TÜRK BANKACILIK SİSTEMİ

1.TÜRK BANKACILIK SİSTEMİ

1/1-Giriş

Türkiye ekonomisinde uluslararası rekabete açık olan ve sektörel düzenlemeler itibariyle Avrupa Birliği ile entegrasyona hazır olan sektörlerin başında bankacılık sistemi gelmektedir. Piyasa ekonomisine geçilen 1980’li yıllarda uygulamaya konulan reform niteliğindeki yapısal değişiklikler bankacılık sektörünün ve mali sektörün gelişmesini ve büyümesini sağlamıştır. Ne var ki, 1990’lı yıllarda Türkiye ekonomisi istikrarsız bir büyüme performansı göstermiş, yurtiçi tasarruf açığı büyümüş, kamu kesimi dengesi hızla bozulmuş, enflasyon yüksek düzeyde seyrederek kronik bir hal almış ve reel faiz oranları makul ölçülerin çok üzerinde seyretmiştir. Bu gelişmeler bankacılık sisteminin mali bünyesinin önemli ölçüde bozulmasına neden olmuş, bankalar çok yüksek riskli bir ortamda çalışmak durumunda kalmışlardır.

1994 yılında yaşanan ekonomik krizle hızla küçülen bankacılık sisteminde özkaynaklar erimiş, banka sistemine olan güven sarsılmıştır. Güvenin yeniden tesis edilmesi amacıyla bir çözüm olarak tasarruf mevduatına devlet güvencesi getirilmiştir. Ancak, banka sisteminin denetiminde yaşanan zaafiyetler nedeniyle sağlıklı bir yapılanma gerçekleştirilememiş, tersine mali bünye sorunları daha da büyümüştür.

Hızla artan kamu kesimi borçlanma gereği ve bütçenin finansmanında kamu bankaları kaynaklarının kullanılması bu süreci hızlandırmış, 2000’li yıllara gelindiğinde banka sisteminin yeniden yapılandırılması ve bankaların mali bünye sorunlarının çözülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu amaçla Bankalar Kanunu’nda radikal değişiklikler yapılmış, bankaların faaliyetlerinin düzenlenmesine ve denetimine yeni bir yaklaşım getirilmiştir. Düzenlemelerde ve denetim anlayışında uluslararası kabul görmüş prensiplere önemli ölçüde yaklaşılmıştır.

Sermaye yeterliliğini karşılayamayan bankalar Fon’a devredilirken, bu bankalar ile kamu bankalarının görev zararları Hazinece üstlenilmiş, faaliyetini sürdüren bankalar yeni bir anlayışla denetime ve yeniden sermayelendirmeye tabi tutulmuştur. Krediler yeniden sınıflandırılmış, sorunlu krediler yeniden tanımlanmış, karşılık yönetmeliğine göre gerekli karşılıklar ayrılmıştır. Uzun yıllar yüksek enflasyon ortamında çalışan bankaların bilançoları, enflasyona göre güncellenmiştir. Tüm bu uygulamalar bankaların mali yapılarının daha gerçekçi bir görünüm almasını sağlamıştır. Mali bünyenin güçlenmesi için ise zamana, çok hassas bir uygulamaya ve yönetime gereksinim vardır.

2.TÜRK BANKACILIK SİSTEMİNİN GELİŞİM SÜRECİ VE
MEVZUAT DÜZENLEMELERİ

1990 ile 2002 yılları arasındaki Türk Bankacılık Sisteminin gelişimi, çeşitli mevzuat düzenlemeleri, ekonomik gelişme ve daralmanın Türk Bankacılık Sistemi üzerindeki etkileri aşağıda yıllar itibariyle belirtilmiştir.

2/1- 1980-1994 Yılları Arasındaki Gelişmeler

Türk finans sisteminin en gelişmiş kesimini oluşturan, geniş hizmet yelpazesi ve kaynak birikimi ile ülke kalkınmasında oldukça önemli ve etkin bir yere sahip olan Türk bankacılık sektörü, 1980’lerden itibaren hızlı bir gelişme kaydederek uluslararası banka ve finans sistemi ile bütünleşme sürecine girmiştir. Türkiye ekonomisi bu yıllarda ekonomik yapıda önemli değişikliklere yol açan bir takım düzenlemelerle tanışmış, bu gelişmelere paralel olarak 1980’li yıllarda özellikle yabancı bankaların Türkiye’de hizmet vermeye başlamasıyla bankacılık sektöründe yaşanmaya başlayan yoğun rekabet ortamı, sektörü çok önemli evrelerden geçirmiş ve bankaları yeni pazarlama stratejileri geliştirmeye ve daha geniş kitlelere hizmet vermeye yöneltmiştir.

Bu dönemde, Sermaye Piyasası Kanunu çıkarılmış, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve Bankalararası Para Piyasası, Döviz Piyasası, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kurulmuş, Leasing Kanunu kabul edilmiş, Açık Piyasa İşlemlerine başlanmış, mevduat faiz oranları serbestleştirilmiş, Altın Borsası kurulmuştur. Sektör uluslararası denetim ve gözetim sistemi ve bankacılık standartları ile tanışmış, tek düzen hesap planı uygulamasına geçilmiş, donuk veya batık plasmanlara gerçekçi karşılık ayrılmasına başlanılmıştır. Buna paralel olarak Kambiyo Mevzuatı daha liberal bir kimliğe kavuşturulmuş, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname yürürlüğe girmiş, döviz işlemleri ve sermaye hareketleri serbest bırakılmış, Türk Lirasının konvertibilitesi ilan edilmiştir. Yurtdışında yerleşik kişilerin Türkiye’de Türk Lirası ve döviz mevduat hesabı açma ve menkul kıymet yatırımı yapmalarına izin verilmiştir.

1980 sonrası uygulanan bu değişim politikaları finansal liberalizasyona geçişi hızlandırmış, Türk bankaları da operasyonlarını süratle modernize etmeye başlamışlardır. Sektörel yenilikler ve hukuki düzenlemeler Türk bankacılığı için yeni olanaklar yaratmış, sektör kendi iç dinamiklerinin ve dış etkenlerin yol açtığı rekabetçi bir piyasa ortamına girmiştir. Finansal türevler (options, futures, forwards, swaps), ATM’ler, kredi kartları, leasing, factoring hizmetleri, şubesiz bankacılık uygulamaları (internet bankacılığı, call center ve WAP) gibi yenilik ve gelişmeler Türk Bankacılık sektöründeki yerini almaya başlamıştır.

Bütün bu reformlar bankacılık sistemini doğrudan etkilemekle kalmayıp Türk sermaye piyasasının gelişmesi ve mali sistemde derinleşmeye yönelik düzenlemelere de yol açmıştır. Finans-bankacılık sektöründeki bu yeniden yapılanma, ekonomideki üretim yapısının yenilenmesi ve kamu kesimi payının azaltılması yönünde altyapı değişikliklerini gündeme getirmiştir.

1989-1990 yılları arasında bankacılık sektörüne yönelik yasal düzenlemelerin temelini 1985 tarihli 3182 sayılı Bankalar Kanunu oluşturmaktadır. Bu sürecin hemen ardından Hazine ve TCMB’nin yayınladığı tebliğler bankacılık sisteminin uluslararası piyasalara açılmasının yolunu açan 32 sayılı karara hazırlık niteliği taşımaktadır. 1989 yılında yürürlüğe giren bu karar ile aynı zamanda Türk Lirasına konvertibilitenin de yolu açılmıştır. Ancak bu düzenleme bankacılık sektörünü hazırlıksız yakalamış ve sektör düzenlemeye uygun, etkin bir aktif pasif yönetimi gösterememiştir. Bunun sonrasında bankalar likidite yönetiminin temel ilkelerini gözardı ederek yabancı para cinsinden kaynaklara yönelmişler, bu yöneliş 1994 krizi ile kesintiye uğramıştır.

1980’li yıllar bankacılık sektörü için reform niteliği taşıyan yapısal değişikliklerin uygulamaya konduğu ve mali sektörün gelişip büyüdüğü bir dönem olmuştur.

2/2- 1994 Yılındaki Gelişmeler

Türkiye ekonomisinde 1994 yılının ilk yarısı ekonomik sorunların kriz boyuta ulaştığı ve ciddi kısa ve orta vadeli istikrar programının kaçınılmaz hale geldiği bir dönem olmuştur. 14 Ocak günü uluslararası denetim kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düşürmesi krizin başlangıcı olmuş, Türkiye’nin kredi imkanlarının daralacağı ve devalüasyon yapılacağı beklentisi döviz piyasasına talebi hızla artırmış, Merkez Bankası uzun zaman döviz piyasasına müdahaleden kaçınarak faizleri yükseltme yoluna gitmiş, likiditeyi bu araçlarla yönlendirmeye çalışmıştır. Ancak % 100’ü geçen kamu borçlanma faizleri dövize talebi önleyememiş, 26 Ocak 1994’de Hükümet devalüasyon yapmak zorunda kalmıştır.

1994 yılına 5 milyar dolar açık pozisyonla giren bankaların borç yükleri döviz kurlarındaki ani yükseliş nedeniyle artarken, bankalar kaynaklarının önemli bir kısmını da borç ödemek için kullanmışlardır. Yaşanan güven bunalımı nedeniyle ciddi bir kaynak sıkıntısı ile karşılaşan bankacılık sisteminde ortaya çıkan likidite krizi sonucu bu dönemde 3 bankanın faaliyeti son bulmuştur. Faiz oranlarının yüksekliği ve iç piyasa talebinin de düşüklüğü nedeniyle kredi hacmi daralırken, artan kaynak maliyeti bankacılık sisteminin zarar etmesine neden olmuş ve sistem ciddi bir öz kaynak erozyonu ile karşı karşıya kalmıştır.

Bu gelişmeler üzerine Merkez Bankası faiz oranlarına ve döviz piyasasına müdahale araçlarına başvurmuş, mevduat türleri ve vade dilimleri yeniden tanımlanmış, 7 gün ihbarlı mevduat düzenlenerek bankalara değişken faiz oranı uygulama imkanı sağlanmış, faiz oranlarının belirlenmesi hususunda yeni düzenlemelere gidilerek bankaların, vadeli ve 7 gün ihbarlı mevduat faiz oranları Merkez Bankasınca belirlenecek 10 büyük bankanın uyguladıkları mevduat faizi ortalamalarına endekslenmiş, mevduatı enflasyona karşı korumak için Tefe+6 faizli değişken faiz uygulamaları getirilmiş, ülkemiz dışındaki gurbetçilere yönelik olarak süper döviz hesabı ve kredi mektuplu döviz tevdiat hesabı gibi yeni hesap türleri oluşturulmuş, kriz esnasında bankacılık sektöründe 3 bankanın tasfiye edilmesi neticesinde diğer bankalardaki mevduat kaçışını engellemek amacıyla hükümetçe bankalarda bulunan TL. tasarruf mevduatı ile döviz tevdiatın tamamı devlet güvencesine alınmış, kanuni karşılıkların mevduat yerine toplam yükümlülükler üzerinden alınması kararlaştırılmıştır. Merkez Bankasınca döviz kurlarının piyasadaki bankalardan 10 tanesinin ağırlıklı ortalamalarına göre belirleneceği açıklanarak serbest kur sistemine geçilmiştir. Hazine ve TCMB krizin ardından yayınladıkları sermaye yeterliliği ve net genel pozisyon tebliğleri ile bankacılık sektörünün, uluslararası bankacılık kurallarına uyumu yönünde adım atmalarını sağlamış ve böylece bankaların likidite yönetimlerinde uymaları gereken sınırlar çizilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna yönelik yapılan düzenleme 1994 krizini aşmada önemli bir işlev yüklenmiştir. Bu gelişim finansal sisteme yönelik yasal düzenlemelerin ince bir ayar ile yapılması gerektiğinin açık bir kanıtı olmuştur.

Faiz oranları ve döviz piyasasına müdahalenin yanısıra bankacılık mevzuatında da bir takım yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bankacılık sektörü açısından 1994 yılında yapılan bu düzenlemelerin başında 3182 sayılı Bankalar Kanununda yapılan değişiklikler gelmektedir. Bilindiği üzere 23.8.1993 tarihinde 3182 sayılı Bankalar Kanununda 512 sayılı KHK ile birtakım değişiklikler yapılmış, ancak bu KHK, Anayasa Mahkemesince iptal edilerek, iptal kararı yayımlandığı 23.12.1993 tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girmiştir. 22.6.1994 tarihinde yürülüğe giren 538 sayılı KHK esas itibariyle 512 sayılı KHK ile getirilen düzenlemeleri içerirken aynı zamanda bazı yeni düzenlemelere de gidilmiştir. Temel amaçları finansal alanda istikrarı temin etmek ve sürdürmek, Avrupa Topluluğu düzenlemelerine uyum sağlamak ve bankacılık sektörüne canlılık kazandırmak olan 538 sayılı bu KHK ile bankalara 10 şubeye kadar Hazine Müsteşarlığının izni olmaksızın şube açma kolaylığı tanınırken, sermaye yeterliliği standart rasyosunu tutturamayan bankaların şube açmaları Müsteşarlık iznine tabi tutulmuş, belli oranın üzerindeki pay edinme ve devirler Müsteşarlık iznine bağlanmış, ihraç edilecek sermaye piyasası araçları mevduat tanımından çıkarılarak bu şekilde ödünç verilebilir fon maliyetleri düşürülmek istenmiş, bankaların sermaye tutarları artırılmış, genel kredi sınırı yeniden düzenlenerek iştirak ve banka ortaklarına açılan krediler sınırlandırılmış, mali tabloların bağımsız denetimden geçirilerek ilan edilmesi zorunluluğu getirilmiş, mali bünyelerini güçlendiremeyen bankaların tasfiyesine imkan tanınarak Tasarruf mevduatı Sigorta Fonu kapsamına alınan bankaların bu duruma sebebiyet veren üst düzey yöneticilerinin şahsi iflaslarının isteneceği hükmü getirilerek tüm bu düzenlemelerle mali açıdan zor duruma düşen bankaların mali yapılarını güçlendirmek, sektöre girişleri güçleştirmek, banka kaynaklarının etkin dağılımını ve tasfiye sürecinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlamak amaçlanmıştır.

1990’lı yıllarda bozulan makro ekonomik dengeler, bankacılık sektörünün mali yapısını olumsuz yönde etkilemiş ve bankalar yüksek riskli bir ortamda çalışmak durumunda kalmışlardır. Tüm bu gelişmeler sonucunda 1994 yılında yaşanan ekonomik kriz, bankacılık sisteminin zarar etmesine ve ciddi bir özkaynak erezyonuna neden olmuştur.

2/3- 1995-1998 Yılları Arasındaki Gelişmeler

1994 yılında yaşanan krizden önemli ölçüde sermaye kaybıyla çıkan ve reel olarak küçülen bankacılık sektörü, 1995 yılının ilk çeyreğinden sonra başlayan ekonomik canlanmaya paralel olarak büyümeye başlamış, yüksek faiz, düşük kur politikası nedeniyle açık pozisyonlarını tekrar artıran bankalar bu konjonktürden karlı çıkarken, kredi hacminde görülen reel artış da karlılığın diğer nedeni olmuştur.

1994 krizinin olumsuz etkilerini kısa sürede atlatan bankacılık sektörü için 1996 yılı yeni dengelerin kurulduğu olumlu bir yıl olmuştur. Karlılık rakamlarının büyük oranda artış gösterdiği 1996 yılında faiz oranlarının yüksek, döviz kurlarının ise düşük seyretmesi bankaların ciddi oranda genişlemesine ve karlılığın artmasına neden olmuştur. Türkiye ekonomisindeki yüksek oranlı büyüme hızı ve ekonominin genişlemesi, bankaların kredi hacminin artması sonucunu doğurmuştur.

Dünya piyasalarını etkisi altına alan global ekonomik kriz ile yurt içinde reel sektörde ve piyasalarda görülen durgunluğa rağmen Türk bankacılık sektörü 1997 ve 1998 yıllarında da büyümesini sürdürmüştür.
1994 krizinin olumsuz etkilerini kısa sürede atlatan bankacılık sektörü 1999 yılına kadar büyümesini sürdürmüş, ancak mali bünyedeki sorunlar, köklü çözümlere gidilmediğinden, artmaya devam etmiştir.

2/4- 1999 Yılındaki Gelişmeler

Uzakdoğu ve Rusya krizleri ile 1999 yılında yaşanan deprem felaketleri nedeniyle Türkiye ekonomisindeki ciddi daralma bankacılık sektörünü de olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çerçevede, Türk bankaları kredi, faiz, likidite risklerini geçtiğimiz yıllara oranla daha ciddi hissetmiş ve toplam aktifler artmaya devam ederken, karlılık azalmaya başlamıştır.

Türk bankaları 1999 yılında ekonomik performansın düşüşünden önemli ölçüde etkilenerek yüksek riskli bir ortamda faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Risklerin en önemli nedeni kuşkusuz makro ekonomik dengesizliklerin ekonomik faaliyet ve ekonomik birimlerin davranışları üzerindeki olumsuz etkileri olmuştur. Yüksek kamu kesimi açığının neden olduğu dengesizliklerin en önemli yansıması olan enflasyon ile birlikte kamunun giderek artan kaynak talebine bağlı olarak yurtiçi borçlanmada faiz oranları yükselmiş, yurtdışı borçlanma imkanları ise sınırlı düzeyde kalmaya devam etmiştir. Ekonomik faaliyetin önemli ölçüde daralması özel sektör kredi talebinin düşmesine, aktif kalitesinin bozulmasına ve likidite gereksiniminin artmasına neden olmuştur. Uzunca bir süredir yaşanan kronik ve yüksek enflasyon ortamındaki davranışların mali bünye üzerindeki olumsuz etkileri, yurtdışı borçlanma imkanlarının azalmaya başladığı 1998 yılının ikinci yarısından itibaren daha bariz biçimde görülmeye başlanmıştır. Mali sistem tarafından yaratılan kaynakların çok üzerindeki kamu borçlanma gereksiniminin karşılanması esnasında oluşan güçlükler sonucu reel faiz oranları yükseliş göstermiştir. Bu durum özellikle mali durumu zayıflayan bankaların nakit akımının ve dolayısıyla likiditesinin bozulmasına neden olmuştur.

Bankacılık sistemi 1998 yılının ikinci yarısından itibaren sürekli olarak Merkez Bankası’ndan yüksek miktarda ve maliyetle likidite sağlamak zorunda kalmış, bu ise likidite gereksinimi içinde olan bankaların mali bünyelerindeki bozulmayı hızlandırmıştır. 1998 yılı sonunda bir banka, 1999 yılının hemen başında da bir diğer banka Mevduat Sigorta Fonu’na devredilmiştir. Hükümetin bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi amacıyla Bankalar Kanunu’nda değişiklikler getiren tasarısı Haziran ayında yasalaşmıştır. Ancak, Bankalar Kanunu Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile yapılan program görüşmelerinde öngörülen düzenlemeleri içermek üzere Aralık ayında yeniden değişikliğe uğramıştır. Yeni düzenlemeler ile bankacılık mevzuatı uluslararası düzenlemelere, tavsiyelere ve özellikle Avrupa Birliği direktiflerine önemli ölçüde yaklaşmıştır. Yeni kanun ile bankaların denetiminde ve denetim sonuçlarının alınmasında etkinliğin artırılmasına yönelik düzenlemelerin yanısıra, kurulma ve şube açma şartlarını ağırlaştıran düzenlemeler getirilmiştir. Özel sermayeli bankalar ile kamu sermayeli bankalar arasında rekabet eşitliğini bozan düzenlemeler kaldırılmıştır. Kredi tanımı Avrupa Birliği düzenlemelerine oldukça yaklaşmış, dolaylı kredi özkaynak ilişkisi yeniden düzenlenmiştir. Risk yönetimi ve konsolide bazda bilanço hazırlanmasını zorunlu hale getiren düzenlemeler Kanunda ilk kez yer almıştır. Konsolide bazda hazırlanan büyüklükler üzerinden denetim uygulaması düzenlenmiştir. Bir bankanın mali bünyesinin zayıflaması durumunda denetim otoritesinin hareket kabiliyeti artırılmış, mali bünyenin güçlendirilmesini sağlayacak ya da bankanın faaliyeti ile ilgili olarak alınacak tedbirlere ilişkin kararlar daha objektif kriterlere dayandırılmış ve karar sürecini hızlandıran değişiklikler getirilmiştir. Ortakların ve yöneticilerin şahsi sorumlulukları artırılmıştır. Mevzuata aykırı davranışlar nedeniyle ilk kez idari ceza sistemi getirilmiş, adli cezalar ise önemli ölçüde artırılmıştır. Ayrıca yeni Bankalar Kanunu ile bankaların faaliyete başlamaları, faaliyetlerinin izlenmesi, denetlenmesi ve denetim sonuçlarının karara bağlanması amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kurulmuştur.

1999 yılında yapılan ve bankacılık sistemini ilgilendiren diğer önemli düzenlemeler; 1989 yılında bankacılık sisteminin sermaye yapısının güçlendirilmesi için, BIS (Uluslararası Ödemeler Bankası) tarafından uygulanan uluslararası sermaye tabanı standartlarına benzer standartları içeren ve bir banka için asgari %8 olarak belirlenerek, bu oranın altında bir rasyoya sahip olan bankanın standart orana ulaşmak için gerekli olan sermayesini 6 ay içerisinde taahhüt etmesi şart koşulan “Sermaye tabanı/Risk ağırlıklı varlıklar, gayrinakdi kredi ve yükümlülükler” rasyosunun 2000 yılının ikinci yarısından geçerli olmak üzere konsolide bazda hesaplanmasını öngören düzenleme ile, yabancı para net pozisyon/sermaye tabanı rasyosunun %30’dan % 20’ye düşürülmesini ve karşılık kararnamesinde yer alan genel kredi oranının nakdi krediler için % 1’den % 0,5’e, gayrınakdi krediler içinse %0,2’den % 0,1’e düşürülmesini öngören düzenlemeler olmuştur. 2000 yılından itibaren uygulanmak üzere Aralık ayında önemli ölçüde değiştirilen Karşılık Kararnamesinde; krediler ve diğer alacaklar başlangıçta geri ödenebilirliklerine ve borçluların kredi değerliliklerine göre gruplandırılmış ve teminat ilişkilerine göre karşılığa tabi tutulmuştur.

Aralık ayında yapılan bir değişiklikle munzam karşılık oranı %8’den %6’ya düşürülmüş, buna karşılık mevduat üzerinden umumi disponibilite olarak %2 oranında serbest tevdiat alınması kararlaştırılmıştır. Bu yolla bankalara hafta içinde likidite sağlanmaya çalışılmıştır. Bankalarca gerçek kişilere açılan tüketici kredilerine uygulanan %10 oranındaki fon, Ocak-Ağustos döneminde %8 olarak uygulanmış, daha sonra %3’e düşürülmüştür.

Mevduat, repo gibi menkul sermaye iratları ile menkul kıymetler yatırım fonlarının katılma belgelerine ödenen kar payları beyan kapsamı ve gelir vergisi yükümlülüğü dışına çıkarılmıştır. Buna karşılık mevduata uygulanan stopaj oranı % 12’den önce %13’e, daha sonra %15’e, repoya ve menkul kıymet gelirlerine uygulanan stopaj oranı %6’dan önce %12’ye, daha sonra da %14’e yükseltilmiştir.

1999 yılında sektörde yaşanan önemli gelişmelerden bir diğeri ise 1999 yılı başında İnterbank, yılın son ayında Sümerbank, Yurtbank, Esbank, Yaşarbank ve Egebank olmak üzere toplam 6 bankanın Merkez bankası nezdindeki Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’nun yönetimine devredilmesi olmuştur.

1999 yılı bankalar için, global ekonomik kriz nedeniyle ekonomideki daralmanın bankaların mali yapıları üzerinde önemli ölçüde baskı yarattığı, nakit akımı ve likidite problemlerine yol açtığı bir yıl olmuştur.

2/5- 2000 Yılındaki Gelişmeler

1999 yılında IMF ile yapılan anlaşma neticesinde oluşturulan, fiyat istikrarını sağlamaya ve sürdürülebilir bir kamu borç düzenine ulaşmaya yönelik olan ekonomik program 2000 yılıyla birlikte sonuçlarını vermeye başlamış ve bu kapsamda görülen olumlu gelişmelerden birisi iç borçlanma faiz oranlarındaki düşüş olmuştur. Faizlerin düşmesi ve kamu menkul kıymetlerinin eski cazibesini kaybetmesi sonucunda bankalar başta bireysel krediler olmak üzere kredi piyasasına yönelmiş ve yurtiçi toplam kredi hacminde önemli oranda artış yaşanmıştır.

2000 yılında mali bünyesinde problemler yaşayan bazı bankalar, Haziran 1999’da kabul edilen yeni Bankalar Kanunu ile bankacılık sektöründe yapısal değişiklikleri sağlamak ve bağımsız gözetimi getirmek amacıyla oluşturulan ve 2000 yılının Ağustos ayı sonu itibariyle faaliyete geçen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiştir. 2000 yılında Fona devredilen ilk iki banka olan Etibank ve Bank Kapital ile fondaki banka sayısı 10’a, yılın son aylarında likidite krizinin başgösterdiği dönemde fona intikal eden Demirbank ile de bu sayı 11’e ulaşmıştır.

1994 yılında bankalara olan güvenin tesisi amacıyla geçici bir süre için tasarruf mevduatının tümüne uygulanan fon güvencesi, 1 Haziran 2000 tarihinden itibaren hesap başına 100 milyar lira ve 1.1.2001 tarihinden itibaren uygulanmak üzere de 50 milyar lira ile sınırlandırılmıştır. Yine bankaların kaynak maliyetini önemli ölçüde etkileyen karşılık oranlarından TL. mevduat munzam karşılık oranı % 6’dan % 4’e, TL.disponibilite oranı ise % 14’den % 12’ye indirilmiştir.

2000 yılının son aylarında bankaların ve yabancı yatırımcıların yoğun döviz talebi ile karşılaşılmış, bu talep piyasalarda ciddi bir likidite sıkışıklığına neden olmuş, gecelik faizler ve fonlama maliyetleri yükselmiştir. Yükselen fonlama maliyetleriyle bono taşımanın maliyeti de artmıştır. Yıl sonuna doğru bankaların açık pozisyonlarını kapatmak için dövizde alıma geçmeleri, yabancı yatırımcıların yıl sonunda bulundukları ülkede pozisyonlarını gözden geçirerek, karlarını realize etmek istemeleri döviz talebindeki artışın en önemli nedenleri olmuştur. Likidite sıkışıklığına ilişkin spekülasyonlar durumun daha da ağırlaşmasına yolaçmıştır.

Merkez Bankası döviz satışının yanısıra repo ihalesiyle de piyasaları fonlamaya girişmiş, içinde bulunulan likidite krizini aşmaya yardımcı olmak ve programın devamını sağlamak amacında olan IMF ve Hazine’den gelen açıklamaların yarattığı moral ortamı piyasaların sakinleşmesini sağlayamamıştır. 1 Aralık Cuma günü, para piyasaları açısından tam bir kriz havası içinde geçmiş, başlangıçta IMF ve Dünya Bankası’na ilişkin haberler piyasalarda olumlu beklentilere neden olurken, daha sonra gelen döviz talebiyle gecelik faizler % 1700’lere kadar çıkmış, bileşik faizler % 107’yi görmüş, borsa son bir yılın en düşük seviyesine inmiştir. İzleyen günlerde % 2000’lere fırlayan repo faizi, döviz mevduatından TL’ye geçişi yaratmış, bu durum borsanın daha da düşmesine yol açmıştır. Bu tarihte Merkez Bankasının 20 Kasım’dan itibaren toplam döviz satışı 6,7 milyar dolara ulaşmıştır. Ardından IMF ve Dünya Bankası desteğiyle Türkiye’ye verilecek yardım kredisinin 10 milyar doları bulacağı açıklanmış, bu olumlu haber ile birlikte gecelik faiz % 200’e, bono faizi % 80’e gerilemiştir. Faizlerin düşmesiyle dövizden TL’ye geçiş yavaşlamış ve 3 haftada % 42 düşen borsa, IMF ile anlaşmanın sağlandığı açıklaması ile tekrar yükselmeye başlamıştır.

Kısa vadeli olarak topladıkları kaynakları düşük faizle orta ve uzun vadeli olarak plase etmek durumunda kalan bankalar, 2000 yılının ilk yarısında ortalama kaynak maliyetlerinin yüksek olması ve plasman gelirlerinin düşmesi nedeniyle karlılıklarında reel olarak bir azalmayla karşı karşıya kalmışlardır. 2000 yılının son aylarında yaşanan krizde de bankalar yüksek faizle kaynak toplamak durumunda kalmış ve bu durum bankaların ortalama kaynak maliyetinin artmasına neden olmuştur.

IMF ile yapılan anlaşma neticesinde uygulamaya konulan program ve özellikle enflasyonla mücadele kapsamında yürütülen politikalar, bankaların aktif pasif yapısında belirgin bir değişime yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, bankacılık sisteminin likidite, faiz ve kur riskine karşı duyarlılığı artmış ve böyle bir ortamda yaşanan Kasım 2000 krizi sonucu faiz oranlarının önemli ölçüde yükselmesi, sistemin mali yapısının daha da bozulmasına yol açmıştır.

2/6- 2001 Yılındaki Gelişmeler

Kasım krizi sonrasında likidite ve faiz riski nedeniyle sorunlar yaşayan Türk bankacılık sektörü, 2001 yılında da Şubat krizi sonrasında kur riskinden kaynaklanan kayıplarla karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan krizlerin reel sektör üzerindeki daraltıcı etkisi, bankacılık kesiminin aktif kalitesinin ve özkaynak yapısının zayıflamasına yol açmış, bu da gerek reel kesime kredi açılması, gerekse iç borçlanmanın sürdürülmesi açısından önemli bir risk oluşturmuştur.

Kasım ve Şubat krizlerinin ardından ortaya çıkan istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmak amacıyla uygulamaya konulan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının ana unsurlarından birisi bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması olarak belirlenmiş ve bu çerçevede hazırlanan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı Eylem Planı uygulamaya konulmuştur. Bankacılık sektörü reformu ile kamu bankalarının mali sistem içerisinde bir istikrar unsuru olmaktan çıkarılması, mali sistemin istikrarı ve kamu maliyesine getirdikleri yükün azaltılması bakımından TMSF bünyesindeki bankaların sorunlarının en kısa sürede çözüme kavuşturulması ve yaşanan krizden olumsuz etkilenen bazı özel bankaların güçlendirilmesine yönelik önemli adımlar atılmıştır.

Kamu bankalarının yeniden yapılandırılması çerçevesinde görev zararları tasfiye edilmiş ve yeni görev zararı oluşumunun engellenmesine yönelik düzenlemeler yapılmış, Emlak Bankasının lisansı iptal edilerek aktif ve pasifleri ile Ziraat Bankasına devredilmiş, kamu bankalarına yeni ve bağımsız bir ortak yönetim tayin edilerek, Kurula, bu bankaları yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlama yetkisi, sözkonusu bankalara da, sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla nakit sermaye ve devlet iç borçlanma senedi verilmiştir.

2000 yılında olduğu gibi 2001 yılında TMSF’ye devirler sürmüş ve 8 bankanın daha Fon’a devredilmesiyle Fon’daki banka sayısı 19’a yükselmiştir. Bankacılık sektörü yeniden yapılandırma programı çerçevesinde, bankaların ve iştiraklerinin devir ve birleştirmelerini kolaylaştırmak yönünde önemli adımlar atılmış ve bu doğrultuda, beş Fon bankası (Egebank, Yurtbank, Yaşarbank, Bank Kapital ve Ulusal Bank) Sümerbank, iki Fon bankası ise (İnterbank ve Esbank) Etibank çatısı altında birleştirilmiştir. Fon’daki bankalardan dört tanesinin (T.Ticaret Bankası, İktisat Bankası, Kentbank ve Etibank) lisansı iptal edilmiştir. Bank Ekspres, Sümerbank ve Demirbank’ın satış işlemleri gerçekleştirilmiş, fiili olarak 2002 Ocak ayında tamamlanmak üzere EGS Bank A.Ş.’nin Bayındırbank A.Ş. ile birleştirilmesi, Sitebank’ın Novabank’a hisse devir işlemlerinin tamamlanması kararı alınmıştır. Ayrıca 2 Kalkınma ve Yatırım Bankası (Okan Yatırım ve Atlas Yatırım Bankası) kapatılmış, Garanti Bankası daha önce Körfezbank ile birleşmiş olan Osmanlı Bankası ile birleştirilmiştir. 2001 yılı sonu itibariyle Fon bünyesinde devir ve birleşmeleri gerçekleştirilemeyen üç banka (Tarişbank, Bayındırbank ve Toprakbank) kalmıştır.

Yeniden yapılandırma programı kapsamında, kamu bankalarının ve Fon bankalarının Merkez Bankası ile yapılanlar hariç gecelik yükümlülükleri ortadan kaldırılmış, Merkez Bankası’ndaki repo stokları sınırlandırılmış, mevduat faiz oranlarına üst sınır getirilmiştir. Fon bankalarının mali yapılarının güçlendirilmesi için ise Hazine tarafından özel tertip tahvil ihraç edilmiş, TMSF kaynaklarından mevduat ve sermaye desteği sağlanmıştır. Kamu bankalarının kar/zarar, likidite ve faiz oranları için yeni bir izleme sistemi getirilmiş, bağımsız dış denetimleri tamamlanmış ve harici danışmanlar atanmış, kamu bankaları ve Fon’a devredilen bankaların şube ve personel sayıları önemli oranda azaltılmıştır.

Ayrıca, TMSF bünyesine alınan bankaların devir, birleşme, satış veya tasfiye yoluyla çözümlenmesi kapsamında, TMSF bankaları mevduatının, karşılığında Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) verilmek üzere teklif almak yoluyla ticari bankalara devri gerçekleştirilmiştir.

Özel bankalara yönelik program kapsamında bu bankaların sermaye yapılarının güçlendirilmesi, yabancı para açık pozisyonlarının daraltılması, devir ve birleşmelerin özendirilmesi, sorunlu kredilerin çözümlenmesi, iç kontrol ve risk yönetimi sistemlerinin oluşturulması konularında düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede mali bünyelerinin güçlendirilmesi ihtiyacı bulunan özel bankalardan sermaye artırımı, sermeye benzeri kredi temini ve yeniden yapılanma stratejileri içeren taahhüt mektupları alınmış, gerçekleştirilen iç borç takas işlemi sonucunda Şubat krizi ile yabancı para pozisyonları bozulan özel bankaların döviz açıklarının azaltılması sağlanmıştır.

2001 yılında Türk bankacılık sisteminde bankacılık sektörünün mali ve işlevsel anlamda güçlendirilmesiyle eş zamanlı olarak yasal ve kurumsal düzenlemeler de yapılmıştır. Bankalar Kanununda yapılan değişiklik ile Avrupa Birliği direktiflerindeki özkaynak tanımına paralel olarak konsolide özkaynak tanımı getirilmiş, bankaların mali kurumlar dışındaki bir ortaklığa iştirakleri sınırlandırılmış, vadeli işlem, opsiyon sözleşmeleri ve benzeri diğer türev ürünleri kredi tanımına dahil edilmiş, özel karşılıkların kurumlar vergisi matrahının tesbitinde gider sayılması konusuna açıklık kazandırılmıştır. Bankaların bünyelerinde etkin bir iç denetim sistemi ve karşılaştıkları riskleri en iyi şekilde yönetebilmelerine imkan verecek risk yönetimi sistemi kurmalarına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş, bankaların ve iştiraklerinin devir ve birleştirmelerini kolaylaştırıcı yasal düzenlemeler ile kurumsal birleşme ve devirler için vergi teşvikleri getirilmiş, bankaların organizasyon yapılarını, kredi açma ve usullerini, gayrinakdi kredilerin dikkate alınma esas ve oranlarını, dolaylı pay sahipliğini, dolaylı kredi ve dolaylı iştiraklerin tanımını kapsayan Bankaların Kuruluş Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik çıkartılmış, bankaların faiz oranı riski, kur riski ve hisse senedi risklerinden oluşan piyasa risklerinin sermaye yeterliliği rasyosu hesaplamasına dahil edilmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
Sektörde likiditenin arttırılmasına yönelik olarak, Türk Lirası mevduatlar için ayrılan munzam karşılıklara faiz ödenmesi uygulamasına geçilmiş, TL ile tasarrufa cazibe kazandırmak amacıyla uzun vadeli TL mevduatların stopajının düşürülmesi ve döviz mevduatı ile reponun stopajının artırılmasına yönelik kararlar alınmıştır.

2001 yılında, Bankacılık Sektöründeki sorunların giderek ağırlaşması üzerine, “Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı” uygulamaya konmuş ve sektörün görünümünü tümüyle değiştirecek, oldukça kapsamlı yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmıştır.

2/7- 2002 Yılındaki Gelişmeler

2000 Kasım ve 2001 Şubat ayında yaşanan krizler sonucu finansal kesimin en önemli kısmını oluşturan bankaların mali yapılarında oluşan ciddi bozulmaları telafi etmek amacıyla uygulanan program 2002 yılında da devam etmiş, Kamu bankalarının finansal ve operasyonel yeniden yapılandırma çalışmaları tamamlanmış ve söz konusu bankalar kar eder hale gelmiş, 1997-2002 döneminde TMSF’ye devredilen 20 bankanın birleştirme, satış ve tasfiye yöntemleriyle çözümlenmesi büyük ölçüde tamamlanarak 2002 yılında fon bünyesinde kalan banka sayısı ikiye indirilmiştir.

Merkez Bankası, 2002 yılında asıl para politikası aracı olan kısa vadeli faiz oranlarını sadece ve sadece fiyat istikrarını sağlamak amacına yönelik olarak kullanmış ve enflasyondaki olumlu gelişmelere paralel olarak 2002 yılı içinde kısa vadeli faiz oranlarında 6 kez indirime gitmiş, kurlardaki aşırı dalgalanmaların önlenmesi amacıyla,Temmuz ve Aralık ayında olmak üzere 3 kez döviz piyasasına müdahalede bulunmuş, bunun yanısıra döviz rezervlerini artırmak için şeffaf döviz alım ihaleleri gerçekleştirmiş, uluslararası uygulamaları da dikkate alarak bankaların aracılık maliyetlerini düşürmek ve likidite yönetimlerine daha esnek bir yapı kazandırmak amacıyla zorunlu karşılık ve disponibilite oranlarını yeniden düzenlemiş, döviz cinsinden karşılıklara da faiz uygulaması getirirken, bankalara mevduatın yanında diğer yükümlülükler için de zorunlu karşılık ayırma yükümlülüğü getirmiştir.

2002 yılı Ağustos ayından itibaren Türkiye Bankalar Birliği organizasyonunda para piyasasının likidite ve şeffaflığının artırılması, banka kredileri ve diğer finansal araçlara ilişkin güvenilir referans oranlarının belirlenmesi amacıyla TRLİBOR (Türk Lirası Bankalararası Satış Oranı) uygulaması başlatılmıştır.

2002 yılı, krizin olumsuz etkilerinin azalmaya başladığı ve ekonomik göstergelerde nisbi bir iyileşmenin söz konusu olduğu bir yıl olmuş, ancak reel kesimin içinde bulunduğu sıkıntılı dönemi atlatamaması sonucunda kredi talebindeki yetersizlik devam etmiş, kredi geri dönüşlerinde yaşanan güçlükler ise bankaların kredi piyasasından uzak durmasına neden olmuştur. Bu gelişmelere rağmen 2001 yıl sonunda reel bazda %47,7 oranında azalan bankacılık sektörünün toplam kredileri 2002 yılı Eylül ayı itibariyle reel olarak % 6,7 oranında artmıştır.

2002 yılında sektörün güçlendirilmesi kapsamında; mali yapısı bozulan bankaların sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla kamu desteği sağlanmasını içeren 4743 sayılı Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun çıkarılmış ve Kanun ile; üç aşamalı denetimden geçecek olan tüm özel sermayeli ticari bankalara, bir defaya mahsus olmak üzere ve belirli şartlar çerçevesinde sermayelerinin güçlendirilmesi amacına yönelik olarak ana sermayeye katılım veya sermaye benzeri kredi temini (katkı sermaye) şeklinde destek sağlanabilmesi öngörülmüş ve yapılan denetimler sonucu Pamukbank, Şekerbank ve Vakıfbank’ın sermaye ihtiyaçları bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bankalardan Pamukbank TMSF’ye devredilirken, Şekerbank’ın sermaye ihtiyacı ortaklar tarafından nakden karşılanmış, Vakıfbank’a ise BDDK’nın 774 sayılı kararı ile, TMSF tarafından, 31 Aralık 2001 itibariyle % 5 olan konsolide sermaye yeterliliği oranını % 9’a ulaştıracak 213 trilyon 344 milyar lira tutarında sermaye benzeri kredi verilmiştir.

2001 yılında olduğu gibi 2002 yılında da bankacılık sektörünün mali ve operasyonel yeniden yapılandırılmasının yanısıra; sektörün gözetim ve denetim çerçevesini güçlendirecek, sistemi daha etkin ve rekabetçi bir yapıya kavuşturacak, sektörün dayanıklılığını geliştirerek kalıcı bir güven ortamı yaratacak yasal ve kurumsal birtakım düzenlemeler de gerçekleştirilmiştir. Sermaye yeterliliği, risk yönetimi, kredi ve iştirak sınırlamaları, kredi karşılıkları, bağımsız denetim ve yabancı ülke denetim organları ile işbirliği gibi konularda yapılan düzenlemelerin yanısıra, Bankacılık sektörüne ilişkin yasal prosedürün uluslararası düzenlemelere uyumlu hale getirilmesi ve banka bilançolarının bu doğrultuda hazırlanmasının sağlanması amacıyla Muhasebe Uygulama Yönetmeliği, Bankalarca Uygulanacak Muhasebe Standartları Tek Düzen Hesap Planı ve İzahnamesinde yapılan değişiklikler, bu doğrultuda gerçekleştirilen düzenlemelerin başlıcaları olmuştur.

2002 yılı başında BDDK’nın, “Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmalarının Onaylanması, Kabulü ve Uygulanmasına İlişkin Genel Şartlar Hakkındaki Yönetmeliği yayımlanmış, bu yönetmelik ile yeniden yapılandırılması halinde borçlarını ödeme yeteneğine yeniden kavuşabilecek olan, ekonomide katma değer yaratma kabiliyetine sahip firmaların varlıklarını sürdürebilmelerine olanak sağlamak amaçlanmış ve bu maksatla 2002 yıl sonunda 212 firmanın toplam 3,3 milyar dolarlık borcu yeniden yapılandırılmıştır.

Reel sektör dahilindeki firmaların mali yapılarının düzenlenmesinin yanısıra mali sektörde yer alan kuruluşların da sermaye sorunlarını çözmek amacıyla hareket edilerek, bankalar, özel finans kurumları ve diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıklarının satın alınması, yeniden yapılandırılarak satılması amacına yönelik olarak faaliyet göstermek amacıyla kurulacak olan Varlık Yönetim Şirketlerine ilişkin yasal düzenlemeler tamamlanmıştır.

2002 yılıyla beraber makro ekonomide görülen büyüme trendi bankacılık sektörünü kapsayamamıştır. Finansal kesimin en önemli kısmını oluşturan bankaların mali yapılarında oluşan sorunları telafi etmek amacıyla uygulanan programa 2002 yılında da devam edilmiş ve alınan yapısal ve mali tedbirler sonucunda bozulan dengeler yavaş da olsa düzelmeye başlamıştır.

3. BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN MEVCUT SORUNLARI, MUHTEMEL
GELİŞMELER VE ÖNERİLER
3/1-Sektörün Mevcut Sorunları

Yaşanan radikal yapısal değişime rağmen, sektörün sorunları tamamıyla çözülebilmiş değildir. Sektörün içinde bulunduğu, kısa ve orta vadede çözümlenmesi gereken sorunlar aşağıdaki noktalarda toplanabilir:
*Düşük karlılık ve yüksek aracılık maliyetleri,
*Krizlerin etkisiyle bozulan aktif kalitesinin iyileştirilmesi gereği,
*DİBS portföyünün yoğunluğu nedeniyle yüksek likidite ve faiz risklerine açık bulunulması,
*Tam güvencenin varlığı nedeniyle piyasa disiplinini bozucu etkinin (moral hazard) ortaya çıkması.
3/2-Sektörde Kısa ve Orta Vadede Muhtemel Gelişmeler
Kamu kesiminde yaşanan yeniden yapılandırma sonucunda kamunun borçlanma gereğinin azalması ve reel faiz hadlerinin düşmesi beklenmektedir. Reel faizlerin düşmesi bankacılık sistemine kısa dönemli bir nefes alma imkanı sağlasa da, orta dönemde devlete borç verme alışkanlığı kazanmış ve faaliyetlerini buraya odaklamış bir sektörün doğal faaliyetine, yani aracılık faaliyetine yönelmesi bazı zorlukları da beraberinde getirecektir. Diğer bir deyişle, ”kredi kültürü”nün yerleştirilmesi aşamasında uyum sorunları ortaya çıkabilecektir.
Borçlanma gereğinin azalmasına ilave olarak, kamu bankalarının sektör içindeki ağırlığının küçülmesi ve finansal durumlarının güçlendirilmesi nedeniyle faizler üzerinde yukarıya doğru oluşturdukları baskının ortadan kalkması da bankacılık sektörünün geleceğini şekillendirecek bir diğer gelişme olacaktır.

Hazine kağıtlarının plasman alanı olmaktan çıkması ve kamu bankalarının faizler üzerindeki baskısının ortadan kalkması sektörün davranış ve karlılığını doğrudan etkilerken, sektörde kar etmenin zorlaşması, kar edebilmek için birim maliyetlerin azaltılmasını ön plana çıkaracaktır.
Gerçekleştirilen yapısal reformlar ve sağlanan ekonomik istikrar, yabancı semayenin Türkiye’ye ilgisini artıracak, daha özelde sektöre hali hazırda başlayan ilgi (Uni Credito, HSBC, Novabank’ın sektöre girmeleri vb.) yoğunlaşabilecektir.
Yabancı katılımının artması; kar etmenin zorlaşması ve birim maliyetlerin ön plana çıkması ile birlikte sektörde “rekabet belirleyici bir unsur olacaktır. Rekabetin ön plana çıkması ile birlikte sektörde “ölçek ekonomisi”nden yararlanma isteğiyle devir ve birleşmeler gündeme gelebilecektir.
3/3- Öneriler

Yeniden yapılandırma sürecinde ortaya çıkan yeni koşullar, sektörün mevcut sorunları ve yukarıda özetlenen muhtemel gelişmeler dikkate alınarak önümüzdeki dönemde izlenecek stratejiler aşağıdaki gibi tespit edilebilir:
*Sektörün aracılık işlevlerine yönelmesini desteklemek ve yeni işlevlerine uyumunu kolaylaştırmak,
*Bankacılık sektörünü kar edebilen ve karlılığını sürdürebilen bir sektör haline getirmek,
*Rekabetin adil bir çerçevede yaşanmasını sağlamak suretiyle piyasa disiplininin tam olarak çalışmasını temin etmek.
Bu amaçla yapılması gereken düzenlemeler aşağıda sıralanmıştır;
3/3.1-Aracılık Maliyetlerinin Düşürülmesi ve Sektörde Karlılığın Sağlanması

Sektörün aracılık işlevinin önünün açılması için vergisel yüklerin, para politikası araçları ile ilgili yüklerin ve borsa işlem giderlerinin bütçe imkanları dahilinde kontrollü bir şekilde düşürülmesi suretiyle aracılık maliyetleri azaltılmalıdır. Bu kapsamda;
* Zorunlu karşılık oranının mümkün olan en düşük düzeye indirilmesi ve bunlara piyasa koşullarına uygun faiz ödenmesi zorunluluk arzetmektedir.
* KKDF kesinti oranı düşürülmeli veya tamamen kaldırılmalıdır. Kredi işlemleri üzerindeki vergilerin kaldırılması, yabancı bankalarla yerli bankalar arasında gerçekçi ve adil bir rekabet ortamının sağlanabilmesi açısından da önemlidir.
*Bankacılık sisteminin vergi yüklerinin azaltılması sağlanmalıdır. Bankacılık sisteminde vergi yükleri arasında yer alan Kurumlar Vergisi, Geçici Vergi, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Kambiyo Gider Vergisi ve Damga Vergisi oranlarının düşürülmesi bankacılık sektörünün maliyetlerini azaltıcı etki yapacaktır.

* Banka birleşmelerinin önündeki engellerin tümüyle kaldırılmasını teminen sağlanacak vergi istisnasının banka iştiraklerinin birleşmelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi ve istisna süresinin uzatılması ya da süresiz hale getirilmesi sektörde birleşme ve devirler suretiyle yaşanan konsolidasyon sürecine yardımcı olacaktır.
3/3.2-Sorunlu Aktiflerin Çözümlenmesi
* İcra ve İflas Yasası (İİY) gözden geçirilerek, bankacılık sektörünün ”kredi kültürü”nün gelişmesine uyumu kolaylaştırılmalıdır. İİY’de yapılacak değişikliklerle alacakların tahsilinin hızlandırılması, ”teminata dayalı bir kredilendirme” politikasından ”nakit akımlarına ve fizibiliteye dayalı bir kredilendirme” politikasına doğru bir kayışı da beraberinde getirecektir.
*İstanbul Yaklaşımının etkinleştirilmesi, bankacılık sektörünün yaşanan krizler nedeniyle bozulan aktiflerinin kalitesinin yeniden iyileştirilmesi açısından kritik öneme sahip olup, sistemin etkin bir biçimde işletilmesi durumunda, bu kapsama girmiş krediler için ayrılan karşılıkların iptal edilmesi ve kredilerin tahsil kabiliyetlerinin geliştirilmesi sonucu sektörün karlılığı olumlu yönde etkilenecektir.

*Varlık yönetim şirketlerinin işlerliğinin sağlanması
*Gayrimenkullerin nakde tahvil edilmesi
*Mevduata tam güvencenin kaldırılması ile eş anlı olarak sınırlı sigorta uygulamasının etkinleştirilmesi. (Ortalama mevduat büyüklüğü ve kişi başına milli gelir faktörlerini de dikkate alarak Avrupa Birliği’nin standartlarında bir koruma kapsamını esas alan, risk tabanlı sigorta primi kesilmesini öngören, co-insurance uygulamasına imkan veren bir sisteme geçilmesi, sektörün piyasa disiplini altında büyüme ve gelişmesine olanak sağlayacaktır.)
*DİBS portföylerinin yoğunluğu nedeniyle ortaya çıkan risklerin kontrolü; kamunun borçlanma ihtiyacındaki artış sonucu yüksek reel faizlerle ihraç ettiği DİBS’ler sektör için cazibe alanı oluşturmuş ve sektörün toplam aktif büyüklüğü içinde kamu kağıtlarının payı Eylül 2002 itibariyle %40 civarına yükselmiştir. Bankaların likidite ihtiyaçları ortaya çıktığında, TCMB ve Hazine tarafından alınacak önlemlerin önceden kurala bağlanması kritik öneme sahiptir.
*Alternatif yatırım alanlarının geliştirilmesi; özel emeklilik fonları vb. alternatif alanların gelişmesi yasal düzenlemeler gözden geçirilmek suretiyle sağlanabilir ve bu şekilde hazinenin kamu kağıdı ihracı yoluyla kaynak sağlama ihtiyacının bir bölümü farklı alanlara kaydırılabilir. Bu şekilde bankaların DİBS tutma suretiyle karşı karşıya kaldıkları riskler sınırlandırılmış ve aracılık faaliyetlerinin gelişmesinin önündeki engellerden birisi kaldırılmış olacaktır.

4.TÜKETİCİ EĞİLİMİ

4/1-Bireysel Bankacılık Hizmetleri ve Müşteri Pazarında Artan Rekabet

Bireysel bankacılık; kalıcı bir müşteri bazı, daha az risk ve daha yüksek kar marjları nedeniyle son yıllarda bankacılık sektörünün gittikçe artan bir şekilde yoğunlaştığı bir alandır. Geçmişte yaygın şube ağları nedeniyle, özellikle büyük ölçekli bankaların ağırlıklı olarak hizmet verdiği bu pazara 1994 yılında Türkiye’de yaşanan ekonomik krizden sonra, orta ve küçük ölçekli bankalar da girmeye başlamışlardır. Bunun yanısıra, tüketici finansman kuruluşları, mağaza zincirleri ve perakendeci kuruluşlar gibi banka dışı kuruluşlar da bu pazara yönelik ürünleri sunmakta ve dolayısıyla bu pazarda rekabet giderek artmaktadır.

4/1.1-2000’li Yıllarda Banka Müşteri Portföyü

2000’li yıllarda bankaların toplam müşteri portföyü içinde bireysel pazarın artması beklenmektedir.

Banka grupları bazında ele alırsak; bu pazarda ağırlıklı olarak faaliyet gösteren büyük ölçekli bankalar müşteri portföyleri içinde bireysel müşteri pazarının ağırlığının fazla değişmeyeceğini ancak yüksek varlıklı müşteri portföylerinin artacağını tahmin etmektedir. Orta-küçük ölçekli ticari bankalar ise bireysel müşteri portföylerini artırmayı hedeflemektedirler. Yabancı bankalar da toplam portföyleri içindeki payı halihazırda çok düşük olan bireysel bankacılığı önemli oranda artırarak bu pazardaki rekabette söz sahibi olmayı amaçlamaktadırlar.

4/1.2- 2000’li Yıllarda Bireysel Müşterilerin Banka Seçiminde Gözönünde Tutacağı Kriterler

Artan rekabet ortamında 2000’li yıllarda bireysel müşterilerin banka seçimlerinde rol oynayacak en önemli kriterlerin;

Kitle bireysel pazarı için; hizmet kalitesi, alınan ücret ve komisyonlar, güvenilirlik, beklenen getiri ve müşteriye yönelik davranışlar,

Yüksek varlıklı müşteriler için; hizmet kalitesi, güvenilirlik, beklenen getiri, ürün çeşitliliği, müşteriye yönelik davranışlar ve gizliliğe verilen önem,

olacağı tahmin edilmektedir.

4/1.3-Bankalara Rekabet Avantajı Sağlayacak Kriterler

Müşterilere kaliteli hizmet sunmak 2000’li yıllarda rekabet avantajı sağlamada en önemli kriter olarak değerlendirilmektedir.

Teknolojinin etkin kullanımının, ticari büyük ölçekli bankalar dışında tüm banka grupları tarafından 2000’li yıllarda daha fazla öneme sahip olacağı düşünülmektedir. Ticari büyük ölçekli bankalar ise teknolojinin etkin kullanımının öneminin göreceli olarak 2000’li yıllarda azalacağını düşünmektedirler. Bu ölçekteki bankaların büyük ölçüde teknoloji stratejilerini bugünden belirlemiş olmaları ve hatta yatırımlarını tamamlamış olmaları bu görüşün ana nedenidir. Ticari orta-küçük ölçekli bankalar ise bu süreci yeni yaşamaktadırlar.

Güvenilirlik, tüm bankalar tarafından gerek günümüzde gerekse 2000’li yıllarda rekabet avantajı sağlayacak önemli kriterler arasında görülmektedir.

Müşteri odaklı olmak ve etkin pazarlama kriterlerinin özellikle ticari büyük ölçekli bankalar tarafından 2000’li yıllarda daha da önem kazanacağı beklenmektedir.

4/1.4-Önem Kazanacak Ürünler

2000’li yıllarda bireysel bankacılık ürünlerine olan talebin en çok;

nakit yönetimi, tüketici kredileri, sigorta işlemleri, kredi kartları vb. ürünlerde olması beklenmektedir. Aşağıda bu ürünlerden bazılarının yıllık gelişimi değerlendirilmektedir.

Kredi Kartı Sayıları
1998 1999 2000 2001 2002
Visa 5.108.653 6.687.284 8.280.783 7.829.906 7.984.996
MasterCard 1.948.000 3.306.237 5.068.747 6.102.024 7.718.049
Diğer 61.705 52.122 58.947 64.876 40.019
Toplam 7.118.358 10.045.643 13.408.477 13.996.806 15.743.064

Kredi kartı sayısı son beş yılda % 121 oranında artarak 15,7 milyon adete ulaşmıştır.

Banka Kartı Sayıları
1998 1999 2000 2001 2002
Electron (Visa) 4.053.625 4.853.270 6.393.759 6.721.452 7.801.830
Plus (Visa) 121.277 88.846 71.687 57.672 50.766
Electron ve Plus 2.312.479 2.743.856 2.720.517 2.711.896 3.080.776
Cirrus ve Maestro (Mastercard) 7.641.130 10.401.854 13.873.135 14.628.251 16.966.124
Özel Logolu Banka Kartı 5.231.244 6.019.497 5.501.205 7.537.673 7.157.812
Toplam 19.359.755 24.107.323 29.560.303 31.656.944 35.057.308

Banka kartı sayısı ise son beş yılda % 81 oranında artarak 35 milyon adete ulaşmıştır.

Özellikle son on yılda bankacılık hizmetlerinin çeşitlenmesinde önemli gelişmeler sağlanmış, banka kartları ve kredi kartları kullanımı hızla yaygınlaşmıştır.

ATM – POS Sayıları
1998 1999 2000 2001 2002
ATM 8.363 9.939 11.991 12.127 12.069
POS
113.816 188.957 299.636 364.636 495.718

ATM sayısı son beş yılda % 44 artışla 12 bin adete ulaşmış, POS sayısı ise % 335 artışla 496 bin adete yaklaşmıştır.

BKM Üyesi Bankaların İhraç Ettikleri “Visa/MasterCard” Kredi Kartlarının Yurtiçi ve Yurtdışı Kullanım Adetleri (Milyon)
1998 1999 2000 2001 2002
Alışveriş 202 306 405 463 594
Nakit Avans 38 51 58 45 39
Toplam 240 357 463 508 633

BKM Üyesi Bankaların İhraç Ettikleri “Visa/MasterCard” Kredi Kartlarının Yurtiçi ve Yurtdışı Kullanım Cirosu (Trilyon TL)
1998 1999 2000 2001 2002
Alışveriş 1.689 3.758 7.620 12.161 21.942
Nakit Avans 777 1.455 2.617 2.137 2.537
Toplam 2.466 5.123 10.237 14.298 24.479

Kredi kartı cirosu kriz ortamlarında dahi artmaya devam etmiş, satın alma gücündeki azalma; günlük ihtiyaçların karşılanması amacıyla tüketiciyi giderek artan oranda kredi kartı kullanımına yönlendirmiştir.

Tüketici Kredilerinin Yıllar İtibariyle Gelişimi (Milyar TL)
Tüketici Kredileri Artış (%) Reel Artış (%)
1997 428.939 235,0 75,4
1998 692.382 61,4 4,9
1999 985.339 42,3 -12,8
2000 4.614.738 368,3 252,6
2001 2.348.418 -49,0 -73,0
2002 Eyl 2.527.727 7,6 -9,8

-Tüketici kredileri ekonomideki konjonktüre göre değişim göstermekte, faizlerin önemli oranda düşmesi kredi talebini artırırken, yükselmesi ise kredinin cazibesini azaltmaktadır. 2000 yılında uygulanan istikrar programı sonucu faizlerin önemli oranda düşmesi tüketici kredilerine yönelik talebi büyük oranda artırırken, 2001 yılında ekonomik durgunluk ve faizlerin yükselmesi nedeniyle bu kredilere olan talep reel olarak daralmıştır. 2002 yılının ilk 9 ayında ise tüketici kredisi faiz oranlarındaki yükselişe ve kişilerin orta/uzun vadeli borçlanmada çekimser davranmalarına bağlı olarak, bu kredilere olan talepte ciddi bir canlanma görülmemiştir.

4/2-Kurumsal Bankacılık Hizmetleri

Türkiye’de 1980’li yıllarda ağırlık kazanan kurumsal bankacılık, 1994 krizini müteakiben ağırlığını kaybetmeye başlamıştır. Bunun başlıca sebebi bankaların yurtdışı fonlama imkanlarındaki daralma ile yurtiçi rekabetin giderek artmasıdır. Kredi değerliliği yüksek olan şirketlerin artan alternatif borçlanma imkanlarına sahip olması, bu tür müşterilerden sağlanan karlılığı azaltmıştır. Bankaların fon marjları daha yüksek olan orta ve küçük ölçekli şirketlere yönlendirdiği krediler ise ekonomik istikrarın düşük olması nedeniyle kredi zararlarının artmasına neden olmuştur.

2000’li yıllarda kurumsal müşteri portföyünün toplam müşteri portföyü içindeki payına banka grupları bazında bakıldığında; ticari büyük ölçekli bankalar için kurumsal müşteri portföyünün tüm banka portföyü içinde azalmayacağı, orta- küçük ölçekli bankalarda ise kurumsal müşterilerin portföy ağırlığının artacağı beklenmektedir. Aynı şekilde yabancı bankalarda da müşteri portföy ağırlığının artacağı tahmin edilmektedir.

Özetle, orta-küçük ölçekli bankaların 2000’li yıllarda büyüme stratejilerini bireysel bankacılık üzerine kuracakları, büyük ölçekli bankaların ise bireysel bankacılık hizmetlerine devam ederken portföylerindeki kurumsal müşteri ağırlığını korumayı sürdürecekleri tahmin edilmektedir.

Bankaların kurumsal ürün portföyü içerisinde yer alan ürünlerinin, müşteri talebindeki beklentilere paralel değişimler göstermesi, bu doğrultuda ticari büyük ölçekli ve orta-küçük ölçekli bankalar için ticari kredilerin 2000’li yıllarda ürün portföyü içindeki öneminin göreceli olarak azalması, buna karşılık kurumsal finansman, finansal kiralama ve türev enstrümanlarına bağlı ürünlerin önem kazanması beklenmektedir. Yatırım ve kalkınma bankaları ve yabancı bankalarda ise ticari kredilerin 2000’li yıllarda da günümüzdeki önemini koruyacağı tahmin edilmektedir.

Kurumsal müşterilerin banka seçiminde aradıkları en önemli üç özellik; etkinlik ve kalite, ihtiyaçlara cevap verebilme ve rekabetçi fiyatlama olacaktır.

Bankalarda 2000’li yıllarda kurumsal müşteri pazarında rekabet avantajı sağlayacak en önemli beş kriterin ise; hizmet kalitesi, güvenilirlik, uygun ve esnek fiyatlama politikaları, kaynak bulma gücü ve pazara yeni ürünler sunabilme yeteneği olması beklenmektedir.

Bu beklentiler, Avrupa bankacılık sisteminde yaşanan gelişmelere paraleldir.

– 2000’li yıllarda bankaların toplam müşteri portföyü içinde bireysel pazarın artması ve buna bağlı olarak müşteri odaklı ve etkin pazarlama kriterlerinin bankalar açısından daha da önem kazanması beklenmektedir. Önümüzdeki yıllarda öne çıkması beklenen ürünlerin ise nakit yönetimi, tüketici kredileri, sigorta işlemleri ve kredi kartları olacağı tahmin edilmektedir.

– Kurumsal müşterilere yönelik ürünler açısından ise, ticari kredilerin 2000’li yıllarda göreceli olarak önemini kaybedeceği, buna karşılık kurumsal finansman, finansal kiralama ve türev enstrümanlara bağlı ürünlerin önem kazanacağı tahmin edilmektedir.

5. TÜRK BANKACILIK SİSTEMİNDE BAŞLICA BİLANÇO
KALEMLERİNİN 10 YILLIK DEĞERLENDİRMESİ

5/1-MEVDUAT

Mevduatın Yıllar İtibariyle Gelişimi
(MİLYAR TL.)
Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:1’de görüldüğü gibi;

Toplam mevduat 1994 yılında bir önceki yıla göre nominal olarak %134 oranında artarken, reel olarak %6,3 oranında azalmıştır. Toplam mevduat içinde vadeli mevduatın payı artarken, vadeler altı ay ve daha kısa dönemlerde yoğunlaşmıştır. 1994 yılında yaşanan finans krizi TL’ye olan güven üzerinde olumsuz etki yaratarak, konsolide mevduat içinde TL mevduatın payını düşürürken, döviz tevdiatın payını yükseltmiştir.

1995 yılında büyümenin en önemli kaynağını oluşturan mevduat, bir önceki yıla paralel bir gelişme göstermiş ve TL mevduat miktarı döviz tevdiatın gerisinde kalmıştır. 1995 yılında mevduatın banka grupları arasında dağılımında dikkat çekici bir gelişme olmuş ve %197 oranında artan yabancı bankalar mevduatının konsolide mevduat içinde 1994 yılında %1,9 olan payı 1995 yılında %2,7’ye çıkmıştır.

1996 yılında bankacılık sistemi yüksek bir büyüme performansı göstermiş ve büyümenin kaynağını yine geleneksel olarak en önemli fon kaynağı olan mevduat oluşturmuştur. Toplam mevduat bir önceki yıl sonuna göre %130,6 oranında artarken, reel olarak artış %24,7 olarak gerçekleşmiş, TL. cinsinden tasarrufların çekiciliğinin artması mevduatın Türk lirası ve yabancı para dağılımını etkileyerek TL. mevduatların döviz tevdiat hesaplarından reel olarak 3 kat daha fazla artmasına neden olmuştur. Mevduatın vadeli-vadesiz ayırımında gruplar açısından çarpıcı bir değişiklik dikkati çekmiş, kamu ortak hesabı uygulaması nedeniyle kamu kuruluşlarının fonlarının vadesiz mevduat olarak kamusal sermayeli bankalarda toplanması, bu grubun toplam mevduatı içerisinde vadesiz mevduatın payını %22’den %30’a yükseltmiştir.

1997 yılında mevduat artış hızı; mevduatın faiz geliri üzerinden alınan vergi stopajının yükseltilmesi ve repo işlemlerinin gerek vergi avantajı gerekse likidite açısından cazip olması nedeniyle repoya yönelişin önemli oranda artış göstermesi sonucunda, önceki yıllara göre yavaşlamış, toplam mevduat içinde döviz tevdiatın payı artmaya devam etmiştir. Diğer yandan, sektörde yurtdışı bankalardan sağlanan kredilerin artış göstermesi nedeniyle bilanço toplamı içinde mevduatın payı azalmıştır.

1998 yılında yaşanan global krizin, bankacılık kesiminin likidite ihtiyacını artırması ve yurt dışından kredi sağlama olanaklarını daraltması sonucu, bankalar zorunlu olarak yurt içi kaynaklara yönelerek, mevduata önerdikleri faizleri yükseltmişlerdir. Bunun yanısıra kayıt dışı fonların Mali Milat olarak adlandırılan 30 Eylül 1998 tarihine kadar bankalara mevduat olarak yatırılması ve bu fonların bir bölümünün sistemde kalması ve son yıllarda hızlı bir artış gösteren repo işlemlerinin 1998 yılında önemli ölçüde azalması sonucu toplam mevduat, nominal %92,8, reel olarak ise %24,9 oranında artış göstermiş, özellikle TL vadeli mevduat enflasyonun oldukça üzerinde artmıştır.

Sektör 1999 yılında da mevduat açısından bir önceki yıla benzer gelişmelere sahne olmuştur. Bankacılık sektörünün artan mevduat talebi ve enflasyonun ılımlı bir seyir izlemesi sonucu mevduatın reel getirisi göreli olarak pozitif düzeylerde kalmıştır. TL mevduatın reel olarak yüksek getiri sağlaması, kur politikasında istikrar ve özel sektörün harcama talebindeki daralma TL. mevduata olan talebi artırmıştır. Sonuçta toplam mevduat 1999 yılında reel bazda %22,5 oranında artış göstermiş, toplam mevduatın pasif içindeki payı artmıştır. Bu dönemde mevduatın vade yapısında dikkati çeken bir iyileşme olmuş, 6 ve 12 ay vadeli mevduatın payı artmıştır. Diğer yandan, vergi düzenlemelerinde yapılan sık değişiklikler, yatırım araçlarının vergilendirilmesinde oluşan farklılıklar ve mevduat üzerindeki yüklerin artması 1999 yılında repo hacmini yeniden yükseltmiş ve bu da mevduattaki artışı sınırlandırmıştır.

2000 yılı başında uygulamaya konulan istikrar programının etkisiyle faiz oranlarındaki düşüş, tüketimdeki artış ve repo talebindeki canlanma mevduata olan talebi azaltmış, TL’nin dolar ve Euro sepeti karşısındaki değişiminin önceden açıklanıyor olması nedeniyle yabancı para mevduattaki daralma TL. mevduattakinden daha bariz biçimde oluşmuştur. Bu dönemde TL mevduat faizlerindeki düşüşün döviz tevdiat faizlerindeki düşüşe göre daha fazla olması, bir kısım tasarruf sahiplerinin TL mevduattan döviz tevdiat hesaplarına geçmesinde etkili olmuşsa da yıl sonunda yabancı para mevduatın %0,9 (reel anlamda) daralmasını önleyememiştir. Sonuçta 2000 yılında toplam mevduat 1999 yılı sonuna göre %41,8 (reel olarak %6,7) oranında artış göstermiştir. Mevduatın vade yapısı ise yıl boyunca dalgalanma gösterirken, son üç aylık dönemde önemli ölçüde kısalmıştır.

Kasım 2000 ve Şubat 2001 tarihlerinde yaşanan finansal krizler sonucu TL’ye olan güvenin azalması nedeniyle, bankacılık sektörünün temel fon kaynağı olan mevduat 2001 yılının ilk yarısında reel bazda daralmış, yılın ikinci yarısından itibaren ise döviz tevdiat hesaplarındaki artış sonucu yeniden yükselme eğilimine girmiştir. Yılsonu itibariyle döviz tevdiat hesapları reel olarak % 24,3 oranında artarken Türk lirası hesaplar % 41 oranında azalmış ve sonuçta 2001 yıl sonunda toplam mevduat bir önceki yıla göre reel olarak %14,5 oranında daralmıştır.

2002 yılının ilk dokuz aylık döneminde bankacılık sektörünün mevduat hacmi bir önceki yıl sonuna göre %18,2 oranında artarken, reel bazda %0,9 oranında daralma göstermiş, yıl boyunca TL.nin değer kazanması neticesinde 2001 yılında %24,3 reel artış gösteren YP mevduat bu dönemde % 2,3 azalmıştır.

-Son on yıl içinde bankacılık sektörünün mevduat hacmi; makroekonomideki gelişmelere, faiz oranlarına ve diğer yatırım araçlarını cazip kılan düzenlemelere bağlı olarak değişim göstermiştir.
-Konsolide mevduat içinde Türk lirası mevduatın payı düşerken, döviz tevdiatın payı artmaktadır.
-Sektörde vadeli mevduatın ağırlığı devam ederken, vadeler kısalmaktadır.
-Son yıllarda yaşanan olumsuzluklar sonucu kamunun dış borçlanma olanağının azalması ve iç borçlanmaya yönelinmesi nedeniyle hazine kağıtlarının cazip hale gelmesi, mevduattan kaçışı hızlandırmaktadır.

5/2-KREDİLER

Kredilerin Yıllar İtibariyle Gelişimi

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:2’de görüldüğü gibi;

1994 yılında ülke ekonomisinde yaşanan krizin faiz oranlarını artırmasının yanısıra iç talep yetersizliğinin de oluşması neticesinde, bankaların kredi hacmi reel bazda %27,1 oranında daralmış, bu dönemde mevcut kredi piyasasında kamu bankalarının payı artarken özel ve yabancı bankaların payı azalmıştır.

1995 yılından itibaren ekonomide görülen canlanmaya paralel olarak kredi hacmi genişlemiş ve toplam krediler nominal olarak %120,8, reel olarak da %33,9 oranında artmıştır. Ekonomideki daralma döneminin aksine gelişme döneminde kredi piyasalarında kamu bankalarının ve yatırım bankalarının payı düşerken özel bankaların payı artış göstermiştir.

Makroekonomik belirsizlikler 1996 yılı içinde azalmış, piyasalardaki istikrarın korunması, bankaların kolaylıkla önlerini görebilmelerini sağlamış ve sektör ekonomik canlanmaya bağlı olarak artan kredi taleplerini karşılayarak kredi arzını artırmıştır. Sektörde 1996 yılından itibaren TL krediler azalarak YP krediler artmaya başlamış, bunda döviz kurlarının ılımlı seyretmesi ve döviz cinsinden fonlama maliyetinin makul seviyelerde kalması etkili olmuştur. 1996 yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi kredilerin büyük bölümünü ihracat kredileri, ticari krediler ve ihtisas kredileri oluşturmuş, kredilerde en yüksek reel büyümeyi özel sermayeli bankalar gerçekleştirmiştir.

1997 yılında krediler bilançodaki büyümenin üzerinde bir büyüme göstererek reel olarak % 20 civarında artış göstermiş, bunda bir önceki yılda olduğu gibi repo işlemleri yoluyla aktif yapısında sağlanan değişimin kredi hacminin büyütülmesi yönünde kullanımı etkili olmuştur. 1997 yılında bilanço içindeki payı da artış gösteren TL. krediler yabancı para kredilerden daha hızlı büyümüştür.

Kredi piyasasındaki canlılık 1998 yılına kadar sürmüş, 1998’de yaşanan global krizin Ülkemize de yansıması sonucunda oluşan ekonomik daralmaya paralel olarak kredi piyasasında da daralma söz konusu olmuş, hızla yükselen reel faizler kredi talebini azaltırken, yurtdışı borçlanmanın sınırlanması nedeniyle bankaların likidite gereksiniminin artması kredi arzını düşürmüştür. Kredi artış hızında bir önceki yıla göre %50 oranında azalma görülmesine rağmen, toplam krediler 1998 yılında nominal olarak %60,3, reel olarak da %3,9 oranında artmıştır.

1999 yılı global krizin olumsuz etkilerinin daha da bariz olarak ortaya çıktığı bir yıl olmuş, yılın son yarısında yaşanan deprem felaketleri bu olumsuzlukları artırmıştır. Ekonomik koşulların ve yüksek reel faiz oranlarının reel kesimin kredi talebini azaltmasının yanısıra kredi portföylerinin kalitesinin azalması bankaların kredi verme hususundaki isteksizliğini artırmış, kalkınma ve yatırım bankaları dışındaki tüm bankaların kredi hacmi daralmıştır. Kredi hacminin daralmasında kredi arz ve talebindeki azalışın yanısıra yıl içinde fona aktarılan bankaların sahip olduğu kredilerin takip hesaplarına alınması da etkili olmuştur. Bütün bu olumsuzluklar sonucunda, toplam krediler bir önceki yıla göre nominal olarak %53,8 oranında artarken, reel olarak %5,6 oranında azalmıştır.

2000 yılında uygulanmakta olan ekonomik programın faiz oranlarını düşürmesi neticesinde bankalar kamu borçlanmasını desteklemek yerine başta bireysel krediler olmak üzere kredi piyasasına yönelmiş ve böylece kredi piyasasında yeni bir genişleme dalgası oluşmuştur. Yurt dışı borçlanmadaki artış, tüketim harcamaları ile ekonomik faaliyetlerdeki canlanma, kur politikası sonucunda kur riskindeki azalma; kredileri ve özellikle TL. kredileri artıran diğer gelişmeler olmuş, bu dönemde yabancı para kredilerin toplam krediler içindeki payı % 52’den % 43’e düşmüştür. Önceki yıla göre % 57,5 oranında artan toplam krediler içindeki % 4,5’lik payını % 200 oranında artırarak % 13.5’e çıkaran bireysel krediler ise, 2000 yılını % 368 (reel olarak da %253) gibi rekor bir artışla tamamlamıştır.

2001 yılında yaşanan krizlerin reel sektör üzerindeki daraltıcı etkisi, bankacılık kesiminin kredi hacmini daraltarak aktif kalitesini düşürmüştür. Bu dönemde 2000 yılına göre reel olarak % 47,7 oranında daralma gösteren toplam krediler içinde kamu ve TMSF bankalarının kredi payı düşerken özel bankalar, yabancı bankalar ve yatırım bankalarının payı artış göstermiştir. Kamu bankalarının kredi portföyündeki daralma; yeni ihtisas kredisi açılmasının sınırlandırılması ve uygulanacak faiz oranının DİBS oranlarına endekslenmesinden kaynaklanırken, TMSF bankalarının kredi portföylerindeki daralma bu bankaların satış ve tasfiye sürecinde olmalarından kaynaklanmıştır. Krediler içinde bir önceki yıl büyük oranda artış gösteren bireysel krediler ise 2001 yılında % 49 (reel bazda %73)oranında azalmıştır.

2002 yılı, krizin olumsuz etkilerinin azalmaya başladığı ve ekonomik göstergelerde nisbi bir iyileşmenin söz konusu olduğu bir yıl olmuş, ancak reel kesimin içinde bulunduğu sıkıntılı dönemi atlatamaması sonucunda kredi talebindeki yetersizlik devam etmiş, kredi geri dönüşlerinde yaşanan güçlükler ise bankaların kredi piyasasından uzak durmasına neden olmuştur. Bu gelişmelere rağmen 2001 yıl sonunda reel bazda %47,7 oranında azalan bankacılık sektörünün toplam kredileri, 2002 yılı Eylül ayı itibariyle reel olarak % 6,7 oranında artmıştır.

-10 yıllık dönemde, ekonomideki gelişmelere ve faiz oranlarına bağlı olarak değişen krediler özellikle kriz dönemlerinde reel olarak daralmıştır.
-Uygulanan istikrar programının olumlu sonuçlarının alınmaya başladığı ve faiz oranlarının düştüğü 2000 yılında canlanan krediler, 2001 yılından itibaren ekonomik krizin reel sektör ve bireyler üzerindeki etkisinin yanısıra bankaların mali yapılarındaki bozulma nedeniyle ciddi oranda düşüş göstermiş, ancak 2002 yılından itibaren toplam banka kredilerinde reel artışlar oluşmaya başlamıştır.

5/3-TAKİPTEKİ ALACAKLAR

Takipteki Alacakların Yıllar İtibariyle Gelişimi

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:3’de görüldüğü gibi;,

1994 yılı başında yaşanan ekonomik kriz neticesinde reel faiz oranlarında yaşanan artışın yanısıra gerçekleştirilen devalüasyon sonucu borç ödeme gücü önemli ölçüde bozulan reel sektörün kredi geri ödemelerini gerçekleştirememeleri nedeniyle, 1993 yılında reel olarak %5,6 oranında artan takipteki alacaklar 1994 yılında nominal olarak %165,2, reel olarak ise %6,3 oranında artış göstermiştir.

1995 yılıyla birlikte başlayan ekonomik canlanmaya paralel olarak ödeme kabiliyetine kavuşan reel sektörün bankalara olan borçlarını ödemeye başlamaları neticesinde takipli alacaklardaki artış hız keserken, 1996 yılında da bankaların alacak tahsilinde fazla sorun yaşamamaları sonucu takipli alacakların hem artış hızı hem de bilanço toplamı içindeki payı azalmıştır.

1997-1998 yıllarında ise bankaların mevcut brüt takipteki alacaklarına ayırdıkları karşılıkların düşük kalması neticesinde sektörün net takipli alacakları reel olarak büyük oranlarda artmış, bu artış 1998 yılında nominal olarak % 546,3, reel olarak ise %318,8 oranında gerçekleşmiştir. Takipteki alacaklar için ayrılan özel karşılıkların brüt alacaklardaki artıştan daha düşük düzeyde kalmasında, 1998 yılı başında yürürlüğe giren yeni karşılık kararnamesinin önemli etkisi olmuş, bu Kararname uyarınca bankalar, takipteki alacakları için karşılık ayırırken ilgili alacağın teminat durumunu da dikkate almak durumunda kalmıştır. Bilanço içindeki payı düşük olmakla birlikte aktif kalitesinin önemli bir göstergesi olan takipteki alacaklarda görülen yüksek reel artış, sektörün kredi tahsilatındaki sorunlarının ağırlaşmakta olduğunu göstermiştir. 1998 yılının ikinci yarısında kötüleşen dış ekonomik konjonktür, özellikle ihracatçı firmalarla çalışan bankaların kredi tahsilatlarını olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, ekonominin büyüme hızındaki yavaşlama da yurtiçi piyasalara yönelik çalışan firma satışlarını olumsuz etkilemiş ve bu nedenle bankalar kredi geri dönüşlerinde sorunlarla karşılaşmışlardır. Takipteki alacaklarda görülen bu gelişme takipteki kredilerin toplam kredilere oranını %0,6’dan %4’e yükseltmiş, banka grupları itibariyle bakıldığında ise; bu oran en bariz biçimde özel sermayeli bankalarda ortaya çıkmıştır.

1998 yılında özellikle uluslararası piyasalarda yaşanan olumsuz gelişmelerin etkileri 1999 yılında da banka bilançolarına yansımış ve Fon’a devredilen bankalar da dahil olmak üzere, sektörün net takipteki alacakları artarak, 1 katrilyon Türk lirasına yaklaşmıştır.

2000 yılında önceki yıla göre reel olarak %24,1 oranında artan net takipli alacaklardaki artış, mevzuattaki değişikliklerin yanısıra bankaların takipteki kredileri için daha gerçekçi bir kredi politikası izlemeleri ve büyük ölçüde Fon’a devredilen bankaların açmış olduğu sorunlu kredilerden kaynaklanmıştır. Bu dönemde net takipli alacakların toplam kredilere oranı son üç yıldan beri olduğu gibi yaklaşık %4 olarak gerçekleşmiştir.

2001 yılında yüksek kredi faizi ve iç talepteki gerileme nedeniyle firmaların mali yapılarının bozulması sonucu takipteki alacaklar tekrar önemli boyutlara ulaşmış, reel olarak % 168,3’lük artışla 7,4 katrilyona ulaşan takipli alacaklardaki artışta kamu bankaları ve TMSF kapsamında bulunan bankaların takipteki kredilerinin artması etkili olmuştur.

2002 yılında kredi hacmindeki artışın yanısıra İstanbul yaklaşımı başta olmak üzere firmaların içinde bulundukları darboğazı aşamalarına yardımcı olmak amacıyla bankalarca yaratılan imkanlar neticesinde bankaların takipteki alacakları reel bazda %32,4 oranında azalmış ve yıl başında %20 civarında bulunan takipli alacakların toplam kredilere oranı yıl sonuna doğru % 10’luk seviyelere yaklaşmıştır.

-Yıllar itibariyle incelendiğinde takipteki alacaklar artış göstermiş, sorunlu kredilerdeki artış eğilimi, bankaların kredi arzını daraltmasının en önemli etkenlerinden birisi olmuştur.
-Olumsuz makroekonomik gelişmeler ve Karşılıklar Kararnamesinin etkisiyle 1998 yılında reel bazda önemli oranda artan takipli alacaklar, 2001 yılında da ülkede sözkonusu olan kriz nedeniyle kredi geri dönüşünün problemli olması ve BDDK’nın bankaların asli hesaplarda izlenen sorunlu tüm kredilerin, tahsili geciken alacaklara dahil edilmesi suretiyle karşılık ayrılmasına ilişkin kararı neticesinde 2001’de artış göstermiştir.
-2002 yılında kredi hacmindeki artışın yanısıra İstanbul yaklaşımı başta olmak firmaların ödeme güçlüğünü gidermeye yönelik uygulamalar neticesinde bankaların takipteki alacakları azalmaya başlamıştır.

5/4-MENKUL DEĞERLER

Menkul Değerlerin Yıllar İtibariyle Gelişimi

(*) Menkul Değerler Cüzdanı ve Bağlı Menkul Değerler kalemleri 2002 Ekim ayından itibaren Tekdüzen Hesap Planında “Alım Satım Amaçlı Ve Satılmaya Hazır Menkul Değerler” ile “Vadeye Kadar Elde Tutulacak Menkul Değerler” olarak düzenlenmiştir.

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:4’de görüldüğü gibi;

1993 yılında iç talep genişlemesi sonucu ekonominin büyük oranda büyümesine paralel olarak kamu açıklarının da artması ile menkul değerler cüzdanı reel olarak yaklaşık %18 oranında artmıştır.

1994 yılında yaşanan ekonomik kriz neticesinde artan kamu açığının büyük boyutlara ulaşmasına rağmen faiz oranlarının düşük tutulması yönündeki çabalar ile menkul değerler portföyü reel olarak % 22 oranında azalmıştır.

1995 yılında ise reel olarak %15,4 oranında artan portföyde yüksek faiz düşük kur politikası neticesinde bankacılık sektörünün reel kesimin yanısıra kamuyu da desteklemeye devam etmesi etkili olmuştur.

1996 yılında bankacılık sektörünün konsolide bilançosundaki payı yüksek olan menkul değerler portföyü önceki yıla göre reel olarak yaklaşık %86,9 gibi önemli bir oranda büyümüştür. Bu artışta Bankaların, vergi avantajı sağlaması nedeniyle yurtdışından sağlanan kredilerle yabancı para menkul değerlere yatırım yapmaları sonucunda yabancı para menkul değerler cüzdanındaki büyüme etkili olmuştur. Menkul değerler cüzdanındaki değişim banka grupları itibariyle incelendiğinde, özellikle kamu bankaları ile yabancı bankaların yabancı para menkul değerler portföyünü artırdıkları görülmüştür.

1997 yılında ise sektörün menkul değerler portföyü nominal olarak %92,7, reel olarak ise %0,9 oranında artmıştır. Menkul değerlerdeki düşük oranlı bu artış, 1996 yılı sonunda banka portföylerinde bulunan ve vergi erteleme amacıyla satın alınmış olan yabancı menkul kıymetler tutarındaki azalış ile ekonomik birimlerin repo tercihleri nedeniyle bankaların menkul kıymetler portföyünü azaltmalarından kaynaklanmıştır.

1998 yılında menkul değerler portföyü önceki yıla göre reel olarak % 33,3 oranında büyümüştür. Bu gelişme; özellikle olumsuz konjonktürden ötürü bankaların, riski göreli olarak daha yüksek olan kredi portföylerinin artış hızını yavaşlatmaları ve risksiz kamu menkul kıymetlerine yönelmeleri sonucunda devlet iç borçlanma senetleri portföylerini reel olarak artırmalarından kaynaklanmıştır. Ek olarak, sektörün yaptığı repo işlemlerinin ve buna bağlı olarak bilanço dışına çıkarılan menkul değer tutarının azalmasının da menkul değerler portföyündeki artışa katkıda bulunduğu söylenebilir.

Yaşanan ekonomik durgunluk sonucu kredi portföylerinin kalitesinin azalması ve kredi açmanın riskli bir faaliyet durumuna gelmesi nedeniyle 1999 yılında da bankalar kaynaklarını risksiz kamu menkul kıymetlerine plase etmeye yöneldiklerinden menkul değerler portföyü reel olarak %60,8 oranında büyümüştür.

2000 yılında bütçenin faiz dışı dengesindeki iyileşme ve Hazinenin dış borçlanma imkanlarındaki artış sonucu iç borçlanma ihtiyacının azalması, bankaların menkul değerler cüzdanını azaltmış, bunun sonucunda 1999 yılında aktifler içinde yaklaşık %17 olan menkul değerler cüzdanın payı, 2000 yılında %11’e düşmüştür. Diğer taraftan, Mayıs ayında 19 bankanın piyasa yapıcısı olarak seçilmesi ile Piyasa Yapıcılığı sistemine geçilmesi bankaların menkul değerler cüzdanı içinde DİBS’lerin ağırlığının artmasına neden olmuştur.

Kamu bankalarına görev zararlarının tasfiyesi, TMSF bankalarına sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla devlet iç borçlanma senetleri verilmesinin yanısıra özel bankaların da Haziran ayında gerçekleştirilen borç takası sonucu almış oldukları kamu kağıtlarından ötürü menkul kıymet stoklarının artması sonucunda, 2001 yılında uzun vadeli kamu kağıtlarından oluşan bağlı menkul kıymetlerin de dahil edildiği bankacılık sektörünün menkul değerler portföyü nominal bazda % 185,3, reel bazda ise % 51,3 oranında artış göstermiştir.

2002 yılının ilk dokuz aylık döneminde menkul kıymetlerde gerçekleşen reel artış ise % 14,4 olmuştur.

-Kamunun kaynak ihtiyacına bağlı olarak Bankacılık sektörünün menkul kıymetler hacminin arttığı veya azaldığı görülmektedir.

5/5-AKTİFLER

Aktiflerin Yıllar İtibariyle Gelişimi

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:5’de görüldüğü gibi;

1994’te yaşanan finansal kriz sonucu TL.nin yüksek oranda devalüasyonunun yanısıra bankaların yıl içinde önemli miktarda dış borç ödemesi neticesinde Türk bankacılık sektörünün konsolide iş hacmi reel olarak yaklaşık %23 oranında küçülmüştür.

1995 yılında ekonominin yeniden canlanması paralelinde ise sektörün toplam aktifleri nominal olarak %103,2, reel olarak ise %23,2 oranında büyümüştür.

1996 yılında ekonomideki büyüme performansının da üzerinde reel olarak %18,2 oranında büyüme gerçekleştiren bankacılık sektöründe büyüme; krediler ve menkul değerlerdeki artıştan kaynaklanmıştır.

1997 yılında da reel olarak %13,3 oranında büyüyen toplam aktiflerin milli gelir içindeki payı artmaya devam etmiş ve %59’dan % 65’e yükselmiştir.

Büyümesini 1998 yılında da sürdüren bankacılık sektörünün toplam aktifleri reel olarak %23 oranında artarken, milli gelire oranı da %69’a yükselmiştir. Enflasyonun önceki yıla göre düşüş eğilimine girmesi, kurlardaki göreli istikrar, repo hacminin reel olarak daralması ve döviz mevduattan TL. mevduata geçiş, büyümenin temellerini oluşturmuştur.

Mali yapısı bozulan üç bankanın (Interbank, Türk Ticaret Bankası ve Bank Ekspress) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredildiği 1999 yılı, bir önceki yılda yaşanan olumsuz gelişmelerin bankaların bilançolarına yansıdığı bir yıl olmuştur. Buna rağmen, Fon’a devredilen bankalar da dahil olmak üzere bankacılık sektörünün toplam varlıkları, 1999 yılında reel bazda yaklaşık %20 oranında artarak 72.1 katrilyona ulaşmıştır. GSMH’nın 1999 yılında azalması, bankacılık sektörü toplam aktiflerinin GSMH içindeki payını önemli ölçüde artırmıştır.

2000 yılında toplam aktifler önceki yıllarda görülen artışların oldukça altında reel bazda yaklaşık %9 oranında büyümüş, toplam aktiflerin milli gelire oranı ise gerilemiştir. Kamu bankalarının toplam aktifler içindeki payı yavaş da olsa azaltılmış, fondaki bankaların özel sermayeli ticaret bankaları grubundan ayrılmaları nedeniyle, bu grubun sektör payları azalmıştır.

2001 yılında yaşanan kriz ise bankacılık sektörünün aktif kalitesinin zayıflamasına yol açmış, ekonomideki daralma ve banka sayısındaki gerileme paralelinde toplam aktifler reel olarak %14,1 oranında daralmıştır. Kamu bankalarının aktif toplamı %20 oranında azalırken, özel sermayeli bankaların toplam aktifleri yaklaşık %1 oranında artış göstermiştir.

2002 yılının ilk dokuz aylık döneminde ise toplam aktifler reel bazda %0,2 oranında artarak 202 katrilyon olarak gerçekleşmiş, aktifler içinde en büyük payı, Şubat 2002’den itibaren bilanço içinde izlenmeye başlayan repo işlemleri nedeniyle artan menkul kıymetler cüzdanı oluşturmuştur.

-Yıllar itibariyle reel olarak artarken ekonomik kriz dönemlerinde düşüşe geçen bankacılık sektörünün toplam aktifleri krizden en çok etkilenen kurumların bankalar olduğunu teyit etmektedir.

-Yaşanan ekonomik krizin yıkıcı etkilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak uygulanan program neticesinde bankacılık sektöründe yapılan köklü reformlar sonucu sektörün aktifleri içinde kamu bankalarının aktifleri azalırken özel bankaların aktifleri artış göstermektedir.

5/6-ÖZKAYNAKLAR

Özkaynakların Yıllar İtibariyle Gelişimi

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:6’da görüldüğü gibi;

Özkaynaklarda, 1993 yılında gerçekleşen %28’lik reel artışın aksine 1994 yılında oluşan %30,7 oranındaki daralmada; sistemde gerçekleşen zararların yanısıra karlılık performansının düşmesi sonucu ödenmiş sermaye ve rezervlerde yaşanan kaybın da önemli etkisi olmuştur. Her ne kadar 1995 yılında sistemin kar ve dolayısıyla özkaynak rakamlarında enflasyonun üzerinde bir artış kaydedilmiş olsa da, göreli bir iyileşmeye rağmen ortalama özkaynak karlılığı enflasyonun gerisinde kalmaya devam etmiştir.

1996 yılında sistemin özkaynaklarının nominal olarak %118,2, reel olarak da %18 oranında artarak 799 trilyon TL’ye çıkmasına ve ödenmiş sermayede reel büyüme gerçekleşmesine rağmen, yedek akçeler ve değerleme fonlarındaki artışın yavaşlaması ve birikmiş zararlar, özkaynaklardaki artışı sınırlı kılmıştır.

1997 yılında toplam özkaynaklar reel olarak %19,7 oranında artmış, özkaynaklardaki artışa en önemli katkı ödenmiş sermayeden gelmiş, Hükümet 1997 yılının ikinci yarısından itibaren kamusal sermayeli ticaret bankalarının özkaynaklarının güçlendirilmesi amacıyla bu bankaların ödenmiş sermayesini yükseltmiştir.

1998 yılında da bir önceki yıla göre reel olarak %16,7 oranında artan özkaynak artışına en önemli katkı ödenmiş sermayeden gelmiş, sistemde gerçekleşen zarar hacminin 1998 yılında da büyümeye devam etmesi, özkaynak artışını sınırlandırmaya devam etmiştir.

1999 yılında reel olarak yaklaşık %21 oranında azalan özkaynaklardaki daralmanın nedeni; 1999 yılında devredilen bankalarla birlikte sayısı 7’ye ulaşan fon bankalarının yüksek miktardaki zararları olmuştur.

2000 yılında fona devredilen bankaların özkaynaklar üzerinde olumsuz etkileri olmasına karşın Kasım ayı sonunda mali piyasalarda yaşanan krizin etkilerinin bilançolara tam olarak yansımaması ve düşük enflasyonun da etkisiyle 2000 yılı sonunda toplam özkaynaklar reel olarak yaklaşık %36 oranında artış göstermiştir.

2001 yılında toplam özkaynaklar bir önceki yıla göre reel olarak yaklaşık %0,9 oranında azalırken, kamu bankalarına DİBS ve nakit biçiminde sermaye desteği yapılmasından dolayı bu bankaların özkaynakları reel olarak %119 oranında artmış, özel ve yabancı bankaların özkaynakları ise 2000 yılı Kasım ve 2001 yılı Şubat aylarında yaşanan krizin yarattığı etkiler nedeniyle reel olarak gerilemiştir.

2002 yılının ilk dokuz ayında ise sektörün özkaynaklarında, özel bankalarca hükümete verilen taahhütler çerçevesinde yapılan sermaye artırımları sonucu %21,7’lik reel artış gerçekleşmiştir.

-Yıllar itibariyle bankacılık sektöründe azalan karlılık performansı özkaynakların gelişimini olumsuz etkilemekte, kriz dönemlerinde artan zararlar özkaynakların hızla erimesine neden olmakta, özellikle Fon’a devredilen bankaların yüksek miktardaki zararları sektörün özkaynak toplamını düşürmektedir.

-Kamu bankalarına yönelik olarak gerçekleştirilen nakit ve DİBS cinsi sermaye desteği bu bankaların özkaynaklarını artırırken, özel ve yabancı bankaların özkaynakları reel olarak gerilemektedir.

5/7- KÂRLILIK

Karlılığın Yıllar İtibariyle Gelişimi

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:7’de görüldüğü gibi;

1994 yılı başında mali piyasalarda yaşanan kriz sonucunda faiz oranlarının artması nedeniyle kredi talebindeki düşüş ile yine faiz oranları ve kurlardaki artış nedeniyle mevcut menkul kıymet stoklarının değerindeki hızlı düşüş, sistemin en önemli gelir kaynağı olan faiz gelirlerini azaltmış, mevduata verilen yüksek oranlı faizler ise faiz giderlerini önemli miktarda artırmıştır Bu dönemde komisyon gelirleri ve diğer gelirde gerçekleşen reel daralma ile TL.nin hızlı değer kaybı sonucunda oluşan kambiyo zararlarındaki artış da, 1994 yılında sektörün net karının reel olarak % 37,3 oranında azalmasına neden olmuştur.

1994 yılında hızla artan net kambiyo zararının azalması ve ekonomideki canlanma paralelinde oluşan büyümenin TL. aktiflere olan talebi canlandırması sonucunda artan sermaye piyasası gelirlerinin de etkisiyle 1995 yılında net faiz dışı gelirlerdeki artış karlılığa önemli miktarda katkıda bulunmuş ve sistemin net karı reel olarak % 58’e yakın artış göstermiştir.

1996 yılında sektörün reel karında kaydedilen artışta, faiz gelirlerindeki reel artışın faiz giderlerindeki artıştan fazla olması etkili olmuştur. Toplam karın % 124 oranında arttığı sektörde, net kar artışı nominal olarak % 166,3 iken, reel bazdaki artış % 21,6 seviyesinde olmuştur.

1997 yılının özellikle ikinci yarısından itibaren enflasyonun yükselme eğilimine girmesi, vergi kanunu ve menkul kıymet gelirlerinin beyanı ile ilgili belirsizlikler ve körfezde yaşanan gerginlik faiz oranlarını artış eğilimine sokmuş, ekonomide oluşan kısa vadeli TL. talebi günlük repo işlemlerini artırmak suretiyle bankaların maliyetini yükseltmiş, açık pozisyondaki büyümeye paralel olarak kambiyo işlem zararları artmış, menkul kıymet işlemlerinin banka dışına çıkarılması ile sermaye piyasası işlem gelirlerinin banka gelirleri içindeki payı da azalmıştır. Faiz dışı gelirlerdeki bu azalma bankaların karlılığını önemli oranda etkilemiş, sektörün toplam karı % 122 oranında artarken, toplam zarar çok büyük bir oranda artarak 8,8 trilyondan 162,2 trilyona çıkmış, ancak sektörün net karı 413 trilyon ile önceki yıla göre reel bazda % 16,4 oranında artmıştır.

Açık pozisyonlardaki artış sonucu, karlılığı 1998 yılında da devam ederek reel bazda % 30,9’a ulaşan bankacılık sektöründe, kâra en önemli katkı net faiz gelirlerinden gelmiş, bu dönemde faiz dışı gelirler azalarak 1994 yılından sonra ilk kez negatife dönmüş, bunda kambiyo zararlarındaki artış ile personel harcamalarındaki büyüme etkili olmuştur.

Bankacılık kesimi 1999 yılını 3,1 katrilyon zararla kapatmış, bu durum fondaki bankaların zararlarından kaynaklanmıştır. Sadece kar eden bankalar dikkate alındığında ise sektörün toplam karı % 95,1 oranında artmış, ancak sektörde kaydedilen % 457,6 oranındaki zarar artışı yılın zararla kapanmasına neden olmuştur. Borçlanma maliyetinin reel olarak artması, kredi kalitesinin bozulması nedeniyle ayrılan karşılık miktarının artması ve vergi düzenlemelerindeki değişikliklerin vergi yükünü artırması sistemin kar performansını olumsuz etkilemiştir. Kredi piyasasında yaşanan daralmanın sonucu olarak faiz gelirlerinde de söz konusu olan daralmaya karşın, sermaye piyasası işlem gelirleri ile iştirak satışlarından elde edilen gelirlerden ötürü faiz dışı gelirler 1999 yılında önemli oranda artmıştır.

1999 yılı sonunda kamu kağıtlarına getirilen sermaye vergisi, kredi kalitesinin bozulması nedeniyle ayrılan karşılık miktarının artması ve aktif getirisinin hızla düşmesinin yanısıra kaynak maliyetinin göreli olarak yüksek kalması, bankacılık sektörünün kar performansını olumsuz etkilemiş, 2000 yılında sistemde kar eden bankaların bir önceki yıla göre karları % 5 oranında azalırken, zarar eden bankaların zarar miktarı % 128,5 oranında artmış ve sonuçta sistemin net kar/zarar durumunda % 497,4’lük bir zarar artışı sözkonusu olmuştur. Sektörde faiz oranlarındaki düşüşe bağlı olarak faiz gelir ve gideri azalmış, döviz pozisyon açıkları büyümesine rağmen TL.’nin reel olarak değer kazanması nedeniyle kambiyo zararı düşmüştür. Diğer taraftan, sermaye piyasası işlem gelirlerinin azalmasına karşın faiz dışı gelirlerde bariz bir değişim söz konusu olmamıştır. Faiz dışı harcamalar ise vergi yükü ve personel giderlerindeki artış paralelinde artmaya devam etmiştir.

2001 yılında faiz oranları ve döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmalar ile ekonomideki daralma bankacılık sisteminin karlılığını olumsuz olarak etkilemiştir. Sektörün faiz gelirleri DİBS’lerden alınan faiz gelirlerindeki artış sonucu yükselirken, yüksek faiz oranları kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla mevduata ve diğer kaynaklar için verilen faiz giderlerini artırmıştır. Kamu bankaları ve TMSF bünyesindeki bankaların faiz giderleri sektörün toplam faiz giderlerinin yarısından fazlasını oluşturmuştur. Sonuçta, faiz gelirlerinin faiz giderlerinden daha hızlı artması nedeniyle bankaların net faiz gelirleri artış gösterirken, sektörün net faiz dışı gelirleri, kambiyo zararı ve sermaye piyasası işlem zararları nedeniyle düşüş göstermiştir. Böylece 2001 yılında net faiz gelirlerindeki yükselmeye rağmen karlılığın düşmesinin temel nedenleri, takipteki alacak karşılıkları ile faiz dışı giderler içinde yer alan kambiyo ve sermaye piyasası işlem zararlarının artması olmuştur.

2002 yılında krizin olumsuz etkilerinin azalmaya başlaması ve ekonomik göstergelerde kaydedilen olumlu gelişmeler, bankacılık sektörünün canlanmasına imkan vermiş ve sektörde kar sağlayan bankaların toplam kar rakamı % 309 oranında artmış, zararlardaki artış ise % 60 oranında gerçekleşmiştir. Sektörün net kar/zarar rakamında ise reel olarak % 29,6’lık artış sözkonusu olmuştur.

Bankacılık sektörünün 1993-2002 yılları arasında kriz dönemleri dışında reel olarak karlılığı, azalarak da olsa artmış, karlılığı artıran en önemli unsurlar kredi ve DİBS’lerden sağlanan faiz gelirleri olmuştur. 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ve sektörü derinden etkileyen kriz nedeniyle ise başta özel bankalar olmak üzere sektör bankaları zarar etmiştir.

5/8-BANKA, ŞUBE VE PERSONEL SAYILARI

Banka, Şube Ve Personel Sayılarının Yıllar İtibariyle Gelişimi

Yukarıdaki tablo ve ilişik Tablo:8’de görüldüğü gibi;

1993 yılında 70 olan banka sayısı; 1993-2002 yıllarını kapsayan 10 yıllık dönemde bazı bankaların bankacılık hizmetlerinden men edilmesi sonucu kapatılması, bazılarının önce TMSF’ye devredilmesi ve daha sonra devir, birleşme ve satış yoluyla diğer bankalarla birleştirilmesi sonucunda 2002 yılında 54’e düşmüş, yine bu dönem itibariyle 1993 yılında 6 adet olan kamusal sermayeli banka sayısı 3’e, 32 olan özel sermayeli banka sayısı 20’ye gerilemiş, kalkınma ve yatırım bankalarının sayısı ise 12’den 14’e çıkmıştır.

Toplam şube sayısı da bu gelişmelere paralel olarak 1993 yılındaki 6.228’lik düzeyinden 2000 yılında 7.837’ye çıkmış, ancak 2002 yılında 6.067’ye gerilemiştir.

1993 yılında 144.621 olan banka çalışan sayısı 1999 yılında 173.988’e çıkarken, Fona devir, birleştirme işlemleri ve bankacılık sektöründe yaşanan ağır krizin sonucu olarak işten çıkarmalar nedeniyle 2002 Eylül ayı itibariyle 129.332’ye gerilemiştir.

-Son yıllarda bankacılık sektöründe banka, şube ve personel sayısı, uygulanmakta olan ekonomik programın en önemli unsurlarından birisi olan; bankacılık sektöründe yeniden yapılandırmayı gerçekleştirmek amacına paralel olarak BDDK’nın aldığı kararlar uyarınca azalmaktadır.

6.SONUÇ

1980’li yıllarda özellikle yabancı bankaların Türkiye’de hizmet vermeye başlamasıyla bankacılık sektöründe yaşanmaya başlayan yoğun rekabet ortamı, sektörü çok önemli evrelerden geçirmiş ve bankaları yeni pazarlama stratejileri geliştirmeye ve daha geniş kitlelere hizmet vermeye yöneltmiştir.

Bu kapsamda, müşterilerine daha iyi hizmet verebilmek, müşteri portföyünü artırarak personel ve işlem maliyetini düşürmek ve böylece şube personelinin ana konuları arasında olan satış yapmaya daha fazla zaman ayırmak için, ATM sayısı, on-line bağlantıya sahip şube sayısı, EFT ve SWIFT sistemlerinin kullanımını artıran, WAP bankacılığı, telefon bankacılığı ve internet bankacılığı gibi bireysel bankacılık hizmetleri vermeye başlayan bankalar bu konuda gerekli tüm yatırımlarını teknolojik gelişmeler paralelinde gerçekleştirmişlerdir.

Ancak, gerek altyapı ve teknoloji, gerekse uygulanan mevzuat, bilgi birikimi ve personel donanımı açısından AB bankacılığıyla rekabet edebilecek düzeyde bulunan sektörlerden biri olan bankacılık sektörü, global ve yerel bir takım olumsuzluklar neticesinde oluşan ekonomik ve mali krizlerden etkilenerek özellikle son on yıl içinde pekçok güçlükle karşılaşmış, özkaynak ve karlılık erozyonuna uğramıştır. Nitekim, 1994, 1998, 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerde Türk Bankacılık Sistemi derin yararlar almış ve reel sektörde faaliyet gösteren müşterilerin ekonomik durumlarının bozulması sonucunda, bankaların tahsili geciken alacaklar miktarı artmış, mali bünyeleri olumsuz yönde etkilenmiş ve karlılığı azalmıştır. Son on yılda yaşanan ciddi ekonomik ve mali sıkıntılara rağmen bankacılık kesiminin finansal büyüklüklerinde önemli gelişmeler de sağlanmış; bu çerçevede sektörün toplam aktif büyüklüğü 1993 yılında 1,1 katrilyon (72,5 milyar dolar) iken 2002 Eylül sonunda 202 katrilyona (122,4 milyar dolar), mevduat hacmi 1993 yılındaki 544 trilyonluk (37,7 milyar dolar) seviyeden 2002 Eylül sonunda 130 katrilyona (79 milyar dolar) çıkmıştır.

Sektörde bir dönem kullandırılan krediler içinde çok önemli yer tutan iskonto, SKA gibi krediler oldukça azalmış, döviz kredileri ile bireylere kullandırılan taksitli ihtiyaç, konut kredileri ve kredi kartları kullanımı artmış, devletin iç borç ihtiyacına bağlı olarak bankaların menkul kıymetlere bağladıkları kaynak miktarı yıllar itibariyle artış göstermiş, tüketici eğilimindeki değişikliklere paralel olarak da bankalarca kullandırılan kredilerin sektörel bazda dağılımında önemli değişiklikler söz konusu olmuştur.

Yaşanan küreselleşme akımlarının paralelinde ülkemizdeki müşteri gruplarının taleplerinde ve müşterilerin banka seçimi kriterlerinde de birtakım değişiklikler söz konusu olmuş; hizmet kalitesi, alınan ücret ve komisyonlar, beklenen getiri, güvenilirlik ve müşteriye yönelik davranışların yanısıra özellikle varlıklı müşteriler için ürün çeşitliliği ve gizliliğe verilen önem seçim kriterleri arasında ön plana çıkmıştır.

Son on yıl içinde, uluslararası alanda rekabet edebilme amacıyla eksiklerini tamamlayarak güçlenmeye çalışan ancak özellikle tüketici, konut ve özel sektör kredileri ile yatırım ve emeklilik fonları pazarında düşük penetrasyon oranlarına sahip olan, aktif karlılığı görece düşük düzeyde bulunan, operasyonel etkinliği zayıf olan, geri dönmeyen kredi oranı yüksek seviyede bulunan, ücret komisyon geliri düşük seviyede gerçekleşen sektörün tatmin edici bir faaliyet ve gelir düzeyine ulaşabilmesi için gelirlerini artırma, ilk etapta global bankacılık trendinde görüldüğü gibi faaliyetlerini merkezileştirerek, destek hizmetlerini outsource ederek, verimsiz birimlerini elimine etmek suretiyle maliyetlerini azaltma konusundaki çalışmaları devam etmektedir.

Sonuç olarak, Türk Bankacılık Sisteminde son 10 yıl içinde yapısal ve kurumsal bazda önemli değişiklikler olmuş, Avrupa bankalarıyla aynı zamanda elektronik bankacılık uygulamaları (ATM, Wap ve internet bankacılığı vb.) yapılmaya başlanmış olmasına rağmen, sektör 2001 yılında yaşanan krizden çok etkilenmiş, 2002 yılından itibaren ise alınan yapısal ve mali tedbirler sonucunda, bozulan dengeler yavaş da olsa düzelmeye başlamıştır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1. TBB Bankalarımız Kitabı (1993-2000), www.tbb.org.tr

2. T.C.Merkez Bankası Yıllık Raporları (1993-2001), www.tcmb.gov.tr

3. BDDK Bilanço Değerlendirmeleri (2001-2002 Eylül), www.bddk.org.tr

4. BKM, Kredi Kartı Verileri, www.bkm.com.tr

5. Bankacılık Sektöründe Tüketici Eğilimine İlişkin Muhtelif Makaleler

Etiketler: , , , , , ,

Yorum yazın