uygulanmasıyla mümkündür. Ayrıca, ülkeye kaçak olarak giren mallar, nihai tüketicilere ulaşıncaya kadar geçen aşamalarda kayıt dışında kaldığı için sınır ve gümrük denetimlerinin daha etkin hale getirilerek ülkeye kaçak malların girişi engellenmelidir.

“Vatandaş sık sık anlamadığı, bilmediği vergi mevzuatı ile karşı karşıya geti-rilmemelidir” (DOĞAN, 1999: 4). Vergi kanunlarında sık aralıklarla yapılan değişiklik-ler ve bu değişiklikleri açıklayan tebliğlerin açık olmaması vergi mevzuatını daha karmaşık hale getirmiştir. Vergi mükelleflerine, yeni vergisel düzenlemelerle ilgili bilgilendirici ve açıklayıcı kitapçık ve broşürler hazırlanmalıdır. “Kanunlar gözden geçirilmeli, basit anlaşılır ve günümüz ihtiyaçlarına cevap verir hale getirilmeli, bunlara ilişkin Tüzük, Yönetmelik, Genel Tebliğ, Genelge, mükerrer maddeler, geçici maddeler vs. elenmeli mevzuat tek tip kılavuz haline getirilmeli, dağınıklıktan kurtarılmalı, bu çerçevede gelecek de hesaba katılıp standart gerçekçi, her zaman ihtiyaca cevap verebilecek kalıcı değişiklikler yapılmalı ve kanunların takibi için ‘Mevzuat Takip Birimleri’ kurulmalıdır” (MAVRAL, 2001: 24). Mükelleflerin vergi bilinci ve ahlakının yerleştirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Vergi bilincinin ve ahlakının geliştirilmesi için basın ve yayın (yazılı veya görsel) organları yoluyla vergi kaçakçılığının utanç verici bir suç olduğu düşüncesi aşılanmalıdır. Vergi mevzuatı ne kadar mükemmel olursa olsun, vergi idaresi de ne kadar verimli ve etkin çalışır duruma getirilirse getirilsin, toplumda vergi bilinci ve ahlakı yerleşmediği sürece kayıt dışı ekonomi önlenemez. Türk vergi sisteminde, asgari gelir vergisi almayı hedefleyen, gerçek geliri kavrayamayan ve karinelere göre vergileme yöntemi olan hayat standardı esası, asgari kurumlar vergisi uygulaması ve götürü usul, kayıt dışı ekonomiye neden olmaktaydı. Bu uygulamalar 4369 sayılı kanunla yapılan değişikliklerle, 01.01.1999 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılarak kayıt dışı ekonominin azaltılmasına katkı sağlamıştır. Ancak, 30.11.2000 tarihli 24246 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4605 sayılı kanunla, 01.01.2000 – 31.12.2001 tarihleri arasında uygulanmak üzere hayat standardı esası tekrar uygulamaya konulmuş ve bu esasa tabi olan mükellefler kazanç elde etmeseler dahi asgari bir vergiyi ödemek zorunda kalmışlardır.

Ekonomide işgücünün eğitilerek uzmanlaşmasının sağlanması ve böylece ni-teliksiz işgücünün azaltılması yoluyla kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınması sağlanabilir. Türkiye’de küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin toplam istihdam içindeki payı yüksek olması nedeniyle, bu işletmelerde çalışanların uzmanlaşmasına yönelik tedbirler alınarak bunların kayıt altına alınmaları sağlanabilir.

Ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınabilmesi için idari düzenlemelerin yanında devletin saygınlığının da kazandırılması gerekir. Bunun için, devletin saygınlığını ortadan kaldıran rüşvet, yolsuzluk ve kayırmacılık gibi olayların üzerine ciddiyetle gidilmeli ve mükelleflere, ödedikleri vergilerin kendilerine yol, köprü, okul ve hastane olarak tekrar döneceğine inandırılmalıdır. Kamu harcamalarının yerinde ve verimli alanlara yapılması vergi ödeyenlerin devlete karşı saygınlığını ve bağlılığını arttırır. Dolayısıyla mükelleflerin vergi ahlakı ve bilinci artmış olur. Mükelleflerin vergi bilinci ve ahlakının artırılması kayıt dışı ekonominin küçültülmesine katkı sağlayacaktır. Kayıt dışı ekonomiyi azaltmak için, ekonomik işlemler hamiline olmaktan çıkarılıp nama yazılı hale getirilmelidir. “Türk Ticaret Kanunu ile Bankalar Kanunu’nda gerekli düzenlemeler yapılarak, hamiline işlemler yerini nama ait işlemelere bırakmalıdır” (ÖZEL, 1998: 23). Örneğin, Türk Ticaret Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle, çeklerin hamiline düzenlenemeyeceği ve nama yazılı olması gerektiği sağlanabilir ve aynı kanunda yapılacak diğer kanuni bir düzenleme ile poliçe ve bonoda beyaz ciro yapma imkanı kaldırılarak bunların hamiline yazılı senet olma özelliği ortadan kaldırılabilir.

IX. Sonuç

Kayıt dışı ekonomi genel olarak, gerçekleşmiş iktisadi faaliyetlerin kayıt altına alınamamasını ifade eder. Tarım ve hizmet sektörlerinin izlenmesi ve denetlenmesi-nin zor olması nedeniyle kayıt dışı faaliyetler genellikle bu sektörlerde yoğunlaşmıştır. Kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin bazı olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin olumsuz etkileri; kamu gelirlerini azaltma, adaletsiz vergi sistemi oluşturma, haksız rekabete yol açma, hatalı istatistikler verme, kaynakları verimsiz alanlara yöneltme ve ahlaki değerler üzerinde yozlaşmaya sebep olmasıdır. Kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin olumlu etkileri ise; üretime, istihdama, yatırıma kaynak teşkil etmesi, herkese istihdam olanağı sağlaması ve ekonomiye canlılık getirmesidir. Kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkaran unsurlar ortadan kaldırılabildiği takdirde kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmış olur. Öncelikle, kayıt dışı ekonomiye neden olan enflasyonun düşürülmesine yönelik iktisadi ve mali politikalar uygulanmalıdır. Belge düzeninin yerleşmesi amacıyla alıcı ve satıcının devlete karşı çıkar ayrılığına dayalı bir sistem getirilmelidir. Türk vergi sisteminde, vergi oranlarının düşürülmesi, muafiyet ve istisnalarının mümkün olabildiğince sınırlandırılarak vergi tabanının genişletilmesi kayıt dışı ekonominin küçültülmesine yardımcı olacaktır. Vergi yönetimi ve denetimi etkinleştirilmeli, ücret dışı işgücü maliyetler (vergi, sigorta primi, kıdem ve ihbar tazminatları) azaltılmalıdır. Türk vergi mevzuatı karışık yapıdan kurtarılarak daha basit hale getirilmesi ve bürokratik işlemlerin azaltılması gerekir. Vergi denetimleri arttırılmalı ve ayrıca denetim elemanlarının özlük haklarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerekir. Vergi cezalarının şiddeti ve etkinliğinin arttırılması için parasal cezaların yanında hapis ve diğer cezaların uygulanmasına işlerlik kazandırılmalıdır. Vergi cezalarında uzlaşma kaldırılmalıdır. Üretilen malların hammadde ve imalat aşamasında etkin denetim sayesinde belge kullanımının yaygınlaştırılmasıyla kayıt dışı ekonomi küçültülmüş olur. Kamu harcamalarının yerinde ve verimli alanlara yapılarak mükelleflerin vergi ahlakı ve bilincinin geliştirilmesi gerekir. Ekonomide kayıtlı faaliyetlerin arttırılması için sadece yasal ve idari düzenlemelerle yetinilmemeli, bunun meşruluk temelleri de yaratılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, en iyi vergi kanunları getirilse ve en iyi şekilde uygulansa da, toplumda vergi bilinci ve ahlakı geliştirilmediği sürece bu düzenle-melerden beklenen sonuçlar gerçekleşmeyecektir.

Kaynakça

– AĞBAL, Naci (2002), “Büyüyen Kayıt Dışı Sektör”, Yaklaşım, Sayı: 113, Mayıs, 40-46.
– ALTUĞ, Osman (1994a), Kayıt Dışı Ekonomi, Cem Ofset Matbaacılık, İstanbul.
– ……………………… (1994b), “Kayıt Dışı Ekonomi: Vergiye Karşı Başkaldırı”, Görüş, Sayı: 14, Mart, 56-68.
– AYDEMİR, Şinasi (1994), KOBİ’ler ve Kayıt Dışı Ekonomi, TOSYÖV, Ankara.
– ………………………… (1995a), “Kayıt Dışı Ekonomi Üzerine (I)”, Vergi Dünyası, Sayı: 161, Ocak, 72-86.
– ………………………… (1995b), “Kayıt Dışı Ekonomi Üzerine (II)”, Vergi Dünyası, Sayı: 162, Şubat, 35-47
– BEKTAŞ, Erol (1998), “Kayıt Dışı Ekonomik Hareketlerin Kavranabilmesi Açısından Tek Vergi Numarası Uygulaması Neden Gereklidir ve Uygulama Nasıl Olmalıdır?”, Vergi Dünyası, Sayı: 199, Mart, 150-183.
– ÇOLAK, Mustafa (2001), “Kayıt Dışı Ekonominin Vergisel Görüntüsünün İrdelenmesi”, Yaklaşım, Sayı: 103, Temmuz, 195-198.
– DERDİYOK, Türkmen (1993), “Türkiye’nin Kayıt Dışı Ekonomisinin Tahmini”, Türkiye İktisat Dergisi, Mayıs, 54-63.
– DOĞAN, Hasan (1999), “Vergiciliğimiz Vergi Güvenliği Önlemlerinden Bir Bir Yoksun Bırakılıyor Kayıt Dışı Çalışanlar Gene Kazandı. Vergi Gene Üreten, Çalışan Yasalara Uyan Kimseler Üzerine”, Vergi Dünyası, Sayı: 217, Eylül, 3-16
– DURA, Cihan (1997), “Kayıt Dışı Ekonomi Kavramı, Sebep ve Etkileri, Ölçülmesi, Mücadele Yolları ve Türk Ekonomisindeki Yeri”, Maliye Dergisi, Sayı: 124, Ocak-Nisan, 3-12.
– KIRBAŞ, Sadık (1995), Kayıt Dışı Ekonomi Nedenleri, Boyutları ve Çözüm Yolları, TESAV Yayınları, Yayın No: 9, Ankara.
– KIRKULAK, Berna (1999), “Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Vergilendirilmesi”, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı: 132, Eylül, 153-165.
– MAVRAL, Ülker (2001), “Kayıt Dışı Ekonomi ve Kayıt Dışı Ekonomiyi Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler”, Vergi Raporu, Sayı: 52, Nisan-Mayıs, 21-32.
– ÖZEL, Salih (1998), “Kayıt Dışı Ekonomi Kavramı Sorunları ve Çözümleri”, Yaklaşım, Sayı: 71, Kasım, 11-24.

– ÖZSOYLU, A. Fazıl (1994), “Kim Kazanıyor Kim Kaybediyor?”, Ekonomik Forum, TOBB 2, 14-17.
– …………………………… (1996) Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonomi, Bağlam Yayıncılık, İstanbul.
– TEMEL, Adil; ŞİMŞEK, Ayşegül; YAZICI, Kuddusi (1994), “Kayıt Dışı Ekonomi Tanımı, Tespit Yöntemleri ve Türk Ekonomisindeki Büyüklüğü”, İşletme ve Finans, Sayı: 104, Kasım, 10-33.
– TOPTAŞ, Ülker (1998), Kayıt Dışı Ekonominin Nedenleri, TES-AR Yayınları No: 26, Ankara
– TOSUNER, Mehmet (1995), “Vergi Kayıp ve Kaçakları Sorununa İlişkin Görüş ve Öneriler”, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı: 85, Ekim, 65-72.
– YILMAZ, Gülay (1998), “Yeraltı Ekonomisinin Doğurduğu Vergi Kaybının Hesabı ile İlgili Yaklaşım-lar ve Türkiye’de Yeraltı Ekonomisinin Doğurduğu Vergi Kaybı”, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Özel Sayı -Prof. Dr. Halil NADAROĞLU’na Armağan, Cilt: XIV, Sayı: 1, 483-500.
– 10.06.1949 Tarih ve 7229 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu.
– 06.01.1961 Tarih ve 10700 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu.
– 10.01.1961 Tarih ve 10703 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu.
– 08.02.1984 Tarih ve 18306 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 2978 Sayılı Vergi İadesi Hakkında Kanun.
– 30.12.1993 Tarih ve 21804 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 3946 Sayılı Kanun.
– 05.04.1994 Tarih ve 21896 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 94/5372 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı.
– 29.07.1998 Tarih ve 23417 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 4369 Sayılı Kanun.
– 14.08.1999 Tarih ve 23786 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 4444 Sayılı Kanun.
– 06.02.2001 Tarih ve 24310 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 414 Seri No’lu Tahsilat Genel Tebliği.
– 13.04.2002 Tarih ve 24725 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 2002/3930 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı.

Etiketler:

Yorum yazın